YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Paralelin casusluk ihaneti: Davalar farklı "senaryo" aynı
"Askeri casusluk" suçlamasıyla İstanbul ve İzmir'de açılan davaların dosyalarında çok sayıda benzerlik ve ortak noktanın bulunduğu belirtildi.
Paralelin casusluk ihaneti: Davalar farklı "senaryo" aynı
12 Aralık 2015 / 11:56 Güncelleme: 12 Aralık 2015 / 12:20

İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen 49'u muvazzaf 357 sanığın yargılandığı ve kamuoyunda "Askeri casusluk" olarak bilinen "Gizli bilgi ve belge bulundurma" davası ile İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 2012 yılında sonuçlanan 55 muvazzaf askerin yargılandığı "Askeri casusluk" dava dosyalarında çok sayıda benzer ve ortak nokta bulunduğu belirtildi.

İzmir ve İstanbul'daki davalarda yargılanan sanıkların avukatlarından Mahir Işıkay, yaptığı açıklamada, iki dava arasında kelime hatalarına varacak kadar benzerliğin olmasının davaların tek merkezden yönetildiğinin ispatı olduğunu savundu. 

Her iki dosyada dava isimlerinin aynı olduğuna dikkati çeken Işıkay, "Başından bu yana tüm bu dosyaların tek bir merkez tarafından üretildiğini, dosyaların 'kopyala yapıştır' yöntemi ile hazırlandığını, uygulayıcılarının yaptıkları hataların bile aynı olduğunu, kullanılan terminolojiden, sözde bulunan delillere, yapılan fişlemelere birçok ortak noktanın bulunduğunu söylüyoruz. Bu senaryonun yazarları, insanları tutsak eden, itibarsızlaştıran, sağlıklarına, canlarına mal olacak kadar vicdansızca saldıran, dijital terörü ülkemizle tanıştıran kişilerdir" dedi.

Soruşturmaların birer hafta arayla başladığını aktaran Işıkay, "Her iki dosyada ne Genelkurmay'ın, ne MİT'in ne de Jandarma'nın böyle bir örgütün varlığından haberleri vardır, tüm bu kurumlar uykudadır. Sadece Emniyet uyumamaktadır" dedi.

"Sözde aramalar da bulmalar da aynı"

Işıkay, iki dosyanın ihbar şeklinin aynı olduğunu, "vatansever ihbarcıların" yurt dışından isimsiz ve imzasız e-posta ile ihbarda bulunduğunu, bu ihbarcıların gerçekten var olup olmadıkları, ihbarların gerçekte nereden, kim tarafından gönderildiğinin hiçbir zaman araştırılmadığını söyledi.

İki davadaki aramaların da aynı şekilde yapıldığını, sözde delilleri bulma öyküsünün da aynı olduğunu belirten Işıkay, "Dijital deliller buzdolabı arkası, yatak altı, mutfak dolabı gibi yerlerde elle konulmuş gibi bulunur. Hem de hepsi siyah poşetler içinde. İstanbul'da 100'e yakın arama yapılmış, 3 tanesi usulsüz, İzmir'de 400'e yakın arama, 10 tane usulsüz. Her nasılsa sadece ve sadece bu aramalarda suç unsuru içeren dijitaller bulunmuştur" dedi.

Işıkay, aramalarda aynı teknik yetersizlik mazeretlerinin öne sürüldüğünü, kamera kaydı alınmadığı, alındıysa da sessiz çekim yapıldığı, kritik bölümlerin ya silindiğini ya da o anda kameranın arızalandığı, yedekleme için gerekli imaj makinesinin bulunmadığı ve çoğunda imaj alınmadığının dosyalarda sıklıkla ifade edildiğini anlattı.

"Casusu olmayan casusluk davaları"

Her iki dosyada sözde örgüt elemanlarının birbirleriyle iletişimlerinin de aynı şekilde resmedildiğini ifade eden Işıkay, "İkisinde de irtibat telepati ile sağlanır. İstanbul'da 56 sanık arasında tek bir telefon, telsiz, telgraf, posta, mail, kargo, kurye, duman, haber güvercini yoktu. İzmir'de 357 sanık arasında suç unsuru olabilecek ya da bu suçlarla ilgili tek bir görüşme yoktur. Sadece özel hayata ilişkin telefon görüşmeleri vardır. Bunun haricinde örgüt İstanbul gibi telepati ile haberleşmektedir" diye konuştu.

Işıkay, iki dosyanın ortak noktalarından birinin de "şantaj" olduğunu, iki davanın iddianamesinde de sayıları binleri aşan mağdur ve müşteki bulunmasına rağmen davalarda şantaja uğradığından şikayet eden kimsenin çıkmadığını, her iki sözde örgütün "casusu olmayan casusluk davası" olduğunu dile getirdi.

"Tek bir elden yazılırsa mümkündür"

İki dosyanın da amacının "itibarsızlaştırma" olduğunu savunan Işıkay, "Her iki örgüt de, 'Türk milletinin hassasiyetleri göz önüne alınarak' sözde tüm bilgi ve belgeler PKK, Yunanistan ve İsrail'e satacakken 'yakalanır'. Yine itibarsızlaştırmaya yönelik sözde deliller, her iki dosyada da uyuşturucu madde kullanan ya da kullanmaya yatkın, hayvan ve çocuk pornosu düşkünü, Silahlı Kuvvetler mensubu ya da bürokratlardır" dedi.

Işıkay, İzmir dosyasında iddianameye göre sözde örgüt üyesi farklı kişilerce yapıldığı iddia edilen fişlemelerde aynı cümle yapısı kullanıldığını belirterek, "Tam bir kadın düşkünü, tam bir bilgi kaynağı, tam bir maço, tam bir maden, tam bir bilgi hazinesi, tam bir kadın azmanı, tam bir proje başarısı, tam bir beyefendi gibi. Bu mümkün müdür? Tek bir elden yazılırsa mümkündür" ifadelerini kullandı.

"Dosyaya göre, TSK mensuplarının sözde yaptığı fişlemelerde, 'gceklübü' veya 'geceklüp' şeklindeki hatalı ifadeyi aynı şekilde kullanılması mümkün müdür  Yoksa bunlar tek bir el tarafından aynı hata ile yazılan ifade midir " diyen Işıkay, iddianamenin 49 farklı yerinde "Microsoft Word" dokümanları kast edilerek "World dosyası" ifadesinin kullanıldığını, aynı hataya ikinci Balyoz davası için hazırlanan polis fezlekelerinde de rastlandığını anlattı.

Hedeflenen savunma projeleri aynı

İki dosyada askeri ve savunma sanayisine ait projelere yer verildiğini söyleyen Işıkay, başka bir benzerliğin de sözde örgüt yöneticilerinin üyelerinden rütbesiz ve yaşça küçük olmasıyla kendisini gösterdiğine işaret etti.

Işıkay, "Koskoca generallere, amirallere, profesörlere, 24 yaşında bir üniversite öğrencisi ile 27 yaşında bir sekreter, emir komuta eder. Kaymakam kızı Safiye, babasını vali yapamaz ama Yüksek Askeri Şuraya etki edip amirallerin terfisini yaptırabilmektedir" diye konuştu.

Ortak deliller, ortak sanık ve mağdurlar

İstanbul'da "Kara kutu", İzmir'de "Pandora" gibi açılmayan süper şifreli dosyalardan bahsedildiğini de dile getiren Işıkay, iki davada bazı delillerin ve sanıklarının da ortak olduğunu belirterek, "Düşünün, İstanbul'un sözde 1 numaralı sanığı dahil 7 üyesi, İzmir dosyasında. Buna hala 'iki ayrı dosyadır, tek bir merkezin ürünü değildir, olsa olsa tesadüftür' denebilir mi " şeklinde konuştu.

 

AA

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler