YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
'Reşadiye, Cemil Bayık'ın işi'
'Reşadiye, Cemil Bayık'ın işi'
16 Nisan 2010 09:49
Kandil'deki PKK lideri, "Merkez eylemi değildi, tasvip etmedik" dedi. Kuşkular, Cemil Bayık'ın üzerinde. Karayılan, Habur şovu için de "Devlet üniformayı çıkar diyebilirdi" diye konuştu.

Murat Karayılan, Habertürk Gazetesi'nden Amberin Zaman'a konuştu.

İşte O Röportaj:

Kandil'deki PKK lideri, "Merkez eylemi değildi, tasvip etmedik" dedi. Kuşkular, Cemil Bayık'ın üzerinde. Karayılan, Habur şovu için de "Devlet üniformayı çıkar diyebilirdi" diye konuştu.

 

 

Reşadiye'deki hain pusu Bayık'ın işi!

 

7 Aralık 2009'da, Tokat'ın Reşadiye İlçesi'nde pusu kuran PKK'lı militanlar, 7 askerimizi şehit etmişti. Saldırıyı üç gün sonra üstlenen PKK, eylemin merkezden bağımsız olarak yerel bir grup tarafından düzenlendiğini iddia etti. Görüştüğüm birçok kaynakların iddialarına göre bu saldırı, İran'a yakın Cemil Bayık tarafından planlanmıştı

 

GEÇTİĞİMİZ günlerde bu gazetede Ece Temelkuran imzalı çok önemli bir yazı dizisi yayınlandı. Anımsayacağınız gibi dizi "Büyük Tanışma" başlığını taşıyordu. Kürt olsun Alevi olsun, inançlı olsun laik olsun toplumumuzun farklı ama aslında birçok yanlarıyla hiç de farklı olmayan kesimlerini bizlere anlatmaktan öte hissettirmeyi başardı Ece. Bizleri empatiye çağırdı. Ben de yeni katıldığım HABERTÜRK Gazetesi aracılığıyla bir de "dağdakiler"le, yani PKK'yla "tanışsak" dedim.

 

BU TOPRAKLARIN İNSANLARI

 

Onları nasıl sıfatlandırırsak sıfatlandıralım, önemli çoğunluğu bu ülkenin vatandaşları, bu toprakların evlatları. Evet canlarımızı çok çok yaktılar, askerlerimizi, masum insanları katlettiler. Ama onlar da neticede etten kemikten insan. Onlar da büyük kayıplar verdi. Konuyu Genel Yayın Yönetmenimiz Fatih Altaylı'ya açtığımda tepkisinin ne olacağını tam olarak kestiremiyordum.

Tereddütsüz biçimde, "Çok güzel olur Amberin" dediğinde itiraf etmeliyim ki çok şaşırdım. Sevindim. Heyecanlandım. Bu diziye başlarken ben de sevgili okurlarımızı empatiye çağırıyorum. Bu satırları okurken zaman zaman gerilebilirsiniz. Bana kızabilirsiniz. Sizleri çok iyi anlıyorum. Ama Kürt sorunu, Türkiye'nin en derin, en sancılı, en çetrefil sorunu. Bu sorun çözülmeden, çeyrek asrı aşan süredir akan kan durmadıkça, silahlar susmadıkça Türkiye hak ettiği huzura, refaha, toplumsal barışa, kalıcı demokrasiye, uluslararası itibar ve güce kavuşamaz. Geçen yılın şubat ayında Abdullah Gül, Tahran'a giderken benim de aralarında bulunduğum bir grup gazeteciye "Kürt meselesiyle ilgili iyi şeyler olacağını" müjdelemişti. Ardından Başbakan Tayyip Erdoğan, Meclis'te Kürt ve Türk anaların ortak acılarını dillendiren en cesur konuşmalarından birini yaptı. Akabinde İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Kürt açılımına start verdi. Ve 19 Ekim günü 8'i PKK militanı, gerisi Mahmur kampından olmak üzere toplam 34 kişinin Habur'dan giriş yaparak "teslim" olmalarıyla birlikte barış umutlarımız iyice pekişti. Ancak grubun gerilla kıyafetleriyle yaptıkları "zafer" gösterileri, toplumda büyük öfke yarattı. Geriye dönüşler hükümetin emriyle durduruldu. Bir de üstüne 7 askerimizin şehit olduğu PKK'nın Tokat Reşadiye saldırısı binince Kürt açılımı kapanıverdi.

Bu noktaya nasıl gelindi? Barışı dinamitleyen Reşadiye saldırısının arkasında kimler vardı? Eylemi PKK üstlenmişti, ancak merkezden planlanan bir saldırı olmadığını savunmuştu. Bu da PKK'nın içinde bölünmelere işaret ediyordu. Belki de devreye barışı baltalamak isteyen "derin" güçler girmişti. Bir yandan başta ifade ettiğim gibi "PKK'yla tanışmak" amacıyla, diğer yandan bu soruların cevabını araştırmak üzere örgütün dağdaki "bir numarası" olarak anılan Murat Karayılan'la röportaj yapmak üzere işe koyuldum. Reşadiye'den beri Türk basınına hiç konuşmayan Karayılan, bizlere hemen "Evet" dedi.

 

KANDİL'E YOLCULUK GECİKMELİ BAŞLADI

 

Fakat baharla birlikte operasyonlar mevsimi başlamıştı. PKK kamplarının bulunduğu Kandil bölgesi üzerinde gezinen "insansız uçak" Heronlar sürekli bomba yağdırıyor, Karayılan'la görüşmemiz sürekli erteleniyordu. Neyse görüşme günü geldi çattı. Kürtçe'den başka dil bilmeyen iki adam, beni Erbil'deki otelimden alıp bir arabaya bindirdi. Kandil'e yolculuk başlamıştı.

 

Savaş alanında piknik!

 

UFAK tefek, esmer ve soluk benizli olmanın avantajıyla hasta numarası da yaparak sırasıyla Mesud Barzani'ye bağlı KDP ve Celal Talabani'ye bağlı KYB'nin kontrol noktalarından rahatça geçtik. Ancak Kandil'e yakın Raniyah Kasabası'na geldiğimizde arabadan indirilip yedi çocuklu Iraklı Kürt bir ailenin arabasına sıkıştırıldım. Sonra tekrar aynı adamlar beni aldılar ve sonunda PKK'nın denetimindeki Kandil Dağı'nın eteklerine vardık.

Girişte PKK'nın bayrakları, bir de dağın yamacına yapılmış kocaman bir Abdullah Öcalan portresi vardı. Cuma günüydü, yani tatil günü. Kandil'de piknik yapmaya giden Iraklı Kürt aileler, PKK'lıların kontrol noktasında durup izin aldıktan sonra yollarına neşeli biçimde devam ediyorlardı. Dağ eteklerinde rengârenk giysili Kürtler halay çekip mangal yakıyorlardı. "Savaş alanında piknik, ne saçma, bunlar benimle dalga mı geçiyorlar?" diye düşünmeye başlarken bir köy evinin önünde durduk. İkisi kız ikisi erkek kendilerini "basıncı" diye tanıtan PKK'lı militanlar beni karşıladılar. Ve ardından saatler süren bekleyiş. "Karayılan, Heron engeline mi takıldı" derken kibarca cep telefonum elimden alındı, bir cipe bindirilip başka bir eve götürüldüm. Az sonra Murat Karayılan, yanında kadın militanların sorumlusu olduğu söylenen "Ronahi" kod adlı uzun boylu bir kadınla birlikte eve girdi ve 5 saat sürecek söyleşimiz başladı.

 

KARAYILAN'IN, 'HABUR ŞOV' İLE İLGİLİ DÜŞÜNDÜRÜCÜ SAVUNMASI:

 

Üniformaları devlet 'çıkar' diyebilirdi neden demedi?

 

KARAYILAN'ı en çok meşgul eden husus, Türkiye'nin yakında başlatacağını iddia ettiği "büyük askeri operasyon". Belli ki, bunu konuşmak istiyor ama biz söze, geriye dönüş fiyaskosuyla başlıyoruz. Geriye dönüş, iddia edildiği gibi MİT ve Iraklı Kürtlerin arabuluculuğuyla mı gerçekleşti?

 

Karayılan gülerek, "Tam olarak doğru değil. Direkt temastan ziyade dolaylı bazı şeyler olmuş olabilir" diyerek kaçamak cevap verdi.

 

GÜL'ÜN SÖZLERİ

 

Peki PKK'lılar, askeri giysilerle giriş yaparak, otobüs üstüne binip zafer turları atarak Türk halkını çıldırtacaklarını, hükümeti zor durumda bırakacaklarını bilmiyorlar mıydı? "Ya Habur'daki

şov?"

 

"Abdullah Gül'ün 'iyi şeyler olacağı' sözleri, ümit veren sözler olmuştur. Bizim de Kürt sorununun barışçıl, demokratik çözüme kavuşması için ciddi çabalar sergileme durumumuz vardı. 13 Nisan 2009'da tek taraflı eylem faaliyetlerini durdurduk. Bu süreci yumuşatan, çözüm zeminini olgunlaştıran bir adımdı" diyor Karayılan.

 

Ama hükümet 14 Nisan'dan başlayarak aralarında belediye başkanları olmak üzere yüzlerce DTP'liyi, PKK'dan talimat alıyorlar iddiasıyla tutukluyor. Ardından DTP'nin kapanması gündeme geliyor. "Süreç tıkanmıştı. Çözümde kararlılığımızı tüm Türk kamuoyuna göstermek amacıyla, bir de hükümetin niyetini anlamak üzere hem Kandil'den hem Mahmur'dan birer grup gönderilmesine karar verdik" diye sözlerini sürdürüyor Karayılan.

 

"Şov"a gelince, "Ne olduysa ikinci gün oldu" iddiasında bulunuyor Karayılan: "Barıştan yana olmayan MHP ve CHP kesimleri abartılı tepki verdiler. Oysa şimdiye kadar Kürtler, dağa çıkan evlatlarını hiç görmemiştir ya da cenazesini görmüştür. İlk kez evlatlarının dağdan canlı döndüğünü görünce sevinç yaşandı. Bunu biz tertiplemedik. Bu Kürt toplumunun içten gelen refleksiydi."

 

Peki ya üniformalar?

 

"Üniformalarını devlet 'çıkar' diyebilirdi, neden çıkar demediler? Bizi niye eleştiriyorlar ki?" diye cevap veriyor PKK'nın "bir numarası". Mantıklı bir soru aslında.

 

Açılımı baltalamaya yönelik bir operasyon

 

2009 yılının 7 Aralık günü, Tokat'ın Reşadiye İlçesi'nde pusu kuran PKK'lı militanlar, biri uzman çavuş, diğerleri er olmak üzere 7 askerimizi şehit etmişlerdi. Olayın akabinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'yi ayağa kaldıran bu eylem için, "Açılıma yönelik PKK provokasyonu" demişti. Saldırıyı üç gün sonra üstlenen PKK, eylemin merkezden bağımsız olarak yerel bir grup tarafından düzenlendiğini iddia etti, ama ayrıntıya girmedi. Görüştüğüm Batılı olsun, Kürt olsun birçok resmi kaynakların iddialarına göre saldırı, büyük ihtimalle İran'a yakın Cemil Bayık tarafından planlanmıştı. Ve evet, barış sürecini baltalamak amaçlı düzenlenen "derin" bir operasyondu. Ancak PKK'nın daha önce aralarında sivilleri de hedef alan eylemler için de örgüt "Bölge inisiyatifi" dememiş miydi? PKK ya yalan söylüyor, ya güçlerine hâkim değil, ya da içinde farklı gruplar barındırıyor. Peki Karayılan ne diyor bu konuda? Birincisi, 13 Nisan 2009'da alınan "eylemsizlik" kararının halen geçerli olduğunu vurgularken, "Eller tetiklerden çekilsin, biz barışa hazırız" diyor... Ve ekliyor: "Reşadiye olayı bizim hareketimizin merkezi olarak düzenleyip tertiplediği bir eylem değildi. Bizim tasvip etmediğimiz bir şey olarak eleştirilmiştir. Biz açıklama istedik. 'Neden?' diye sorduk."

 

Karayılan'a göre öne sürülen nedenlerin başında, bu grubun saldırıdan önce Roj TV'de yayımlanan bazı görüntülere karşı duydukları "infial" geliyormuş. Bizim de internette gördüğümüz söz konusu görüntülerde, Şırnak'ta öldürülen PKK'lıların olduğu iddia edilen cesetler askerler tarafından yerde sürükleniyor ve kafalarına tekme atılıyor. Hatta BDP konuyu Meclis'e taşımıştı. "Siz Türk medyasını eleştiriyorsunuz ama bu görüntüleri tekrar tekrar yayınlayarak Roj TV halkı provoke etmiş olmuyor mu?" diye sorduğumuzda, Karayılan "Evet" cevabını verdi. Peki eylemi yapanlar cezalandırılmış mıydı?

 

Karayılan'ın verdiği cevap son derece ilginç:

"Detaylara tam hâkim değilim." Bu da o güçlerin kendisine bağlı olmadığı ihtimalini ortaya koyuyor. "Ama somut ceza yok" diye tamamlıyor sözlerini.

 

'Taş atan çocuklar' dağa çıkıyor mu?

 

MAALESEF tam da hepimizin önceden tahmin ettiği üzere "kalpleri hızlı çarptığı" için, "terli" oldukları için eylemlere katıldıkları hükmedilerek dudak uçuklatıcı cezalara çarptırılan bir çocuk dağa çıkmış. "Hapis yatmaktansa buraya geliyorlar, yatanlar da çıkınca buraya geliyor" diyor, "Evin" kod adlı bir kadın militan: "Daha küçük oldukları için onlara silahlı eğitim vermiyoruz." Son yıllarda üniversiteden katılımlarda da büyük düşüş yaşanmış. Daha ziyade eğitimsiz ve fakir gençler çıkıyormuş dağa. Yaşları 13, 14'e düşmüş. "Onlara okuma yazma öğretiyoruz" diyorlar. Dinledikçe içim burkuluyor.

Habertürk

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler