YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Kışanak da 3. köprü tartışmasına katıldı
Diyarbakır’da gazetecilerle biraraya gelen Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Genel Başkan Yardımcısı Gültan Kışanak, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Kışanak, “Şu an Adalet Bakanlığından İmralı’ya gitmek için başvuran bir heyetimiz yok” dedi.
Kışanak da 3. köprü tartışmasına katıldı
30 Mayıs 2013 / 16:36 Güncelleme: 30 Mayıs 2013 / 16:42

BDP Genel Başkan Yardımcısı Gültan Kışanak, Diyarbakır’da görev yapan gazetecilerin gündeme dair soruların yanıtladı. Yenişehir ilçesinde bulunan Sümer Park’ta gazetecilerle biraraya gelen Kışanak, çözüm sürecinde yaşanan son gelişmeler, BDP heyetinin İmralı Adasında Abdullah Öcalan ile yeni görüşmenin yapılması, yeni anayasa çalışmaları, İstanbul’da kurulan 3. köprünün ismi, seçim barajının düşürülmesi gibi konularla ilgili açıklamalarda bulundu.

 İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüşme için şu an Adalet Bakanlığına bir başvurunun yapılmadığını anlatan Kışanak, Öcalan ile görüşmelerin normalleşmesi gerektiğini ifade etti.

Kışanak, “Öcalan ile görüşmede çok özel çok spesifik bir mesaj vermesini beklemek yerine bu süreci ilerlenmesi konusunda yapılması gereken bir çalışma olarak bakmak gerekiyor. Devletinde ilgili heyetleri de Öcalan ile temaslarını sürdürüyor. Çünkü sorun sadece silahlı unsurlarının sınır dışına çekilmesi değildir. Sorun, barışın kalıcı bir şekilde tesis edilmesidir. Bunu önemli bir çalışma olduğunu ve herkes farkında idrakinde olarak sürece yaklaşmalı. Silahlı unsurlarının sınır dışına çekilmesi, çok büyük bir güven arttırıcılığı oluşturdu. Türkiye’de kalıcı barışı, demokratikleşmeyi çözümü konuşmak için çok büyük fırsatlar yaratmıştır ve buna bir ilk adım olarak bakmak gerekir. Bundan sonraki süreci nasıl ilerleteceğiz ve neler yapmamız gerekenleri tartışmamız gerekiyor. Bu süreçte doğal olarak Öcalan ile temaslar olacaktır. Hatta bundan sonra, sadece partimizin heyetleri değil, başka heyetlerin gitmesi daha doğru olandır. Gazeteciler, akil insanlar heyeti, kurulan çözüm süreci komisyonu üyeleri, düzenlediğimiz barış konferansının ardında oluşan heyet ve barışa çözümü kafa yoran herkesin Öcalan ile görüşmeyi gidebilmeli. Bu kesimlerin Öcalan ile görüşmesiyle sürecin daha sağlıklı bir şekilde ilerlemesini sağlar. Bu yüzden İmralı’ya gidişi normalleştiren bir yaklaşımı ele almak lazım. BDP olarak, İmarlı ile görüşme konusunda partimizden kim görüşmeye gidecek diye bir tartışma yapmıyoruz. İsimler boyutu çok da üzerinden durulması gereken bir konu değildir. Önemli olan bu görüşmelerin yapılmasıdır. Gerekli gördüğümüzde bir heyet İmralı’ya gidecek ama isim konusunda partimizin herhangi bir gündemi yoktur. Şu an Adalet Bakanlığından İmralı’ya gitmek için başvuran bir heyetimiz yok” dedi.

“Anayasa yapımının bir kez daha erteleme tahümmülü olmayan bir konudur”

Kışanak, yeni anayasa çalışmalarında çalışmaların devam ettiğinin vurgusunu yaparak, anayasa yapımının ertelenmemesi gerektiğini bildirdi. BDP’nin anayasaya destek veremsi için anayasanın içeriğine baktıktan sonra karar vereceğin kaydeden Kışanak, şunları söyled: “BDP olarak anayasa konusunda şu partiyle yaparız, bu yapmayız diye bir yaklaşımımız yoktur. Bizce, hiçbir partinin böylesi bir yaklaşımı olmalıdır. Önemli olan anayasanın maddelerinde nelerin yazılmasıdır. Türkiye’deki yurttaşların anayasa için referanduma gittiğinde hazırlanan maddelere bakacaklar, bize ne getirip ne götürecek konusuna değerlendirecek. Bizim açımızda anayasanın nasıl yazıldığı, maddelerin nasıl tasvip edildiği, hak ve özgürlükler konusunda neler getirdiği, bizi yeni bir geleceğe taşıyıp taşıyamayacağına bakmak gerekiyor. Bizim için önemli olan bunlardır. Hangi partinin buna destek verdiği hiç önemli değildir. Bu yüzden belirli bir partiyle anayasayı yaparız diye bir angajmanımız yoktur. Şuan anayasa uzlaşma komisyonunun çalışmasına bakılırsa, bazı maddelerde 4 parti birden uzlaşıyor, bazı maddelerde 2 parti birden uzlaşıyor gibi durumlar söz konusu olabiliyor. Anayasada ne yazdığı önemlidir, hangi partinin buna destek verdiği değil. Biz, AKP ile birlikte anayasaya oy veririz veya vermeyiz tartışmasından çok, AKP ile anlaşabileceğimiz bir anayasa oluşur mu ona bakmak lazım. Anayasa konusu çok önemli ve bir kez daha ertelemeye tahammülü olmayan bir konudur” diye konuştu.

 
“Referandumda tercihimiz anayasanın içeriği belirleyecek"

  Anayasanın Meclis’te kabul görmesinin ardından referanduma gideceğinin bilgisini verene Kışanak, anayasanın halkın taleplerine cevap verecekse evet oyu kullanacaklarını söyledi. Kışanak, “Türkiye’de bir anayasa yapma arzusu var. Ortak konsensüs, Meclis’te yeni anayasa kaç oyla geçerse geçsin, referanduma gideceğidir. Yeni anayasayı halka sormak herkesin uzlaştığı bir konudur. Eğer bu yıl anayasayı yapmayı başarırsak, önümüzdeki dönemde 3 seçim olacak. Yeni anayasa seçimden sonraya bırakılmaması gerekiyor. Anayasanın yapılması artık zorunlu bir hale gelmiştir. Bu bir tarihsel görevdir, kimse bu görevden kaçmamalı. Anayasayı yapalım ve halkın oyuna sunalım. Referanduma gittiğimizde evet oyu verip vermeyeceğimiz, nasıl bir tutum alacağımız da anayasa parlamentoda görüşüldüğünde belli olacaktır. Parlamentoda evet diyebileceğimiz bir anayasa ortaya çıkarsa, doğal olarak da referandumda evet diyeceğiz. Ama toplumun beklentilerine ihtiyaç vermiyorsa, sorun çözen bir anayasa değilse tutumuz farklı olacaktır. Yani parlamentodaki boyutu çok önemlidir. Parlamentoda anayasayı yaparken biz uzlaşı sağlanabilinirse, sorun çözen bir anayasa yapılabilinirse, kritik konularda toplumun beklentilerine bir yanıt veriyorsa, referandum süreci kolay olacaktır.Vatandaşlık tanımıyla ilgili CHP ve MHP’nin belirlediği tutum, kamuoyunun çok kabul gören bir tutum değildir. Anayasanın diğer alanındaki sorunlar aşılırsa, vatandaşlık tanımıyla ilgili sorunun aşılacağını düşünüyorum. Türkiye’de vatandaşlık tanımı konusunda ortaklaşmış bir kamuoyu vardır. Bunun bir etnik kimlikten arınması gerektiği yönde ortak bir beklenti haline dönüşmüş. Partiler sadece kutuplaşmış bir mantıkla buna itiraz ediyor” ifadelerini kullandı.

“Kırmızı çizgilerle konuşulmamalı”

Bu süreçte demokratikleşme, yeniden yapılanma, toplumsal konsensüs oluşturma, reformlar yapmak gibi konuları konuşurken, artık kırmızı çizgilerden artık çok bahsetmemek gerektiğine dikkat çeken BDP Genel Başkan Yardımcısı Kışanak konuşmasını şöyle sürdürdü:  “Bu sadece bize değil, diğer partiler için de geçerli bir durumdur. Kırmızı çizgilerle yola çıkarsanız, ne ortaklaşabilirsiniz, ne reformları yapabilirsiniz. BDP olarak, kırmızı çizgilerle çok konuşmuyoruz. Türkiye artık mevcut seçim barajıyla bir seçime gitmemeli. Bunun hiçbir meşruiyeti kalmamıştır. Yüzde 10’luk seçim barajında ısrar etmek, siyaseti kilitleme anlamına gelir. Hiçbir meşruiyeti kalmayan, çeşitli siyasal alanda bulunan herkesin yanlış bulduğu bir yanlışta ısrar etmek, kimseye fayda getirmez. Bunun artık zamanı geldi ve geçiyor. Önümüzde seçim takvimleri var. Seçim barajı konusunu, tartışma konusu yapmadan en hızlı şekilde gündeme alıp değiştirmek gerekiyor. Terörle Mücadele Yasası’nın kaldırılması yönünde çalışmaların başlatılması gerekiyor. Bunlar artık Türkiye’nin gündeminde herkesin ortaklaştığı konulardır. AKP, CHP ve BDP’nin çok rahatlıkla söylediği Avrupa Birliği’nin yerel yönetimler için özerlik şartıyla ilgili çekincelerin kaldırılması konusu var. Türkiye buna zaten imza atmış. Yerel yönetimlere yetki vermek, özerliği sunmak demokrasinin vazgeçilmez kriteridir. Spekülatif  tartışmaları yapmak yerine Türkiye için uygun modeli tartışmak gerekiyor. Bu yönetim, federasyon, eyalet sistemi, özerlik gibi çok çeşitli formüller tartışılabilinir fakat biz henüz bu formülleri konuşma noktasına gelmemişiz. Biz ilkesel olarak barajın olmaması gerektiğini düşünüyoruz. Herhangi bir oranda sınırlanabilinecek bir durum değildir. Hiçbir şekilde barajın olmaması gerekiyor. Çeşitli gerekçelerle baraja ihtiyacımız var deniliyorsa, demokrasiyi zorlamayacak bir orana indirilmeli. Bu oran yüzde 3 veya en fazla yüzde 5 olabilir” diye konuştu.

“3. körünün adı neden Yunus Emre olmadı?”

Kışanak, İstanbul’da kurulan 3. köprünün ismi konusunda değinerek, İstanbul’un Anadolu’yu Avrupa’ya bağlayan bir kent olduğunu ve bundan dolayı köprü isminin Anadolu’yu içeren bir isim olmasından fayda olduğunu anlatarak, köprü adı neden Yunus Emre olmasın ifadelerini kullanarak, şöyle devam etti:

“Aslında AKP İstanbul'da nostalji peşinde, yani eskiyi güncellemeye çalışıyor. Ben bunu bir ölççüde makul görüyorum. Çünkü dünyada önemli başkentlere gidiyorsunuz, o şehirlerin tarihle bir bağı var. Kimse, kenti modernleştirirken, tarih ile bağları koparmamış. Ne yazık ki Türkiye’de modernleşme geçmişle bağını koparmış bir şekilde kurulmuş. Şimdi yeniden o geçmişi, bütün ihtişamıyla canlandırma telaşı var. Fakat bu, rövanşist bir yaklaşımla oluyor. Bu nedenle yanlıştır. İstanbul’un kendi tarih ve geçmişiyle kimliğiyle buluşması ve  o kimliğin özelliğine kavuşması elbette önemlidir. Bunu bir rövanşist bir yaklaşımla yapınca tersi yapılmış oluyor. İstanbul sadece saltanat, saray, padişahlıktan ibaret değildir. İstanbul aynı zamanda, Anadolu’yu Avrupa’ya bağlayan bir kenttir. Anadolu’nun da bir sentezinin orada olması gerekiyor. AKP’nin projelerinin tamamında saltanat eksenli bir yaklaşım var. İstanbul’u bunlardan ibaret sayarsanız, Anadolu’yu inkar etmiş olursunuz. Bu nedenle 3. köprünün ismiyle ilgili asıl önemli konunun bu olduğunu düşünüyorum. Eğer bir köprü oluşacaksa, İstanbul’un Anadolu ile arasındaki köprü olmalı. Köprünün adına bir padişah ismi vermek yerine Anadolu’yu İstanbul’a taşıyan bir isin verilebilinir. Köprünün adı neden Yunus Emre köprüsü olmasın? Böyle bir kültürel isim verilirse, bu hem İstanbul’un Anadolu ile ilişkini tanımlar, hem de bu verilen isimle ilgili tartışmalar ortadan kaldırılmış olur” dedi.
 
Kışanak, çözüm süreciyle birlikte ülkede oluşan son gelişmeleri de gazetecilerle paylaşarak, şunları anlattı: “Çok uzun süredir elinde silah bulunduranlar dahi herkesin silahlı devrin sona erdiğini söylüyor. Bu konuda farklı bir yaklaşım yok. Sorun silahı tamamen devreden çıkarabilecek, bir demokratikleşme programını açığa çıkarabilecek miyiz yoksa soyut bir şekilde örgüt silah bıraksın teranelerine devam mı edeceğiz? Ne yazık ki Türkiye kamuoyunda bu tür uçuk şeyler alıcı buluyor. Yani giderken silahlarını bırakıp gitsen gibi söylemler oldu. Böylesine komik bir şey olabilir mi? Çatışmalar canımızı yakıyor. Her gün ölümler oluyor, bunun yarattığı acının travması çok derin. Ama bunu çözmek çok daha kolay. Asıl zorlandığımız kısım, demokratikleşme durumudur. Biz ne yazık ki, eşitlik ve özgürlük konusunda herkes kendine göre bir yöntem belirlemiş. PKK bir neden değildir, bir sonuçtur. Nedeni tekçi devlet, özgürlüklerin olmaması gibi zihniyetidir. Bu nedenleri konuşmamız gerekiyor. İşin zor olan kısmına geldik. İkinci aşamanın daha zor olacağının farkındayım. Çünkü sorunun kaynağı burada. Kimse burada bir şey almıyor ve vermiyor. Evrensel hukuk normu, insan hakları kriterleri, demokrasinin zorunlulukları vardır. Bütün bunları gözeterek yapılaması gerekenleri yapalım. Bu bir al ver konusunda öte bir şeydi. Türkiye artık karar vermelidir. Demokratik bir ülke mi olacaktır, yoksa bu kargaşaya kaosa devam mı edecek. Buna karar vermesi gerek ve kamuoyunun da destek vermesi gerekiyor.  Kimse artık gerekçeler ortaya dökmesin. CHP, demokrasiye destek vereceğini belirtiyor ama AKP’nin otoriter bir rejim getirmesinden korktuğunu gerekçe gösteriyor. AKP, CHP ve MHP’yi bahane ediyor. Kimse, kimseyi bahane göstermesin. Halk, artık kimin demokrasinin yanında olduğunu kimin karşı olduğunu çok iyi bir şekilde görüyor. Halkımız bunun gereğini de önümüzdeki seçimlerde yapacaktır. Siyasi partilerin birbirine bahane göstererek, demokrasiye yazık ediyorlar. Herkes kendinden sorumludur. AKP reform yapacaksa yapsın. CHP ve MHP’yi bahane göstermesin. Parlamentoda çoğunluğu vardır. İstediği yasayı çıkarabilir. Demokratik açılım ve Oslo sürecine rağmen yüzde 50 oy almış bir partidir. AKP’ye sen demokrasiyi getirdin diye sana oy vermeyeceğim diyecek kimsenin olacağına inanmıyorum. Türkiye kamuoyu, büyük çoğunlukla barışı ve demokrasiyi satın almıştır. Sorun, partiler bunu alacaklar mı almayacaklar sorunu var. Bundan dolayı, AKP ve CHP birbirilerini bahane göstermesin. CHP’ye açık çağrı yapıyoruz, biz bir otoriter rejime asla izin vermeyiz ve buna karşı mücadelemizi de sürdürürüz. CHP hak ve özgürlükler konusunda neler düşünüyor buna dair bir şeyler söylesin. CHP’nin bu tutumu demokrasiyi tıkayan bir yaklaşımdır. Türkiye’nin en kritik dönemlerinde seçmenler çok sert tavırlarını ortaya koymuştur. Siyasi partiler bu tutumlarından ısrar ederseler, önümüzdeki seçimlerde çok sert bir tavırla karşı karşıya kalır. Artık halk her şeyin farkındadır” şeklinde konuştu.

İHA

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler