YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Miroğlu: PKK İran ve Esed için çalışıyor, özerklik ilanları tam bir fiyasko!
AK Parti Mardin Milletvekili Orhan Miroğlu, PKK Kürtler adına değil, İran ve Esed için çalışıyor. Demokratik özerklik ilanları tam bir fiyasko" dedi.
Miroğlu: PKK İran ve Esed için çalışıyor, özerklik ilanları tam bir fiyasko!
14 Eylül 2015 / 11:07 Güncelleme: 14 Eylül 2015 / 11:24

Kürtlerin haklarını, taleplerini ve iradelerini gasp eden PKK ne yapmak istiyor? Kan dökerek özerklik ilan etmenin anlamı ne? PKK şu an hangi devletlerin terör taşeronluğunu yapıyor? Ve Türkiye bu kanlı çukurdan nasıl çıkacak?

AK Parti Mardin milletvekili Orhan Miroğlu ile konuştuk. Miroğlu Kürt siyasi hareketini yakından bilen bir isim. Çocukken TİP mitingleriyle siyasallaşmış, Kemal Burkay liderliğindeki Özgürlük Yolu saflarında ve 1990’lardan 2007’ye dek HADEP, DTP, BDP çizgisindeki partilerde bilfiil siyaset yapmış bir isim.

Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde 6.5 yılı, Kürtlerin Musa Ape’si Musa Anter’in hayatını kaybettiği saldırıdan ağır yaralı olarak kurtulmuşluğu, PKK tarafından alenen tehdit edilmişliği var. ve tabi “Silahları Gömmek” dahil çok sayıda yayınlanmış kitabı.

Star'dan Fadime Özkan'ın röportajı;

Süreçte sorunlar olduğu, PKK’nın verdiği sözleri tutmadığı, devletin toplumun da tahammülünün giderek azaldığı biliniyordu ama yine de PKK 11 Temmuz’da neden ateşkesi bitirip 14 Temmuz'da yeniden silaha sarıldı?

Birçok nedeni var bunun, ama en önemli neden, HDP’nin Haziran seçimlerinde aldığı sonuçtur: 80 milletvekili ve 6 milyondan fazla oy. Demokratik çözümün yolunu açacak yol bu yoldur. 90’lı yılların siyasi hafızasıyla meclise gelen Leyla Zana ve son isyanın lideri Öcalan’ın yeğeni Dilek Öcalan, bu yola girmişler, ama Kürt gençleri hala dağlardalar. Bundan daha büyük çelişki olmaz.

Eğer Leyla Zana ve Dilek Öcalan’ın yolu doğruysa, Kürt gençleri hala neden dağlardalar ve neden bu kadar çok ölüyor ve öldürüyorlar? Yok, eğer bu gençlerin yolu doğruysa, o zaman Leyla Zana ve Dilek Öcalan’ın Mecliste ne işi var?

Oysa HDP’nin meclis yolu, ayrılıkçılığı değil, eğer istenir ve kullanılırsa, siyasi entegrasyonu güçlendirecek olan yoldur. İşte bunu istemiyorlar. Parlamentodan da vazgeçemiyorlar, ama parlamento aslında, Kürt temsilci barındırdığı her dönemde başlarına belaydı. HDP, Türkiyelileşmek dedi, Erdoğan için, seni Başkan yaptırmayacağız dedi ve çözüm süreci zemininden uzaklaşarak, bu zemini ve Öcalan’ı feda ederek, AK Parti ve Erdoğan muhaliflerinin desteğini aldı.

HDP, PKK İÇİN BİR MANEVRAYDI

O halde Türkiyelileşmek fikri samimi bir fikir değildi?

Hayır değildi, Türkiyelileşmek sloganı, PKK için aslında siyasi bir manevraydı, kendine Türk siyasi toplumu içinde bir alan açmak, bir tolerans yaratmak istiyordu. Arz-talep kuralı işledi adeta. Selahattin Bey’le sazlı-sözlü sıra geceleri düzenlediler. Onlarcası Kandil’e taşındı durdu. Kandil’in havalarını İstanbul’un ortasında üfürüp durdular.

Ben altmış yıldır çok şükür Türkiye’de yaşıyorum, PKK’ya neredeyse gönüllük temelinde bir desteğin ve hele bu ölçülerde gösterildiği hiçbir dönemi hatırlamıyorum. Memleketin aydınları öyle bir hale geldiler ki, ibretlik bir manzara var ortada!  Duran Kalkan’ın yazdığı makaleleri övüp altına imza atan Emre Kongar gibi, Kemalist aydınlar mı dersiniz, Kürt gençlerinin ‘devletin imtiyazlı şiddetine’ ortak olmak için savaştıklarını savunan Boğaziçili akademisyenler mi dersiniz, sayın sayabildiğiniz kadar. Entelektüel hayatı, düşünceyi zehirlediler.

KEMALİSTLER PKK’DAN MEDET UMUYOR

Şunu mu söylüyorsunuz, bu malum çevrelere aslında HDP değil PKK lazım?

Aynen öyle. Bence bu çevrelere ebedi olarak veya en azından ‘AK Parti ve Erdoğan tarih sahnesinden silininceye kadar’ lazım olacak olan örgüt HDP değil, PKK’dır. HDP’ye taktiksel bakıyorlar, ama PKK’ya stratejik bakıyorlar.

HDP’nin, bu kadar kalabalık bir grupla meclise girmesi hem Kandil, hem aynı çevreler için oldukça riskli bir durum yarattı. Çünkü PKK’nın Ortadoğu’da, Türkiye’de ve bir bütün olarak Batı’da gördüğü teveccühün ve desteğin en önemli sebebi, istendiğinde silaha sarılacak, iç siyaseti düzenlemede silahları konuşturarak ve fayda sağlayacak olan ayrılıkçı bir örgütün varlığını sürdürmesidir. Bu yüzden zaten, kurulduğu günden bu yana hiç kimse PKK’nın bölünmesini istemedi.

Bu bölünmelerin yaşandığı dönemlerde Batılılar ve İranlılar, örgütün birlik ve beraberliği için çok kanlı operasyonlara imza attılar. Avrupa’da, Şam’da, Erbil’de ve Türkiye’de. İç infazlar dediğimiz infazların gerçek sebebi budur. PKK’nın arkasında duran güçler, PKK’nın fikirsel ve siyasi tercihler nedeniyle bölünmesini istemedikleri gibi,  HDP’nin ‘aşırı veya denetlenemeyecek kadar, meclise gelip sisteme entegre olacak kadar ‘büyümesini istemezler.

PKK BARIŞTAN KORKUYOR

PKK’nın silaha sarılmasının başka sebepleri yok mu?

Var tabi. İşin örgütsel psikolojiyi hatırlatan bir yanı da var. PKK, gelecekten korkan bir örgüt. Korktuğu için savaşan bir örgüt. Bu türden örgütler, eğer doğup büyüdükleri ülkelerde, bir gün gelir kendilerine ait bir gelecek olamayacağını düşünmeye başlarlarsa, savaşmaktan başka çareleri kalmaz. PKK, geleceğini Türkiye’de aramıyor artık. Suriye ve Irak’ta arıyor..Ama PKK, kantonlaştırdığını düşündüğü Nusaybin ve Cizre gibi sınır ilçeleri Rojava’ya benzetebileceğini veya o şeklide yönetebileceğini düşünecek kadar da gerçeklerden kopmuş bir örgüt.

PKK eğer kendisi ve kaymakamlık, kanton başkanlığı, hatta valilik vaadinde bulunduğu insanların, Türkiye’de bir geleceği olabileceğine inansaydı, başka yollar denerdi, mesela yüzünü HDP’ye dönerdi, ama asla savaşmazdı. Türkiye’de normalleşen siyasi süreç ve giderek güç kazanan demokrasi, PKK’nın adapte olamayacağı bir halde bulunuyor ve PKK bu demokratik sürecin bir parçası olmayı kabul etmeyecek kadar da soğuk savaş yıllarından kalma bir örgüt.

PKK İRAN VE ESED İÇİN SAVAŞIYOR

PKK’nın silah bırakması ve asker polis sivil öldürmeye başlamasının nedenlerini anlamaya çalışırken hep iç siyasete, içerdeki konjonktüre, aktörlere faktörlere bakıyoruz. Bakalım elbette ama biliyoruz ki PKK bölgedeki ve dünyadaki konjonktürü gözleyip zaman zaman patron değiştirerek hayatta kalmış bir terör örgütü. Son dönem için söyler misiniz kimlerle ne tür ilişkiler içinde PKK?

İran ve Suriye başı çekiyor. Oslo sürecinde masanın devrilmesi,  hatırlayacaksınız, ‘devrimci halk savaşını’ başlattı. Teorisi ve gerekçesi neydi peki bu ‘savaş’ stratejisinin? PKK, bu savaşı, ‘Kürt-Şii’ İttifakının bir gereği, bir sonucu olarak gerekçelendirdi. Siz buna PKK/Şii ittifakı da diyebilirsiniz.

Teoriye göre, Şii güçler Ortadoğu’da yükselen güçlerdi. Kürt partileri bu güçlerle ittifak yapmalıydı. PKK, Celal Talabani’nin örgütünü yani YNK’yi, bu ittifakın bir parçası olarak görüyordu ki Talabani Şii güçlere her zaman yakın durdu. Bu teori Arap baharıyla beraber önemsizleşince ve mezhep temelinde sürdürülen siyasetin önemli merkezlerinden Şam, ciddi bir ayaklanmayla karşı karşıya kalınca, devreye PKK’yı koydular.

PKK, Esat’la ve Celal Talabani’nin arabuluculuğunda anlaştı. Buna göre Esat, Rojava’yı PYD’ye teslim edecek, PYD de Kürtleri Esat’a karşı sokaklara dökülen Arap halkın arasından çekecek, Türkiye’ye karşı savaşı ve mücadeleyi sürdürecek ve diğer Kürt partilerini kaçırtıp göçe zorlayacaktı.

Taraflar anlaşmaya harfiyen uydular. PKK, Ortadoğu’da başka aktörlere çok fazla sayıda taahhütte bulunmuş, anlaşmalara imza atmış bir örgüt. O kadar ki, kırk yılda ancak ödeyebilir borçlarını. Avrupalılara, İranlılara, Amerikalılara, Esat’a borçlu bir örgüt haline geldi PKK/PYD. Ve maalesef bu borç Kürt halkının kanı dökülerek ödenen bir borç. Bu savaş, bu yönüyle PKK’nın bile savaşı değil aslında. İran’ın ve Esat’ın savaşı.

‘Öcalan ve HDP değil, silah bırakmaya ancak biz karar veririz’ diyorlar ya. Bu gerçek dışı. PKK’nın silah bırakmasına veya Türkiye’deki savaşı sona erdirmesine bugün PKK’nın kendisi de karar veremez. Hatırlayın, Öcalan barışa karar verirsem, beni yaşatmazlar diyordu Bekaa’dayken.. Bu kadar taahhüdü olan bir örgüt, bir barışı isterse, Kandil’de ve Suriye’de asla kalamaz, yaşatmazlar.

ÖZERKLİK İLANLARI TAM BİR FİYASKO

PKK ne karşılığında tekrar silaha sarılmaya başladı, taşeronluğunu yaptığı devletlere istihbaratlara ne kazandıracak, kendisi ne kazanacak?

PKK’nın ve onu destekleyen, en azından sandıkta olumlayan halkın, hiçbir kazancının olmadığı muhakkak. PKK’nın bu manada bir halk desteği olduğu söylenemez. Ne Yüksekova’da ne Nusaybin’de ne Cizre’de, ikinci ‘devrimci halk savaşına’ bir destek yok. Halk oraları fırsat buldukça terk etmeye ve göçe başladı… Demokratik özerklik ilanları tam bir fiyasko.

Sevinenlere gelince. Türkiye’nin Kürt/Türk ittifakı temelinde büyümesini istemeyenler, bugünkü tablodan oldukça memnundur. Seçimlere giden bir ülkede her gün onlarca şehit cenazesi… Tabutların üstüne kapaklanan genç kadınların ve anaları Kürtçe Türkçe yaktığı ağıtlar… E

tnik hınç ve öfkenin büyüme ihtimali. Bunlar kimi sevindirir sizce. Tek kelimeyle Türkiye’nin tarihi düşmanlarını.. Anadolu topraklarını bile Türkiye’ye çok görenleri, bölünmemizi isteyenleri sevindirir elbette bu manzara. Daha derin bakıldığında,  bu günü 1514’ün ve Lozan’ın rövanşı gibi de okumak mümkün.

 

 

 

HALK PKK’DAN KAÇIYOR

Operasyonlar nasıl etkiliyor bölgeyi?

Cizre’de devam eden sokağa çıkma yasağını ve bu yasakların halka yaşattıklarını insan düşünmek bile istemiyor. Kürtler yollara düşmüş yine. Ama bu defa PKK’dan kaçıyor. Ticaret bitme noktasında. PKK kaybediyor. PKK, çatışarak güçleneceğim diye bir işe girişti, ama bir dönüp baktı ki, arkasında halk yok. Sadece, bir takım gençler var. Güvenli bölge uygulamaları kuşkusuz halka zarar veriyor. Çünkü bu bölgelerde geçim için hayvancılık yapılıyor, tarım ürünleri yetiştiriliyor.

Şehirlerarası ulaşım durma noktasında. Diyarbakır’dan, Şırnak’tan, Mardin’den kalkan otobüsler, Batı şehirlerine ulaşamıyor, yollarda durduruluyor ve yolcular kötü muameleyle karşılaşıyor. HDP binalarına yapılan saldırılar, bölge halkının endişelerini arttırıyor. Doksanlı yılların hafızasını taşıyan bölge insanı için, bir subayın gözleri önünde infaz edilmek istenmesi, bir başkasının PKK tarafından aracı tarandığında kızına sarılarak can vermesi, iki polisin uyurken kafalarına kurşun sıkılması, herhalde büyük bir acı ve yas demek… Çünkü benzerini bölge halkı da yıllar önce yaşamıştı.

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler