YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Ömer Çelik: Vize serbestisi yoksa bire bir de yok
Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik, "Mevlüt Bey ile birlikte Timmermans ile görüşmemizde bir noktaya varacağız. Başbakanımıza ve Cumhurbaşkanımıza arz edeceğiz. Vize serbest olmazsa Türkiye “bire bir anlaşması”nı uygulamayacak" dedi.
Ömer Çelik: Vize serbestisi yoksa bire bir de yok
24 Haziran 2016 / 04:09 Güncelleme: 24 Haziran 2016 / 07:32

Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik, İtalyan muhataplarıyla temaslar için Roma’daydı.

Erdoğan da AB ile müzakerelere devam edilip edilmeyeceğinin halka sorulabileceğini söylemişken, Bakan Çelik Roma’da gazetecilerin sorularını yanıtlladı.

AB ile nasıl bir planlama yaptınız?

Önce Brüksel’e gittik. Terör yasası ve kişisel verileri koruma kanunuyla ilgili ilerleme sağlanması gerektiğini söylediler. 27 Mayıs’ta Mevlüt Bey ile (Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu) Antalya’da görüştük ve şöyle bir karara vardık: “Sizin teknik heyetiniz gelsin; bizim Adalet, AB ve Dışişleri bakanlıklarıyla görüşsün.” Bu görüşmeler yapıldı. Biz 3 bakan, sunulanları değerlendirdik.

Komisyon Başkanı Timmermans ile tekrar bir araya geleceğiz, nasıl bir ilerleme sağlayabiliriz bakacağız. Bizim yaptığımız düzenlemeler aslında çok daha koruyucu. Ama yazımla ilgili bazı hususlar olabilir, onlar tartışılır. Terör yasasıyla ilgili de bu şekilde ilerleme kaydedilebilir.

“Terörle mücadele kapasitemizin azalması söz konusu olamaz, buna imza atamayız” diye, net söylüyoruz. Onlarsa önerdikleri bazı şeylerin terörle mücadele kapasitemizi azaltmadığını söylüyorlar. Şöyle bir yol haritası çizeceğiz: Mevlüt Bey ile birlikte Timmermans ile görüşmemizde bir noktaya varacağız. Başbakan’ımıza ve Cumhurbaşkanı’mıza arz edeceğiz. Sonra ilerlemeye bakacağız. Vize serbest olmazsa Türkiye “bire bir anlaşması”nı uygulamayacak.

Tüm bu görüşme trafiğinin kapsamı vize serbestisi ve “bire bir anlaşması” mı?

Tabii. Ama şöyle bir şey var; vize serbestisi ile “bire bir anlaşması”nı birbirine biz bağlamadık. Diyorlar ki: “Göçmen krizini kullanıyorsunuz.” Bu tamamen AB’nin gündeme getirdiği bir şey. “Göç krizi, işbirliğini yeniden ele almak için bir fırsat oldu” denilerek bunlar birbirine bağlandı.

“Bire bir” mekanizması, gönüllü yerleştirme, 3 milyar Euro ve vize serbestlisi meselesi, siyaseten artık birbirine bağlı. Ama sanki göçmen meselesinden sonra vize serbestisi ya da göçmen meselesinden sonra fasıl açılması gündeme gelmiş gibi bir şey bilgi hatası.

Vizenin zaten gerçekleşmesi gerekir, kazanılmış hak. Göçmen jesti değil. Onlar bunu söyleyerek, Türkiye ile AB’nin ilişkisini sadece göçmen meselesi ve “bire bir anlaşması” ile sınırlı tutmaya çalışıyorlar. Türkiye toplama kampı, insan deposu değildir. Göçmen meselesinin ötesinde büyük resme bakmak lazım. Kimin kime ihtiyacı var?

AB bizim milli çıkarlarımız açısından temel bir politika, bir devlet politikası... Burada tereddüt yok. AB’nin de Türkiye’ye ne kadar ihtiyacı olduğu göçmen krizinde Türkiye’nin ürettiği kapasiteyle görüldü. Akdeniz’de başka ülkelerle de işbirliği yapmak istiyorlar. Ama işbirliği anlaşmasını iyi yazmak yetmiyor, onu uygulayacak kapasite lazım.

AB Bakanı Çelik, Roma’daki temasları çerçevesinde salı günü İtalya Dışişleri Bakanı Paolo Gentiloni ile bir araya geldi.

‘FASILSIZ KRİTER KARŞILAMA DİYE BİR ŞEY YOK’

Türkiye 72 maddenin tamamını yerine getirse de getirmese de zaten Ekim 2016’da vizelerin kaldırılması söz konusu değil miydi?

Hayır, bu 72 madde hep vardı da mesele şu: “Kaldırıldı kaldırılmadı, karşılandı karşılanmadı” meselesinde standart ne? Örneğin elimizde “Bu bir terör tanımıdır ve tüm AB ülkeleri için geçerlidir” diye bir mekanizma yok. Biz esasında bu kriterlerin karşılandığını düşünüyoruz.

AB hangi kaygıları ifade ediyor?

Mesela terör örgütü olmadığı halde terör örgütü adına faaliyet yapanlara verilen cezalar, terör örgütü üyesi gibi... Teknik mesele dediğim bu. Birçok reform yaptık insan haklarıyla ilgili. Yine kaygı varsa, bütün bu mekanizmanın özünü oluşturan teknik mekanizma, 23 ve 24’üncü fasıllar. Açalım bunları, konuşalım.

‘MAYISTA KİMSE ÖLMEDİ’

Bu arada, göç edenler artık sadece Suriyeli değil...

Aynen. Avrupa’da merkez partilerle aşırı sağ partiler arasında temel bir tartışma konusuna dönüşüyor. Geçmişte büyük göçlerde Avrupa’nın siyasi haritasının altüst olması gibi... Bu bölgesel değil, küresel krizdir. Merkezinde de Akdeniz yer alıyor. Üstelik bu siyasi bir kriz de değil, varoluşsal krizdir. AB’nin geleceğini doğrudan etkileyen bir sonuç üretiyor.

“Bire bir anlaşması”yla biz üzerimize düşeni yaptık ve krizi kontrol altına aldık. Ekimde 7 bin kişi geçerken, şubatta bu sayı 2 bine, şimdi 20-30’a düştü. En önemlisi, mayısta kimse ölmedi. Türkiye’nin AB ile bir konudaki işbirliği bile bu kadar varoluşsal bir krizi önleyebiliyorsa, bu kadar altüst edici bir krizi kontrol edebiliyorsa, demek ki bu iki gücün birbirine ihtiyacı var.

Türkiye’de 2 milyon 700 binin üzerinde Suriyeli var. Diğer ülkelerden gelenlerle birlikte 3 milyon kişi... Peki kaç kişi “bire bir anlaşması” neticesinde bize iade edilmiş? 462 kişi. Biz kaç kişiyi göndermişiz? 750 kişi. Yani hiçbir şey. Ama anlaşmanın yürürlüğe girmesi bile krizi bitirdi.
İtalya ise bu yerleştirmeden pay alan üçüncü büyük ülke; o da 64 kişi... Kendileri de “Biz 64 kişiyle üçüncüysek, Türkiye’nin hiçbir yükünü paylaşmıyoruz” diyorlar.

Sonuçta ulaşılacak rakam da 72 bin kişi. 3 milyona kıyasla yine hiçbir şey... Ama şimdi 750 kişi için bu kadar büyük tartışmalar yapılıyor.

Avrupa’nın değerleri açısından bunu çok düşünmeleri lazım. 700-800 kişi için bu ülkelerde yabancı düşmanı partiler büyük yürüyüşler yapıyor. Ana akım siyasi partiler bunları idare etmek zorunda kalıyor.
Şimdi iki taraftan kuşatma var. Biri DAEŞ gibi radikal örgütlerin ürettiği tehdit, diğeri de Avrupa’da aşırı sağın ürettiği ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve İslamofobi tehdidi.
 

 

HABERTÜRK

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler