YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Nasıl bir medya istiyor?
Medya buluşmasında konuşan Erdoğan, nasıl bir medya istediğini anlattı...
Nasıl bir medya istiyor?
25 Eylül 2010 / 10:17 Güncelleme: 25 Eylül 2010 / 11:25

Medya yöneticileri iel medya buluşmasında biraraya gelen Başbakan Recep Tayyip Erdoğani nasıl bir medya istediğini anlattı...

Herhangi bir il genel seçimlerde farklı, yerel seçimlerde farklı, halkoylamalarında farklı tercihlerde bulunabiliyor. Bir seçimde 4 oy kullanacaksa her tercihini farklı değerlendirmelerle belirleyebiliyor. Milletimiz artık bilinçli bir şekilde oy kullanıyor. Halk oylamasında katılımın yüzde 77'lerde olması, demokratik duyarlılığın iyi seviyelerde olduğunu gösteriyor. Türkiye'de de artık yeni bir sürecin başladığının güçlü göstergeleridir.

Tür 12 Eylül'le birlikte yeni bir sayfa açmıştır. Halkoylaması sürecinde yaşananlar geride kalmış, çok daha demokratik bir anayasa ile yeni bir başlangıç yapılması gerekli hale gelmiştir. Hayır oylarının evet oyları kadar muteber olduğunun kabulumuz olduğunu ifade etmiştim. Evet oylarıyla birlikte hayırların da kazandığını, topyekun milletin kazandığını belirttim. yüzde 42 oranındaki hayır oylarının nasıl okunması gerektiğini tüm boyutlarıyla değerlendiriyoruz. Arkadaşlarım yurt içinde bu çalışmayı sürdürüyorlar. Çıkan sonuç bir başarıyı yansıtıyor. Halkoylamasında sadece anayasa değişikliğinin onaylandığı sonucunu çıkarmıyoruz. Bölge bölge çıkan sonuçları doğru anlamak, kendimizi gözden geçirmek durumundayız. Milletin mesajını doğru anlamaya çalışmaktır tüm partilere düşen. Türk milleti her zaman değişimden, demokratikleşmeden yana olmuştur. Doğru girişim, muıhtevayla bu özlemi gidermek tüm siyasilerin görevidir. Toplumda endişe, tereddüt varsa bunları gidermek bizim görevimizdir. Demokratikleşme halkın geneli tarafından sahiplendildiğinde anlam kazanır. Tamamının geleceğe ümitle bakmasını, kendi yaşamını emniyet altında hssetmesini sağlıyoruz, bu hedefe yönelik olarak siyaset üretiyoruz. Bunu %100 başarma iddiasında değiliz, eksiklerimiz olabilir. Yöneten de insan, yönetilen de insan. Bir çok aksaklıklar olabilir. Kendisine oy vermeyenleri cezalandıran siyasi anlayış Türkiye'ye bugüne kadar çok şey kaybettirdi. Bize oy versin ya da vermesin, 73 milyonun tamamının hükümetiyiz. Bizim iktidarımız, Türkiye'nin 780 bin km karesine hizmet götürmenin bahtiyarlığını yaşayan bir iktidardır.

Bunun kültürel, inanç gibi bir çok boyutu var. Gerektiğinde özeleştiri yapmaktan kaçınmıyoruz. Gerektiğinde kendimizi gerçekten acımasız sorguluyoruz. Bizi oy verenleri aladığımız kadar, oy vermeyenleri de anlamanın onların kaygılarını anlamlandırmanın mücadelesini veriyoruz. Demokrasi sadece iktidardan müteşekkil değildir. Güçlü bir demokrasi istiyorsak orada güçlü bir muhalefet şarttır. Muhalefetsiz bir demokrasi mümkün değildir. Popülizmi, iftirayı, kutuplaştırmayı, karalamayı, kutsal değerlerin istismarını oy kaygısıyla kullanan muhalefetin 12 Eylül'ün ardından bu alışkanlığını devam ettirmesini biz talihsizlik olarak görüyoruz. Toplumdaki endişeleri gidermek muhalefetin de sorumluluğundadır. Gerilim ve kutuplaşmadan medet umanlar her zaman kaybettiler. 12 Eylül gecesi tüm partilere çağrı yaparak diyalog ve işbirliği yapalım, yeni bir sayfa açalım çağrısı yaptım. Biz kapıları kapatan olmayacağız, kapımız da gönlümüz de herkese açık olacak.

Değişen dönüşen her alanda geçmişe göre büyük farklılıklar gösteren bir ülkede, medyanın soğuk savaş parametreleriyle hareket etmesi demokrasi adına bir eskiklik olacaktır. Demokrasi diyalog ve hoşgörü rejimidir. Tartışarak ve uzlaşarak sorunlara çözüm aramak zorundayız. Yazılı ve görsel medya kuruluşları da demokratik kültürün bir parçası olarak yükümlülük sahibi olarak ortadadır.

İktidar ile medyanın her konuda yüzde 100 mutabakat içinde olması beklenemez. Hiç bir demokratik ülkede bu yoktur. İktidarla medya arasındaki ilişkinin ölçülü olmasından doğar demokrasi. Mevlana'nın güzel bir sözü vardır: "İyi bir dostu olanın aynaya ihtiyacı yoktur." Biz medyanın acı gerçekleri gösteren, yapıcı eleştiride bulunan, yol gösteren bir ayna olmasını her zaman arzuladık. Zaman zaman sert eleştirilerimiz oldu. Bunlar medyaya yönelik sindirme veya baskı sebebiyle değil, haksız eleştiriye bir isyanın tezahürüydü. Medya da eleştiriye karşı tahammül içinde olmalıdır. Medyanın eleştirme hakkı olduğu kadar, siyasetçini de eleştirme hakkı vardır. Temsil ettiğimiz 10 milyonlar var. Eleştirinin bastırma, hedef gösterme girişimi olarak adlandırılmasını da yanlış buluruz.

Tophane de farklı bir boyut kazandı. Lokal bir olay, gereğinden fazla büyütülerek, abartılarak adeta bir Türkiye tablosu olarak sunuldu. Bu lokal olay, 12 Eylül halkoylamasında ortaya çıkan sonucun bir tezahürü diye yazıldı. Olguyla algının bu kadar farklılaştığı yer, sağlıksız bir iletişimin var olduğunu gösterir. Medya 4. kuvvettir, öyle denir. Medya yasama-yürütme-yargının yerini aldığında sağlıklı bir demokratik süreç olmayacktır. Kendini muhalefet partilerinin yerine koyan bir medya yapısı demokratik standratlarının yükselmesine katkı sağlamayacaktır. 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığından itibaren adeta manşetlerle mücadele ederek bugünlere geldik. 1960 darbesi, 12 mart muhtırası, 12 eylül müdahelesi, 28 şubat sürecinde medyanın takındığı tavrı hepimiz hatırlıyoruz. Şahsımla alakalı olrak 'muhtar bile olamaz' manşeti atıldı. Ben mahkum oldum, cezaevine girdim. Neden girdim, herkesin çok sevdiği bir şairin şiirini okudum diye. 411 el kasoa kalktı, rektörler endişeli, topyekun savaş, tehlikenin farkında mısınız, genç subaylar rahatsız gibi başlıklarla, siyasi taraf alan haberler yazıldı. Medya bizim tarafımızı tutmasın, ama birilerinin psikolojik hareketinin bir parçası olmadığını da doğru bulmuyoruz. Medya elbette demokrasinin insani değerlerin hak ve özgürlüklerin savunucu olacaktır. Özgürlükleri herkes kendine yontmamalıdır, bazıları iyi bazılarını kötü görmemelidir. Hukuksuzluğa gösterdiğimiz tepki, antidemorkatik girişimlere yönelik tavrımız eleştirildi, görmezden gelindi. Çetelerin deşifre edilmesi medya tarafından çok güçlü desteklenmesi gerekirken, sessiz kalındı. Cesaretle bunları yayınlayanlar ise, yandaş medya olmakla suçlandı. Demokrasi yoksa özgür bir medya da yoktur.

Gazeteciler fişlendi bu ülkede, tehdit edildi. gazeteler matbaalar kapatıldı, karanlık odalarda hazırlanan andıçlarla terör yandaşı gibi gösterilerek itibarları zedelendi. Darbecilere direnen köşe yazarlarının işlerine son verildiğini ilk ağızdan dinledik. Halbuki bu ülke ne zaman karanlık sürece girse bundan en büyük zararı gazeteciler, siyasetçiler hep birlikte gördü. Uğur Mumcu'dan Hrant Dink'e varıncaya kadar 10'larca gazeteci mafyanın, çetelerin hışmına uğradı. Karanlık dönemlerin bedelini hayatıyla ödemek zorunda kaldı. Yüzlerce gazeteci fikirlerinden ötürü o dönemde yargılandı. Bir çok gazeteci yurdunu, evini terk etmek, bu diyarlardan göç etmek zorunda kaldı. Bugün biz aydınlığa dönmek için yoğun destek görmeliyken, bunu alamıyoruz. Darbecleri yere göğe sığdıramayan, çetelerin üzerini örtenler, kendi meslektaşlarına zarar verdiler.

Gelecek adına biz özeleştirinin artık kaçınılmaz olduğu kanısındayız. Tophane olayının ardıdan yapılan yorumlar, bunu gösteriyor. İstanbul, çok önemli konuma gelmiş bir beyefendi tarafından öyle anlatılıyor ki; orada hiç yaşamamış olsam ben de inanacağım. Oraya sadece belli giysiler içerisinde olan insanlar girebiliyormuş gibi bir takdim var. Biliyorum o semti sadece gazetedeki fotoğraflardan tanımış, kendileri oraya hiç girmemişler. O semti fotoğraflayan o yayın organları ne yazık ki Türkiye'yi de batıya, dünyaya öyle tanıttılar. ve Türkiye'yi o resimle tanıyanlar biz kendileriyle konuştuğumuzda bize hep onları anlattılar. Biz onlara 'biz bu değiliz' demek mecburiyetinde kaldık. 'Bizde onlar da var, bunlar da var' demek durumunda kaldık. Bazıların özel davet ettim gelsin İstanbulumuzu yerinde görsün diye. Son dönemlerde bu turizm patlamasıın bize bu yönde çok büyük faydası oldu. Dediler ki biz artık hakikaten Türkiye'yi tanımıyoruz. Şimdi bambaşka bir Türkiye var. 60'ların manşetleriyle 2000'li yılları inşa edemeyiz. Bugün manşet atarken şöyle bir gözden geçirin de 30-40 yıl öcnesinin manşetlerine uymasın. Biz kendi payımıza Tophane'deki olayları da, bu olayların ardından oluşan kaygıları da hassasiyetle izliyoruz, tekrar yaşanmaması için gerekli her türlü tedbiri alacağız. Muhalefetin de  medyanın da bizlere aynı desteği vermesini arzuluyoruz. Kaygıları gidermek noktasında samimiyiz.

Bir konu daha var: terör ve terörün minimize edilmesi, sona erdirilmesi için ortaya koyduğumuz çabalar. Milli birlik ve kardeşlik sürecinin desteklenmesi, medyanın takınmış olduğu sağduyulu tavırdan dolayı hepinize teşekkür ediyorum. Ancak burada da sorunlarımız var. Bazı tiplerin ısrarla televizyonlara çıkartılması, teröröün sona erdirilmesi noktasındaki değil, fitilin ömrünü uzatmak için ellerinden geleni yaptığını görüyoruz. Terör örgütünün propogandasına dönüşebiliyor bu. Ağlayan şehit annelerinin görüntüleri yayınlanmasın dediğim için ağır eleştirilere maruz kaldım. Ama insanların acılıyken tek bir fotoğrafları yoktur. Ağlayan annenin tek tek fotolarının çıkması, insanlık namında acıdır. Burada bulunan hiç bir arkadaşımızın terörle mücadele azmini körelten bir yayın anlayışı içinde olmadığınıza inanıyorum. Ama daha hassas bir yayın çizgisi izlenmesi gerektiğini de vurgulamak istiyorum. Bu sorun sadece iktidarın değil, hepimizin ortak sorunudur. Medyanın, muhalefetin, akademsiyenlerin ortak sorunudur.

Biz Türkiye için yeni bir başlangıç yapmak istiyoruz. Demokratik olgunluğa ulaşmış bir ülkenin hükümeti olarak her zaman yaptığımız gibi hoşgörülü bir tavırla geleceğe yürümek istiyoruz.

Hazırlıklarımızı yapalım, akademisyenler, STK'lar, medya mesnupları hep birlikte ne katabilirsek sürece hazırlıklarımızı yapalım, 2011 sürecinden sonra bu işi parlamentoda meclis başkanlığına getirelim, onların koordinesinde, grubu olan her siyasi parti uzlaşma komisyonuna 2'şer, 3'er ye versin, oturup çalışalım, ortaya metni çıkaralım, genel kurula sunmak suretiyle bu işi bitirelim. Bunu CHP daha önce kabul etmedi. Biz sabırlıyız, ama diyoruz ki 2011'in hemen ardından bu adımı atalım. Aydınların, sivil toplumun, muhalefetin ve özellikle medyanın bizi desteklemesini, bize ayna tutmasını istiyoruz. İlgili tüm kesimlerin çalışmalar başlatmasını, 2011'den sonra bu çalışmaların mutabakat halinde şekillenmesini umuyoruz. Çözemeyeceğimiz hiçbir şey yok. Türkiye 8 yıl öncesine göre çok farklı bir yerde, 8 yıl sonra, 10 yıl sonra, 2023 yılında dünyanın ilk 10 ülkesi arasında yer alan bir Türkiye'yi görmek mümkündür. Verdiğiniz katkılar için şimdiden teşekkür ediyorum. (Haberturk)

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler