YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Namus borcudur
Gül, TBMM'nin 24. Dönem ikinci yasama yılının açılış konuşmasında, teröre karşı net mesajlar verdi.
Namus borcudur
01 Ekim 2011 / 16:12 Güncelleme: 01 Ekim 2011 / 16:20

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ''Tüm milletimize şu mesajı açıkça vermek isterim: Devletin birliği ve bölünmez bütünlüğü, temel siyasi perspektifimiz ve tartışmaya açık olmayan ilkemizdir'' dedi.

Gül, TBMM'nin 24. Dönem ikinci yasama yılının açılış konuşmasında, tarihin; temel hak ve özgürlükleri genişleten, hesap verebilir yönetimlere sahip olan, hukukun üstünlüğünü tesis eden devletlerin, rejimlerin daima güçlendiğini gösterdiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Gül, demokrasi olarak ifade edilen bu değerler manzumesinin, bir ülkenin istikrarının, refah ve güvenliğinin en temel teminatı, ayrıca, bölgesel ve uluslararası barışın da güvencesi olduğuna işaret etti.

İç barışı pekiştirmenin en etkili yolunun da Türkiye'yi her açıdan birinci sınıf bir demokrasi haline dönüştürmek olduğunu belirten Gül, demokrasiyi tüm kurum, teamül ve müktesebatıyla benimsedikleri zaman, Türkiye'de gerçek sulh ve huzuru yakalayabileceklerini kaydetti.

Demokrasinin en temel ve vazgeçilmez ilkelerinden birinin de hukukun üstünlüğü olduğuna dikkati çeken Gül, ancak hukukun, siyasi üstünlük mücadelesinin bir aracı da olmadığını söyledi. Gül, hukuk yoluyla siyasi üstünlük sağlamanın, topluma şekil vermenin ve insanları belli bir kalıba sokmanın mümkün olmadığının defalarca görüldüğünü dile getirdi.

Gül, hukukun, insan hayatını ve onurunu el üstünde tutan bir özelliği olması gerektiğini vurgulayarak, ''Haksızlık ve adaletsizlik hukuk kılıfına sarılmamalıdır. Hukuk, adalet ilkesini gözetmelidir. Hukuk devleti ilkesinin ve hukukun üstünlüğü idealinin de nihai hedefi, esasen adalet talebinin karşılanmasıdır'' dedi.


-''Yargının etkinliğine gölge düşürmektedir''-


Adalet talebinin karşılanmasının, devletin bütün organlarının, bu organları oluşturan kurumların ve bu kurumlarda görev yapanların tamamının ortak sorumluluğu olduğunu belirten Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Hukukun üstünlüğü temelinde görev yapan, insan onurunun korunmasını ve adaletin gereği gibi sağlanmasını hedefleyen bağımsız ve tarafsız bir yargı sistemi, demokrasinin ve hukuk devletinin vazgeçilmez şartlarından biridir.

Yargı mercileri, haksızlığa uğradığını düşünenlerin son umut kapısıdır. Hukuka sığınanların umutlarının yıkılması, devlete duyulan güveni de sarsar. Yargının adaletli davranmadığı yönünde yaygın bir kanaat oluşursa, toplum vicdanında kapanması zor yaralar açılır ve güven duygusu kaybolur. Bu sebeple, yargı mercilerinin de fonksiyonlarını yerine getirirken azami özen göstermesi beklenmektedir. Şahsi duygular ve tercihler, siyasi ve felsefî görüşler yargı kararlarını etkilememeli ve adaletsiz sonuçlara yol açmamalıdır.

Öte yandan, mahkemelerimizin önünde aşırı iş yükü ve personel eksikliği nedeniyle zamanında sonuçlandırılamayan çok sayıda dosya bulunmaktadır. Tutuklulukların fiili cezaya dönüşmesine ve adaletin tecelli etmesinin gecikmesine sebep olan en önemli hususlardan biri de budur. Sözkonusu durum, yargının etkinliğine gölge düşürmektedir. Dolayısıyla, bu sorunların elbirliği içinde süratle çözümlenmesi, temel önceliğimiz olmalıdır.''


-''Namus borcudur''-


''Güvenlik ve demokrasi arasındaki bağ, hepimizin hassasiyetle tahlil etmesini gerektiren bir husustur'' diyen Gül, günümüzde, demokrasi olmadan güvenlik; güvenlik olmadan da gerçek bir demokrasiden bahsedilemeyeceğini bildirdi. Gül, bu nedenle, demokrasinin, terörle mücadele etmenin hem en etkili yolu hem de kıskançlıkla korumak için en fazla fedakarlık yapmaları gereken değerleri olduğunu söyledi.

Gül, son dönemde artan terör eylemlerinin, sadece güvenlik güçlerine, masum vatandaşlara, milli birlik ve bütünlüğe değil, demokrasiye de kastettiğini ifade etti. Gül, ''Bu nedenle terörle mücadele, aynı zamanda demokrasimizi koruma ve ilerletme mücadelesidir'' diyerek, sözlerine şöyle devam etti:

''Tüm milletimize şu mesajı açıkça vermek isterim: Devletin birliği ve bölünmez bütünlüğü, temel siyasi perspektifimiz ve tartışmaya açık olmayan ilkemizdir. Terörün hiçbir haklı gerekçesi olamaz. Hiçbir şekilde, devletin bütünlüğüne ve milletin varlığına dönük saldırılar, bir hak arayışı olarak sunulamaz. Terör, zerre kadar müsamaha gösterilmeyecek, yok edilmesi gereken bir beladır. Terör hiçbir davaya hizmet etmez, edemez. Tam tersine bir dava teröre bulaştığı anda, ne söylerse söylesin onunla mücadele etmenin yolu bellidir. Terör iklimini yaymaya çalışanlar, teröre karşı net tutum takınmayanlar, en büyük zararı kendilerine verirler. Bu nedenle ülkemiz, terörle mücadeleyi en etkin yollarla ve tereddütsüz sürdürecektir.

Son dönemde, bölücü terör örgütünün, aralarında kadınların ve bebeklerin de bulunduğu masum insanları hedef alan saldırıları, insanlık adına utanç verici cinayetlerdir. Sözkonusu saldırılar, vicdanları derinden yaralamakta ve tahammül sınırlarını zorlamaktadır. Bu nedenle, şehirlerin merkezinde, hiçbir ayrım gözetmeden kalabalıkları hedef alan teröristleri; fikri, zikri, partisi ne olursa olsun herkesin şiddetle telin etmesi, en azından insanlığa karşı bir namus borcudur. Bu süreçte, devletin tüm kurumları ve siyasetin tüm eğilimleri ortak bir hassasiyetle hareket etmek zorundadır. Devlete düşen görev, terörle mücadele için gereken adımları atmak, hukuk kuralları dahilinde bütün metotları, kendi prensipleri içinde uygulamaktır. Dolayısıyla devletimize sahip çıkmak, devletimizi köşeye sıkıştırmaya veya zafiyete düşürmeye çalışan tertipleri bertaraf etmek hepimizin vazifesidir. Bu vesileyle, vatan ve millet uğruna canlarını feda eden tüm şehitlerimizi rahmet, minnet ve hürmetle anıyor, gazilerimize de şükranlarımı sunuyorum.''


-''Sonuçlarına katlanacaklardır''-


Gül, terörle mücadelede, taleplerini şiddete başvurmadan, demokratik sistem içinde dile getiren vatandaşları, teröre destek veren, terörü yücelten kesimlerden ayırmanın büyük önem taşıdığına dikkati çekti.

Devletin şefkat ve hukuk çerçevesinde, suçsuzlara zarar vermeden mücadele etme özeni ile milletin basireti ve metanetini, bir zafiyet olarak görenlerin yanıldığını vurgulayan Gül, ''Teröristler bu politikamızı böyle algıladıkları müddetçe, terörle mücadelemizdeki kararlılık devam edecek ve onlar da sonuçlarına katlanacaklardır'' diye konuştu.

Gül, kan ve şiddetle hak alma arayışında olanların, atılan demokratik adımların terör sayesinde elde edildiğini zannedenlerin, tarihi bir yanılgı içinde olduklarını belirterek, sözlerini, ''Zira, şu da iyi bilinmelidir ki, terör olmasaydı, demokratik standartlarda da ekonomik gelişmişlikte de çok daha ileride bir Türkiye'de yaşıyor olacaktık. Öte yandan, uzun yılların ihmalinin bir sonucu olan demokratik eksikliklerimizden neşet eden Kürt sorununu, ortak değerlerimize ve devletimize sahip çıkan bir anlayışla, yine demokrasi içinde çözebiliriz. Çare, ideolojik ve etnik odaklı bir siyasi dil ile çatallaşmaya gitmeden, demokratik gelişim yolunda adımlar atmaktır. Bu bakımdan Meclis'in açılış gününde, tüm siyasi partilere, karşılıklı anlayış, uzlaşma ve itidal tavsiye etmeyi bir borç bilirim'' diye sürdürdü.


-''Gelişmiş ülkelerin neden olduğu krizler''-


Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, konuşmasında ekonomideki gelişmelere de yer verdi.

Bir ülkede istikrar, başarı ve halkın mutluluğunun en önemli göstergesinin, o ülkenin ekonomik performansı olduğunu vurgulayan Gül, 15 yıldır Gümrük Birliği'nin içinde olan ve dünya ekonomisiyle bütünleşen Türk ekonomisinin, uluslararası piyasalarda olup bitenlerden etkilenebileceğini söyledi.

Ağustos 2007'de başlayan küresel kriz henüz son bulmamışken, dünya ekonomisinin, bugün yeni bir krizle karşı karşıya bulunduğunu anımsatan Gül, 2009 yılı sonlarında başlayan ve 2010 yılı boyunca devam eden toparlanmanın, Mayıs 2011'den itibaren duraksadığını, ülkeleri tekrar bir daralma sürecine soktuğunu anlattı.

Gül, ABD ve Avro bölgesinin karşı karşıya kaldığı yüksek borç yükü ve büyük bütçe açıklarından kaynaklanan kamu maliyesi sorunların, bu sorunların çözümüne yönelik siyasi karar almadaki yetersizliklerin, bu ülkelerin sorunlarını ağırlaştırdığını belirtti.

Bu süreçte özel borçların, kamu borcuna dönüştüğünü, devletlerin borç yükünün sürdürülemez seviyelere geldiğini dile getiren Gül, ''Önceki krizde kamu kesimi, özel kesim şirketlerini kurtarıyordu. Şimdi, devletler kurtarılmaya muhtaç hale geldiler'' dedi.

Yeni bir küresel kriz beklentisinin, gerek tüketicilerin gerekse üretici ve yatırımcıların kararlarını menfi yönde etkilediğini vurgulayan Gül, şöyle konuştu:

''Halihazırda ortaya çıkan bu ekonomik dehşet dengesinin bir anda küresel krize dönüşmemesi için uluslararası camianın elindeki en iyi mekanizma olan G-20 platformunun daha etkin bir şekilde çalıştırılması elzemdir.

Küresel ekonomik gelişmeleri, ülkemiz ekonomisi açısından değerlendirdiğimde ise, şu tabloyu görüyorum: Her şeyden önce, halen devam eden küresel kriz ve önlenmeye çalışılan ikinci ekonomik daralma dalgası, bizim gibi yükselen piyasa ekonomilerinin krizi değildir. Bu krizler gelişmiş ülkelerin neden olduğu krizlerdir. Sözkonusu küresel krizlere rağmen Türk ekonomisi sağlam makro temeller üzerine oturmaktadır. Bugün, kamu maliyesi daha güçlü, borç dinamikleri sürdürülebilir, bankacılık sistemi sağlam, kredi piyasaları işlevsel ve parasal aktarım mekanizmaları çalışan bir ekonomimiz var. Son yıllarda bir miktar artış olsa da hane halkı borçluluk oranımız, diğer ülkelere nazaran hala düşüktür. Öte yandan, tasarruf eğilimimizin düşük olması bizim için bir zafiyet oluşturmaktadır.

Bununla birlikte, çoğu ülkenin çok düşük büyüdüğü, bazı ülkelerin hiç büyüyemediği bir küresel ortamda, Türk ekonomisi 2010'da yüzde 9, 2011 yılının ilk yarısında ise yüzde 10.2 oranında büyümüştür. Bu büyüme, istihdam yaratan bir büyüme olmuştur. Pek çok gelişmiş piyasa ekonomisinin notlarının düşürüldüğü bir dönemde, ülkemizin kredi notunun 2009'dan beri üç kez arttırılması takdire şayan bir başarıdır. Bunda katkısı bulunan tüm yetkilileri ve çalışkan halkımızı yürekten kutluyorum.''


-''Yeterince hammadde üretemiyoruz''-


Gül, ancak, dışa açık bir ekonomide her zaman dikkatli olmanın, bir rahatlama ve gevşeme duygusuna kapılmadan, küresel şartlardaki değişim trendlerini yakından izlemenin şart olduğunu bildirdi.

Bu bağlamda başta Hükümet olmak üzere ekonomi yönetiminin, bu yönde gereken parasal ve mali kararları vakitlice aldığını ve almaya da devam ettiğini memnuniyetle gördüğünü dile getiren Gül, sözkonusu kritik süreçte ekonomiyle ilgili tüm birimlerin, kendi aralarında sağladıkları koordinasyon ve işbirliğini takdirle karşıladığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Gül, Türk ekonomisinin bugün dünyanın 16, Avrupa'nın 6. en büyük ekonomisi olmasından gurur duyduklarını dile getirerek, ''Bununla birlikte sadece kişi başına milli gelir bakımından gelişmiş ülkelerle aramızdaki gelir farkını kapatmak için değil, aynı zamanda bölgesel dengesizlikleri gidermek ve gelir dağılımındaki adaleti sağlamak için de çok çalışmamız gerekmektedir'' diye konuştu.

Gül, yapılan ekonometrik analizlerin, Cumhuriyetin 100. kuruluş yılı olan 2023 yılına kadar kesintisiz sürdürülebilecek yüzde 10'luk bir büyüme hızının; fert başına düşen milli geliri, Avrupa Birliği'nin bugünkü ortalamasının ancak yüzde 80'i seviyesine taşıyacağını gösterdiğini belirtti.


-''Cari açık sorunu...''-

 

''Sözkonusu hedeflere ulaşmak için gerçekleştirmek zorunda kaldığımız yüksek büyüme oranları, maalesef kronik cari açık sorunları ve risklerini oluşturmaktadır'' görüşünü dile getiren Cumhurbaşkanı Gül, şöyle devam etti:

''Bugüne kadar cari açıkla ilgili sorunlarımıza çoğu kez döviz kuruyla çare aradık. Tabii ki döviz kuru, bir ekonominin rekabet gücünü belirleyen önemli makro değişkenlerden birisidir. Dolaysısıyla karar alıcılar tarafından gözününde bulundurulmalıdır. Ancak döviz kuruyla ilgili tartışmalar, yapısal sorunların ötelenmesine ve çözümlerinin geciktirilmesine neden olmamalıdır. Son büyüme ve cari açık rakamları, ülkemizin cari açık sorununun önemli bir bölümünün yapısal olduğuna işaret etmektedir.

Ülkemiz nihai ürün üretimi bazında son yıllarda önemli başarılar elde etmiştir. Başta makine ve teçhizat olmak üzere, beyaz eşyada ve bazı endüstri dallarında ortaya konulan performans bunun kanıtıdır. Ancak uluslararası piyasalarda talep edilen bu kaliteli ürünleri üretmek için ülkemizde yeterince kaliteli ara malı ve hammadde üretemiyoruz.''


-''Ciddi yapısal bir sorundur''-


Gül, Ekonomi Bakanlığı'nın 2009'da yaptığı bir çalışmaya göre, imalat sanayinin ithalata bağımlılığının yüzde 82 civarında olduğunu, ihracatın ithalata bağımlılığının da bir o kadar yüksek olduğunu vurguladı. Gül, 1 dolarlık ihracat yapabilmek için, 82 centlik ithalat yapmak durumunda olduklarını dile getirerek, ''Bu hepimizi rahatsız etmesi gereken, ciddi bir yapısal sorundur'' dedi.

Yüksek cari açık vermeden, hızlı büyümeyi gerçekleştirmenin yollarının bulunması gerektiğini bildiren Gül, geçen 9-10 yılın, ekonominin bozulan makroekonomik temellerinin onarım yılları olduğunu anımsattı.

Gül, ''Önümüzdeki dönemde ise bu olumlu ekonomik tablonun sağladığı altyapı ve özgüvenle, yüksek oranlı büyümeyi gerçekleştirebilmek için bütün gayretlerimizi toplam faktör verimliliğini artıracak reformlara yoğunlaştırmalıyız'' önerisinde bulundu. Gül, şunları kaydetti:

''Gümrük Birliği ve Dünya Ticaret Örgütü gibi uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklerimizi de akılda tutarak, çok tükettiğimiz, ancak bir kısmını kısmen ürettiğimiz, bir kısmını da hiç üretmediğimiz, hammadde ve ara mallarının yurtiçinde üretilmesi imkanlarını muhakkak sağlamalıyız.

Kalkınma süreçlerini ülkemizle mukayese edebileceğimiz bazı ülkelerin, kendi markalarını oluşturduğu 60'lı, 70'li ve nihayet 90'lı yıllarda, siyasi ve sosyal istikrarsızlar nedeniyle yapamadıklarımızı, geç de olsa telafi etmek zorundayız. Bu çerçevede, teşvik sistemimizi rasyonel bir şekilde gözden geçirerek, enerji, hammadde, ara malı ve ileri teknoloji ürünleri bakımından, dışa bağımlılığımızı azaltmak mecburiyetindeyiz. Unutmayalım ki, dinamik bir nüfusa, stratejik bir coğrafyaya ve köklü bir tarihe sahip ülkemizin, bir yandan milli çıkarlarını koruması, diğer yandan bölgesinde istikrar ve barış unsuru olması için, sürdürülebilir ve sağlam temellere dayalı bir ekonomisinin bulunması şarttır. Bu anlayışla, son 10 yılda, yüksek enflasyon, bozuk kamu maliyesi ve yüksek faiz sarmalından nasıl kurtulduysak,  uygulamaya konulacak yapısal değişimlerle, bu sefer, yüksek büyüme oranlarını düşük cari açıklarla sağlayabileceğine olan inancım tamdır.

Diğer taraftan, muhtelif konuşmalarımda kamuoyunun dikkatini çektiğim üzere, ülkemizin vakit geçirmeden bir bilgi ekonomisi haline dönüşmesi elzemdir. Bu doğrultuda, bilim, teknoloji, eğitim, araştırma, geliştirme ve inovasyon alanında devlet-üniversite-özel sektör işbirliğinin arttırılması kilit rol oynayacaktır.''


-Kadına yönelik şiddet-


Gül, 21. yüzyılın güç dengelerine göre rekabet edebilmek için Türkiye'yi bir bilgi toplumu ve ekonomisi haline dönüştürmekten başka çarelerinin olmadığını, bunun da yolunun eğitimden geçtiğini kaydetti. Eğitimin temelinin ise öğretmenlerin oluşturduğunu dile getiren Gül, ''Hepimiz şahit olmuşuzdur ki iyi yetişmiş, fedakar ve vizyon sahibi bir öğretmen, tüm öğrencilerinin istikbalini değiştirebilir. Bu nedenle, başta nitelikli öğretmen yetiştirilmesi olmak üzere, eğitimle ilgili tüm sorunların çözümüne, gerekli enerji ve kaynağı teksif etmek, bir milletin yapabileceği en iyi yatırımdır'' dedi.

Sağlıklı bir toplum ve ekonominin, ancak kadınların siyaset dahil beşeri hayatın tüm alanlarına etkin bir şekilde katılımıyla mümkün olacağının aşikar olduğunu belirten Gül, 12 Haziran seçimleriyle Meclis'teki kadın milletvekili sayısının kayda değer bir şekilde artmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ''Yeni yasama yılında, kadın milletvekillerimizin de büyük katkısıyla, kadına yönelik şiddet ve kızlarımızın eğitim sorunu gibi meselelerin çözülerek ülkemizin gündeminden çıkarılmasını temenni ediyorum'' dedi. AA
 

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler