YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Nurseli İdiz yaşadıklarını bugün 3 gazeteye birden
Nurseli İdiz yaşadıklarını bugün 3 gazeteye birden
Nurseli İdiz yaşadıklarını bugün 3 gazeteye birden
23 Eylül 2008 / 08:54 Güncelleme: 00 0000 / 00:00

Ergenekon operasyonu kapsamında 4 gün gözaltında kalan sanatçı Nurseli İdiz yaşadıklarını bugün 3 gazeteye birden anlattı. İdiz'in özel açıklamaları bugün Akşam, Hürriyet ve Milliyet gazetelerinde yer aldı. Aşağoıda sırasıyla bu gazetelerde yer alan haber metinlerine yer verilmiştir.


AKŞAM'DA YER ALAN HABER
Ergenekon operasyonu kapsamında 4 gün gözaltında kalan sanatçı Nurseli İdiz, yaşadıklarını AKŞAM’a anlattı. Ergenekon’un içeriğini sorguda öğrendiğini belirten İdiz “Cumhuriyet Kadınları projemizi anlattık. Başarılı bulduklarını söylediler” dedi


Gözaltına alınmanız nasıl oldu?


O sabah 06.30’da geldiler. Hiç beklemediğim bir şeydi. Hatta Osman Müftüoğlu’nun sağlıklı yaşam kliniğine rejim listesi almaya gidiyordum. Evde 4-5 saat arama yaptılar. Oradan da göz altına aldılar. Ardından Adli Tıp’a gidip muayene olduk. Çok kötü hissettim kendimi. Zordu. Allah kimsenin başına vermesin.


12 Eylül döneminde bu tarz olaylar yaşadınız mı?


Benim bir gözaltı tecrübem yok. Ama 12 Eylül’ü de, 12 Mart’ı da yaşadım. Dinlediğim tecrübeler var. 3 kuşak ihtilal çocuğuyuz.


 
Evinizden hangi belgeleri aldılar?


Prizma programının CD’leri, canlı yayın kasetleri, dizilerden görüntüler alındı. Cep telefonuma el konuldu. Daha sonra vereceklerini söylediler.


Neden bir ara ‘Silah kaçakçılığından içeri alındım’ dediniz?


Ergenekon soruşturmasından içeri alındığım söylendi. Ben silah kaçakçılığı diye espri yapmıştım. Artık espri yapmaya da korkuyorum. Benim silah kaçakçılığıyla ne alakam var?


Sorguda neler yaşadınız?


3 gün hiçbir şey sormadılar. 3. günün sonunda sabaha karşı sorguya alındık. Bütün soruları cevapladım. Çok iyi davrandılar. Organize suçların bütün elemanları çok kalifiye. Çok farklı bir Emniyet Teşkilatı var artık karşımızda. Ünlü olduğumuz için farklı bir ayrıcalık göstermediler. Ama orada gördüğüm muamele insanlık dışıydı diyemem. Beş dakikada bir gelip sağlığınız nasıl diye sordular. ‘İyi ki beni aldılar’ demiyorum. İnsanların, polislerin sabah 6’da ellerinde kameralar yatak odanıza girmesi çok ağır bir psikolojik fatura.


Gözaltına alınmadan önce Ergenekon’a bakış açınız nasıldı?


Bir bakış açım yoktu. Çünkü deliller toplanıyor ve yargı aşamasında bir süreç. Bir fikir belirtmek çok yanlış olur. Silivri’de 20 Ekim’de başlayacak olan davadan sonra konuşulabilir.


Size sorguda neler soruldu?


Direkt bir suçlama olmadı. Projelerimiz, iş ilişkilerimiz, bağlantılarımız ve işlerle ilgili sorular soruldu. Büyük bir açık yüreklilikle hepsine cevap verdim.


Cumhuriyet Kadınları projesi soruldu mu?


Cumhuriyet Kadınları’nı uzun uzun anlattık. Ne zaman başladı, projeyi kim finanse etti, nerelerde gösteri yaptınız? Tüm bu soruları detaylı bir şekilde cevapladık. ‘Politik bir amacı var mıydı, sanatsal bir iş miydi?’ diye soruldu. Ben de bunu cevapladım.


Proje hakkında onlar ne söyledi?


Projeyi ilgiyle takip edeceklerini, başarılı bulduklarını söylediler. Bu konuda özellikle bir tavır yoktu. Her şeyi soruyorlar sadece bu konuyu değil. Bu konu hakkında bir baskı yoktu. Bir tek şeye mutlu oluyorsunuz; hayatımda saklayacak bir şey olmaması güzel bir şey. Aynaya bakıp, kendinizi çırılçıplak namuslu bir vatandaş olarak görmek güzel bir duygu.


Peki neden sizi gözaltına aldılar?


Onun cevabını bilmiyorum. Belki onlar da bilmiyorlardır.


Telefonlarınızın dinlendiğini tahmin ediyor muydunuz?


Yok hiç aklıma gelmemişti. Zaten teknoloji özürlüyüm. Ya benim telefonum dinlendi ya da irtibatta olduğum kişilerin. Gerekli gördükleri görüşmeleri sordular. Günlük görüşmelerimin hepsini sordular.


SEYHAN POLİS DEĞİL


Seyhan Hanım hakkındaki şantaj iddiaları karşısında ne diyeceksiniz?


Bu çok saçma bir şey. İnsanların özel hayatlarını bantlara alıp şantaj yapacak zihniyette insanlar değiliz.


Sorgulanmanızda Seyhan Hanım’ın eski bir polis olması ve MİT’le bağlantısı olduğu söylentileri de etkili miydi sizce?


Seyhan eski bir polis değil. Sadece polis akademisi mezunu. Özel kimliği dolayısıyla akademiden de ayrılmış. Onun avukatı değilim, bir yıldır tanıyorum, çok iyi bir menajer.


Sorguda ne yediniz, ne içtiniz, neler yaşadınız?


Zordu ama bizler senelerce turnelerde olduğumuz için çok ağır şartlara dirençliyiz. Hatta ben çok rahat, sızlanmadan askerlik yaparım dedim. Biz oyuncular ağır işçileriz.


HÂLÂ ZAN ALTINDAYIM


Teğmenlerle aynı anda gözaltına alınmanız tesadüf mü?


İzmir, Ankara ve İstanbul’da üç grup alındı. Bir bağlantı var mı yok mu bilmiyorum. Bağlantıları kurmak çok zor.


Halkın gözünde aklanmak o kadar da kolay değil...


Tabii ki. Sonuçta zan altındayım. Hâlâ takipsizlik kararım çıkmadı. Sağlam durmaya çalışıyorum. Yaşadıklarımın olgunluğuyla olumlu bakmaya çalışıyorum. Emniyet güçlerinin söylediği ‘Bir takım dayanaklarımız var’ oluyor. Zaten orada akan sular duruyor. Yine ifademize başvurabilirler.


Çıktıktan sonra ne yaptınız?


Tanrı’nın tokadı yok. Hayatınızdaki en küçük şeyin bile ne kadar değerli olduğunu, bir su şişesinden su içmenin ne kadar önemli olduğunu anlıyorsunuz. Ama tabii kimler neler yaşadı. Bizimki devede kulak kalır.


‘Buradan çıkabilecek miyim’ dedim


Ek gözaltı süresi istenince ne hissettiniz?


Buradan çıkabilecek miyim dedim. Psikolojik olarak çok sağlam olmanız gerekiyor. İnsanın dayanma sınırını zorlayan şeyler.


Ne ile suçlandınız?


Suçlanmadım sadece sorguya alındım. Geldiklerinde Ergenekon soruşturması diye resmi bir belgeyle geldiler. Zaten Ergenekon’un içeriğini sorgu sırasında öğreniyorsunuz. Kapsamını idrak ediyorsunuz.


Neymiş peki?


Yok onu söyleyemiyoruz. Onlar da bilgi vermiyorlar. Onların sorduğu soruları cevaplama hakkına sahipsiniz o kadar. Sadece bu soruşturmanın Cumhuriyete karşı bir hareket olarak görünmemesi lazım.


Savcı Öz ‘Artık kafam şişti’ dedi


Sorgunuzu kim gerçekleştirdi?


Savcı Öz’le de görüştük. Son derece akıllı ve esprili bir insan.


Aranızda espriler geçti mi?


Çok konuşuyorsunuz. Artık kafam şişti gibi espriler yaptı. Çok zeki bir insan.


Nurbanu GÜNEY ELBİR



--------------------------------------------------------------------------------


HÜRRİYET'TE YER ALAN HABER
Tek kişilik hücrede kaldım


Röportaj: Demirhan HARARLI


Ergenekon soruşturması kapsamında göz altına alınan Nurseli İdiz yaşadıklarını Hürriyet'e anlattı.


NURSELİ İDİZ ATATÜRK'Ü CANLANDIRMIŞTI


Nurseli İdiz, geçtiğimiz perşembe günü aralarında 'Sisi' lakaplı menajer Seyhan Soylu'nun da bulunduğu 16 kişiyle birlikte Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alındı. Savcılık soruşturmasının ardından pazar günü serbest bırakılan İdiz, Seyhan Soylu’nun yürüttüğü "Cumhuriyet Kadınları" adlı belgesel projesinin koordinatörlüğünü yapıyordu. İdiz, yaşadıklarını Hürriyet'e anlattı.


- Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alındınız, savcılık sorgusunun ardından da serbest bırakıldınız. İddiada yer almamasına rağmen, silah kaçakçılığı yaptığınız için gözaltına alındığınız yazıldı...


Ben bunu espri olarak söyledim. Sağlık kontrolünden geçirilmek için hastaneye sevkedildik. Gazeteciler neden gözaltına alındığımızı biliyorlar sonuçta... Sorduklarında da sırf espri olsun diye "Silah kaçakçılığı yüzünden" dedim. Bunu ciddiye aldıklarına inanamıyorum! Biz hiçbir zaman hiçbir şeyden kaçmıyoruz. Elbette çok yaralayıcı bir şey bu, böyle bir soruşturma kapsamında terörle mücadele ekipleri tarafından gözaltına alındık. Ama suçlu olmadığımız kanıtlandı. Belirli bir prosedür var, onlar bu prosedüre uyuyorlar. Biz de vatandaş olarak buna uymak zorundayız. Yasa değişikliği şart! Yaşanan şeyi espriye vurup dayanıklı çıktık. Elbette psikolojik olarak bunlara katlanmak çok zor bir süreç.


- "Cumhuriyet Kadınları" projenizle ilgili olarak mı gözaltına alındınız?


Bir neden ya da suçlamada bulunmadılar. Birçok soru sordular. 100 tane sorudan bir-iki tanesi de "Cumhuriyet Kadınları"na aitti. Bütün sorulan sorulara da cevap verdik. Hiçbir suçlama olmadı, çok da iyi davrandılar bize.


- Projeye devam edecek misiniz?


Şu an telefonumu kapattım. Başımı dinlemek için tatil yapmak istiyorum. "Cumhuriyet Kadınları" projesi de tüm Türkiye'de turne halinde devam edecek, çok da büyük bir patlama var. Gözaltından sonra bu konuda çok daha fazla ilgi gördüm. Proje büyüyerek yayılmaya başlayacak. Daha çok sanata, daha çok üretmeye ihtiyacımız var Türkiye için. Bunlar Cumhuriyet'in ilk öncü kadınları... Hem onların anısına bir saygı duruşunda bulunmak hem de şapka çıkarmak adına çok önemli bir proje bu. Herkesi bu kadınlarımızla ilgili bilgilendirmek gerekiyor. Türk gençlerine Atatürk'ün nutkunu okumalarını tavsiye ediyorum. Tekrar tekrar okusunlar.


- Gözaltında tutulduğunuz süreçte neler yaşadınız?


Gözaltı, çok ağır bir süreç. Kendinizi çok kötü hissediyorsunuz. Sonuçta bir hücreye kapatılıyorsunuz.


- Yalnız mıydınız?


Evet, herkes hücresinde yalnızdı. Üzerinize demir parmaklıklar kilitleniyor, narkotik suçlular ve siyasi suçlular ile aynı nezarethanede kalıyorsunuz. Zor bir süreç... Dünyayla ilişiğiniz kesiliyor. Gazete yok, kitap yok, görüşme yok... Kızınızla bile görüşemiyorsunuz. Ne verilirse onu yemek zorundasınız. Şehir suyunu kullanabiliyorsunuz. Çamaşır değiştirmeniz, yıkanmanız bile söz konusu değil. Bir sedirin üzerinde sadece battaniye ile yatabiliyorsunuz.


- Gözaltındayken en çok neyi düşündünüz?


Kamuoyunun ve medyanın tepkisini merak ediyorsunuz. Bir de dünyada neler oluyor, onu merak ediyorsunuz. Ailenizi, kızınızı, evladınızı düşünüyorsunuz tabii ki...


- Sorgunun ardından serbest bırakıldınız. Peki sonuç ne oldu?


Tekrar ifademize başvurulabilir. Takipsizlik kararı henüz verilmedi. Bundan sonraki süreç ne olacak, hep birlikte göreceğiz.


- Türkiye'de sanatçıya verilen değeri nasıl görüyorsunuz?


Sanatçı olarak değil insan hakları olarak düşünüyorum, bu şekilde gözaltına alınmalar olmamalı... Ne yazara, ne çizere ne de sanatçılara yapılmalı bunlar. Hatta hiçbir insana yapılmaması lazım.


- Hülya Avşar'ın kardeşi Helin Avşar, internet sitesinde size destek verdiğini yazmış...


Kendisine çok teşekkür ediyorum. Çok duyarlı biri ve benim iyi bir arkadaşım. EVet biraz daha sanatçılara toleranslı olmak lazım.



--------------------------------------------------------------------------------


MİLLİYET'TE YER ALAN HABER


Geçmişteki bir arkadaşımla ilgili konuşmalar ortaya çıktı. İnsan kendini çırılçıplak hissediyor.Yemeğimi ellerimde yedim, suyu tuvalet musluğundan içtim


Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan ve dört günün ardından savcılık tarafından serbest bırakılan oyuncu Nurseli İdiz yaşadıklarını Milliyet'e anlattı. Organize Suçlarla Şube Müdürlüğü'nün bodrum katındaki hücrede tek başına kaldığını anlatan İdiz, "Yemeği ellerimle yedim, suyu tuvalet musluğundan içtim. Paranoyak oldum ve bir daha cep telefonu kullanmayacağım" dedi.


"Hapishaneye yaşamak, hücrede tutulmaktan daha kolaydır" diyen İdiz, serbest bırakılmasının ardından dün sorularımızı yanıtladı.


- Sabahın erken saatinde kapınız çalınınca ve bir de "polis" denilince ne hissettiniz?


Erken kalkıcaktım o gün. Osman Müftüoğlu'nun "Yaşasın Hayat Kliniği"ne gidip diyet listesi alıcaktım. Kan tahlili yapılıcaktı. Osman Müftüoğlu'na gideceğime Terörle Mücadele'ye gittim. 06.30'da kalkmıştım 'biraz daha yatayım' dedim. Kapı çalındı, 'polis' dediler. Kapıyı açtım, 'Terörle Mücadele'den Organize Suçlar'dan' dediler. 15 - 20 kişi kameralarla içeriye girdi ve ben gecelikliydim. Beni gözaltına almaya gelenlerin arasında çok güzel kadın polisler vardı. 06.30'da annem bu kadar güzel kızları karşısında görünce, 'siz de polis misiniz' dedi. 'Hayır anne, mankenlermiş de beni ziyarete gelmişler sabah sabah' dedim. Kadın polisler çok güzel ve iyi okumuşlar. Çok medeni bir imaj yaratıyorlar.


- Nasıl davrandılar size?


Çok iyi davrandılar, çok kaliteli insanlardı. 12 Eylül'leri 12 Mart'ları yaşamış bir insan olarak elbette kafamda farklı bir polis imajı vardı. Aranma 4 - 5 saat sürdü çünkü 21 koli, 4 - 5 bin kitap arandı. Kitapların haricinde tiyatro tekstlerinden, arkeoloji ve sanat tarihi okurken hazırladığım üniversite tezlerine, eşimin bestelerinden, kayınpederimin dışişlerindeyken aldığı notlara kadar herşeye baktılar. Giderken de sandıktaki hazırladığım "Prizma" programının bantlarını, CD'leri, filmleri, kızım Elif'in mezuniyet ve doğum günü CD'lerini aldılar.


- Gözaltına alınırken yanınıza almanızı tavsiye ettikleri şeyler oldu mu polislerin?


Hayır, sadece şey tebliğ ettiler, Ergenekon'dan arandığımı gözaltına alınacağımı söylediler. Ben de iki üç saat sonra dönüşeceğimi düşünerek gittim.


Thelma ve Luiz'e benzedik


- Nasıl bir yerde tutuldunuz?


Önce Vakıf Gureba Hastanesi'ne gittik. Oradan Organize'ye, oradan da hücreye... Hücre bodrum katta. Büyük ve küçük hücreler vardı. Ben küçük hücrede tek başıma kaldım. 10 metrekarelik bir yerdi. Polisler tuvalet ihtiyacını çok sık soruyorlardı. Hücrede sadece sedir var, yastık çarşaf yok. İsterseniz daha önceden kullanılmış olan battaniyelerden alabiliyorsunuz. Temizlik çok zor oluyor. Temiz su içemiyosunuz, tuvaletin çeşmesinden şehir suyu içiyorsunuz. Tuvalet kağıdı yok, toka yok, çatal yok. Yani hapishanede yaşamak, zaman geçirmek çok daha kolaydır. Gazete yok, kitap yok, diş fırçalama yok, banyo yok, çamaşır değiştirme yok. Çorap değiştirme yok.


- Ağladınız mı?


Hayır, belki de belli bir siyasi bilinçle büyüdüğüm için ağlamadım. Ayrıca özellikle de ağlamadım. Meslek gereği uzun yıllar setlerde, tiyatro sahnelerinde, çekimlerde, haber proglarımda zor şartlarda çok ağır işçi olduğumuz için, talimli olduğumuz için, çok direnç gösterdim. Normal bir ev kadınını oraya alsanız, veya bu tür ortamlarda bulunmamış birini, çok ciddi travma yaratabilir.


- Neden üç günün sonunda sorgulandınız?


Bu bir psikolojik baskı metodu. Yani bilmediğiniz birşeyi beklemek ve ne zaman sorguya alınacağınızı bilmemek psikolojik bir baskıdır. O konuda çok sağlamım.


- Kendinize nasıl moral verdiniz?


O an şunu düşündüm, 'Türkiye'de insanlar düşünce suçlarından haksız yere çok büyük acılar yaşadılar Benim yaşadığım yine de çok sanşlı bir durum. Onun için senin şikayet etmeye hakkım yok' dedim kendi kendime. Çünkü insanlar yıllarca düşünceleri yüzünden hapishanelerde çürüdüler bu ülkede.


- Gözaltındayken en çok neyi özlediniz?


Kızımı çok özledim. İnsan evladını çok özlüyor. Annemin ve teyzemin sağlığını çok merak ettim. Çünkü neredeyse kalp krizi geçiriyorlardı. Teyzem koşarak geldiğinde tişörtünü filan ters giymişti.


- Gece üşüdünüz mü?


Hayır, zaten dediğim gibi, setlerde üşümeye alışkınım, üşürseniz de yapacak bişey yok. Battaniye alıp altına girebilirsiniz. Zaten hijyen olup olmadığını hiç sorgulamıyorsunuz. Terliyorsunuz, bayan olarak çamaşır değiştirmek istiyorsunuz ve kokuyorsunuz. 3-4 gün boyunca kokuyorsunuz. O kokuyu bir daha nerde duysam tanırım. Nezaret, hücre kokusu yani...


- Herhangi bir fobiniz var mıydı, fare, kapalı yer korkusu gibi?


Allahtan herhangi bir korkum yok. Klostrofobi (kapalı yerde kalma korkusu) olan delirir.


- Ortam karanlık mıydı, günleri takip edebildiniz mi?


Loştu. Günleri takip edebildim ama saatte yanılabiliyorsunuz. Hücredeyken pet şişeden su içmenin bile ne kadar önemli ve keyifli bişey olduğunu anlıyorsunuz. Hapishanede avluya çıkıp sigara içebilir, çay içebilir, sohbet edebilirsiniz. Ama orada böyle bişey yok. Orada çok çay içmek istedim.


- Konuşmak istdeğiniz zaman ne yaptınız?


Orada narkotik suçlularla birlikte kaldık. 13 - 14 kişi vardı. Farklı hücrelerde kalıyordu onlar. Arada Seyhan'la (Sisi lakaplı Seyhan Soylu) konuştum. Hücrelerimiz karşılıklıydı. Zaten hücreler kamera altında ve dinleme altında. Seyhan'la biraz gırgır yaptık. 'Thelma ile Luiz'e benzedik' dedik. Espriyle kavga ettik arada bir 'ben senin yüzünden buradayım, sen benim yüzümden buradasın' gibi. Tabi şakaydı.


- Ne yiyip içtiniz?


Günde iki kere yemek veriliyor. Sabah peynir sürülmüş yarım somun ekmek, biraz zeytin, gece de karavana usulü yemek.


- Siz varken ne yemekler vardı?


Pilav tavuk, köfte... Çatal olmadığı için kaşıkla ya da elinizle yiyorsunuz yemeği. Ben tavuğu köfteyi elimle yedim. Elinizi üstünüze siliyorsunuz. Sonra bekliyorsunuz, elinizi yıkıyorsunuz. Kağıt peçete yok.


- Zaman nasıl geçiyor?


Uyku hastalığına tutuluyorusnuz. Uyumaktan yoruluyorsunuz. Yapacak birşey yok çünkü.


- Birbirinizin sağlık durumunu konuşarak kontrol ettiğiniz oldu mu?


Emniyet yetkilileri 5 dakika da bir 'Bir sıkıntınız, sağlık probleminiz var mı? Özel doktorunuz varsa ona götürebiliriz, hastaneye götürebiliriz?' dediler, Bu konuda hakikaten çok iyiler.


- Emniyetteki sorgu ne kadar sürdü ve nasıl geçti?


Sorgu üst katta çok modern bir ortamda oldu. 4-5 saat sürdü. Sorgu sırasında bacak bacak üstüne atmak yasak.


- Ne gibi sorular sordular?


'Ergenekon'la alakanız var mı?' diye sordular. 'Bir bağlantınız var mı, Ergenekon'dan hiç tanıdığınız var mı" diye sordular.


- Var mıydı?


Tutuklananlardan da hiç tanıdığım yok. Bir Seyhan var. Ayrıca projelerimi sodular.


- Cumhuriyet kadınları projesi baş soru mu?


Baş soru tabi. Neden yapıldı bu? Siyasi bir amaç güdüyor muydu? Anormal birşey sormadılar, birşeyle de suçlamadılar. Telefon konuşmaları soruluyor, iş bağlantıları soruluyor.


İnsan çırılçıplak hissediyor


- Özel telefon konuşma kayıtları karşınıza çıktı mı, çıktıysa ne hissettiniz?


Geçmişteki bir arakadaşımla ilgili konuşmalar ortaya çıktı. İnsan kendini çırılçıplak hissediyor.


Burada şikayet edilecek birşey varsa, sistem ve yasa...


- Sizde bir fobi oluşturdu mu dinlenmek?


Evet artık cep telefonu kullanmayacağım. Ben severdim telefonla konuşmayı bir daha telefonla konuşmayı düşünmüyorum.


- Paranoya oluştu mu?


Oluşuyor. Paranoyaklaşıyorsunuz. Kendinizi BBG evinde gibi hissediyorsunuz.


- Özgürlüğün tadını ilk nasıl çıkardınız?


Yatakta, temiz sabun kokan çarşafta yatınca acayip oldum. Gazete okumayı çok özlemiştim. Bir de kitap. Zaten polise, 'kitap aldıramaz mısınız?' dedim ona çok güldüler. Orhan Pamuk'un "Masumiyet Müzesi"ni isteyecektim ama olmadı.


- Daha önce kafanızdaki Ergenekon imajı neydi? Gözaltından sonra ne şekilde değişti?


Eskiden Eregenekon'a karşı önyargılı olmamaya çalışıyordum. Dışarıda olan birileri de suçlu olmuş olabilir, haksız yere tutuklanmış insanlar da olabilir. Konuşmak için çok erken. Şunu anladım ki, hiçbir imaj oluşamaz. Ergenekon'la ilgili yorum yapmak mümkün değil şu anda. Etik olarak mümkün değil, ikincisi çok karışık bir olay. Sonuçları, delilleri, gidişatı izlemek lazım.


- Sizi aldıklarında şaşırıp da aa demediniz mi?


Öyle diyorsunuz tabi. Çok alakakasız insanlar gözültına alınıyor, bağlantıyı kuramıyorsunuz. Ama orada da onların elindeki delileri bilmediğiniz için kuramıyorsunuz..


- 'Benim başımı yakan şudur' dediniz mi kendi kendinize?


Konuşmam olabilir. Ben her yerde dünya görüşümü çok net açıklar ve siyasi konuşmalar yapan bir insanım. Galiba o yanlış.


- Bazı gazetelerde Soylu ile birlikte Fadime Şahin benzeri bir filmi sahneye koymaya hazırlarken gözaltına alındığınız yönünde iddialar ortaya atıldı?


Buna kargalar da güler.


- Balıkesir'de CHP Milletvekili Ergun Aydoğan'la gizli bir görüşme yaptığınız ileri sürüldü?


Akçay'da tatildeydik. Engun bey, eşi, kardeşi filan karşılaşınca iftar yemeği verdiler akşam. Beraber yemek yendi. Deniz kenarında 10 - 15 kişiylik bir aile grubuyu.


- Siyasetçi, işadamı ve bürokratlara Sisi'yle birtakım şantaj kaseti hazırladığınız da iddia edilmişti. Böyle bir soru soruldu mu?


Biz "Cumhuriyet Kadınları"nı yapan insanlarız. Bu tarz bir yaşam biçimimiz olabilir mi? Şaka gibi. Kime, niye şantj yapacağız. Kelimelirin bittiği nokta burası. Ayrıca bu yönde bir soru soralmadı. Herhalde savcı bile herhalde buna gülmüş ki sormadı.


- Neden gözaltına alındığınızı soran gazetecilere 'silah kaçakçılığından' diye esprini yaptınız...


Bunu ciddiye alanlar olmuş, düşüp bayılacaktım. Orada espri yapmıştım, alakasız bir durum olduğunu belirtmek için dalga geçmiştim oysa.


- Emniyette komik şeyler de oldu mu?


Oldu tabi... Emniyette Ergenekoncular'a, Hizbut Tahrir'cilere Nurseli İdiz'i nereden tanıyorsunuz diye sormuşlar. Onlar da 'televizyondan' demişler... Ayrıca bir emniyet görevlisiyle ahbap olduk. Suç ve ceza programı yapılabilir mi diye konuştuk. Bir de Nihal Rızaoğlu halam. Serbest bırakıldığımı öğrenince iftar açılıyor. Yanlışlıkla kedi maması yemiş bisküvi yerine.


- Söylemek istediğiniz birşey var mı?


Hiç kimsenin bunları yaşamadığı, daha demokratik bir ülke olmasını dilerim. Çete soruşturmalarının olmadığı, karşılıklı siyasi görüşlerin legal olarak medenice tartışıldığı bir ülke olmasını diliyorum. Ayrıca Hülya Avşar'a teşekkür etmek istiyorum. Duyarlı bir şekilde, 'sanatçılar hiçbir yere kaçmıyorlar, bu kadar sanata hizmet etmiş insanlara böyle yapılmaması lazım' dedi. Katılıyorum ona. Bence hiçbir insana yapılmamalı. Bir de gözaltına alınınca şunu dedim içimden: 'İnsanlar plan yaparken Tanrı yukardan gülümsermiş...

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler