YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Kürt aydın Kemal Burkay'dan çarpıcı sözler
Şiddete karşı çıktığı için PKK'nın boy hedefi haline gelen Burkay Kürt açılımında MHP ve CHP'nin tavrını eleştirdi.
Kürt aydın Kemal Burkay'dan çarpıcı sözler
18 Ağustos 2009 / 14:59 Güncelleme: 18 Ağustos 2009 / 00:00


İsveç'te yaşayan Kürt aydın Kemal Burkay, Kürt açılımı tartışmalarını değerlendirdi.


Hükümetin tutumunu "cesur bir adım, yardımcı olmak gerekir" şeklinde niteleyen Burkay, "Ülkenin; sorunlarından bir tanesini tanıması, gerçekçi bir şekilde ele alması ve çözmeye çalışması neden Türkiye'nin aleyhine olsun?" diye konuştu.


Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) tutumunu sert bir dille eleştiren Burkay, "Kendisini sosyal demokrat olarak tanımlayan bir partinin daha demokratik politikalar izlemesi gerekirdi. Uzun süredir CHP'nin izlediği politikaların sosyal demokrasiyle bir alakası yok, çok tutucu ve statükocu. CHP'nin; Salt muhalefet edeceğim diye, hükümetin iyi niyetlerle getirdiği böyle önerilere böylesine karşı çıkması hiç hoş değil, demokratik bir tavır değil." dedi.


Milliyetçi Hareket Partisi'ni (MHP) de eleştiren Kemal Burkay, "son derece şoven politikalar izliyor" suçlamasını yöneltti. Burkay, "Bu savaşın, bu çatışma ortamının Türkiye'ye faydalı olduğunu kim söyleyebilir?" ifadelerini kullandı.


HÜKÜMETİN BU ADIMINI CESURCA BULUYORUM, DESTEK VERMELİ


- Öncelikle sizin dilinizden sizi tanıyabilir miyiz?


Ben 1937 yılında eski adıyla Dersim, daha sonraki adıyla Tunceli'nin Mazgirt ilçesinin bir köyünde doğdum, Dirban isimli bir köy. İlkokulu kendi köyümde ve çevre köylerde okudum. Babam eğitmendi. Daha sonradan Köy Enstitüsü'ne gittim, Diyarbakır'da öğretmen okuluna. Sonra köy öğretmenliği yaptım. Bu arada Ankara Hukuk Fakültesi'ne kaydoldum. 1960 yılında fakülteyi bitirdim. Kısa bir dönem kaymakamlık stajı, daha sonra avukatlık stajı yaptım ve avukat oldum. Elazığ'da ve Tunceli'de avukatlık yaptım. Siyasete girdim, edebiyatla uğraştım, şiir yazdım. Daha sonra da göçmenlik… 30 sene yakındır yurtdışındayım. Ve artık Türkiye'ye dönme zamanı geldi diye düşünüyorum.


- Türkiye'de hükümet tarafından "Kürt Açılımı" başlatıldı, bu gelişmeyi nasıl yorumluyorsunuz?


Kürt sorunuyla ilgili olarak uzun yıllardır, son 30-40 yıldır çok büyük hadiseler yaşandı; bunun içinde çatışma ortamları da var… Son yıllarda bir değişimden, bir yumuşamadan söz ediyoruz, bu konudaki umutlar giderek güçleniyor. Yani ilk defa bir değişimden bahsedebiliyoruz, bu değişimde de sorunun sadece şiddetle, silahlı yöntemle çözülemeyeceği her iki tarafça da ortaya konuluyor. Yani silahla bu meselenin çözülemeyeceği ve de sorunun silahla bastırılamayacağı yönünde bir kamuoyu oluşuyor. Daha iyi tarafı, hükümetin, bu sorunun şiddetle değil, diğer yöntemlerle çözülmesi gerektiğine inanması. Yani Kürt varlığının, Kürt sorununun kabulü söz konusu. Hükümette, eski yöntemlerle meselenin çözülemeyeceği tavrının oluşması bence son derece önemli. Çünkü Türkiye son dönemlerde bir değişim gösteriyor. Yani bu yıllardır süren yanlış politikadan dönmenin bir bakıma işareti. Bu bakımdan meseleyi önemiyorum. Hükümetin bu tutumunu da cesur buluyorum. Tabii, bu kadarı bile önemlidir. Sorunu kabul etmek, sorunun eski yöntemlerle çözülemeyeceğini görmek ve çözüm için de tüm taraflarla bir diyalog ortamı aramak; bunlar olumlu. Bence AKP hükümetinin bu adımı cesur bir adım ve buna yardımcı olmak gerekir. Gerçi, söz konusu açılım daha henüz net değil, yani sorunun çözümü yönünde hükümet ne gibi adımlar atacak? Ama bu girişimi başlatmak son derece önemli idi.


CHP STATÜKOYA OYNUYOR, MHP'NİN DURUMU İSE DAHA VAHİM


- Hükümetin DTP ile görüşmesi oldu, fakat meclisteki muhalefetin karşı bir tutumu var, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?


Bazı çevrelerin buna karşı tepki göstermeleri onların hâlâ eski dünyada yaşadıklarını gösteriyor. Yani onların hâlâ meseleleri kavramadıklarını gösteriyor. Meselâ, en azından CHP'den daha olumlu bir tavır beklenirdi. Yani, kendisini Sosyal Demokrat olarak tanımlayan bir partinin daha demokratik politikalar izlemesi gerekirdi. Salt muhalefet edeceğim diye, hükümetin iyi niyetlerle getirdiği böyle önerilere böylesine karşı çıkması hiç hoş değil, demokratik bir tavır değil. Ama sanırım bu sadece salt bir muhalefet etme düşüncesinin bir sonucu değil, ne yazık ki CHP son dönemlerde, Baykal liderliğinde hemen hemen getirilen her türlü demokratik adıma karşı çıktı. Bu konuda yardımcı olmadı.


- MHP'nin tavrını nasıl buluyorsunuz, gerekirse 30 yıl daha dağda durulabileceğini belirttiler?


MHP'ye gelince, MHP'nin tavrı daha olumsuz. Yani son derece şoven politikalar izliyor. Bu tavırlar hiçbir sorunu çözmez ve bunlar Türkiye'nin yararına da değil. Bu savaşın, bu çatışma ortamının Türkiye'ye faydalı olduğunu kim söyleyebilir? Öyle sanıyorum ki, bu savaşın içinde yer alan generaller bile söyleyemezler, kimseler de söylemez. Dolayısıyla da, MHP ne istiyor? Bunu ülkenin, milletin bölünmesi olarak gösteriyorlar. Ülkenin; sorunlarından bir tanesini tanıması, gerçekçi bir şekilde ele alması ve çözmeye çalışması neden Türkiye'nin aleyhine olsun? Neden Türk milletinin ve vatanın aleyhinde olsun? Bu, çağdaş bir tutum değil. MHP, kanımca kendi zamanının çok gerisinde bir anlayışı temsil ediyor. Bu anlayışın Türk anlayışına da hiçbir faydası yok.


- Sol olduğunu iddia eden CHP ile milliyetçi MHP'nin bu ve buna benzer konularda ortak hareket etmesini nasıl yorumluyorsunuz?


Uzun süredir CHP'nin izlediği politikaların sosyal demokrasiyle bir alakası yok. Çok muhafazakâr ve tutucu bir konumda ve de statükocu politikalar izliyor. CHP'nin böyle bir politika izlemesinde de sanıyorum, uzun yıllar tek parti olarak Türkiye'de düzen koyuculunda yer almasının rolü ve payı var. Yani CHP, bu statükoyu adeta kendi malı gibi görüyor ve ona sahipleniyor. Oysa arada 80 yıl geçti, 80 yılda bir toplum değişir; dünya değişir. Dolayısıyla CHP'nin 1930'lardaki politikaya hâlâ sürdürmeye çalışması, o dönemlerde inşa etmeye çalıştığı toplum modelini bugün hâlâ korumaya çalışması olacak şey değil. Bunun yanı sıra, Baykal'ın siyasi serüveni de tutuculaştı. Kendileri de diyorlar, 'Biz, 1989'da Kürt Raporu' hazırladık. O rapora baktığımızda, oldukça ileri şeyler var. Peki, 1989'dan bu yana 20 yıl geçti, ne yaptığınız, niye sahip çıkmadınız? Bu rapor yönünde ne gibi çabalarda bulundunuz? Şimdi çok daha elverişli koşullar var, şimdi hükümet bu yönde adım atmaya çalışıyor, o halde niye onlara destek olunmuyor? Türkiye'nin bu kamburdan kurtulmasını istiyorsa, Türkiye'nin önünün açılmasını istiyorsa, bu ülkeye barışın ve demokrasinin gelmesini istiyorsa… Sosyal demokrat bir partinin yapması gereken bu. Ne yazık ki, CHP bu konuda son derece statükocu. Yalnızca bu konuda değil, başka konularda da… Mesela bir Ergenekon olayında Ergenekon'u destekler bir konuma düştü. Öyle sanıyorum ki, CHP bu politikayı uzun süre sürdüremez.


- Arada bir de olsa farklı sesler de duyulmaya başlandı.


Evet, CHP'nin İl Başkanı'nın bir açıklaması oldu, önemliydi: "Bu sorunu çözen tarihe geçer" demişti, güzel bir tespit. Yani gönül istiyor ki, CHP'nin içinde başkaları da öyle olsun. Zira CHP'nin içinde de Kürtler var, aydın, demokrat geçinen epeyce insan var. Yani bunların, bu kadar statükocu bir politikaya nasıl tahammül ettiklerine hayret ediyorum. Onların da seslerini çıkarmaları gerekirdi. Eğer şimdi konuşmazlarsa, ne zaman konuşacaklar?


PKK SİLAH BIRAKIRDI ŞİMDİYE KADAR; AMA DERİN DEVLET İSTEMEDİ


- Bu dönemlerde Öcalan'dan da açıklamalar geldi, yol haritasından bahsedildi. PKK'nın ve Öcalan'ın girişimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?


Öcalan meselesini bence iki yönüyle ele almak lazım; Öcalan, yakalanıp Türkiye'ye getirildikten sonra politikalarında çok büyük değişikler oldu. Bizler bu değişiklikleri değerlendirdik, yani Kürt hareketi bakımından neyi ifade ediyor diye. Yalnız bir şey var; Öcalan, silaha başvurmakla yanlış yaptığını söyledi ve 'Pişmanım, silahları bırakacağım' dedi. Ve bıraktı da. Aradan çok uzun değil, 9-10 yıl geçti, Öcalan'ın yakalanmasından bu yana. PKK silahları susturdu da, Öcalan'ın isteğine uygun olarak. Onun, örgütüne sözü geçiyordu gerçekten. Ve dikkat ederseniz, 2004 yılından beri PKK hiç silaha başvurmadı. Bu arada örgüt gücünü güneye, sınırın öbür tarafına geçirdi. Öcalan, dağdaki insanlarını tamamen indirmeyi de teklif etti. 'Bir genel af çıkarılsın, bu insanlar ellerindeki silahlarını bıraksın' dendi. Yani Öcalan, 'bir genel af çıkarılırsa PKK bütün silahlarını bırakabilir' dedi. PKK da bunu kabul etti. Hatta PKK adını bile değiştirdi, terk etti. Önce KADEK, sonra Kongra-gel adını aldılar, programını da terk etti PKK. Yani PKK, PKK olmaktan çıktı. Adını, programını terk etti, bütün taleplerini bıraktı. Bazı gruplar da gelip teslim de oldular. Bir grup Avrupa'dan, bir grup da güneyden gelip teslim oldu. Peki, devlet niye buna karşılık vermedi. Yani niye bir genel af çıkarılmadı? Çünkü bu, Türkiye için çok iyi bir fırsattı. Silahlar susmuştu. Ama maalesef devlet bunu istemedi.


- Devlet derken, devletin içindeki bazı zinde güçleri, yani güncel tabiriyle "derin devlet"i kast ediyorsunuz sanırım?


Evet, öyle. Öcalan'ın yakalanmasından sonraki 3-4 yıl içinde bu sorunu, en azından PKK sorununu çözmek mümkündü, bütünüyle Kürt sorununu çözmek değilse bile. Yani PKK dağdan inebilirdi, silahlı çalışma tümüyle sona erebilirdi. Fakat 2004 yılından sonra PKK tekrar hareketlendirildi. Dikkat ederseniz, bu aynı zamanda hükümeti devirme planlarının, AKP hükümetini devirmek için belli güçlerin harekete geçtiği dönemlerdir.


- Ergenekon iddianamelerinde ve darbe günlüklerinde geçen Ayışığı, Sarıkız planları da aynı dönem...


Evet, tabii ki. İşte bu dönem başında PKK'nın adı geri verildi, PKK yeniden şahinleştirildi, yeniden silahlı çatışmalar başlatıldı. Bu, bence Öcalan vasıtasıyla PKK'nın yeniden yönetilmesi olayıydı. Yani şunu demek istiyorum ben; PKK'yı bağımsız olarak görmüyorum. Ben bunu açık söylemiştim, şimdi de söylüyorum. Öcalan, İmralı'da Genelkurmay'ın denetimi altındadır. Eğer son dönemde Genelkurmay silahların susmasını istiyorsa bu mümkündür. Yani, Öcalan'ın söyleyecekleri, kendisine söyletilenlerdir. Öcalan'a kalsa, onun silahları susturmaya açık olduğunu ta başından beri görüyorum, herkes de bunu görüyor. Açıkça söylemişti bunu, kamuoyu bu kadar unutkan mıdır? Hepimiz bu kadar unutkan mıyız? Hayır! Ama PKK'nın silah bırakmasına fırsat vermedi bir takım çevreler. Ergenekon'u nasıl kullanıyorlarsa, PKK'nın eylemlerini de öyle kullanmak istediler. Yani, bu çatışma ortamının sürmesinde bazı çevreler yarar umdu. Onların işi galiba bu, yani çatışma ortamının devamında faydaları var, yoksa işsiz kalacaklar. Kendilerini öyle hissedecekler ya da imtiyazlarını yitirecekler, statükoyu sürdüremeyecekler. Yani bu çatışma ortamı, Türkiye'nin demokratikleşmesinin önünde engel, sivilleşmesinin önünde engel, vesayet ortamının önünde engel, demokratikleşmesinde, AB'ne girmesinde engel. Dolayısıyla PKK sorununun çözülmesi, çatışma ortamının sona ermesi; Türkiye'nin demokratikleşmesi, AB'ne girmesi ve Kürt sorununun çözümünde de yolun açılması bakımından bir fırsat olacak.


ERGENEKON, KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ İÇİN DE BİR FIRSAT OLDU


- Devam eden bir dava süreci var, Ergenekon davası. Bu dava ile birlikte doğu ve Kürt sorunu için daha rahat konuşma ortamının doğduğunu söyleyebilir miyiz?


Evet, yurtiçi için bunu söyleyebilir, çünkü bizler yurtdışındayız ve bizleri bağlayan bir şey olmadığı için her zaman rahat konuştuk. Ben bugün söylediklerimi misliyle daha önceleri yıllarca söyledim. Yani ben bu konuda yeni konuşmuyorum. Ülkenin durumunu, Ergenekon'un, daha önceki haliyle Kontr-gerillanın durumunu değerlendirirken görüşlerimi her zaman açık söyledim. Ama son bir iki yıl içindeki değişiklik, konunun gerçekten daha iyi tartışılması için olanak sağlıyor. Yani JİTEM'in teşhir edilmesi, bu kirli işlerden, cinayetlerden sorumlu kimselerin tutuklanması ve yargılanması, genel olarak Ergenekon olayı. Yani Ergenekon Davası Türkiye için iyi bir fırsat oldu. Yani demokrasinin kökleşmesi için, devlet içindeki çeteleşmelerin temizlenmesi için, bu karanlık ilişkilerin ortaya dökülüp, temizlenip aydınlatılması için çok büyük bir fırsat oldu. Dolayısıyla, Ergenekon'un üstüne gidilmesi, tasfiye edilmesi -başarılabilirse- Türkiye için, demokratikleşme için çok büyük bir kazanım olacak. Bunlar da çatışma ortamının sona erdirilmesiyle çok yakın bağı var.


- PKK sorunu ile Kürt sorununu nasıl ayrıştırıyorsunuz?


Önceden de söyledim, PKK ne kadar bağımsız, o ayrı bir konu. Ama yakalandığı andan itibaren Öcalan İmralı'da derin devletin kontrolündeydi. Eğer Öcalan İmralı'dan örgütünü yönetebiliyorsa, bu derin devlet istediği içindir, buna yol verildiği için yönetebildi. Bugün eğer Abdullah Öcalan barış isteyebilecekse gerçekten, silahların susmasını samimi olarak isteyecekse, ki yakalandığında da samimi olarak istemişti ama buna fırsat vermemişlerdi. Eğer barış isteyebilecekse, bu; derin devletin kontrolünden çıkmış demektir. Ben en azından Öcalan'ın derin devletin kontrolünden çıkmasını, Adalet Bakanlığı'na bağlı bir cezaevinde tutulmasını yararlı görüyorum. Bu arada, İmralı'da neler olup bittiğini ne biz biliyoruz, ne de kamuoyu biliyor. Belki, hatta ne de Adalet Bakanlığı biliyor.


- Son HSYK atamaları krizinde de bu ve buna benzer görevler de gündeme geldi ve bazı gözden kaçan yetkiler ve alanlar da tartışılır oldu.


Evet öyle. Ki ben hep söylemişimdir, Kürt meselesinin çözümü o kadar bir anda olacak bir mesele değil ama PKK meselesinin çözümü çok kolay. PKK silahları bırakabilir, çatışma ortamı sona erebilir. Bu, hem Türk halkı, hem de Kürt halkı için çok büyük bir kazanım olur. Şuan PKK'nın dağda silahlı adam bulundurmasına hiç gerek yoktur. Yani eskiden hadi nedenler vardı; hani diyorlardı, 'Biz Kürt devleti kuracağız, biz bağımsızlık istiyoruz'. Bir dönem, 'federasyon istiyoruz' filan diyorlardı. Şimdi bunları istemiyorlar. Kültürel haklar diyorlar ve en son da yerel yönetimlerin yetkilerinin genişletilmesi. Peki, bunun için dağda gerilla güçleri tutmaya ne gerek var? O zaman siz bunu legal, siyasi yollarla da yapabilirsiniz, DTP de yapabilir bunu. Nitekim HAKPAR, Hak ve Özgürlükler Partisi var, onun programında federasyon var, o da Kürtler tarafından kurulmuş bir parti. Şimdi bu parti, legal olarak faaliyette bulunabiliyor ve federasyon da isteyebiliyor. O halde, bu istediğin çok daha azını isteyen bir hareketin silahlı mücadeleyi halen yürütmek istemesinin anlamı ne? Bir anlamı yok. Ama silahı bırakması PKK'nın elinde değil, ben bunu söylüyorum. Yani Öcalan İmralı'da olduğu sürece ve bir takım mahiyeti belirsiz kontroller altında olduğu sürece bu zordur. Ama eğer Genelkurmay hükümetle bu konuda - En azından ordunun üstündeki bazı generaller, çünkü ordu içinde de farklı görüşlerin olduğunu biliyoruz- bu silahlı çatışmanın bitmesini gerçekten istiyorlarsa, yani bunun Türkiye'nin aleyhine olduğu kanaatine varırlarsa, birlikte hareket ederlerse, o zaman en azından PKK sorununu çözmek çok kolaydır. PKK'nın da Öcalan'ın da silah konusunda ısrar edeceklerine inanmıyorum.


UZUN VADEDE FEDERASYON TEKLİFİ, AMA ÖNCELİKLE HUZUR ORTAMININ SAĞLANMASI


- Son düzlemde, Kürt Açılımına katkı bağlamında tavsiye ve önerileriniz nelerdir acaba?


Kürt sorunu ve çözüm noktasında yıllarca söylediklerimiz var, kısaca özetlersek; bizce Kürt sorunu bir azınlık sorunu değildir, uluslararası bir sorundur. Bazıları Kürt sorununu bir azınlık sorunu olarak bile görmüyorlar. Ortada 40 milyonluk bir halk var, bunların bir kısmı Türkiye'de, 20 milyon kadar insan diyoruz. Hadi bu 15 milyon insan olsun, hadi 10 milyon olsun; yine az değildir. Bu insanların bir kısmı da İran'dadır, bir 8-10 milyon kadar deniyor. 4-5 milyon da Irak'ta deniyor, orada şimdi federal bir yapı içerisinde, anayasal bir statüye kavuşmuş durumdalar, Irak'takiler. Ve oraya Kürdistan bölgesi deniyor. Ki Irak Kürtleri daha Saddam döneminde otonom elde etmişlerdi. Bir de Suriye'de Kürtler vardır, özellikle Suriye'nin kuzeyi Kürt bölgesidir. Yani 4 devletin sınırları içerisinde Kürtler yaşıyor, parçalanmış bir halk doğrusu. Bir de Kürtlerin milattan çok önceye dayanan bir geçmişleri var bu coğrafyada ve binlerce yıldır da bu topraklarda yaşamaktalar.


- Mazisi çok eskilere dayanan bu halkın sorunlarının çözümü noktasında?


Şimdi bu sorun nasıl çözülür, tabii ki bu halkların haklarına saygı gösterilerek çözülür. Mesela bakın Kıbrıs'ta 150 bin Türk var ve orada bir sorun var. Şuan orada federal bir yapı oluştu; Türk bölgesi ve Grek bölgesi olarak. Türk tarafı bunu bile az görüyor. Konfederasyon istiyor, yani çok gevşek bir bağ. Kıbrıs'ta 150 bin Türk için istediğimiz şeyi biz niye bunu bu bölgedeki insanlarımız için de istemeyelim? Yani biz eğit bir çözüm istiyoruz, o da federasyondur. Dünyada Belçika gibi farklı örnekleri de var. Ve Kürtçe eğitim dili olarak da kabul edilebilir. Kopenhag Kriterleri'nde de alternatif çözümler var. Fakat bütün bunların bugünden, yarından hemen olmayacağını biliyoruz, gerçekçiyiz. Şuan biz, Türkiye'de çatışma ortamının bitmesini, bu yolda adımlar atılmasını bile çok önemli buluyoruz, bu konuda hükümete destek veriyoruz. Önce silahlar susmalı, çatışma ortamı sona ermeli, PKK'nın silahlı adamları da düze inmelidir ve siyasetin yolu da açılmalı. Yoksa hemen bir federasyon olayına ne Türk, ne de Kürt tarafı daha hazır değil. Önce bu mesele barışçı bir ortamda tartışılmalı. 12 Eylül öncesinde bu mümkündü, silahlar konuşmazken, bu mesele rahatça konuşuluyordu, gelişiyordu.


- Bütün bu Kürt sorunu tartışmalarında PKK'nın olaya dahli nasıl oldu sizce?


Şimdi birileri diyor ki: 'PKK, Kürt sorununu gündeme getirdi.' Bu doğru değil. PKK, Kürt sorununu terörize etti. Kürt sorununu gündeme getirmedi, zaten gündemdeydi, zaten barışçı bir şekilde gelişiyordu. Aksine, bu Kürt sorununun barışçı yollarla gelişmesini önlemek için bir takım güçler PKK aracılığıyla ortamı terörize ettiler. Ve 12 Eylül cuntası geldi, bütün demokratik güçlerini ezdi. Bizleri de göçmen durumuna düşürdü, insanları hapislerde ezdi, darmadağın etti toplumu.


- Şu an için acil ve somut olarak nelere ihtiyaç var?


Şuan için ise ülkenin demokratik ve huzurlu bir ortama ihtiyacı var, hükümetin atması gereken adımlar da bu yönde olmalı. Bir de; şiddete başvurmayan bütün siyasi örgütler serbestçe örgütlenebilmeli, Kürt partiler de. Bütün demokratik örgütlerde bu böyledir, Türkiye'de de bu böyle olmalıdır. Kürtler de siyasi partiler kurup siyasi görüşlerini ifade edebilmeliler; federasyon istiyorlarsa federasyon, otonomi istiyorlarsa otonomi diyebilmeliler, hatta başka bir şey istiyorlarsa onu da söyleyebilmeliler. Bunun yanı sıra genel bir affa ihtiyaç var, dağdakilerin inmesi için. Bazı çevreler diyorlar ki: 'Gelsinler teslim olsunlar, başkaca da bir şey olmaz.' Yahut da diyorlar ki: 'Devletin ordusu var, silahlarını bırakacak değil ya!' Kimse de ordu silahlarını bıraksın demiyor. Kimsenin de öyle bir isteği olamaz, saçma! Ama ordu operasyon yapmayabilir, bu sorunu çözmek istiyorsa. Tabii ki PKK silah kullanmıyorsa. Ve yine söylüyorum, genel af gerekiyor. Ahmet Türk güzel söyledi: 'Bu adamlar 30 yıl dağda kaldı, gelip bir de 30 yılda hapiste mi yatsınlar?' diye. Bu gerçekçi olmaz. Kararlı adımlar atmak lazım, eğer bir sorunu çözmek istiyorsak veyahut çözüm yolunda ciddi adımlar atmak istiyorsak. Kürtlerin kültürel hakları konusunda da hükümet daha somut adımlar atmalı. Eğitim ve kültür haklarının bir kısmı da yerel yönetimlere aktarılabilir. Şuan için ayrıntılara girmek istemiyorum ama asıl önemli olanı; çözüm için iyi niyetle çaba göstermek.

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler