YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Kimle görüştüğü hergün ihbar ediliyordu!
Kimle görüştüğü hergün ihbar ediliyordu!
Kimle görüştüğü hergün ihbar ediliyordu!
04 Ağustos 2008 / 10:04 Güncelleme: 04 Ağustos 2008 / 00:00

Ergenekon iddianamesinin deliller kısmında, Veli Küçük'ün evinde bulunan belgeye göre, Uğur Mumcu, Talabani'ye verilen 100 bin silahı araştırırken öldürüldü. Aynı iz peşindeki Org. Eşref Bitlis de 25 gün sonra kazada öldü..


Ergenekon örgütünün kurucu ve yöneticisi olduğu iddia edilen emekli tuğgeneral Veli Küçük'ün evinde ele geçirilen "Şirketler ve Köstebekler" adlı belgede, Uğur Mumcu suikastının perde arkasına dair şok detaylar anlatılıyor. 2 bin 455 sayfalık Ergenekon iddianamesinin "deliller" kısmında yer alan raporda, Mumcu'nun, devlet tarafından Celal Talabani'ye gönderildiği iddia edilen 100 bin silahı araştırdığı için öldürüldüğü öne sürülüyor. Belgenin 'Susurluk Raporu Silahlar ve Cinayetler' başlıklı bölümünde yer alan iddialar şöyle:


KISTIRILAN 700 PKK'LI...
"1991'in Ocak ayında Makine Kimya Enstitüsü'ne (MKE) ilginç bir mesaj geldi ve 'çok gizli' yürütülecek bir işlemle 100 bin silahın seri numaralarının silinmesi istendi. 4 gece süren işlemden sonra silahları üst rütbeli bir subay 'Ben JİTEM komutanıyım' diyerek aldı. Silahlar, Irak sınırına getirilmeden bir gün önce 15 Ocak 1991'de, jandarma albay Durmuş Coşkun Kıvrak komutasındaki kuvvetler, 700 kadar PKK'yı kıskaca aldı. Ancak bu anda Ankara'dan gelen emirle geri çekilmesi istendi. Bu emrin nedeni, sınırda çıkabilecek bir çatışmanın dikkati silah sevkıyatına çekmesi olasılığıydı. MKE yetkililerine de giden yazılı emir dosyasını, albay Kıvrak ve birkaç asker inceleyince şok oldu. İlerleyen dönemde askerlerden biri dosyanın fotokopisini çekip gazeteci Mumcu'ya gönderdi."


MUMCU'NIN HAYATİ HATASI
Söz konusu belgenin "Uğur Mumcu'nun hatası" başlıklı bölümünde ise Mumcu'nun kendine gelen belgeyi onaylatmak için bazı yerlere açtığı telefonlar "hayatının en büyük hatası" olarak yorumlanıyor. Dosyayı Uğur Mumcu'ya ulaştıran kişi, Mumcu'nun açtığı telefonlardan haberdar olunca, kendisini arayarak "Bu işin ucu pis... Ölümüne mi susadın?" diyerek dosyayı unutmasını istedi. 23 Ocak 1993 günü ise albay Durmuş Coşkun Kıvrak, ısrarla Uğur Mumcu'yu aradı. Bir türlü Mumcu'ya ulaşamayan Kıvrak, sekreterine "Hayati bir konu, mutlaka benimle görüştürmelisiniz" diye not bıraktı. Kıvrak ile görüşemeyen Mumcu, ertesi gün, MKE'ye gelen 'gizli' mesajdan da 2 yıl sonra bombalı suikasta kurban gitti. Silahlara ait belgeler ise Mumcu'nun evinde ve bilgisayarında bulunmadı. 


'YERİ GELİNCE KONUŞULUR'
Raporda Eşref Bitlis ile ilgili de bir bölüm yer alıyor: "Mumcu suikastından sonra gündeme gelen 'Celal Talabani'ye PKK'yı vurması için 100 bin silah gönderildi' söylentileri için, Eşref Bitlis'in yanıtı, "Konuşulacak şeyler zamanı geldiğinde konuşulur" oldu. Ve Bitlis de Mumcu'dan 25 gün sonra uçak kazasında şehit düştü." İki olayın art arda yaşanması ve raporda yer alış biçimi, "Mumcu ve Bitlis'in katili aynı mı?" sorusunu akıllara getirdi. O dönemde de Uğur Mumcu ve Eşref Bitlis'in aynı iz üzerindeyken öldürüldükleri öne sürülmüş, Bitlis'in, Kürt meselesinin çözümünde Irak-İran ve Suriye ile birlikte davranma politikasını benimsediği ifade edilmişti. Ergenekon'un kilit ismi Tuncay Güney de, 2001'de verdiği ifadede Eşref Bitlis ile binbaşı Cem Ersever'in, Ergenekon'un PKK'ya silah satışından haberdar oldukları için öldürüldüğünü öne sürmüştü.


Mumcu'nun çevresindeki 'muhbirler'
Söz konusu belgede ilginç bir iddia daha yer alıyor. Buna göre, Mumcu'nun birlikte çalıştığı genç gazeteciler, Uğur Mumcu'nun her gün ne yaptığını, kimlerle görüştüğünü ve hangi konuları araştırdığını "birilerine" rapor ediyordu: "O günlerde oldukça genç sayılabilecek bu çalışma arkadaşlarının, Uğur Mumcu'nun vefatından çok kısa bir süre sonra, TV kuruluşlarından birinde yönetim kadrosuna, yine birilerinin aracılığı ile getirilerek mükafatlandırıldıklarına, aklı başında ve vicdan sahibi tüm gazeteciler tanık oldu." (Sabah)



ALBAY'IN MUMCU KOMİSYONU'NDA DA İSMİ GEÇTİ
Ergenekon Terör Örgütü soruşturuması kapsamında tutuklanan Ümit Oğuztan da, TBMM Uğur Mumcu Suikastini Araştırma Komisyonu'na benzeri bir ifade vermişti. Oğuztan'ın müstafi (istifa etmiş) bir yüzbaşının sözlerine dayanarak verdiği ifadesi şöyle:


"Ocak 1991'de MKE'den alınan 100 bin silahın seri numaraları silinmiş ve silahlar JİTEM'e verilmiş. Uğur Mumcu da bu olayı tespit ettiği için bombalı saldırıya uğradı. yüzbaşının söylediklerine göre o dönemde Tunceli'de görevli olan emekli Albay Durmuş Kıvrak bu konuda bilgi sahibi."


Emekli astsubay Muharrem Tunç da: “Mumcu, Talabani’ye verilmek üzere hazırlanan 100 bin silahın PKK’ya satılması ile ilgili dosyayı ele geçirdi. Bu dosyayı Mumcu’ya emekli albay Dursun Coşkun Kıvrak verdi. Mumcu’nun ölümünden sonra bu dosya ortadan kayboldu.” Bugüne kadar bu emekli albayın ifadesine başvurulduğuna yönelik herhangi bir bilgi basına yansımadı.


Emekli Yüzbaşı Muharrem TUNÇ'un 06/03/1997 tarihindeki ifadesi Komisyon tutanaklarında şöyle yer aldı:


"1993 yılında Sıhhiye Orduevinde otururken adının Albay Durmuş Coşkun Kıvrak olduğunu öğrendiği bir kişinin “JİTEM temsilcisi olduğunu, birtakım belgeleri dosyaladığını, Talabani güneyden, Türk kuvvetleri kuzeyden olmak üzere PKK imha planı için Özal ile anlaştıklarını, bu meyanda Talabani’nin silah istediğini, bu silahların verilmesi ile ilgili JİTEM ve Genel Kurmay olumsuz görüş vermesine rağmen, silahların sonunda PKK’nın eline geçeceği kaygısının dile getirilmesine rağmen silahların numaraları silinerek Talabani Kuvvetlerine verildiğini, bu konuları belgelediğini, emekli olunca kendisine vereceğini” söylediğini, 15-20 gün sonra bu albayın kendisini aradığını, bir suret dosyayı Uğur Mumcu’ya gönderdiğini, kendisine de gelerek bir dosya vereceğini söylediğini ancak, gelmediğini, bir müddet önce bir kısım gazetecilerin bu albay ile ilişkiyi kendisine sorduklarını, İlçe Jandarma Komutanı aracılığı ile gazeteci Ertuğrul Akçay’ın albay ile evinde görüştüklerini, ancak bunların sır olduğunu, söylenemeyeceğini, sonradan caymasına rağmen bu olayı kendisine 3-4 saat anlattığını, 80-100 bin civarında silahın teslim edildiğini söylediğini, numaraların nasıl silindiği konusunda bilgisi olmadığını, ancak silahların kalaşnikof olduğunun kendisine söylendiğini, bu konunun Albay Durmuş Kıvrak tarafından aydınlatılacağını, bu kişinin Mumcu, Eşref Bitlis’in ölümünden sonra Akçakoca’nın bir dağ köyünde yerleşmesinin bu konuda çekincesi olduğunu akla getirdiğini, Mumcu’ya evrakları gönderdiğini söylediğini, İfade etmiştir." (Kanalahaber)


TUNCAY GÜNEY DE AYNI KANATTE!


Tuncay Güney de benzer bir şekilde Mumcu olayını anlatıyor. Yeni Şafak'ta yer alan habere göre, Kanada'da yaşayan Tuncay Güney'in, Ergenekon iddianamesine zemin hazırlayan 2001'deki ifadelerinin yer aldığı DVD'den çıkan şok iddialardan bir bölümü de Ergenekon'un işlediğini öne sürdüğü iki önemli cinayet ve Kırıkkale Silah Fabrikası'ndaki patlamayla ilgili.
 
Akşam gazetesindeyken “CIA Kuzey Irak'a silah sevkıyatı yapıyor” başlıklı bir haber hazırlayan Tuncay Güney, 2001'de gözaltına alındığında sevkıyatı aslında Ergenekon'un yaptığını ileri sürüyor. Tuncay Güney'in iki önemli cinayete ilişkin iddiaları şöyle:


“Cırtlak koyu yeşil BMV bir gece vakti Habur Sınır Kapısı'na geldi. Arabada Tuncay Güney ile gazeteciler A., B., ve D. de vardı. Veli Küçük'ün ekibiyle dönemin Bölge Valisi Ünal Erkan'ın arası iyi değildi. Gazeteci A. ekibe bu yüzden dahil edilmişti. A.'nın Erkan'la arası iyiydi. Sınır geçiş izinleri bu ilişki sayesinde kolayca alındı.”


SİLAHLAR SINIRDA
Ekibi Silopi Hac Konaklama Tesisi'nde resmi ve sivil üniformalı askerler karşıladı. Kapıda işlemleri JİTEM'ci Ali Balkan Mete'nin adamı olan, Küçük'ün oraya atanmasını sağladığı Gümrük Baş Muhafıza Müdürü C. Bey yaptırdı. Habur'u geçtikten sonra konteynırlı iki araba ekibi bekliyordu. Sınırı geçince önüne telle Irak plakası takılan BMW öndeydi, içinde 24 bin silah bulunan konteynırlı iki araç da arkadan geliyordu. Silahları, JİTEM'e çalışan gümrük müdürü biliyordu. Gazeteci A., konteynırların içinde silah olduğunu anlamış ve rahatsız olmuştu. B. bunu bilmiyordu, ancak şüphelenmişti. Gerçeği İstanbul'a gelince öğrendi. Ekip silahlarla Zaho'ya ulaştı. Gün ışıyana kadar Irak Milli Türkmen Partisi'nde kaldılar.”


DOĞU PERİNÇEK REFERANS OLDU
“Burası Barzani bölgesiydi. Ziyaret görünüşte gazetecilerin Irak liderleriyle röportaj gezisiydi, Doğu Perinçek'in referansını kullanıyorlardı. Sonra Talabani bölgesine geçildi. Bir hafta sonra Erbil'e geçen ekipte bulunan gazeteci A., Tuncay Güney'le tartışarak Türkiye'ye geri döndü. JİTEM subayları, Tuncay Güney'e, konteynırlarda 24 bin silah olduğunu söylemişti. Silahların 12 bini Barzani'ye, 12 bini de Talabani'ye verildi. Kosret Resul, 'Silahların 6 binini biz aldık. Binbaşı T. 'yine' bizimle oynuyor' dedi. Kosret Resul, geri kalan altı bin silahın PKK'nın liderlerinden Cemil Bayık'a teslim edileceğini söyledi.”


KARŞI ÇIKAN ÖLDÜRÜLDÜ
Dönemin Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis ve JİTEM'in Doğu'yu kapsayan 4. bölgesinin komutanı Binbaşı Cem Ersever, Veli Küçük ile Ergenekon ekibinin kirli işlerini, Irak'a yapılan silah sevkıyatların çok iyi biliyorlar ve karşı çıkıyorlardı. Bu nedenle örgüt, Bitlis ve Ersever'i sevmiyordu. Daha sonra art arda ikisi de öldürüldü.
SAHTE RAPOR VERİLDİ
Güney'e göre senaryo şu şekilde işledi: Eşref Bitlis Paşa'nın öldüğü haberi ilk duyulduğunda Veli Küçük, Perinçek'e konu üzerinde çalışmasını söyledi. Bitlis'in uçağının 'buzlanma' sonucu düştüğü rapor edildi. Dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş'de bu yönde açıklama yaptırıldı. Veli Paşa'ya bunu sordum, 'Buzlanma oldu. Bunun altında bir şey aramaya gerek yok. Komutan'dan daha iyi kim bilir' cevabını verdi. Aslında Küçük, Doğan Güreş ve Hasan Kundakçı'yı sevmezdi. Olay böylece örtbas edildi.


Suikastı ABD'li kadına yıktılar
Veli Paşa daha sonra beni çağırdı. 'Bazı haberleri sızdıralım' dedi. Bir de 'Hemen bir kitap hazırlayın' talimatı verdi. Ben bu arada Akşam'da Elizabeth Shalgen aleyhine yayın yapıyordum. DEP'li il başkanları o dönem, ABD'ye gitmiş. Onları Cumhuriyet Senatosu'yla bu kadın görüştürmüştü.. Bu kadına saldırıyorduk. Sonra Veli Küçük bize Adana'daki Amerikan Konsolosluğu'nda ikinci konsolos olan Penikto'nun fotoğraflarını verdi. ABD'li subayların kamplardaki fotoğraflarını yayınladık. Aydınlık ısrarla, “Elizabeth Shalgen parmağı” diye haber yapıyordu. Küçük, beni çağırıyor, “Bak bir şey öğrendik. Bu Amerikalılar bizim Eşref Bitlis Paşa'yı öldürmüş” diyor ben de bunları Adnan Akfırat'a yazdırıyordum. Kadın hakkında Genelkurmay tahkikat başlattı. Ankara Shalgen'in geri çekilmesini istedi. Sonra ABD onu çekti.


Veli Küçük istemezse 'Yeşil' öldürülemez
Polis sorguda Güney'den “Yeşil, Veli Küçük'ten habersiz öldürülebilir mi, Ersever öldürülebilir mi” sözlerini açmasını istiyor. Güney şu cevabı veriyor: “Öldürülemez. Kimse yapamaz böyle bir şeyi. İşaret etmesi lazım. Veli Paşa'dan herkes korkar. Emekli olması hiç önemli değil. Perinçek'in gözünüzde anarşist olması önemli değil. Onun dava arkadaşı. Bir diğer arkadaşının başçavuş veya teğmen olabilir. Kurmay başkanıyla iş yapmaz ama teğmenle, işlerini yapardı. Onlar her zaman 'emret komutanım' derlerdi. Çünkü bir yüzbaşı, bir üsteğmen için Küçük ütopyadır.


Bayık'a 6 bin silah verildi
JİTEM subaylarının konteynırlarında 24 bin silah olduğunu söylediklerini anlatan Güney, “12 bini Barzani'ye, 12 bini Talabani'ye verildi. Kuzey Irak yönetiminin başbakanı Kosret Resul, 'Silahların 6 binini biz aldık' dedi. Resul, geri kalan altı bin silahın PKK liderlerinden Cemil Bayık'a teslim edileceğini söyledi. Bayık silahları almaya, İran'dan geldi. Dağıtımı Binbaşı Tamer yapıyordu. Bayık silahların TSK'dan geldiğini, işi Perinçek'in organize ettiğini çok iyi biliyordu.


Ersever'in ipi de çekildi
Güney, üç hafta gibi kısa sürede Adnan Akfırat imzasıyla yayınlanan Eşref Bitlis kitabında benzer detaylar olduğunu söylüyor. Güney'e göre önemli detaylardan biri de Ersever'in suikastta kullanıldığı idi. Küçük, Ersever'i hiç sevmiyordu. Sorun çıkaran adamların hesapları bir bir görülüyordu. Ersever'in öldürülmesi de bir dosya kapatmaydı. Hiçbir soruşturma olmadı. Ersever, ölmeden önce Veli Paşa'yla kavgalıydı. Veli Paşa İzmit'e gelmesini söyledi. Gelmedi. İki Irak subayı Türkiye'ye sığınmış. Ersever, 'Gönderme' talimatına uymayıp subayları iade ediyor. Örgüte, dolayısıyla Veli Paşa'ya dikleniyor. Başbakanlık Poligonu'nda öldürüldü. Kendisi hatalıydı, Veli Paşa söyledi, “Hatalıydı” dedi. Ersever, Bitlis Paşa'nın en has adamıydı. Kapıyı vurmadan giriyordu. Manipülasyonlar yapılmasaydı, Ersever konusunda Küçük suçlanacak tahkikat açılacaktı.


Fabrika patladı deliller yok oldu


Tuncay Güney'in polise verdiği ifadelere göre Kırıkkale Silah Fabrikası'nda meydana gelen patlamayla Veli Küçük ve ekibinin silah sevkıyatıyla ilgili deliller de yok edildi.
Güney şu bilgileri verdi: “Bence Irak'a, PKK'ya giden silahlar o kadar önemli değil. Veli Paşa, Karadeniz'den Elçibey'e (Azerbaycan) ve Çeçenistan'a giden silahlardan korkuyordu. TİKA olayı patlamıştı. Bu darbe olayı (Azerbaycan'da) patlamıştı. Veli Paşa'nın üzerine geleceklerdi. Ondan korkuyordu. Irak'takinden korkmaz çünkü Irak'ta ortalık çok karma karışık her şey birbirine girmiş. Ama Azerbaycan'da bu olmaz. Çünkü Elçibey'den sonra gelen Aliyev'le anlaşamıyorlar.” Güney, patlamayı Küçük'ün talimatıyla “Çevik Paşa yaptırdı” diye haberleştirdiklerini öne sürdü. Polisin “Diyelim ki Veli Küçük senden böyle bir talepte bulundu. Sen ne yapıyorsun” sorusunu Güney, “Aydınlık'a gidiyorum Doğu Bey ve Adnan Akfırat'a söylüyorum. Adnan hemen redakte edip kullanıyor. Sonra da basına servis yapıyoruz.” Polis bunun üzerine, “Peki patlama senaryosu nasıldı. Nasıl gerçekleştirildiğini yazdınız” diye soruyor. Güney'in cevabı şöyle oluyor: “Çevik Bir Albay, Lübnan'da PKK'lılarla Taşnak aracılığıyla masaya oturdu. Silahları sattı. Depodaki kaybın anlaşılmasını önlemek için de silah fabrikasına sabotaj yaptırdı.” (Star)

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler