YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Şamil Tayyar'dan flaş 'Paralel Yapı' iddiası!
Şamil Tayyar'dan flaş 'Paralel Yapı' iddiası!
30 Nisan 2015 03:24
AK Partili vekil Şamil Tayyar, paralel yapı'nın şu an içinde bulunduğu ruh halini analiz etti. Tayyar, örgütün önümüzdeki günlerde daha kanlı eylemlere girişebileceğini söyledi.

24 TV'de Melik Yiğitel'in konuğu olan AK Parti Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar, Paralel Yapı'nın AK Parti'ye destek verdiği dönemden itibaren geçirdiği süreci ve savrulmalarını değerlendirdi.

Yolların ne zaman ayrıldığını, kırılma noktasının hangi olaylar olduğunu anlatan Tayyar, örgütün şu anki durumuyla ilgili de oldukça kritik bilgiler verdi. Paralel örgütün artık yavaş yavaş yeraltına inmeye başladığını, ama en önemlisi, yeterli mücadele yapılmazsa, önümüzdeki süreçte tehlikeli ve kanlı eylemlerle boy göstereceğini söyledi.

Şamil Tayyar şöyle konuştu:

Son eylem bir canlı bomba eylemiydi

Bu, aslında hukuk içinde canlı bomba eylemi gibi bir şey aslında. Çok farklı bir şey değil. Nasıl ki bir terör örgütü birinin üzerine bombaları bağlayıp ölüme gönderiyorsa, Cemaat de hakimleri, savcıları, personeli aynı şekilde "ölüme" gönderebiliyor. DHKP-C de, PKK da canlı bomba eylemleri için seçtikleri isimleri hep psikolojik problemleri olan, tedavisi mümkün olmayan hastalığa yakalanmış insanlar arasından seçiyordu.

Tahliye olayında paralel neyi amaçladı?

Burada paralel yapının irtifa kaybettiği bu dönemde, hem psikolojik üstünlüğü ele geçirmek, hem tabanını motive etmek, hem hükümete bir mesaj vermek, hem de ayakta kaldığı algısını oluşturmak için bu tür saldırılar planlamış gibi gözüküyor. Kendilerinin de, bunun sonuca ulaşmayacağını biliyor olmaları gerekirdi.

Ya ciddi bir akıl tutulması var, ya da gerçekten hala hükümeti köşeye sıkıştırabileceklerini varsayıyorlar. Bunun böyle olmayacağı gözüktü.

Devletin paralel yapıyla mücadele refleksi giderek güçleniyor

Diğer taraftan, belki sevindirici olan bir başka yönü, devletin paralel yapıyla mücadele refleksinin giderek güçlendiğini görüyoruz. Hala giderilmesi gereken eksikler var tabi ki. Bu tür olayları gerçekleşmeden önleyebilme kabiliyetimiz oldukça sınırlı gözüküyor. Keşke yaşanmadan sonlandırabilseydik daha iyi olurdu. Sonuçta burada birileri talimat veriyor. Hazırlanmış bir proje var, bu proje uygulanmak isteniyor ve bir yere kadar da getiriliyor. Eğer bu devlet paralel yapıyla mücadelede hassas ise, bunların takip edilmesi gerekir. Bunların operasyon planlarının önceden belirlenerek bozulması gerekir. Hala bozabilmiş değiliz. Ama en azından,  ortaya çıktıktan sonra kısa sürede yangını söndürme kabiliyetimiz gelişti. Üzülerek söylüyorum, buna bile sevinir hale geldik. Buradan çıkarmamız gereken çok önemli dersler var.

Türkiye'nin önünde iki kapı var

Kritik bir seçime gidiyoruz. Bana göre bu seçim Türkiye'nin en önemli seçimlerinden birisi. 2023 yolunda önümüzde iki kapı var. Bu iki kapıyı açtığımız zaman Cumhuriyet'in kuruluşunun 100. yıl dönümünde ortaya koyduğumuz projelerin önemli bir kısmını gerçekleştirme imkanımız söz konusu olacak. Bir, 2015. İki, 2019 seçimleri. Biz iki seçimden zaferle çıktığımız zaman Türkiye 2023 yılına Allah'ın izniyle o büyük hedefleri gerçekleştirmiş bir Türkiye olarak girecek.

Paralel yapı en başından beri neyin peşindeydi?

Kimileri Cemaat'in bir rejim tasavvurunun çok geçmiş yıllara uzandığını ifade ediyor. 30-40 yıl öncesine götürenler var. Olabilir. Bu bir tezdir. Gerçeklik payı da olabilir.

Ancak, Cemaat mensuplarının AK Parti iktidarı döneminde konumlandığı bir saf vardı. Bu saf bizim yanımızdı. Siyasi olarak bize destek verdiler. Birçok operasyonda bizim yanımızda yer aldılar. Biz Türkiye'yi vesayetten kurtarmaya çalışırken onlar da bu mücadelenin içerisinde yer aldılar.

Farklı hedefler için ortak düşman belirleyip birlikte yürümüşüz

Zaman içerisinde bir şey fark edildi ki, aynı safta konumlanmış olmamıza rağmen, biz ileri demokrasiyi inşa etmeye çalışırken onlar kendi iktidarlarını inşa etmeye çalışmışlar. Yani farklı hedefler için biz ortak düşman belirleyip birlikte yürümüşüz. Şimdi bunu daha iyi çözümleyebiliyoruz.

One minute ve 7 şubat kırılma noktalarıydı

Peki bu ayrışma ne zaman başladı? Davos'ta başladı. Kırılma noktası One Minute'tur. Buna rağmen biz bunu MİT operasyonuyla (7 Şubat) farkettik. Eğer One Minute çıkışıyla beraber bu Cemaat hükümet karşıtı delil ve belge üretmeye başlarken bunu eğer farkedebilseydik MİT operasyonu olmayacaktı. Dolayısıyla zincirleme, Gezi olayları bu kadar vahim bir boyuta ulaşmayacaktı, 17-25 Aralık operasyonları asla olmayacaktı.

Peki Davos ne?

Dönemin Başbakanı, şimdi Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan'ın 29 Ocak 2009'da Davos'ta İsrail Cumhurbaşkanı'na bir meydan okuması var. Ve İsrail Cumhurbaşkanı üzerinden aslında dünyadaki adaletsizliğe bir isyanı var. Ve bu isyanla beraber artık o küresel denklemi oluşturan ve dünyanın sahibi olarak kendisini görenlerin artık Tayyip Erdoğan'sız bir Türkiye senaryosu ürettiklerini görüyoruz. Ve onunla beraber paralel yapıyı da harekete geçirdiklerini görüyoruz.

O ana kadar farklı taktikleri, farklı senaryoları hayata geçirdiler. Ancak paralel yapıyı topyekün bir savaşa sürdükleri süreç ise 17-25 Aralık operasyonlarıyla ortaya çıktı. O ana kadar farklı aktörlerle kendilerini gösterdiler. Mesela 7 Şubat MİT operasyonu bir girift operasyondu. Paralel yapının da içinde yer aldığı, ama derin devlet artıklarının da bu ittifaka eklemlendiği bir operasyondu. Gezi olaylarıyla sokaktan iktidar devşirmeye çalıştılar. Ulusalcıları ön plana koydular ama gerisine paralel yapıyı eklemlediler.

Son çare paralel yapı sahaya sürüldü

Ama 17 Aralık'ta paralel yapıyı tümden sahaya sürdüler. Çünkü 17 Aralık'a kadar denenmiş hiçbir yöntem başarıya ulaşmadı. MİT ulaşmadı, Gezi olayları ulaşmadı. Onlar için bir altın vuruştu. Ve bunu başaramadılar. Çünkü iki ayaklarını bir pabuca sokan, mutlaka sonuç almaları gerektiğini düşündükleri kritik bir seçim vardı. O seçim cumhurbaşkanlığı seçimiydi. Bu cumhurbaşkanlığı seçimini önemli kılan ise, iki temel sebep vardı. Birincisi, Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olma ihtimaliydi ki şükürler olsun gerçekleşti. İkincisi de başkanlık modeli.

Dizginlenemez bir Türkiye'den korktular

Eğer Türkiye yönetme biçimini değiştirirse, bir yeni sistemi inşa ederse, hele bir de bunun başına  Recep Tayyip Erdoğan'ı getirirse, Türkiye artık prangalarından tümüyle kurtulmuş ve dizginlenemez hale gelir, 2023 hedeflerini gerçekleştirir ve dünyanın gelişmiş en büyük ekonomisine sahip 10 ülke arasına girdiği zaman artık o da küresel denklemde söz sahibi olur ve masanın etrafında yer alır.

Nasıl Amerika bugün dünya adına söz söylüyorsa, Rusya, Hindistan, Fransa, Almanya söz sahibiyse, artık Türkiye'de söz sahibi olur. Yani Türkiye'ye rağmen dünyada hesabın yapılamayacağı bir süreci doğurmuş olurdu.

Onlar kendi iktidarlarına ortak istemediler. Yani, "ya durun kardeşim, biz zaten üç-beş kişi paylaşamıyoruz, bir de Türkiye çıkacak" dediler. Türkiye artık dünya adına söz sahibi olmak istedi. Onlar da dediler ki, "hayır kardeşim sana biçtiğimiz rol farklı. Bizim sana biçtiğimiz rol piyon rolü. Piyon olarak eğer oyun içinde yer alırsan, biz sana ne dersek onu yaparsan hiçbir problem olmaz. Ensesine vurulduğu zaman ağzından lokması alınan bir ülke olarak kaderine razıysan biz seninle yol arkadaşlığı yaparız. Ama değilsen, sana biz bu fırsatı vermeyiz" dediler.

Tayyip Erdoğan'sız bir projeyle, güçsüz, zayıf, içine kapanmış bir Türkiye'yi gerçekleştirmek istediler. Bunu Mısır'da başardılar.

150 milyar doları yöneten bir güç: cemaat

Cemaat 160 ülkede örgütlendi. Yaklaşık 150 milyar doları finanse eden bir büyük güce dönüştü. Takdir edersiniz ki, 160 ülkede eğer bir yapı örgütlenebiliyor ise bunun arkasında güçlü bir iradenin, bir aklın olması gerekir. Rastgele, tesadüfen olmaz.

Bu Fethullah gülen'le olacak iş değil

Dünyanın en problemli çatışma alanlarında bile örgütlenebilecek güce sahip olacaksınız, oralarda (birçok ülkede bankacılık faaliyeti bile yoktur) para transferleri yapacaksınız, bütün bu işlemleri gerçekleştirirken bir büyük ülkenin istihbarat örgütü arkanızda yok ise bunları başarmanız asla mümkün değil. CIA'sı, MOSSAD'ı olmadan. Hatta Türkiye'deki istihbarat örgütleri desteklemeden dahi olmaz. Bu Fethullah Gülen'le olacak iş değil.

Elinizi kolunuzu sallaya sallaya uçakta para taşıyamazsınız

Diyelim ki, Cemaat Kamboçya'da okul açıyor. Oraya para gönderiyor. Ve girdiğiniz zaman, Kamboçya'nın yarısında çok ciddi terör eylemleri var, oradaki tehlikeyi bertaraf edecek, oraya para ulaştıracak bir mekanizmaya ihtiyaç var. O okullara para transferlerini, Türkiye'deki istihbarat birimlerinin desteğiyle çantalarla, valizlerle taşıdılar. Şimdi biliyorsunuz, x-ray cihazlarından geçerken çantada belli bir miktarın üzerinde para varsa size "durun bakalım, bu para neyin nesi" diye soruyorlar. Siz bugün elinizi kolunuzu sallaya sallaya uçakta para taşıyamazsınız. Ama taşıdılar. Kamboçya'ya, Tayland'a, Romanya'ya, oraya buraya paralar taşıdılar.

Bazı yerlerde Türkiye'den para çıkışlarında MİT'i ve Emniyet İstihbarat'ı kullandılar. Peki diğer ülkelere başka ülkelerden kaynak transferi yaparken hangi istihbarat örgütleri devredeydi? Burada uluslararası bir networkten, bir ağdan bahsediyorum.

Peki böylesine büyük güçlü organizasyonun, ana unsuru haline gelmiş bu yapı bağımsız ve özgür olabilir mi? Asla mümkün değil.

Cemaat'e biçilen rol

Bunlara bir rol biçtiler. Dediler ki, "dinler arası diyalog". Ilımlı İslam projesi. Kuzey Afrika'da, Ortadoğu'da, Balkanlar'ın bir kısmında, Asya'da İslam topluluklarını yeni bir anlayışla formatlamaya yönelik bir senaryo ürettiler. Ve bu senaryoda Cemaat'e bir rol biçtiler. Yahudilerin temsilcileri, Hıristiyanların temsilcileri, Müslümanların temsilcileri bir araya geliyor, müslümanlar adına söz söyleyen isim ise Fethullah Gülen.

Yani seküler bir din anlayışını Fethullah Gülen üzerinden efektif hale getirmeye çalıştılar.

Kritik tarih 2009

Türkiye'ye ilişkin projedeki rolleri ise 2009'da başladı. Sayın Cumhurbaşkanımızın One Minute çıkışıyla beraber onlara ilave bir görev verildi. Yani o uluslararası rollerinin dışında bir ulusal rol daha verildi. O da Tayyip Erdoğan'ı önce bir dizginlemek. Bunun böyle olmadığı görüldü.

O tarihten itibaren, 17-25 Aralık'ın temelini oluşturan, bir e-posta yoluyla teknik takibe başladılar. Binlerce insanla ilgili çok ciddi bir arşiv sistemi oluşturdular. Ve bu arşivde, tehdit ve şantaj yoluyla hükümete bir ayar vermeye çalıştılar. Ayarlarla hükümet arzu edilen noktaya gelmeyince en son kendileri bir intihar saldırısına giriştiler: 17-25 Aralık. 30 Mart'a doğru, 10 Ağustos'a doğru periyodik olarak bunları kullandılar.

Yeraltına inmeye başladılar

Şimdi geldiğimiz noktada, öyle bir hal aldılar ki, şu anda en az DHKP-C kadar, en az PKK kadar, en az DEAŞ kadar tehlikeli bir yola doğru hızla ilerliyorlar. Yeraltına doğru inmeye başlıyorlar. Bugün gözaltına alınan ve ifadesine başvurulan Osman Özsoy'un "bu işler üç beş yiğit adama bakar" lafı bu illegal yapılanmanın izdüşümüdür. Bunlar öyle tesadüfen söylenmiş laflar değil. Ve belli bir grup yavaş yavaş yeraltına doğru inmeye başladı. Kanlı birçok eyleme girişebilirler. Şu ana kadar birçok operasyon içerisinde gözükmeyebilirler ama bundan sonra birçok kanlı eylemin içerisinde olabilirler.

Çağlayan olayı ve elektrik kesintileri kesinlikle birbiriyle bağlantılı

Ben iddialı bir şey söyleyeyim. Bakın Çağlayan'daki (savcımızın şehit edildiği) olayla elektrik kesintileri aynı gün yaşandı. Elektrik kesintileri öğleden önce, öğleden sonraysa Çağlayan'daki saldırı. Daha sonra yaptığımız incelemelerde, araştırmalarda gördük ki, bu elektrik kesintileri tamamen bir paralel yapı operasyonudur. Bununla ilgili yürütülen idari soruşturma sonuçlandıktan sonra bunun adli boyutunun da mutlaka ama mutlaka  olması gerekir.

TEİAŞ'ta çok güçlüler

Cumhuriyet tarihinden bu yana, benzer bir hadisenin yaşanmamış olması, bunların TEİAŞ içerisinde ne kadar güçlü olduklarını gösteriyor. Enerji Bakanlığı'nda paralel yapı organizasyonu çok güçlü ve etkilidir. Bunlarla çok ciddi bir mücadele veriliyor. En etkili olduğu alanlarda birisi de TEİAŞ'tır. Soruşturma devam ediyor.

Muhbirler ortada kaldı

Yine eşzamanlı DHKP-C operasyonu. Birçok vatandaşımız bilmeyebilir. Ergenekon ve Balyoz'la mücadele döneminde istihbarat, terör, asayiş gibi emniyetin o kritik birimlerini ele geçiren paralel yapı, bu esnada çok fazlaca muhbir edindi. Veya o örgütlerin içerisine muhbir soktu. KCK'nın, PKK'nın, DHKP-C'nin ve benzer terör gruplarının içerisinde paralel yapının yerleştirdiği çok fazla muhbir var. Paralel yapıyla mücadele kapsamında bunların önemli bir kısmı tasfiye olunca, bu muhbirler ortada kaldı. Şu anda devletin yeni unsurlarıyla ilişki kuramıyor. Diğer taraftan, farkedilirse, örgüte de tam monte olamıyor, infaz edilecek. Paralel yapıyla da halen bağları devam ediyor. Paralel yapı bunları deşifre ederse, örgüt tarafından infaz edilirler. Onun için bu muhbirler aracılığıyla paralel yapı halen bu tür örgütler üzerinde etkilerini eskisi kadar olmasa da sürdürebiliyorlar ve bilgi edinebiliyorlar.

Çağlayan'daki hadiseden paralel yapının önceden haberdar olduğunu düşünüyorum. Hatta onları bu eylemi planlamalarından katkıları olduğunu düşünüyorum. Aynı güne denk gelmesi asla tesadüf değildir.

Bundan sonra paralel yapı, PKK içindeki unsurları, DHKP-C içindeki unsurları kullanarak benzer birçok eylemi gerçekleştirebilir. Buna karşı dikkatli olmak lazım. Eğer bu mücadele zaafa uğrar, kesintiye uğrar, üzerine gidilmez ise Allah korusun Çağlayan'daki gibi birçok hadise gerçekleşebilir.

Sayın Recep Tayyip Erdoğan'daki hassasiyet devletin birçok kurumunda yok. HSYK bile karar vermek için mesai saatini bekledi. Adamlar haftasonu mesai bitiminde operasyon çekiyor, ama senin birimlerin  haftasonu tatilini bitirecek, ondan sonra kalkacak mesai saatinde toplantı yapacak. Böyle bir şey olmaz. Bu hassasiyetin gelişmesi lazım. Böyle mücadele içinde yiğit adamlara ihtiyaç var.

"Niye Cumhurbaşkanı konuşuyor" diyorlar. E ne yapsın kardeşim, adamın yüreği yanıyor. İsyan ediyor. Siz de konuşturmayın. Niye bekliyorsunuz iki gün.

 

STAR GAZETE

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler