YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Konferans konuşmaları delil!
Konferans konuşmaları delil!
Konferans konuşmaları delil!
27 Temmuz 2008 / 10:01 Güncelleme: 00 0000 / 00:00

İddianamede İlhan Selçuk için ‘1973’teki cunta davasında verdiği ifadede akrostiş yapması ne kadar uyanık ve zeki olduğunu gösteriyor’ denildi, bu da Selçuk’un sorguda profesyonelce davrandığına kanıt sayıldı. Cunta iddianamesinin Perinçek’te çıkması da iki kişi arasındaki bağlantıya kanıt gösterildi


Ergenekon iddianamesinin örgütün kurucusu ve yöneticilerinden biri olarak sayılan İlhan Selçuk’la ilgili bölümünde soruşturma kapsamında sabaha karşı gözaltına alınması işleminin abartılarak haber yapıldığı ve soruşturmayı yürütenlerin baskı altına alınmaya çalışıldığı yorumu yapılıyor. İddianamede Selçuk’la ilgili bir bölüm çok ilgi çekici. Selçuk’un 1973’teki cunta nedeniyle gözaltında alındığı akrostiş yapması onun ne kadar ‘uyanık ve zeki’ olduğunu gösterdiği belirtilerek, “Selçuk’un yargılanıp beraat ettiği bir davayı burada hatırlatmamızın nedeni, şüphelinin önceki sorgulamalarda ve ifadelerinde ne kadar tecrübeli ve profesyonel olduğunu vurgulamak içindir. Yoksa şüpheli hakkında daha önce kesinleşmiş bir hüküm bulunan davayı tartışmak değildir” denildi. İddianamedeki ilginç saptamalardan biri de Selçuk’un çalıştığı gazeteye bomba attırması..


Konferans konuşmaları delil!
Selçuk’un verdiği konferanslardaki konuşmaları ve köşe yazılarının ayrıntıyla ele alındığı ve çıkarımların yapıldığı iddianamede Uludağ Üniversitesi’nde 2001 yılı Ekim ayında Selçuk’un verdiği “Aydınlanma Devrimi ve Küreselleşme” konferansına geniş yer verildi. İddianamede Selçuk’un verdiği konferans ve diğer yazıları şöyle değerlendirildi:
“İlhan Selçuk’un düşünce yapısı olarak ‘Aydınlanmanın ancak akıl ve bilimle olabileceğini, dinin aydınlanmanın önünde büyük bir engel teşkil ettiğini, kadının özgür olabilmesi için saçının rüzgarda savrulması gerektiğini, evrim teorisinin bilimsel olarak kanıtlanmış kesin bir gerçek olduğunu, aydınlanmanın yeterli olmadığını sosyalizmin egemen olması gerektiğini, Türkiye için en büyük tehlikenin mevcut iktidarların olduğunu, TBMM’nin çıkardığı yasalar ve hükümetin icraatlarıyla Cumhuriyetin kurumlarının ve kazanımların tek tek elden gittiğini, türban konusunda yapılan Anayasa değişikliği ile adım adım dini kuralların devlet yapısına hakim olmaya başladığını, YÖK’ün ve Cumhurbaşkanlığının elden gittiğini, kalelerin kaybedildiğini, bu gidişin neticesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin Ilımlı İslam Cumhuriyeti olacağını iddia etmekte ve her fırsatta bu düşüncelerini kendisini dinleyen ve okuyan kişilere aktarmaktadır.”
Ayrıca Selçuk’un bulduğu her fırsatta iktidar partisinin kapatılması, ekonomik krizin çıkması sonrasında kaos ve kargaşa ortamında Ergenekon terör örgütünün amacına hizmet ettiğini düşündüğü bir kısım genç subayların askeri bir müdahele ile yönetimi ele geçirmesiyle mümkün olabileceğini ileri sürdüğü anlatılıyor. İddianamede, “Selçuk’un düşüncelerini her platformda seslendirdiği ve bu düşüncelerinin Ergenekon terör örgütünün amaçlan ile birebir örtüştüğü anlaşılmıştır” deniyor.
İddianamede Selçuk’un Alemdaroğlu’yla görüşme yaparak, Ulusal Kanal, Avrasya (ART), Kanal B ve Kanal Türk gibi televizyonların ortak yayın yapması, örgütün amacına yönelik olarak ortak bildiri yayınlamalarını organize etmesinin istediği de yer alıyor.


Selçuk çok uyanık ve zeki
İddianamede 1973’teki ‘9 Mart Cunta Girişimi’nde Selçuk’un sanık olarak yargılandığı hatırlatılıyor. Salçuk hakkında o dönem hazırlanan iddianameye yer verilerek, “Bu iddianamenin Perinçek’te de ele geçirilmiş olması aralarındaki organik bağın varlığı açısından önemli görülmüştür. Selçuk bahsi geçen iddianamenin tanzimine neden olan suçlamalardan dolayı gözaltına alındığında yazılı olarak hazırlamış olduğu savunmasının içine akrostişler yerleştirmiş olup her tümcenin sondan ikinci sözcüğünün başharfleri yan yana getirildiğinde ‘işkence altındayım’ ibaresi ortaya çıkmıştır. Buradan şüphelinin ne kadar uyanık ve zeki olduğu anlaşılmıştır. Ergenekon terör örgütü içindeki faaliyetlerinde de hiçbir zaman açık vermemeye çok dikkat ettiği, örgütün gizlilik ilkesine maksimum uyduğu anlaşılmıştır. Selçuk’un yargılanıp beraat ettiği bir davayı burada hatırlatmamızın nedeni, şüphelinin önceki sorgulamalarda ve ifadelerinde ne kadar tecrübeli ve profesyonel olduğunu vurgulamak içindir. Yoksa şüpheli hakkında daha önce kesinleşmiş bir hüküm bulunan davayı tartışmak değildir.”
Soruşturma sırasında Selçuk’un polis ifadeleri gazetelerde yer almış ve ‘sorulan sorular’ eleştirilmişti. İddianamede bu durum “Selçuk cep telefonu kullanmamaktadır. Sabit telefondan yaptığı görüşmelerde de çok dikkatli konuştuğu örgütsel yapıyı deşifre edebilecek her türlü söz ve tavırdan uzak durduğu tespit edilmiştir” diye yorumlandı.


Örgütün beyin kadrosunda
İddianamede Selçuk’un örgütün neresinde olduğu da şöyle değerlendirildi: “Örgüt yapılanmasının hücre yapılanması şeklinde olduğu dikkate alındığında şüphelinin diğer örgüt mensupları ile birebir irtibat halinde olmasının beklenemiyeceği, zaten örgüt içindeki konumu itibariyle de örgütün üst düzey yönetiminde, özellikle örgütün fikir ve düşünce yapısını oluşturan beyin kadrosunda yeraldığı kanaatine varılmıştır. Selçuk’un yapmış olduğu faaliyetlerin düşünce özgürlüğü ve siyasi görüş açıklaması olarak algılanmasının mümkün olmadığı, çünkü şüpheli Selçuk’un toplumda bilinen yönüyle sadece bir yazar olmayıp yazarlığı dışında iş dünyasından devletin üst kademesindeki kişilerden, yüksek yargı organlan üyelerine kadar etki alanı olan bir kişi olduğu ve görünmeyen faaliyetleriyle bir bütün olarak değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu saptanmıştır. Yazarlık faaliyetleri dışında gizlice yürüttüğü aylık yemekler ve bu yemeklere katılan seçkin insanları bir şekilde organize etmesi hususları göz önüne alınğında ‘Teori, Tasarım ve Planlama Dairesi Başkanlığı görevini yürüttüğü’ Perinçek’in kendisine bu konuda yardımcı olduğu ve Alemdaroğlu’nun uzman olarak görevli bulundukları anlaşılmaktadır. Bu üç şüphelinin gerek darbe hazırlıkları gerekse katıldıkları gizli toplantılar ve etki edebildikleri toplulukların özelliği göz önüne alındığında üçünün de Ergenekon terör örgütünde üst düzey sorumlu olarak görev yaptıkları ve kendilerine bağlı birimlerdeki medya gücünü ve örgüt üyelerini sevk ve idare ettikleri anlaşılmıştır


‘Gazetesini bombalattı’
İddianamede Selçuk bakımından merak edilen konulardan biri de Cumhuriyet’e atılan el bombalarıyla ilgiliydi. İddianamede, Selçuk’un gazeteye bomba atıldıktan sonra medyada yeterince haber olmamasından yakındığı belirtiliyor ve bir yazısındaki “... Cumhuriyet ‘e saldırıyı basın sonunda yazıp görevini yerine getirdi; ama, tek bomba yetmedi, biz her zaman üç bombacıyı nereden bulacağız?..” satırları örnek gösterilerek şu yorum yapıldı:
“Bu yazıdan da anlaşılacağı üzere Selçuk gündemi belirlemek ve yönetimi dize getirmek amacıyla ve fazla bir zarar vermiyecek şekilde el bombalarını çalıştığı gazetenin bahçesine attırdıktan sonra beklediği tepki ve sonuçlara ulaşamayınca köşesinde bu şekilde bir yazı kaleme almış ve bombayı atanlardan bahsederken ‘kim olduğu bilinmeyen (ya da bilinen) iki terörist Cumhuriyet’e ikinci bombayı da attı’ derken parantez içinde ‘bilinen’ demesi, iki kişi olduklarını söylemesi ve yazısının sonunda da ‘biz her zaman üç bombacıyı nereden bulacağız’ diyerek bitirmesi şüphelinin eylemden bilgi ve haberinin olduğu yönünde kanaat vermiştir.


‘Çekirdek kadroyla irtibatı vardı’
Gürses’in Ergenekon’un çekirdeğiyle irtibatlı olduğu iddia edildi..


İstanbul Üniversitesi’nde görevli Doç. Dr. Emin Gürses iddianameye göre beş yıldır Sevgi Erenerol’un kilisesindeki toplantılara katılıyor, Veli Küçük göz altına alınarak tutuklandığında operasyonun ABD kaynaklı olduğunu söyleyerek kamuoyu oluşturuyordu. İddanamede  Doç. Dr. Emin Gürses’le ilgili, yaptığı konuşmalara çok geniş yer verildi. Gürses’in  bu konuşmalarına dair insanları silahlanmaları gerektiği yönünde muhtemel bir iç savaş veya isyan için hazırlık yapılmasını telkin ettiği yönünde tespitler yapıldı.
Emin Gürses, ifadesi alınırken örgüt üyesi olmadığını beyan ediyor ancak Erenerol’un gizli toplantılarına katıldığı ve telefon konuşmalarından anlaşıldığı için savcılık tarafından örgütün üyesi olarak suçlanıyor.
Ayrıca Gürses hakkında, olayları dezenformasyona uğrattığı, kamu oyunu yanlış yönlendirdiği iddia ediliyor. Gürses’in evinde yapılan aramalarda Veli  Küçük ve Sedat Peker’le ilişkili olduğuna dair belgelerin yer aldığı da belirtiliyor.
İddianamede Gürses’in armatör olan yeğenlerinin Sami Hoştan tarafından rahatsız edildiği, bunun üzerine Gürses’in Veli Küçük’ten yardım istemesi üzerine olayın kapatıldığı da yer aldı. Gürses’in Ergenekon terör örgütünün birçok eylemine katıldığı da fotoğraflarla delillendiriliyor.
Gürses’in telefon konuşmalarının da bulunduğu iddianamede şu örnek oldukça dikkat çekici: “Beni aradılar bugün. Hoca seni almadılar mı içeriye. Alanın da a... k... almayanın da, a... k....m. Ama dedim beni alırlarsa içeriye biliyorlar ki Amerikan ve İsrail Büyükelçiliklerini havaya uçurmak için bizimkiler her şeyi yapacak. Ben de dedim telefonlarım dinlensin dedim. Bunu da kayıt etsinler dedim. Gazetecilere söyledim. ...Adam Veli Paşa’nın elini öptü diye hapse alıyorlar onu dedim. Ben Veli Paşa’yı her gördüğümde elini öpüyorum benim resmimi çekin.” “Ya kimin elini kimin s..kini öpeceğime siz mi karar vereceksiniz dedim ya.” “...Muzaffer yüzbaşıyı içerden çıkarmak için biz bir girişimde bulunduk. Çıkaracaktık. Muzaffer yüzbaşıyı içerden tam çıkarma girişiminin içine girdik bu operasyon patladı.”
Gürses’in örgütün çekirdek kadrosuyla irtibatlı olduğu ileri sürülerek, hükümetin düşman eline geçtiğini bu sebeble halka silahlanma çağrısı yaparak halkı Türkiye Cumhuriyeti hükümetine karşı silahlı isyana tahrik etmek suçunun işlediği iddianamede yer alıyor. Ayrıca Gürses’in Veli Küçük’ten Ergün Poyraz’a kadar örgütün iç işleyişindeki her olayı bildiği belirtilen iddianamede savcılık Gürses’in örgüt üyeliğinden cezalandırılmasını talep ediyor. RADİKAL

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler