YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Mahkemeye baskı yapılamaz
Mahkemeye baskı yapılamaz
Mahkemeye baskı yapılamaz
19 Nisan 2008 / 10:39 Güncelleme: 19 Nisan 2008 / 00:00

Dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Tuğcu: Baskı altında değildim. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Karahanoğlu: Hukuka saygılıyız, komutanlar bunu yapamaz.


Geçen yıl Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı seçilme sürecinde Anayasa Mahkemesi'nin askerden gelen 'müdahale' baskısıyla 367 oy zorunluluğu kararını aldığı iddiaları, komplo iddiasının hedefindeki iki isim tarafından yalanlandı. Radikal'in sorularını yanıtlayan dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu ve dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Yener Karahanoğlu, iddiaları 'uydurma' ve 'hayal ürünü' gibi sözcüklerle yalanladılar. Tuğcu, hiçbir askerin bir mahkeme üyesini belli bir karar üzerine aramaya, askeri müdahale gibi sözler söylemeye cesaret edemeyeceğini, zaten böyle bir durumun söz konusu olmadığını söyledi.


Karahanoğlu ise, herhangi bir komutanın bir yüksek yargı üyesiyle, mahkemedeki bir konu hakkında konuşmasının mümkün olmadığını, kimseyle darbe gibi bir şey konuşmadığını, bunun söz konusu olmadığını, olsa bile darbe gibi bir konunun açıkça konuşulmayacağını söyledi.


Gerek Tuğcu, gerekse Karahanoğlu, bu konuda askerden mahkemeye telkin, ya da tehdit geldiği iddialarının da doğru olmadığını açıkladılar.


Tartışma nasıl başladı?


Tartışma ve iddialar, Yasemin Çongar'ın 8 Nisan'da Taraf gazetesinde yazdığı yazıda aktardıklarıyla başladı. Çongar, 'Yüksek yargı mensuplarının vicdanı rahat mı?' başlıklı yazısında şu satırlara yer veriyordu:


"Mesela, Anayasa Mahkemesi'nin geçen yılki o evlere şenlik 367 kararına imza koyan yargıçlar arasında bu ahlaki yükü aylardır sessizce taşıyanlardan bazılarının artık çok zorlandıklarını düşünüyorum. Ve umuyorum ki bir gün konuşacaklar. 367 kararı yukarıdan kendilerine tebliğ edildiğinde, neden 'Bunu torunlarıma anlatamam' diye gözyaşlarıyla itiraz ettiklerini anlatacaklardır örneğin. (..) Acaba anlatılanlar doğru mu? Dönemin kuvvet komutanlarından biri, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin meşrebine uygun saymadığı bir siyasetçinin Çankaya'ya çıkmasını önlemek için Anayasa Mahkemesi'ne görev verdi mi? Bu göreve, 'Olmaz paşam' diye karşı çıkan yargıçlar kimdi? İtiraz edenlerin, '367 kararını çıkartmazsınız, ordu yönetime el koyacak' diye darbe tehditleriyle bastırıldığı rivayetten mi ibaret? Bu soruların yanıtını bir gün öğreneceğiz."


Çongar'ın haberi Meclis ve yargı koridorlarında ciddi tartışmalara, medyada ise yorum ve spekülasyonlara yol açtı. Askerin ya da Mahkeme'nin bu konuda açıklama yapmamasının acaba iddianın doğruluğuna kanıt mı olduğu sorgulandı. Açıklamalar gelmedikçe iddialar da genişledi.


İddialarda gelinen son aşamayı, 17 Nisan günkü Milliyet'te deneyimli gazeteci Hasan Cemal şöyle aktarıyordu:


"Şimdi gazeteci milletine düşen bir şeyler var. Örneğin '367 vakasının' perde arkasını aydınlatmak. (..) 367 öncesi Yüksek Mahkeme'nin asker kökenli üyeleriyle askeriye arasında, mesela Deniz Kuvvetleri Komutanı'yla bazı gelgitler yaşandı mı? Böyle bir süreç içinde, Anayasa Mahkemesi'nin o zamanki başkanı Tülay Tuğcu'nun duygu ve düşünce dünyası nasıldı?"


Hasan Cemal'in yazısı önemliydi, çünkü Çongar'ın yazısında örtülü halde aktarılan bazı iddialar ete kemiğe bürünmüş, ortaya iki isim çıkmıştı.


İsimlerden birincisi, Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığı seçimi oylamasının 367 oy zorunluluğu gerekçe gösterilerek CHP tarafından Anayasa Mahkemesi'ne taşındığı ve birkaç saat sonra Genelkurmay'ın 'Bu iş laiklikle ilgili, biz de tarafız, gerekeni yaparız' açıklamasının geldiği 27 Nisan günü Deniz Kuvvetleri Komutanı olan emekli Oramiral Yener Karahanoğlu idi. İkincisi de, zaten adıyla yazılmış olan Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu idi.


Dün hem Karahanoğlu, hem de Tuğcu'ya telefonla ulaşarak iddialar konusundaki görüşlerini sordum.


Önce Karahanoğlu'nun yanıtlarını verelim:


Karahanoğlu: Komutan yargıçla darbe konuşabilir mi?


- Hakkınızda yapılan yayınlar var. Dönemin yüksek yargı üyelerini çağırıp Anayasa Mahkemesi'ndeki 367 davası hakkında telkinde bulunduğunuz, sözlerinizin de aksi halde darbe yapılabileceği şeklinde algılandığı öne sürülüyor. Bunlar doğru mu?


- Yazılanların hiç birinin benimle alakası yok. Bir kuvvet komutanı yüksek yargı üyelerini çağırıp da onlarla darbe filan konuşabilir mi? Olabilir mi böyle bir şey? Bir kere biz hukuka saygılıyız. O bahsedilen konu (367) artık Meclis'ten çıkmış, Anayasa Mahkemesi'ne gitmiş. Ne Yargıtay üyesi çağırdım, ne Anayasa Mahkemesi üyesi çağırdım, ne kimseyle konuştum, ne kimsenin öyle yazıldığı gibi gözyaşları döktüğünü gördüm, duydum, biliyorum. İkincisi, darbenin de bir gizliliği olur. Öyle bir şey yoktur ya, olsa bile öyle açıkça konuşulmaz herhalde bu konular.


- Anayasa Mahkemesi'nin üyeleriyle hiç konuşmadınız mı bu konuları? Bu konu üzerine konuşmak üzere yargı üyelerini davet etmediniz mi?


- Niye çağırayım? Olay artık o tarafa, Mahkemeye gitmiş. Böyle bir durumla muhatap olmaktan, konuşmaktan Anayasa mahkemesi üyelerini, Yargıtay üyelerini de tenzih ederim, onlara kefil de olurum; tabii benim dönemimde görev yapmış olanlardan söz ediyorum. Zaten üyeleri tanımam. Yalnızca bizden (askeri yargıyı kastediyor-MY) gitmiş üyelerle bir iki defa konuşmuşluğumuz olmuştur, o da öyle davet ederek, çağırarak değil, özel ortamlarda. Ancak onlarla da öyle darbe filan gibi konular kesinlikle konuşulmamıştır. Bu yayınlar tamamen hayal ürünüdür. Bu zamana kadar çıkıp bir şey söylemedim, basın doğrusunu bulur diye. Ama şimdi madem sordunuz, ben de söyledim işte.


- Bu tür konuşmalar, telkinler olmadı diyorsunuz, öyle mi?


- Böyle bir şey hiç olmadı. Benimle hiç alakası yok. Allah'a şükür dosdoğru konuşan bir insanım, beni biraz tanıyorsanız. Kimin elinde bilgi, belge varsa çıksın konuşsun. Ben de çıkar konuşurum. Kimseden de çekinmem.


- Peki siz görevdeyken Cumhurbaşkanlığı seçimleri konusunda Genelkurmay tarafından 27 Nisan'da yapılan bir açıklama var. Kamuoyunda e-muhtıra olarak anıldı. O sürece katkınız ne olmuştu.


- Görevdeyken yapılan hakkında konuşmamam. O ayrı bir konu. Ama bu yazılanlar, doğru değil.


Özetleyecek olursak, Anayasa Mahkemesi üzerinde, ordunun yönetime el koyması tehdidiyle baskı kurarak 367 kararının alınmasını sağlamakla suçlanan bir kuvvet komutanı olarak YenerKarahanoğlu, 1- Yazılanların kendisiyle alakası olmadığını, 2- Bir komutan olarak yüksek yargı üyelerine gidip bir dava üzerine konuşmayacağını, 3- Hele ki darbe gibi bir konuyu konuşmayacağını, 4- Zaten darbe söz konusu olsa dahi öyle ulu orta konuşulmayacağını, 5- Aksi yönde bilgi, belge sunanlara da karşılık vermeye hazır olduğunu söylüyor.


Peki, dışarıdan, özellikle de askerden gelen telkinlere açık ve ona göre karar almak gibi ağır bir suçlama altında bulunan, (dolayısıyla bugün alacağı kararları da peşinen sorgulamaya açık hale getirilen) Anayasa Mahkemesi'nin o dönemki Başkanı Tuğcu ne diyor? İşte sorularımıza yanıtları:


 


Tuğcu: Asker mahkemeye bunu söylemeye cesaret edemez.


- Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında Anayasa Mahkemesi'nin 367 kararının çıkması doğrultusunda askerlerin baskısına muhatap olduğu, bu nedenle gözlerin yaşardığı konuşmaların, değerlendirmelerin yapıldığı yazıldı. O dönemin AYM Başkanı olarak bir numaralı muhatap sizdiniz. Neler oldu?


- Bana hiç kimse telefon etmedi. Bu konuda kimseye muhatap olmadım. Eğer üyelerimden muhatap olan olduysa da bilemem; bana yansıyan bir şey olmadı.


- Karar çıkmazsa askerin müdahalesi olacak gibi konuşmalar geçti mi?


- Hayır. Böyle şeyleri biz de basından okuyorduk ancak. Özellikle de o geceki bildiriden, elektronik muhtıra denen bildiriden sonra basında yazılanları okuyorduk. Ama bu konuyu aramızda konuşmadık.


- Görüşüldüğü, gözlerin yaşardığı, çocuklarımızın geleceği konuşmalarının yapıldığı yazıldı. Ne diyorsunuz?


- Öyle şey olur mu Allah rızası için? Uydurma bunlar.


- Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda üyeleriniz aracılığıyla herhangi bir telkin, ya da baskıya muhatap olmadınız mı?


- Yok, hayır, hiç olmadım. Hiç muhatap olmadı. Bakın bir şey daha söyleyeyim. Askerimizi severiz, sayarız, bunlar tamam. Ama bir asker, Anayasa Mahkemesi'ne telefon edip de böyle bir şey söylemeye cesaret edemez. Söylemez deÖ 'Ya böyle bir karar çıkar, ya da askeri müdahale olacak' gibi şeyler diyemez.


- Peki basındaki, toplumdaki tartışmalardan dolayı kendinizi hiç baskı altında da hissetmediniz mi? Bunlar kendi aranızda da mı konuşulmadı?


- Hiç böyle bir şey konuşulmadı. Baskı altında da hissetmedim. Baskı altında karar olur mu? Ben o davada 'Görevimizde değildir' diye ret oyu kullandım. Baskı altında olsam o oyu kullanır mıydım?


Özetleyecek olursak Tuğcu; 1- İddiaların 'uydurma' olduğunu, 2- Kendisine bu doğrultuda hiçbir konuşma ya da telkinin gelmediğini, 3- Bazı üyeler eğer birileriyle konuşmuşlarsa, bunun kendisine yansımadığını, Üyeler olarak aralarında da askeri müdahale ihtimali ve bunun 367 kararıyla ilişkisini konuşmadıklarını, 4- Zaten askerin bir mahkeme üyesine 'Karar çıkmazsa müdahale olur' gibi bir şey söylemeye cesaret edemeyeceğini, 5- 367 sürecinde kendisini baskı altında hissetmediğini, zaten kendi oyunun da 'ret' olduğunu söylüyor.


İddiaların üzerine gidilip açığa çıkarılması gerçekten önemli. Çünkü bu iddiaların boşlukta kalması hem Türk siyasi-hukuku sisteminin yegâne kontrol ve dengeleme mekanizması olan Anayasa Mahkemesi'ni, hem de Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratacak yorum ve spekülasyonlara kapı açıyor.


Anayasa Mahkemesi kararları üzerinde sürekli bu kuşkunun, yani dış etkilere, özellikle asker etkisine açık olduğu kuşkusunun dolaştırılması, demokrasi açısından da, hukukun üstünlüğü ilkesi açısından da vahim sonuçlara yol açabilir. Hukukun üstünlüğü, yargı, bir gün her birimize gerekebilir.


Tuğcu ve Karahanoğlu'nun açıklamaları, o nedenle son tartışma ve iddialara yeni bir boyut getirecek türden.

Radikal
GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler