YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
“Meslek hayatıma da mal olsa Erdoğan’ı...”
Emniyette bir ses duyuldu: 'Biz bu memleketin bekasını düşünürüz, biz yanlış yapan varsa onun cezasını çekmesini isteriz, biz canımızı vatanımız için vermekten geri durmayız. Bugün yapılmak istenen ülkenin bekasıyla oynamaktır, biz buna müsaade etmeyiz"
“Meslek hayatıma da mal olsa Erdoğan’ı...”
28 Aralık 2013 / 18:50 Güncelleme: 28 Aralık 2013 / 19:09

İstanbul emniyetine savcılardan bir emir gider, liste uzundur…Başbakan Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan başta olmak üzere bir çok ismin evinden alınıp getirilmesi istenir. Ne tuhaftır ki oluşturulan liste Türkiye'nin mega projelerini yapan, değişim ve dönüşümü sağlayan iş adamlarının, stk temsilcilerinindir.

Bir zamanlar nasıl ki açılımı baltalamak için BDP’lilerin ellerine kelepçe vurup onları sıra sıra dizenler aynı tablonun bir benzerini yapmak istediler ama güçleri yetmedi. Hala da yapmak için uğraşıyorlar ama Allah’ın kalplerin sahibi olduğunu unutuyorlar…

Kabadayılıkta tesbih jargonunu kullananlar, evlere gidip yelekler değiştirerek bir şeyler bulmak için uğraşanlar, bulanlar oldu, bulamayıp bulmuş gibi yapanlarda oldu…

O gece İstanbul emniyetinde bas bas bağırıp savcı emri uygulamıyor deyince birkaç emniyet amirinin sesi duyuldu, “Meslek hayatıma da mal olsa Bilal Erdoğan’ı almaya gönüllüyüm”

Hakaretler hava da uçuştu, kapılar arkadan sürgülendi, en ağır hakaretler edildi…Bir savcı ferman buyurmuş tu, “Bilal alınacaktı”

Erdoğan'ı kelepçeli hayal eden, bugünleri kendisine göstermesini Allah'tan niyaz edenler, bunun heyecanıyla her şeyi unutuyorlardı. Kendi küçük dünyalarında bununla yarınlarını düşünüyorlardı.

İstanbul Emniyeti o gün tarihi günlere tanıklık ediyordu, polisler silahlarını her an kılıfından çeker gibi hazırlamıştı. Bir ses duyuldu, bıyıkları hilal şeklinde, Anadolu şivesiyle konuşan, bir ses duyuldu…

-Ne yapıyorsunuz ulan siz, ülkenin bekası söz konusu, siz kimsiniz ki, hem savcı hem polis hem yargıç oluyorsunuz, siz kimsiniz”

Herkes birbirine baktı, Bilal’i alacağız diyenler, ses çıkarmadı aynı ses devam etti…

-Biz bu memleketin bekasını düşünürüz, biz yanlış yapan varsa onun cezasını çekmesini isteriz, biz canımızı vatanımız için vermekten geri durmayız. Bugün yapılmak istenen ülkenin bekasıyla oynamaktır, biz buna müsaade etmeyiz”

Biz canımızı vermekten çekinmeyiz sözü, bizim cesedimizi çiğnemeden bu işi yapamazsınızdı…O gün ülkücü polisler bütün bu olup bitenler karşısında cemaat polislerinin karşısında durmuşlardı…Silahların çekilme riskine rağmen ülkenim bekasına zarar verecek girişimler engellenmeye çalıyordu.

Emniyet Müdürlüğünde telefonların ardı arkası kesilmiyor, savcıların emniyet görevlilerine verdiği göz dağı işe yaramıyordu. Devlet devlet içerisinde kitlenmişti…Bir taraftan Savcıların Cumhuriyeti diğer taraftan Türkiye Cumhuriyeti, tercih yapılıyordu…

O gün emniyet müdürlüğünde en çok duyulan seslerden biriydi, “Maklubeciler sizi”

Kısıklı’da hareketli saatler yaşamıyordu, yola çıkanlar var deniyordu, alıp geliriz deniyordu. Özel harekâtçı polisler göğüslerini siper etmiş “Başbakanın mahremine kimseyi sokmayız” diyordu…

Gece devam ederken Ankara’dan bir ekip İstanbul’a gelmişti, duruma baktılar, görev yetkileri dışına çıkma ihtimali bulunan emniyet görevlilerini süzdüler, isteselerdi hepsini o gece “Üstlerini dinlememekten” dolayı bir şekilde pasifleştirebilirlerdi…

Ankara’da bir liste bir kuruma  doğru yola çıktı, oldukça kalındı. Kırmızı ve gri alanlar bir bir tespit edilmiş, emniyet imamlarından, yargı ve medya imamlarına kadar geniş bir çalışma yapılmış ve bu çalışma ile kimin kimden ne adına emir aldığı tek tek saptanmıştı. Başbakan’ın yanındakiler kendi aralarında neden adım atılmadığını, neden anladıkları dilden konuşulmadığını konuşuyorlardı. Bir ses duyuldu, “Ülkenin bekasını düşüneceğiz, tuzaklara düşmeyeceğiz, önce inlerinden çıkaracağız, sonra ne yapacaklarını göreceğiz, millete teşhir edeceğiz. Arsızlaşan olursa, gücünü millet için kullanmayanları o zaman tek tek derdest edeceğiz”

Hava soğuktu, hedefler belliydi…O gece herkes Tel Aviv’in söylediklerini düşünüyordu…”Dindarları dindarlarla terbiye edeceğiz, dindarlarımıza söyleyin korkmasınlar…”

Ülkenin bekasını isteyenler işte bunun için ölümü göze alıp “Dur” diyorlardı…

O akşam bir ses bedduaya karşı dua sesini mırıldanırken, "Efendi Hazretleri" arıyor dediler, doğruldu etrafa baktı "İnşallah hayr olur " dedi..."

Bir başka ses "Seyda'nın selamı var", diğeri efendim Kudüs'te, karadağ'da dualar ediliyor" dedi...

17 Aralık tarihi üzerine ebced hesabı yapıldı. Nedense akıllara Şeyh Ahmet Yasin ve ABD İstihbarat örgütlerinin dedikleri göze çarptı: "2020'den sonra İsrail diye bir devlet olmayacak"

Bir başka yazı masada duruyordu: ‘Tartan’ın Aşdod’a geliği yıl Aşur kralı (Anadolu’nun kralı) Sargon’un harekete geçtiği zaman olacaktır. İşaya, 20, 1)

Gargat ağacı en çok nerede yetişirdi ona bakmak gerekecek...


Bir rüya mıydı, bir gerçek miydi ama Türkiye’ydi….

 

TİMETÜRK

01:26
 // M.N.A.
Ülkücü kardeşlerimden Allah razi olsun zaten referandumlar bu sağ duyulu kardeşlerimizin firasetiyle kazanildi inşallah Ankara'daki chp nin bu ahlaksız oyununu da bozarlar ülkemizin ve milletimizin geleceği her daim once gelir...
29 Aralık 2013 01:26
01:20
 // M.N.A.
Rabbim bu alçak çetenin belasını versin benim en çok üzüldüğü bu çetenin ağına düşen saf ve temiz müslümanlar onların gelecekleri kararmadan onları kurtarmak bu iş devlete düşüyor...
29 Aralık 2013 01:20
00:47
 // ÜLKÜ İLKE İLE OLUR
Hikayeyi okudum da, tüylerim kabardı biraz. Ama bu öyle böyle uydurulmuş bir hikaye değil. Gerçek versiyonlu bir anı gibi.
O ülkücü polislerden Allah razı olsun, harbi ülkücüymüşler. Evet, bir Kürd olarak söylüyorum bunları. Yeter artık; bu ülkede, Kürtlerle ülkücüler, gayet güzel kardeş olabilir. Gerçek düşman, bizleri biribirine düşürenlerdir. Gelin, ülkemizi birlikte kurtaralım. Gelin, yedi düvele, sırt sırta, tıpkı atalarımız gibi, omuz omuza, galabe çalalım. Peygamberimiz bir; bu bize yetmez mi? İşte, ülkümüz ve ilkemiz bu olsun....
29 Aralık 2013 00:47
GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler