25 Mayıs 2017 Perşembe
  • Altın144,066
  • BIST98.314
  • Dolar3,5732
  • Euro3,9941
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,6194
  • İstanbul13 °C
  • Ankara4 °C
  • İzmir13 °C
  • Konya9 °C
  • Adana16 °C
  • Antalya16 °C
  • Diyarbakır10 °C
  • Bursa11 °C
  • Kayseri4 °C
  • Kocaeli4 °C
  • Şanlıurfa12 °C
  • Gaziantep11 °C
  • İçel19 °C
ABD VE TERÖR MÜHENDİSLİĞİ
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
O talimatı bizzat ben verdim
O talimatı bizzat ben verdim
07 Haziran 2011 07:31
Erdoğan, Kanal 24'teki Gündem Özel programında gazetecilerin sorularını cevapladı...

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 12 Eylül darbesiyle ilgili soruşturmaya ilişkin olarak, ''Taşlar yerli yerine oturuyor ama çok acele edenler vardı. Köşelerinde yazdılar, oralardan saldırdılar ama şimdi ileri demokrasi diye 12 Eylül'de ifade ettiğim olay, güçlenen demokrasinin nelere muktedir olduğunu gösteriyor. Hukuk devleti anlayışı bir çok kurum ve o kurumların temsilcileri tarafından artık kabul edilir hale geldi. Burada bir artık teslimiyet söz konusu. Devlet içi bir dönüşüm yaşanıyor ve şu anda geçmişte bunu kabullenemeyenler vardı ama şimdi kabullenir hale geldi'' dedi.

Partisince Çankırı ve İzmir mitingini değerlendiren Başbakan Erdoğan, ''Çankırı mitingi bugüne kadar benim Çankırı'da yaptığım mitinglerin arasında katılım itibariyle en yüksek olanıydı'' değerlendirmesinde bulundu. Coşku ve heyecanın güzel olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, yağışa rağmen Çankırılıların alanı terk etmediğini anlattı.

Çankırı'da adrese dayalı nüfus itibariyle oradaki milletvekili sayısının 3'ten 2'ye düştüğünü hatırlatan Başbakan Erdoğan, ''Bundan dolayı biraz orada çok çekişmeli bir seçim olacak. Fakat evler... Yoğun bir coşku... Balkonlar, pencerelerden bayraklarla adeta o caddeleri süslemiş vaziyetteler. Bir festival havası var Çankırı'da. Onu gördüm'' dedi. Başbakan, Çankırı'dan mutlu ayrıldığını ifade etti.

İzmir mitinginin de kendisinin bugüne kadar İzmir'deki mitinglerinin en başarılısı olduğunu vurgulayan Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Emniyet rakamlarına da baktığımız zaman, Emniyet rakamlarıyla da ana muhalefetle mukayese edilemeyecek bir farkı vardı. Orada da alan coşkusu çok çok iyiydi. Gündoğdu Meydanı denizin kenarında bir meydan. Bütün motorlar falan da bu coşkuya katılıyordu. Orada 100 binin üzerinde, 150 bin diye verdiler bize rakamı, böyle bir rakam, coşku olunca İzmir'e yönelik umutlarımız kamuoyu araştırmalarıyla da örtüşüyor. Kamuoyu araştırmalarında bu seçimde inşallah İzmir ve sevgili İzmirliler öyle zannediyorum ki artık bu atılan adımlarla, bu şu ana kadar yaptığımız hizmetlerle ve yapmayı planladığımız projelerle, öyle zannediyorum ki AK Parti iktidarına, tarihte olduğu gibi, çok daha farklı bir güç katacak. İzmir'in şöyle geçmişine baktığımız zaman hep orada sağ iktidarları görürüz. Mesela Demokrat Partinin çıkış yeri olmasından tutunuz da aynı şekilde Demirel'in dönemine gelelim, merhum Özal'ın dönemine gelelim... Özal'ın döneminde de yerelde de genelde de İzmir halkı Özal'a çok ciddi destek vermiştir. Bizim dönemde de aslında biz kuruluşumuzdaki çıkardığımız milletvekili sayısı itibariyle filan CHP ile aramızda açık ara yok. Son yerel seçimlerde bizim il genel meclisinde ve yerelde maalesef orada, onu biz de çözebilmiş değiliz, orada bir sıkıntı yaşadık fakat şu anda inanıyorum ki gerek adaylarımız, gerek verilen hizmetler, gerek CHP'nin yerel yönetimlerdeki başarısızlığı, AK Parti'nin oradaki yürüyüşünü öyle zannediyorum ki olumlu istikamette neticelendirecektir.''

''Kıyı kesimlere mesajlar verilebildi mi?'' şeklindeki soru üzerine Başbakan Erdoğan, sahil kesimlerine devamlı mesaj verdiklerini belirtti.

Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Ben hep şunu söylüyorum; 'Sahil kesimlerine yönelik bizim olumsuz tavrımız ne olmuştur' diye bunu hep soruyorum. Yani oralarda yaşayan insanların yaşam koşullarında ne gibi bir değişiklik oldu? Giyimi, kuşamı, yemesi, içmesi bu tür şeylerde bizim cebri olarak, otoriter bir yaklaşım tarzımız mı oldu? Bir defa biz zaten otokrasiyi kabullenmeden, otokrasiyi ret ederek gelmiş bir iktidarız. Çünkü biz otokrasinin olduğu bir yönetim tarzını kabullenmeyen bir siyasi partiyiz ve bunu aşarak gelen ve milletin rotasını çizdiği bir parti olarak iktidara gelmiş bir partiyiz. Biz böyle bir şeyi yapabilir miyiz?. Kalkıp da vatandaşın yemesi, içmesi, giyimi kuşamı... Bunlar bizi ilgilendirmiyor. Herkes bu noktadaki özgürlüğünü bugüne kadar hep yaşamıştır. Kimse de bu konuda ne belediyelerde, ne genel yönetimle ilgili, valiliklerde vesaire bize yansıyan, medyada zaman zaman çıkan bazı spesifik olayların dışında genelleme yapması mümkün değil.''

''YAŞAM TARZLARINA, MÜDAHALE ETMEDİĞİMİZİN BİR İFADESİ OLACAK''

''Haritaya bakıldığında bir hat olduğu ve bu hattın AK Parti'ye çok da yakın durmayan bir hat olduğu, Eğer bu bölgede ters dönme olur da kıyı hattında AK parti ön plana çıkarsa bunun sembolik anlamı AK Parti ve Türkiye için ne olur?'' şeklindeki soruya Başbakan Erdoğan, şöyle yanıt verdi:

''Bana göre anlam itibariyle olaya baktığımız zaman vatandaşlarımın hizmet, eser siyasetine ve bizim gerek ileri demokrasi hedefimizle, gerek özgürlükler noktasında halkımıza hizmetkar olmanın ve onun yaşam tarzlarına, koşullarına müdahale etmediğimizin bir ifadesi olacaktır diye düşünüyorum. Çünkü biz istismar siyaseti yapmıyoruz, ideoloji siyaseti yapmıyoruz. Bizim tek şeyimiz eser üretmektir, hizmet üretmektir. Ondan sonra diyoruz ki 'marifet iltifata tabidir'. Halkımız da bu marifetin karşılığını bize sandıkta gelir verir. Şimdi zaten vatandaşım bana şunu söylüyor, 'Sen benim yaşam koşullarıma karışmadın ki. Hizmetse bana hizmet getirdin'.

Bazısı 'Benim karnım aç. Yol olsa ne yazar' diyor. Olaya böyle bakan da var. Ben buradaki yaklaşım tarzını da düşünüyorum. Biz yoksulluk sınırı noktasını 19 milyondan almışız. 12 milyon 715'e indirmişiz ve emeklilere bakıyorsunuz emeklilerde 1'e 3 artırmışız. En az artan burada 1'e 3 kat memurlardır. Mesela Bağkur emeklililerine bakıyorsunuz 66 lira alan vardı biz geldiğimizde ama şimdi onu biz 400'ün üzerine çıkarmışız. Bire 6'ya çıkanı var. Bu kadar hassas davranmışız. SSK işçisinde aynı şekilde böyle davranışımız var. Bu adımları atarken biz bir defa her zaman emeklinin yanında olduk. Şimdi de mesela intibak noktasında bazı sıkıntılar var. Geçmişte yapılan emeklilerin aldıkları maaşlarla, daha sonra yapılan arasında bir tutarsızlık var. Bunların intibakıyla alakalı da inşallah seçim sonrası onların da yasal düzenlemeleri yapmak suretiyle bunları da adil bir çizgiye getireceğiz. İntibak yasasını çıkaracağız.''

''ASIL HEDEFİMİZ PARLAMENTODA ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNİ YAPABİLECEK GÜCE ULAŞMAK''

Çıkarabilecek milletvekili sayısıyla ilgili bir değerlendirme yapıp yapamadığının sorulması üzerine Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Asıl hedefimiz Parlamentoda Anayasa değişikliğini yapabilecek güce ulaşmak. Bu tabi en büyük arzumuz. Vatandaşım bize bu yetkiyi verirse bunu biz sadece bir ceberut yapıyla kendimiz yaparız demiyorum asla. Bunda bile grubu olan bütün partilerle biraraya gelir, parlamento dışındaki siyasi partiler, sivil toplum örgütleri onlarla yine görüşürüz ve şu ana kadar bazı Anayasa çalışmaları olmuştur, o taslakları alır onlar üzerinde yine çalışmalar yaparız ve bir uzlaşma komisyonuyla parlamentomuzdan, eğer oluyorsa parlamento içinde bu iş, parlamentodan bu yeni anayasayı temel hak ve özgürlüklere gerçekten değer veren, kuşatıcı, tüm halkımızın 'bu benim anayasamdır' diyebileceği, özellikle dil itibariyle, söyle bir anayasayı, daha özet, daha kısa bir Anayasayı tabii ki hazırlamak şahsen benim hedeflerimin ilkidir. Eğer halkımız bize AK parti olarak bu yetkiyi verirse, parti olarak organize ederiz. Vermiyorsa diğer partilere de bu teklifi yaparız. Birlikte yapabiliyorsak yaptık, yapmıyorsak orada ellerimi açarım. Böyle bir sayıya ulaşamamamız halinde o zaman tabi tek yol var. 330'un üzerinde bir rakam olursa burada da referandum yolunu zorlarız. 26 maddelik pakette olduğu gibi.''

''367 milletvekilinin aşılması halinde referandum yapmayacak mısınız?'' sorusuna da Erdoğan, ''367'yi aştıktan sonra zaten millet size 'al bu işi yap' diyor. Yani bu yetkiyi size veriyor. Tekrar referanduma gitmenin orada anlamı yok. O zaman bu zaman kaybından başka bir işe yaramaz'' yanıtını verdi.

Türkiye'nin zamanla yarışan bir süreci olduğunu vurgulayan Başbakan Erdoğan, 12 Eylül olayında ayların kaybedildiğini söyledi. Milletin 367 milletvekili çıkaracak kadar oyla kendilerine yetki vermesi üzerine referanduma gidilirse tekrar ayların kaybedileceğini belirten Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Millet size bu yetkiyi verdiğine göre, hemen çalışmaya davet edeceksiniz. Zaten yapılmış çalışmalar da var. Parlamento 26 maddede yanımıza gelmedi. Ziyaret ediyoruz, arkadaşlarımızı gönderdik, 'kahve içmeye gelirsiniz' dediler. MHP randevu vermedi. CHP, sadece kahveden bahsetti veya dedi 'bize gelsinler versinler taslaklarını'. Biz diyoruz ki 'gelin beraber çalışalım'. Ben göndereceğim o üzerinde çalışacak ondan sonra bize kanaatlerini bildireceklermiş. Öyle şey olur mu? Oturalım beraber bu çalışmayı yapalım. Senin neyin var onu getir, bizde ne var onu getirelim. Müşterek bir çalışma yapalım, ama yanaşmadılar. CHP'nin mantığı da bu. Ondan sonra Meclis'te CHP, MHP, BDP sadece o gün kimler konuşma yapacaksa onları gönderdiler. Çünkü oylama şu bu gibi herhangi bir şey düşünmedikleri için. Biz tabi grup olarak tamamen bir insicam içinde, iltisak olarak bulunduk ve ben 15 gün oradan hem ülkeyi yönetiyorsunuz sürekli olarak da orada gece geç saatlere kadar durdum. Ekibimin bütünlüğünü kurmam gerekiyordu. Ama bunu başardık bundan dolayı da ayrıca mutluyuz tabi. Grubuma da tabi çok çok teşekkür ediyorum. Böyle bir yetkiyi halkım bize verirse burada zaman kaybından çok, süratle aldığım o yetkiyle...''

''DAHA AZ ALIYORSAN BU İŞİ BIRAKIRIM''

Anayasa ile ilgili 13 Haziran'dan itibaren çizilecek yol haritasında daha net bir mesaj beklendiği belirtilerek, ''Neden çekingen davrandınız?'' sorusuna Başbakan Erdoğan, 12 Eylül'deki kampanyalarında yapılan konuşmanın sadece Anayasa maddelerine yönelik olduğunu, ama şu anda sadece Anayasanın tartışılacağı bir seçimin yapılmadığını belirtti.

''Biz sadece Anayasayı tartışacağımız bir seçimi yapmıyoruz, aynı zamanda ülkeyi konuşuyoruz'' diyen Başbakan Erdoğan, yaptıkları ve yapacakları olduğunu ve 2023'ü konuştuklarını söyledi.

2023'ü konuşurken yeni bir Anayasa, temel hak ve özgürlüklerin önde olduğu özgürlükler anayasası olduğunu söylediklerini, bunun ancak detaylı bir şekilde televizyon programlarında tartışılabileceğini ifade eden Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Seçimin belirleyici başlığının bu olduğunu eğer şey yaparsak çok iyimserlik olur. Çünkü ne diyor adam, 'işsizlik' diyor. Başta anayasa demiyor. Yaptırdığımız kamuoyu araştırmalarında bu var. İşsizliğe yönelik bazı şeyler anlatmamıza rağmen bundan tatmin olmuyor. Emeklinin durumu ne olacak, sözleşmelilerin durumu ne olacak? Bunları soruyor. Bizim onlara cevabını vermemiz lazım. Biz iyi ki bu Kanun Hükmünde Kararnameyi çıkardık. O bizim işimizi rahatlattı. Mesela sözleşmelilerle ilgili sorunu böylece bu arada çözmüş olduk yoksa onu çözemeyecektik.''

Bazı vatandaşların 8 yıl önce cebine girenle şimdinin mukayesesini yapmadığını dile getiren Başbakan Erdoğan, ''enflasyona mahkum edilen bir dönemden biz bu günlere geldik. Aldıkları zam enflasyonu karşılamıyordu'' dedi. 

Paradaki sıfırlarla halkın mağdur olduğunu ancak şimdi enflasyona, faiz politikalarına ezdirilmediğini söyleyen Başbakan Erdoğan, faizlerle ilgili geçmiş dönemle günümüzdeki durumu kıyasladı. Asgari ücretle kendileri iktidara gelmeden önce ne kadar ekmek, toz şeker, yağ aldığını, şimdi ne kadar alındığını soran Başbakan Erdoğan, ''Şimdi daha az alıyorsan ben bu işi bırakırım. Bu kadar açık konuşuyorum. Ama bakıyorsunuz ki yüzde 47'den başlıyor artış yüzde 110'lara kadar çıkıyor. Biz bunu sağlamışız bu ülkede bu başarı ortadan çok açık net var'' dedi.    

Seçmenin gündeminde yeni anayasa nereye oturuyor sorusu üzerine Başbakan Erdoğan, konuşmaları sırasında yeni anayasayı gündeme getirdiklerinde halktan olumlu bir tepki aldıklarını ifade etti. Başbakan Erdoğan, ''Beklenti var ama içeriğine gelince biz o içeriğe bir mitingi tamamen tahsis edemeyiz, o da başlıklar içinde bir yere oturuyor'' dedi.

''ARTIK TESLİMİYET SÖZ KONUSU''

Kenan Evren'in ifade vermesini nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine, Başbakan Erdoğan, ''Bazı önyargılar, kabullerle biliyorsunuz bizim bu sürecimizi, bu 26 maddelik paketi eleştirenler vardı. Bana bu yönde çok saldırılar, hakaretler oldu. Buyurun şimdi uyum yasaları hepsi çıktıktan sonra bir süreç başladı. Taşlar yerli yerine oturuyor ama çok acele edenler vardı. Köşelerinde yazdılar, oralardan saldırdılar ama şimdi ileri demokrasi diye 12 Eylül'de ifade ettiğim olay, güçlenen demokrasinin nelere muktedir olduğunu gösteriyor. Hukuk devleti anlayışı bir çok kurum ve o kurumların temsilcileri tarafından artık kabul edilir hale geldi. Burada bir artık teslimiyet söz konusu. Devlet içi bir dönüşüm yaşanıyor ve şu anda geçmişte bunu kabullenemeyenler vardı ama şimdi kabullenir hale geldi. Nereden geldi bu? Bir güven, iki ülkenin istikrarı, üç demokrasinin güçlenmesi. Bunlar bunu getiriyor ve inanıyorum ki bu bize kayıp yıllarımızı geri döndürecek. Çok daha süratle Türkiye'nin kalkınmasına katkıda bulunacak'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, konuyla ilgili daha atılması gereken adımlar olduğunu belirtti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Özellikle benim Güneydoğu meselesi ile ilgili yani programda da ifade ettiğimiz şey şu; Kürt sorunu meselesini biz ölene kadar bu başlık altında gündemde mi tutacağız?'' diye sordu.

Başbakan Erdoğan, bir soru üzerine, reformların belirli bir döneme ait olması gibi bir lüksün olmayacağını bildirdi. Sosyal konuların bir değişim ve dönüşüm içerisinde olduğunu ve güncellemelerin yapılması gerektiğini ifade eden Erdoğan, ''Siyasetçiye rehavet yakışmaz'' dedi. Siyasetçinin hassas ve titiz olması gerektiğini belirten Erdoğan, ''direksiyon başında uykuya dalamazsınız, uykuya dalarsanız kazayı yaparsınız'' görüşünü diye getirdi.

''Ekonomi ile demokrasiyi at başı götüreceğiz. Yani biz demokrasiyi bir kenara bırakalım ekonomi ile uğraşalım böyle bir şey diyemeyiz. İkisi atbaşı devam edecek ki kalkınma öyle olur zaten'' diye konuşan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Burada özellikle benim Güneydoğu meselesi ile ilgili yani programda da ifade ettiğimiz şey şu; Kürt sorunu meselesini biz ölene kadar bu başlık altında gündemde mi tutacağız?

Ben ilk gittiğimde Güneydoğu'ya partimi kurmak için o zaman bize sorulan şey şuydu; 'Olağanüstü hali kaldırın sizden başka bir şey istemiyoruz' veya ''Çekiç Güç'ü buradan kovun biz sizden başka bir şey istemiyoruz', ekonomik şeye gelince bana Cizre'de çöplüğe atılmış gibi orada bekleyen kamyonları gösterdiler. 'Bunlar ne zaman kalkacak' dediler, çünkü Habur falan kapalı.

Bu adımlar atıldığı gibi olağanüstü hali kaldırdık, Çekiç Güç'ü gönderdik, Habur çalışmaya başladı. Bütün bunların yanında TRT Şeş (6) olayını gerçekleştirdik, ana dilde kurslar açılması yolunu açtık, bunun yanında bilboardlarda şurada burada bu tür faaliyetleri yapar hale geldiler, cezaevlerinde ana, evladı ile kendi dilini konuşamıyordu, kendi dilini konuşur hale getirdik vs. Bütün bunlarla yoğun bir değişim ve dönüşümü burada sağladık. Olayın sosyo ekonomik boyutu vardı buna çok önem verdik. Hiç bir dönemde olmayanı Cumhuriyet tarihinde olmayanı bizim dönemimizde gerçekleştirdik.''

Konuyla ilgili diplomatik adımlar da atıldığını belirten Erdoğan, bölgenin kendi özgüveninin yerine gelmesi gerektiğini söyledi. Halkın devletine güvendiği bir yapıya geçilmesi gerektiğini belirten Erdoğan, ''İnsan öncelikli, devletin ise insanına hizmetkar olduğu bir yapıya geçmemiz gerekiyor'' diye konuştu.

Erdoğan, kendisinin vatandaşın her birinin ''hizmetkarı'' olduğunu ifade etti.

YEREL YÖNETİMLER

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yerel yönetimlere özerklik ile ilgili bir soruyu yanıtlarken,

''Bu işi ilk gündeme getiren biziz. Yerel yönetimler reformunu biz gündeme getirdiğimizde medya hiç sahiplenmedi. Parlamentoda da bu desteği alamadım. Parlamentoda garip garip şeyler konuşuldu o dönemlerde. Zannedildi ki biz farklı bir yöne doğru gidiyoruz. Böyle bir şey söz konusu değildi.''

Kendisinin belediye başkanı olduğu dönemde çeşitli sıkıntılar yaşadığını anlatan Erdoğan, belediye meclislerinin bulunduğunu ve her kararın burada alınabildiğini ifade etti. Düzenlemelerden birisinin bütçenin yüzde 30'unun personel giderlerini aşmaması konusu olduğunu anlatan Erdoğan, yüzde 100'ün üzerinde personel gideri olan belediyeler bulunduğunu ve bunun da suistimal yarattığını kaydetti.

CHP'ye rağmen bu düzenlemeyi yaptıklarını ifade eden Erdoğan, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun yerel yönetimlere özerklik ile ilgili sözlerini eleştirdi. ''Bundan mesela çok rahatsız oldu, gitti, herhalde ikaz edildi kendisi, Ardahan'da 'ben burada eyalet sistemini kastetmedim' dedi. Böyle çelişkiler içerisinde olan bir durum'' diye konuştu.

Erdoğan, ''Birisi bir şey uzattığı zaman önüne bir kağıt hemen ona atlayıveriyor. 'Bunu bir inceleyelim, araştıralım, nedir ne değildir'... Siyasetçi bunu yapmadan bu adımları atacak olursa işte bu şekilde açıkları vermeye başlıyor'' dedi.

Başbakan Erdoğan, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı'nın ''Bize yardım gelmiyor'' şeklindeki sözlerinin gerçeği yansıtmadığı belirterek hak edilen para verilmiyorsa, belgesini getirmelerini ve anında ödeyeceğini bildirdi. İzmir'de su sıkıntısı olunca Gördes Barajı'nı yapıp devreye soktuklarını anımsatan Erdoğan, ''Ben kalkıp İzmir'in belediye başkanına kızıp İzmir'i terk edemem'' dedi.

EXPO 2020 ile ilgili Paris'ten hükümetin bu işin arkasında olduğunu gösteren belge istendiğini ve bunu verdiklerini ancak İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu'nun götürmediğini anımsatan Erdoğan, bu yaklaşımın ideolojik olduğunu söyledi. Erdoğan, iyi niyetle yaklaşmalarına rağmen İzmir'de böyle bir yaklaşımın olmasının kendisini üzdüğünü söyledi.

KILIÇDAROĞLU'NUN ÖZÜR BEKLENTİSİ

Başbakan Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun, ''Yerel yönetimler özerklik ile ilgili sözlerinin Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından çarpıtıldığı ve bu sebeple 12 Haziran'dan sonra Kürt sorunun çözümü için kendilerinden destek istemeleri halinde öncelikle özür dilemelerini beklediğine'' ilişkin bir soruyu yanıtlarken, ''Biz yanlış yaptığımızda özür dileriz. Yanlış yapmadığımız bir şeyle ilgili olarak özür dilemeyiz ve burada da özür dilenecek hiç bir şey yoktur. Eğer özür dilemesi gereken birisi varsa bizzat kendisidir'' dedi.

Hopa'da konvoyun taş altında kaldığını, şoförün yaralandığını, koruma polisinin isabet alarak otobüsten düştüğünü ve beyin travması geçirdiğini anımsatan Erdoğan, bu olaylardan sonra Kılıçdaroğlu'nun ''Rüzgar eken fırtına biçer'' şeklindeki sözleri dolayısıyla üzüldüğünü belirtti.

Bir genel başkan olarak ''Geçmiş olsun'' telefonunda bulunması gerektiğini anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Bazı şeyler örtüşüyor. Bakıyorsunuz orada bir inşaatta CHP'nin büyük bir pankartı var, o pankartın yanında da legal görünen ama illegal hareketler içerisinde olan bazı afişler asılmış. Mesela bir tanesi çok enteresan, 'Tek yol sokak, tek yol devrim - Halkevleri'. Bu, CHP'nin o dev pankartının yanında. Bundan ne anlıyorsunuz? Bütün organizasyonlar müşterek yürüyor. Enteresan CHP binasına giriyorlar, CHP binasından çıkıyorlar.

Bunları görünce bu üslup bizleri ciddi manada rahatsız ediyor. Oradaki benim değerlendirmem ona yöneliktir. Biz yanlış yaptığımızda özür dileriz. Yanlış yapmadığımız bir şeyle ilgili olarak özür dilemeyiz ve burada da özür dilenecek hiç bir şey yoktur. Eğer özür dilemese gereken birisi varsa bizzat kendisidir''

Ben gerek Baykal, gerek Kılıçdaroğlu'nun kendisine, bunlara nezaket planında yaptıklarımı onlar hiç bir zaman bize yapmadılar. Genel merkez binalarını yaptılar ben hayırlı olsuna gittim, mecliste bir konu vardı bununla ilgili olarak daha yeni göreve başlamıştı. Kılıçdaroğlu'na gittim makamında ziyaret ettim. Bugüne kadar bu beyfendi bir kere bize gelmiş değildir. Ne genel merkezimize gelmişlerdir ne böyle bir teşekkür için gelmişlerdir. Kimsiniz siz ya? Devamlı bizden mi bekleyeceksiniz? Biz de bir yere kadar bunu yapabiliyoruz. Biz sayın Bahçeli'den üç kere randevu talep ettik. Her randevumuza olumsuz yanıt aldık. Arkadaşlarımı gönderiyorum bilgilendirme şu, bu için, bakıyorsunuz bazıları randevu bile vermiyor. Bunlarla karşı karşıya kalıyoruz.''

KONUŞMA ÜSLUBU

Başbakan ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, bir soru üzerine, ''Ben dürüst olan entellektüele her zaman saygım var. Her zaman da kendilerinden istifade ediyorum ama dürüst olmayan, eleştiri değil de bana hakaret ediyorsa bunun da karşılığını bulması lazım'' dedi.

''İktidar partisi olarak bize yapılan her türlü hakeret haklı ama bizim onlara vereceğimiz cevaplar haksız. Böyle bir değerlendirme olabilir mi'' diye sordu. Erdoğan, kendilerine saldıranlara karşı gerekli cevabı verdiklerini belirtti. 

Kendi hitabındaki tarzını öfke olarak niteleyenler bulunduğunu anlatan Erdoğan, ''Bazıları kullandığı kelimeyi, seçtiği kelimeyi nasıl seçiyor buna bir bence bakmanızda fayda vardır. Yani ben diyelim ki öfkeli görünüyorsa üslubum, hitabet tarzım, ben hangi kelimeleri seçerek konuşuyorum ama sakin görünenlerde acaba hangi kelimeleri seçerek konuşuyorum. Oradaki kelime midir kini, nefreti, bölücülüğü teşvik eden yoksa hitabet tarzı mı?

Ailesine ve çocuklarına küfürler edildiğini, hakaretlerde bulunulduğunu ifade eden Erdoğan, bir yere kadar bunlara dayanabildiğini, bazılarını avukatları vasıtası ile hukuk üzerinden hallettiklerini ifade etti.

Bursa'daki CHP mitinginde ''AKP'ye oy vermeyeceğim çünkü benim bir tane beynim var'' şeklinde pankart açıldığını, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun da bu pankartı tebrik ettiğini anlatan Erdoğan, ''Bununla '16 milyon civarındaki AK Parti'ye oy verenler beyinsiz' bu ifadede'' dedi. ''Bu ülkede 'yüzde 60'ı aptaldır' diye nitelendirenler oldu, CHP'ye oy vermeyenlere 'Göbeğini kaşıyan adam' diyenler oldu, kalkıp 'Bidon kafalı' diyenler oldu'' dedi.

Erdoğan, ''Eleştiri başka bir şey hakaret başka bir şey, sınırsız özgürlük olamaz, özgürlük de sınırlıdır, bir başkasının özgürlük alanına girdiğiniz anda orada özgürlük biter'' görüşünü dile getirdi.

Başbakan Erdoğan, ''Ben bir siyasetçiyim, siyasetçi şamar oğlanı değil, bu ülkenin de başbakanıyım'' dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, MHP'nin ''Devlet, İmralı ile anlaşıyor, masaya oturdu'' konusunu sürekli işlediğini belirterek, ''MHP'nin kendi iktidarı döneminde de İmralı ile görüşmeler yapılmıştır. Dürüst davranmıyorlar. Devlet her yerle görüşür. Görüşülmesi gerektiğine karar verdiği zaman her yerle görüşür'' dedi.

Seçimler öncesi parti genel başkanlarının seçim meydanlarındaki üsluplarının sert olduğunun belirtilmesi üzerine Erdoğan, bunun her seçimde olduğunu söyledi.

13 Haziran'dan sonra Anayasa konusunun gündeme geleceğinin ve sert üslubun devam edip etmeyeceğinin sorulması üzerine Başbakan Erdoğan, ''Onu meclis aritmetiği gösterir. Meclis aritmetiği bazı siyasi partileri çok daha farklı bir konuma taşıyabilir. Önce bir Meclis aritmetiği çıksın bakalım, tabloyu görelim. Ama ben şöyle veya böyle Meclis çalışmaları yine yolunda gider diye düşünüyorum. Bugünkü hava Meclis çalışmalarına aynen yansımaz. Çıkacak tablo çok önemli, parlamentoya kimler gelecek, kimler gelmeyecek bunlar çok önemli'' diye konuştu.

Seçim meydanlarında kendisi aleyhinde birçok söz, suçlama ve eleştirinin söylendiği belirtilerek, ''Bu süreçte sizi en çok üzen ne oldu'' sorusuna Erdoğan, şu yanıtı verdi:

''Bütün bu hakaretleri eleştiri tablosu içinde değerlendirmek bizi çok rahatsız ediyordu. Bize ölüm tehdidine varıncaya kadar her şeyi yapanlar var. 'Konuşturmayacağız', şudur, budur diye önceden tehditleri gönderenler var. Hakkari'de olan olay budur. Kepenklerin kapattırılması olayı budur. Kepenkleri kapattıranlara ekranlarını açanlar var. Ona ekran açıyorlar, bunları konuşturuyorlar. Kepenkler kapatılmıyor, kapattırılıyor. İnsanların ekonomik özgürlükleri, ticaret özgürlükleri engelleniyor. Bunlara karşı medyanın ortak tavır takınması lazım ama takınılmıyor. Bunlar el bebek, gül bebek alınıyor. 'Demokrasi' diyorlar bilboardlarda, 'özgürlük' diyorlar, nerede bu demokrasi, nerede bu özgürlük? İmam Hatip yurdunu gidiyorsunuz molotoflarla bombalıyorsunuz, çocukları yakıyorsunuz. Bir tanesi en az iki-üç ay Ankara'da yatacak. Diyarbakır'da da İmam Hatip okulunun yurduna saldırıyorlar. Şimdi bunun kiminle ilişkili olduğu belli. Bunların siyasi uzantısı yok mu? Var. Bu siyasi uzantı da belli. BDP'nin bunlara karşı bir tavrı var mı? Yok. Çünkü BDP Türkiye'de bu terör örgütüne, 'terör örgütü' ifadesini kullanmamıştır bugüne kadar. Çünkü onlar nemalanıyor, kullanamaz.''

CHP'nin Hakkari'de miting düzenlediğini anımsatan Erdoğan, ''Kılıçdaroğlu Hakkari'ye gitmiştir, BDP'lilerin eline CHP bayrağını tutuşturmuştur, orada onlara hitap etmiştir. 250-300 tane oy almış zaten oradan, karşısında ama 2 bin-3 bin kişi var. Ellerinde CHP bayrakları ama ellerine bir tane Türk bayrağı tutuşturamamıştır'' diye konuştu.

Bir gazete yayımlanan haberi okuyan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Niye tutuşturamamıştır? Çünkü BDP'lilerin de ifade ettiği bu 5 tane madde var ya. Çok enteresan. Bunu ben söylemiyorum. Bakın burada. 'CHP mitingine giden BDP'lilerin dile getirdiği anlaşmanın maddeleri' diyor. Nedir bu? 'KCK operasyonlarına tepki', Kılıçdaroğlu'ndan isteniyor bu. 'Demokratik özerklik ilanı'. Bunlar yerine geldi işte. 'KCK operasyonlarına tepki', KCK'ya üye oldukları iddiası ile tutuklanan sanıklara özgürlük vaadinde bulunması. Bulunmadı mı? Bulundu. Demokratik özerklik ilanı, Kılıçdaroğlu, 'yerel yönetimlerin özerlik şartını aynen kabul edeceğiz, onlara özerlik vereceğiz aynı Avrupa'daki gibi' demedi mi? Dedi. Oradaki ifadesi. 'Belediye başkanlarına sahip çıkılacak'. 'Halkın iradesiyle seçilmiş belediye başkanlarının aylarca gözaltına tutulmasını istemiyoruz' diye konuştu. Orada konuştu. İşte anlaşma denilen şey bu. 'Başsavcıya sorma şartı', 'anadilde eğitim şartı' bunların hepsinin vaadini zaten orada kendisi de yaptı. Bu tabii bir sözlü anlaşma, yazılı anlaşma diye bir şey benden çıkmadı zaten. Böyle bir ifadem yok, sözlü bir anlaşma ve bunu BDP'liler söylüyor.''

''DİŞİMİ SÖKECEKMİŞ BÖYLE BİR ŞEY Mİ OLUR?''

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun bu konuya ilişkin ''Eğer Başbakan bunu kanıtlarsa ben genel başkanlıktan istifa edeceğim'' dediğinin anımsatılması üzerine Erdoğan, şöyle konuştu:

''Bunlar söylediği şeyler zaten. O gün meydanda bunları zaten söyledi. Ama bu söylenenler bir sözlü anlaşmanın gereğiydi ve bunları da yaptı. Ama çok daha öte, şu ifade enteresan. Benim için adam, 'dişlerini sökeceğim' diyor. Allah aşkına benim meydandaki hitabet tarzım farklı olabilir ama siz benden Kılıçdaroğlu için, Bahçeli için, ya da bir başkasına yönelik, buna benzer bir ifade duyduysanız bana bunu söyleyin. Ben bundan dolayı özür dileyeyim. Sen hesap uzmanı mısın, diş hekimi misin? Böyle bir ifade kullanılır mı? Dişimi sökecekmiş, böyle bir şey mi olur? Siyasi literatürde geçmişte vardı 'Çankaya'dan indireceğim' diyenler. Akıl hocası böyle olunca tabii iş buralara varıyor.''

CHP'nin, MHP'nin Diyarbakır ve o bölgede miting düzenlemesini nasıl bulduğunun sorulması üzerine Başbakan Erdoğan, bundan mutluluk duyduğunu belirtti.

Erdoğan, şunları kaydetti:

''Orada siyasetin, demokrasinin güç kazanması lazım. Siyasi liderlerin oraya gitmesi siyasi hareketliliği orada güçlendirecektir. Keşke CHP yasla ilgili kepenkler indirildi veya kapattırıldı ya, CHP de kendi kepengini indirmeseydi. AK Parti indirmedi. Siyasi mücadele veriyorsun, eğer sen BDP'liler veya arkasındaki terör örgütü size hemen şöyle bir sinyal verdiğinde oradaki kepengi indireceksen zaten bu işi yapma, siyaset yapma. Daha baştan bir defa işi kaybediyorsun, otoriteyi kaybediyorsun. AK Parti'nin bu noktada böyle bir gayreti var. Biz MHP'nin de CHP'nin de güneydoğuda yaptıkları bu mitingler sebebiyle, keşke MHP hepsine şöyle, o da o illere gidebilse çok daha isabetli olur, çok daha güzel olur.''

''HUKUK İÇERİSİNDE NE GEREKİYORSA YAPILIR''

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir'in yanına bazı belediye başkanlarını da alarak ''Biz 15'inden sonra ikili hukuk sistemine geçeceğiz'' diye bir açıklamasının olduğu anımsatılarak değerlendirmesinin sorulması üzerine Başbakan Erdoğan, ''Bunu ne konuşmak, ne tartışmak isterim'' diye konuştu.

Erdoğan, ''Bu ülkenin 780 bin kilometrekaresinde en ufak bir operasyon, en ufak bir ameliyat yaptırtmayız. Böyle bir şeye kimsenin tevessül etmesine müsaade etmeyiz. Ne gerekiyorsa o yapılır. Hukuk içerisinde ne gerekiyorsa yapılır, hukuk dışına çıkanlar da bunun bedelini zaten öderler'' dedi.

Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

''İnanın, BDP'nin karşılığı şu andaki oranlar değildir. Terör estiriyorsunuz, köyleri gidip tehdit ediyorsunuz, yakıyorsunuz yıkıyorsunuz, hatta daha ileri gidiyorsunuz, oy kullanmaya gidene 'cep telefonu ile nereye oy verdiğinin resmini çekeceksin, çıktığında da göstereceksin'. Bu tür kontrol mekanizmaları da var. Biz orada özellikle bu işe asla fırsat vermeyeceğiz. Yeni yasal düzenlemelerin gereği neyse bunları da yapacağız. İmralı'dan şuradan, buradan zaman zaman birçok şeyler geliyor, gidiyor. Mesela MHP'lilerin özellikle işledikleri bir konu var; 'Devlet İmralı ile anlaşıyor, masaya oturdu' gibi birçok şeyler konuşuluyor. MHP'nin kendi iktidarı döneminde de İmralı ile görüşmeler yapılmıştır. Dürüst davranmıyorlar. Devlet her yerle görüşür. Görüşülmesi gerektiğine karar verdiği zaman her yerle görüşür. Bu illa, siyasi suçlu olması da şart değildir. Bunun dışındakilerle de görüşür. Eğer bir çözüm arayışı içindeyse bunları yapar. Veyahutta zinciri çözmek ister, yapar, bundan sonra da bunu yine yapacaktır.''

''HEPSİ CANIM CİĞERİM

''Kürt meselesinde algı ve beklentiler'' konulu bir araştırmanın çıktığını, bu araştırmanın ciddi bir fay hattı yarılmasına işaret ettiğini ve 'bir tarafta Türkler bir tarafta Kürtler birlikte yaşayacaklar mı?' sorunu sorduracak nitelikte olduğunun belirtilerek, bölge seçmenine yönelik neler söyleyeceğinin sorulması üzerine Erdoğan, şu açıklamalarda bulundu:

''Benim Kürt kardeşlerimin sorunları, talepleri nelerse, dürüst, samimi olarak biz bu talepleri bugüne kadar nasıl yerine getirdiysek bundan sonraki süreçte de bunları anında yerine getiririz. Makul olacak, kabul edilebilir olacak. Şimdi makul olmayan, kabul edilebilir olmayan bir talebi, bir teklifi de tabii ki kalkıp kabul etmemiz mümkün değil. Ret ile ilgili, inkar ile ilgili, asimilasyon politikaları ile ilgili biz çok ciddi mesafeler aldık. Ret politikaları, inkar politikaları bunlar bitmiştir. Asimilasyonda da büyük mesafeler alınmıştır. Böyle ufak tefek bazı yerlere de takılıp kalmayı ben gereksiz buluyorum. Onlar aşılmıştır zaten. Bugün kalkıp da benim Kürt vatandaşıma 'Sen Kürtlüğünü inkar et' diyen var mı? Bunun için farklı bir politika gütme gayretinde olan bir hükümet mi var? Asla. Böyle bir şeyin karşısına ilk ben çıkarım. Ben Kürt kardeşime Kürt olduğu için saygı duyuyorum ve onu da Allah için seviyorum. Ben bunu söylediğim için 'Kürtler için temsil yetkisi kendilerinde  olduğunu' iddia eden partiler bundan rahatsızlar. Her zaman söylüyorum. Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkezi, Gürcüsü hepsi benim canım ciğerimdir. Yaratılanı Yaradan'dan ötürü seviyorum, bunu her zaman söylüyorum. Hizmetse hizmeti götürüyoruz, biz ayrım yapmıyoruz ki. Batıda ne yapıyorsak orada da onu yapıyoruz, bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz. Şu üç tane başlık zaten Kürt sorunun ortadan kaldıran başlıktır. Ret politikaları, inkar politikaları, asimilasyon politikaları. Türkiye artık bunları aşmıştır, bundan sonra ben diyorum ki, Kürtlerin sorunu vardır, bu sorunlar da benim görevimdir.''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Artvin Jandarma Komutanının görevden alınması konusunda, ''Bu bizzat İçişleri Bakanıma verdiğim talimattır. Kendileri de Jandarma Genel Komutanı ile görüşmek suretiyle, Jandarma Genel Komutanımız bunları yerine getirir'' dedi.

Anayasa değişikliğindeki vatandaşlık tanımına ilişkin bir soru üzerine Başbakan Erdoğan, her zaman için 'Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını' savunduğunu belirtti.

Herkesin, insanların etnik kökenine saygı duyması gerektiğine inandığını vurgulayan Erdoğan, ''Eğer sözlerinde duracak olurlarsa CHP, bu konuda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına 'Hayır' demiyor. Bu, burada bütünleştirilebilir ve böylece bitirilebilir'' dedi.

Hala Güneydoğu'da, ''Biz Kürtlerin temsilcisiyiz'' diyenlerin bunu bile kabul etmediğini kaydeden Erdoğan, ''ABD'deki, 'Ben Amerikan vatandaşıyım' diyor; Alman, rahat rahat 'Ben Alman vatandaşıyım' diyor, bundan çekinmiyor. İngilizi diyor. Ama bizdekiler bunu diyemiyor. Hepsi için demiyorum, belli bir grup için diyorum. Şu anda mesela herkes Diyarbakır'ı konuşuyor. Niye hepiniz Diyarbakır'ı konuşuyorsunuz? Güneydoğu'nun Şanlıurfa'sı yok mu, Güneydoğu'nun Gaziantep'i yok mu? Niye oraları konuşmuyorsunuz? Burada bir sıkıntı var. Kesinlikle bir virüs olarak üreme alanı kendilerine göre oluşturmuşlar'' diye konuştu.

AK Parti'nin bölgede başından beri bulunduğunu söyleyen Erdoğan, şunları kaydetti:

''Şu anda bağımsız vs. gibi bütün bu şeylerle, tehditlerle, attıkları adımlarda nereye kadar gidecekler? Bunun sonu olmaz, gitmez bu iş. Onun için dikkat edin, devamlı 'baraj' diyorlar. Niye 'baraj' diyorsun? Güveniyorsan kendine, parti olarak gir çık, demokratik yoldan gel oraya. Bu barajı ben koymadım, partimiz koymadı. Biz de bu baraja rağmen geldik. Ama siz kalkar da, belli bir bölgenin veya etnik unsurun temsilcisi durumunda kendinizi bırakırsanız, burada kalırsınız. Belli bir kısım zaten kumsalda kalıyor. Öbürü başka bir etnik unsurun temsilcisi durumunda, o da orada kalıyor. Ama dikkat edin, biz bütün Türkiye'yi kucaklıyoruz, bizim farkımız bu. Geçen seçimde 81 vilayetin 80'inden milletvekili çıkardık. Bu bir anlam ifade ediyor, AK Parti Türkiye'nin partisi. Ama diğerleri, inanın Türkiye'nin partisi olamadılar. Bu anlayışla da olamayacaklar.

Bu şekilde, aynı reformist anlayışla, halkımızın genelini kucaklamak suretiyle, insanı öne çıkarmak suretiyle, bu süreci, bu yürüyüşü devam ettireceğiz. 'İleri demokrasi' diyeceğiz, 'Temel hak ve özgürlükler' diyeceğiz ve demokrasiyle de ekonomiyi at başı yürüteceğiz. Bizim ana hedefimiz bu.''

Başbakan Erdoğan, ''Anketler bizi yanıltmıyorsa, seçimden muzaffer çıkacaksınız. Bir balkon konuşması olacak mı?'' sorusunu, ''Zaten genel merkezimizin balkonunu bu günler için yaptık. Değerlendireceğiz onu da'' diyerek, esprili biçimde yanıtladı.

ARTVİN JANDARMA KOMUTANININ GÖREVDEN ALINMASI

Hopa'da Jandarmanın olaya müdahale etmediğine ilişkin fotoğrafın basında yayımlanması ve Jandarma Komutanının görevden alınmasının anımsatılması üzerine Başbakan Erdoğan, Jandarma Komutanının görevden alınmasının Vali tarafından açıklandığını belirterek, ''Bu bizzat İçişleri Bakanıma verdiğim talimattır. Kendileri de Jandarma Genel Komutanı ile görüşmek suretiyle, Jandarma Genel Komutanımız bunları yerine getirir'' dedi.

Başbakan Erdoğan, ''Askeri meseleden, sivilleşme meselesinden geriye kalanlar nelerdir? Mesela Askeri Yüksek İdare Mahkemesi mi, Genelkurmay'ın statüsü mü, Jandarma mı?'' sorusunu ise şöyle yanıtladı:

''Bunların hepsi şu anda belli bir takvim içinde yürüyor. Bunları aramızda görüşerek, müzakere ediyoruz. Bu arada da AB süreci içinde attığımız adımlar var, atmakta olduğumuz adımlar var. Bunları da yapıyoruz. Bunlar, ister istemez çözüme kavuşacak. Hudut birlikleriydi, polisin askerlik görevini yapması, yapmaması tartışmaları, yıllar yılı bunlar tartışıldı. Şu anda mesela, aynı şekilde uzman çavuşların gerek özlük hakları gerekse üniversiteyi bitirdiği halde uğradıkları bazı haksızlıklar, bunlar Meclis'e gönderildi. Bu seçim sonrası süratle ele alınacak konular bunlar. Aynı şekilde bu sicil konuları... Bütün bunlar hakikaten, sıkıntı doğuran konular. Bunların müzakerelerini zaman zaman yapıyoruz. Zaman içerisinde oturacağız, konuşacağız. Ama şu kadar zamanda veya şu takvimde, yanlış olur... Bunların çözüme kavuşması şart.''

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner ile rutin olarak her hafta kendisinin de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de bir araya geldiğine dikkati çeken Erdoğan, görüşmelerde haftalık değerlendirmelerin yapıldığını, mevcut gelişmelerin, terör konusunun ve yapılacakların ele alındığını anlattı.

Hudut birlikleri konusunun basit göründüğünü, ama çok önemli bir adım olduğunu söyleyen Erdoğan, aynı şekilde, polisin askerliğini yapmaması konusunun da çok önemli bir adım olduğunu belirtti.

''BENİM SIRTIMDA YUMURTA KÜFESİ VAR, ONLARIN SIRTINDA YOK''

Bedelli askerlik konusunda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun sürekli konuştuğunu, bedelli askerlik konusunu emekli askerlerle değerlendirdiklerine ilişkin açıklamalar yaptığını ifade eden Başbakan Erdoğan, ''Benim şu anda Genelkurmay Başkanım var. Biz otururuz, takvimi onunla belirleriz; emeklilerle değil. Varsın Kılıçdaroğlu emeklilerle yoluna devam etsin. Her şeyin bir takvimi var. Şu anda benim sırtımda yumurta küfesi var, onların sırtında yok. Konuşuyorlar. Biz atamayız. Biz konuşuruz, bu yapılacaksa, ne zaman yapılacağını beraber kararlaştırırız. Çünkü, olayın bir boyutu yok. Bedellide yaşlı olanlar var, orta durumda olanlar var, fakiri var, zengini var'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, bu konuda her şeyi yere sağlam basarak yürüttüklerini, böyle yürütmeye de devam edeceklerini vurgulayarak, halkı anlatmanın hiçbir anlamı olmadığını söyledi.

Erdoğan, ''Biz, 'Olacak' dersek, muhakkak olur. Çünkü biz işin içinde yaşıyoruz. Ama onlar olayın içinde yaşamıyorlar. 'Emeklilerle konuştuk, bunu böyle yaptık' diyor. Ben emeklilerle konuşmuyorum, şu anda işin başında olan, işin sorumluluğunu taşıyan başta Genelkurmay Başkanım olmak üzere, onunla görüşüyorum. Benim müsteşarım da Genelkurmay İkinci Başkanı ile görüşür. Bunlarla bu işi yürütüyoruz. Bu mu kesin karardır veya umut vericidir, yoksa, 'Emeklilerle şunu yaptım, bunu yaptım', bu mu?'' ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, çevre konusunda hükümete yöneltilen eleştirilerle ilgili, ''Çevreci diye ortada dolaşanlar inanın insanoğlunu öne çıkaran bir yaklaşımla değil, ideolojilerini öne çıkaran bir anlayışla buna yaklaşıyorlar. Eğer biz bunların mantığıyla hareket edecek olursak elektriksiz yaşamamız lazım, mumla veya gaz yağı lambasıyla yaşamamız lazım veyahut da çayda çıra oynar gibi onlarla yaşamamız lazım'' dedi.

''Bu parlamentoya sizin de meydanlarda bazen kişisel olarak hedef aldığınız bazı isimler de girecekler. Onlarla birlikte bir yasama faaliyeti yapacaksınız. Girme ihtimalleri yüksek, girmeleri kesin değil ama, rahatsız ediyor mu sizi?'' şeklindeki soruya Erdoğan, ''Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti içerisinde eğer hukuk bu işe müsaade ediyorsa benim yapacağım bir şey yok. Ben otokrasiden yana değilim. Ama tabii burada seçilmiş olmaları onların parlamentoya geleceği anlamına gelmez. Burada yargının bir defa bu işe müsaade etmesi gerekiyor. Beni parlamentonun içine kimin geldiği çok ilgilendirmiyor'' dedi.

Davaların süresine ilişkin bir soru üzerine Başbakan Erdoğan, tutukluluk sürelerinin uzun olmasının kendisini rahatsız ettiğini dile getirdi.

''Bununla ilgili herhangi bir şey yapabilir misiniz'' sorusuna Erdoğan, ''Bakalım yeni döneme bir girelim, arkadaşlarla oturacağız, konuşacağız, yasal bir düzenlemeyle bazı şeyler olabilir mi? Ama şöyle olabileceğine inanıyorum, biliyorsunuz bölge adliye mahkemelerinin artık devreye girmesi sebebiyle bir çok dosya oraya kayacak. Dosyaların oraya kayması sebebiyle artık çok daha fazla temyiz mahkemelerinde de kalmayacak. İlk derece mahkemelerinde de sayılar çoğalıyor, çok ciddi bir kadro alımı yapılacak. Bu kadro alımı da yapıldığında ilk derece mahkemelerindeki sayılar da artacak. İlk derece mahkemelerindeki bu sayıların çoğalması sebebiyle inanıyorum ki daha seri adımlar atılabilmesi mümkün olacak. Temyizle ilgili durumlar varsa oralarda çok daha seri neticeleri eski adıyla istinad, yeni adıyla bölge idare mahkemelerinde neticeye vardırmak mümkün olacak. Daha yukarıya gitme durumları olduğu zaman oralarda da çok daha seri olacak. Çünkü geciken adalet adalet değildir, bunların kısalması için ne gerekiyorsa arkadaşlarımızla bunları konuştuk, çalışmaları yapılıyor, inşallah bunları sağlama yoluna da gideceğiz.''

''ÇEVRECİ DİYE DOLAŞANLAR...''

Erdoğan, çevre konusunda yapılan eleştirileri dikkati alıp almadığı yönündeki soru üzerine, şunları söyledi:

''Biz bu konular üzerinde çok çalıştık. Çevreci diye ortada dolaşanlar inanın insanoğlunu öne çıkaran bir yaklaşımla değil, ideolojilerini öne çıkaran bir anlayışla buna yaklaşıyorlar. Eğer biz bunların mantığıyla hareket edecek olursak elektriksiz yaşamamız lazım, mumla veya gaz yağı lambasıyla yaşamamız lazım veyahut da çayda çıra oynar gibi onlarla yaşamamız lazım.

Nükleer enerjide geçmişte emisyon noktasında, kontrol noktasında ciddi sıkıntılar vardı ama artık nükleer enerji, yanlış olmasın 3 aşağı 5 yukarı doğrudur, dünyada 460 civarında nükleer enerji santrali var. Ve bu ucuz enerji. Yatırım olarak pahalı işletme olarak ucuzdur. Yeni sistemlerle bu işler artık aşıldı.''

''Almanlar artık kapatma kararı aldı'' denilmesi üzerine Erdoğan, ''Bunlar konuşur ama kapatamaz onlar da'' karşılığını verdi.

Türkiye'nin yıllardan bu yana suyu değerlendiremediğini anlatan Erdoğan, ''Onun için bir atasözü çıkmış, 'su akar Türk bakar' demişiz. Ama 2014-2015 sınır aşan sular sorunu gündeme gelecek. Eğer biz bu sularımızı değerlendiremezsek o zaman birileriyle paylaşmak durumunda kalacağız'' dedi.

Hidroelektrik santralleriyle yeni bir çevre zenginliği elde edildiğini belirten Erdoğan, ''Bir elektrik enerjisi üretebiliyorsunuz, sulamada, içme suyunda kullanabiliyorsunuz, balık üretebiliyorsunuz, piknik alanları bu tür şeyler meydana getirebiliyorsunuz bir de bunlarla sınırları koruyorsunuz. Bu tür faydaları da var. Çok hassas bölgelerde barajlar kuruyoruz şu anda'' diye konuştu.

Erdoğan, Akkuyu ve Sinop'da nükleer santraller için adım atıldığını anımsatarak, ''Üçüncü ve dördüncüsü için çalışıyoruz. Bunları bitirdiğimizde halkımıza çok ucuz enerji verme şansını yakalayacağız'' görüşlerini dile getirdi.

Nükleer santrallerin güvenliğine ilişkin bir soru üzerine Erdoğan, şöyle dedi:

''Bütün her şey mevcut o dediğiniz noktada. Hiç bir şey yüzde yüz güvenli olur mu? İstanbul'un birinci köprüsü, bu tür çevreci zihniyet birinci köprüye karşı çıkmıştı, ikinci köprüye de bunlar karşı çıktı. Bunlar CHP zihniyetidir genelde veya yakın zihniyetlerdir. 3. köprüye CHP bizzat karşı olduğunu açıkladı. Biz 3. köprüyü her halükarda yapacağız. Çünkü bizim için öncelikli hedef insandır ve bununla birlikte insanın ulaşımını rahatlatacağız. İstanbul'un buna ihtiyacı var. Sadece İstanbul'un değil, Avrupa-Asya'yı da birbirine bağlıyorsunuz. Bunu getireceğiz. Bunu başarmaya mecburuz, bu adımı da atacağız. Nükleer enerji santralleri, güven noktasında çok güvenli teknolojiyle yapılıyor. Dünya'da bu işi yapan en iyi firmalar vesaire... Sadece Ruslar yapmıyor...''

''PARTİMİN KİMLİĞİ MUHAFAZAKAR DEMOKRATTIR''

AK Partinin kimliğinin muhafazakar, demokrat olduğu ifade edilerek, ''Son yıllarda muhafazakarlaşma demokratikleşmenin önünü kesmeye başladı şeklinde bir görüş var. Bu görüşle ilgili ne diyorsunuz?'' şeklindeki soruya Erdoğan, ''Ulusalcıların mı?'' karşılığını verdi. ''Hayır, toplumun bir kesiminde sorulan sorular'' denilmesi üzerine Erdoğan, ''Ben hepsine saygı duyarım ama partimin kimliği muhafazakar demokrattır. Muhafazakar demokrat bir partide, demokrasiye karşı bir yapı oluşabilir mi?'' diye sordu.

Erdoğan, şunları kaydetti:

''Muhafazakar yaklaşım aslında bu ülkenin kendi değerlerine sahip çıkan ama bu değerlerle birlikte demokrasiyi güçlü kılmanın gayreti içinde olan bir anlayıştır. 8-8,5 yıl içinde bu ülkede eğer demokrasi güç kazandıysa, bu muhafazakar demokrat AK Parti'yle güç bulmuştur. Her alanda geçmişle mukayesesine baktığımız zaman düşünce, ticaret özgürlüğünde nerelerden nerelere geldiğimiz çok açık ortada. Eksikler yok mudur, muhakkak vardır. Ama bunları bir anda çözmek de mümkün değil. Sivilleşmede aldığımız mesafe. Bunları tek tek saymamın anlamı yok. Bir Milli Güvenlik Kurulu, şu anda başında bir sivil arkadaşımız var. Bu şekilde yürüyor. Kurumlar arasındaki ilişkilere baktığımızda yaklaşım farklı. Bunların hepsi ülkenin geleceğini çok daha özgüven sahibi kılacak olan özgüven sahibi kılacak olan adımlardır.

Son dönemlerde özellikle 2007 olayını partimiz yaşamamış olsaydı, inanın bulunduğumuz noktanın çok daha ötesinde olacaktık. Ama Türkiye'de, düşünebiliyor musunuz, parlamentonun yüzde 67'sine sahip bir parti kapatılmakla karşı karşıya kaldı. Kapatılmakla karşı karşıya kaldığımızda ana muhalefet partisi, partimizin kapatılması için gayretler içine girdi. İşte demokrasi anlayışı orada CHP'de kendini buluyor. Bir diğer muhalefet de başının çaresine baksın gibi bir yaklaşım içine girdiler. Kalkıp da nasıl olur da yüzde 67'e sahip bir partiyi kapatma gayreti içine girersiniz demediler. Çok ilginç, partilerin kapatılmasını engelleyen anayasa maddesini, biz parlamentodan 330'u bulamadığımız için içimizden de bazı, ne yazık ki bu konuda kutsal olmayan tipler çıktı ve 330'u aşamadık. Aşmış olsaydık, bugün siyasi partilerin kapatılması da tarih olacaktı.

BDP hem ağlıyor, ben diyor devamlı kapatılıyorum, 5 kere kapatıldım... O gün o oylamaya onlar da katılmadı. En çok kapatılan parti olmasına karşın katılmadı. Onlar bile katılmadı. Bunlar iki yüzlülüğü, ilkesizliği gösteriyor. Türkiye'de artık muhafazakarlıkla, demokratlığın birbirine ters olduğunu kabullenmiyorum. Tam aksine artık diyorum ki bu dönem muhafazakar demokrat anlayışın birbiriyle nasıl iç içe girdiğini ve Türkiye'nin geleceğine ileri demokrasi olarak ciddi katkısı olacağına inanıyorum.''

Erdoğan, bu gayretin siyaset akademileri aracılığıyla da yürütüldüğünü belirterek, üniversitedeki akademisyenler ve medyadan bazı isimlerin sürekli burada görevler aldığını anlattı. Erdoğan, ''Entelektüellerle ilişkisi kesik diyenler aslında siyaset akademimizin çalışmasını görmüş olsalar bizim akademisyenlerle, entelektüellerle nasıl iç içe olduğumuzu daha iyi görürler. Hiç bir siyasi partide bu mekanizma yok. AK Parti aynı zamanda bir okuldu'' dedi.

''YENİ YENİ İMTİHANLARA GEREK YOK''

Erdoğan, programın sonunda, partisinin reklam klibinde kullanılan ''Aynı'' adlı şiiri okudu. Şarkının, meydanlarda söylenmeye başlandığını anlatan ve bundan duyduğu mutluluğu dile getiren Erdoğan, güfte ve besteyi yapan Özhan Eren'i kutladı.

Oynadığı reklam filminde zorlanıp zorlanmadığı sorulan Erdoğan, ''Orada gerçekten bu işin özellikle yönetmeni, bu kadar süratle intikal eden bir olayın kendisi takdirlerini bildirdi. Biz 2-3 kez rolümüzü oynadık'' dedi.

''Özgüvenden geliyor'' denilmesine karşılık Erdoğan, ''Sonra da Kasımpaşa çocuğu olmaktan geliyor'' karşılığını verdi. Erdoğan, ''Rol yapmak değil aslında, rol yapmıyor olmak, belki de onu yakalamış olduğu için başarılı...'' yorumuna teşekkür etti.

Erdoğan, Türkiye'nin istikrarı için, güven içinde 2023'ü kucaklaması için halktan özellikle kalan 5 gün içinde çok farklı bir destek beklediğini ifade ederek, ''Yeni yeni imtihanlara gerek yok. Ülkemize geçmişi itibariyle katkısı olmamış ve olmayacak anlayışlarla bir yere varmak mümkün değil. Kendini ispatlamış bir iktidar var, yatırımlarıyla, her şeyiyle. Bundan sonra da bunun güçlenerek devamı ülkemize çok şeyler kazandıracaktır. Çünkü Türkiye'yi ikinci değil, ilk 10 içinde görmek istiyoruz. Türkiye ilk 10 içine girdiği zaman dünyadaki konumu çok daha farklı olacaktır'' şeklinde konuştu. AA
 

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler