YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Paşa'yı öldüren kurşun nereden sıkıldı? İşte cevabı...
Son gün ortaya çıkan Tuğ. Bahtiyar Aydın'’ın korumasının itirafları ve otopsi raporları sonrası kroki hazırlandı. İddianameye giren krokiye göre, Bahtiyar Aydın, askeriye içindeki çatı, kule ya da binalardan birinden Kanas’'la vuruldu.
Paşa'yı öldüren kurşun nereden sıkıldı? İşte cevabı...
23 Ekim 2013 / 08:08 Güncelleme: 23 Ekim 2013 / 08:56

Diyarbakır'daki faili meçhul cinayetleri soruşturan Cumhuriyet Savcısı Osman Coşkun, Lice’de 22 Ekim 1993 tarihinde Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın şehit edilmesiyle ilgili iddianameyi zaman aşımının dolacağı gün tamamladı.

İddianame, TMK'’nın 10. Maddesiyle Görevli 8. Ağır Ceza Mahkemesi'’nce kabul edildi. Böylece Bahtiyar Aydın cinayeti zaman aşımına uğramaktan kurtuldu. Bahtiyar Aydın dosyasını zaman aşımından kurtaran ise koruması Ayhan Esen’'in verdiği ifade doğrultusunda hazırlanan kroki oldu.

Paşa ile 14 sivil ölmüştü

Dönemin Jandarma Bölge Komutanı Tuğ. Aydın’'ın da bulunduğu 2’'si asker 16 kişinin ölümüyle ile ilgili hazırlanan iddianamede, Bahtiyar Paşa’'nın Lice Jandarma Komando Bölük Komutanlığı Binası önünde ‘kanas’ olarak tabir edilen uzun namlulu silahla öldürülmesiyle ilgili ayrıntılara yer verildi.

20 yıl önce Lice’'de çıkan olaylarda Bahtiyar Aydın, Uzman Çavuş Yüksel Bayar ile 14 vatandaşın öldüğü belirtilen iddianamede şu çarpıcı tespit yapıldı:

PKK olayı üstlenmedi

“Olayda, bir uzman çavuş, bir er ve bir polis memuru ile çok sayıda vatandaş yaralanmış, çok sayıda konut, iş yeri ve araç hasar görmüştür. Operasyonu Diyarbakır Jandarma Komutanı olan şüpheli Eşref Hatipoğlu yönetmiştir. Resmi tutanaklarda PKK'’lıların ilçeye saldırması nedeniyle bu sonucun meydana geldiği yazılmış, ancak örgüt o gün ilçeye kendilerinden saldıranın olmadığını ileri sürmüştür. Aradan geçen 20 yıla rağmen saldırıya katıldığı tespit edilen örgüt mensubu olmamıştır.”

Terör saldırısı kanıtı yok

“"Olay günü PKK terör örgütünün Lice ilçesine saldırdığına ve Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ı öldürdüğüne dair herhangi bir delil elde edilememiştir"” denilen suikastle ilgili olarak dönemin Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı Emekli Albay Eşref Hatipoğlu ve Üsteğmen Tünay Yanardağ, “şüpheli” sıfatıyla yer aldı.

Hatipoğlu ve Yanardağ hakkında, “Taammüden öldürme”, “Halkı isyana ve birbirini öldürmeye teşvik”, “Cürüm işlemek üzere teşekkül oluşturma” suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis ile 24 yıla kadar hapis istendi.

İtiraflarla kroki çizildi

İddianamenin seyrini değiştiren ise Bahtiyar Paşa vurulduğunda yanında olan koruması Başçavuş Ayhan Esen'’in itiraf niteliğindeki bant kaydında söyledikleri oldu. Esen’'in itirafları doğrultusunda suikastin krokisi çizildi. Krokiye göre Bahtiyar Aydın’'ın vurulma yeri ve kurşunun Aydın’'a giriş ve çıkışıyla ilgili otopsi raporları, ateşin Asayiş Komando Bölüğü’nün karşısındaki yerlerden değil de, Komando Bölüğü’nün içinden açıldığını işaret ediyor.

Bölük çatısı ya da kuleden

Raporlara göre kurşun Aydın'’ın yanağından girip çene altından çıktı. Bu da kurşunun Aydın’'dan daha yüksek yerden açıldığını gösteriyor. Kanas’'la vurulan Aydın'’ın, bu tüfek menzilinde vurulabileceği yüksek tepe bulunmuyor. Tek yükselti yakındaki Asayiş Bölüğü'’ndeki kule, çatı ve binalar.

Aydın'’ın yere düşüş açısı, vurulmadan önceki tanık beyanlarına göre duruş güzergahı da kurşunun atıldığı yerin bölüğün içi olduğunu gösteriyor.

İddianamede, “çok sayıda kişinin öldürülmesi ve yaralanması, ahırlarının, evlerini ve işyerlerinin yakılması ile bölge halkından çok sayıda kişinin PKK terör örgütüne katılması sağlandığından” şüphelilerin eylemlerinin ayrıca “halkı silahlı isyana teşvik suçunu” da oluşturduğu ifade edildi.

‘Çatışma var’ diye tuzağa çekildi!

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'na soruşturma kapsamında 2010 yılında ifade veren gizli tanık ‘Ataç’, Bahtiyar Aydın'’ın nasıl tuzağa çekildiğini şöyle anlatıyor:

“Abdülkerim Kırca'’ya bağlı olarak Diyarbakır JİTEM’'de Tim komutanı olarak görev yapmakta olan Üsteğmen Tünay Yanardağ ile Tuğgeneral Bahtiyar Aydın'’ın araları iyi değildi. Okuldaki anlaşmazlıkları Diyarbakır’'da da devam etti.

Yanardağ, Tuğgeneral Aydın’ı kast ederek, ‘Ankara’da bu heriften kurtulamadım, buraya geldim yine kurtulamadım, bu adam benim kurmay olmamı engelleyecek, bundan ancak öldürürsem kurtulurum, başımıza bela oldu’ diye sürekli bana anlatıyordu.

Ayrıca, Cemil kod adlı itirafçı şahısla birlikte Tünay Yanardağ, JİTEM adına bir duyum raporu hazırlayarak 22 Ekim 1993 tarihinde Lice’ye kalabalık bir terör örgütü mensubu tarafından eylem ve saldırı yapılacağını Diyarbakır’daki bölge komutanlığına bildirdi. Bu bildirim neticesinde Tuğgeneral Bahtiyar Aydın da birlikleri yerinde kontrol etmek, herhangi bir olumsuzluk yaşanmasını engellemek amacıyla korumaları ile birlikte helikopterle Lice’'ye gitti.

“Helikopter iniş yaptıktan sonra helikopterden inen Bahtiyar Aydın tugaya girdiği sırada, yaklaşık 300 metre mesafede çaprazında kavaklık bölgeden ‘Kanas’ ile Üsteğmen Tünay Yanardağ’ın organizesi ile tetikçilik görevini yapan Cemil kod veya aynı infaz timinde görevli bir başka kişi tarafından vurularak şehit edildi.”

11 saat çatışılan PKK’'lılardan hiçbiri neden öldürülemedi?

Bahtiyar Aydın iddianamesinin kamu kurumlarınca o dönem tutulan tutanaklara ilişkin ‘Dikkat çeken ayrıntılar’ bölümünde saldırının neden PKK saldırısı olamayacağıyla ilgili tespitler yapıldı:

Roket zırhı sadece çizer mi?

“11 saat süren çatışmada, sadece bir polis memurunun zırhlı araç içinde hafif yaralanması, bu memurun ifadesinin alınmaması, hiçbir teröristin ölü /yaralı ele geçirilememesi, gözaltına alınıp sorgulanan 74 kişinin ifade tutanakları, yakalama tutanakları, hangi delile dayanılarak gözaltına alındıklarına dair hiçbir belgenin bulunmaması, roket saldırısına maruz kaldığı ileri sürülen zırhlı araçta sadece zırh boyasının çizilmiş olması, şahıslara ve DEP’'li belediye başkanı olan belediyeye ait bina ve araçlarda ağır hasarın bulunmasına karşılık asıl hedef olması gereken emniyet ve askeri birlik binalarında hafif hasarın bulunması, vatandaşların nerede, nasıl öldürüldükleri, yaralıların nasıl yaralandıklarına dair herhangi tespitin yapılmaması, şehit öğretmen Ali Nurettin Soyer’'in yakınlarının talebi üzerine sonradan sadece vurulduğu yeri gösterir krokinin jandarma tarafından düzenlenerek savcılığa gönderilmiş olması dikkat çekmiştir.”

Güpegündüz nasıl görmediler?

İddianamede “gündüz saatlerinde bir ilçenin basılıp 11 saat boyunca çatışma sürmesine rağmen hiçbir teröristin ele geçirilemediği gibi, teröristleri gören kişilerin dahi bulunmaması, aradan geçen 20 seneye rağmen bu eyleme katılanların tespit edilememiş olması PKK’'nın bu saldırıyı gerçekleştirmediğini göstermiştir” denildi.

‘Susurluk’ tanımına uygun

Yargıtay 8. Ceza Dairesinin “Susurluk Davası” ilgili kararındaki, “terörle mücadele ettikleri gerekçesiyle devlet imkanlarını suç işlemek amacıyla kullanan görevlilerin teşkil ettikleri bir teşekkül” ifadesine atıfta bulunulan iddianamede, “Bu tespit gerek yapılanma gerekse kullanılan yöntemler açısından şüphelilerin oluşturduğu teşekkülle büyük benzerlikler arzetmiştir. Tüm deliller değerlendirildiğinde, şüphelilerin meydana getirdikleri örgütlenmenin ,’suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve bu örgüte üye olma’ suçlarını oluşturduğu sonucuna varılmıştır” denildi.

Yargısız infazlar dağa çıkardı

İddianamenin ‘sonuç ve talep’ bölümünde şu değerlendirme yapıldı:

“Bölgede bazıları, başa çıkamadığı hasmını, JİTEM'’e, bazılarını da PKK’'ya ispiyonlayarak öldürülmelerini sağlamışlar, bu şekilde bölgede ‘faili meçhul’ cinayetler artmıştır. Yargısız infazların artması, bölge insanının devletten soğumalarına ve dağa gidenlerin sayısının artmasına neden olmuştur.

Özellikle Musa Anter ve Vedat Aydın gibi tanınan ve sevilen kişilerin öldürülmeleri, Lice’n'in 2 defa yakılması, köy yakmalar ve boşaltılmalar örgüt tarafından suistimal edilerek halk silahlı isyana teşvik edilmiştir.”

 

STAR

Etiketler:
GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler