YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Keşke yanılsaydık!..
Keşke yanılsaydık!..
23 Eylül 2011 09:56
Cumhurbaşkanı Gül Yazıcıoğlu kazası ile ilgili izlediği bir videoda, helikopterden bir aletin söküldüğünü gördüğünü söyledi. Gül'ün bu söylemi, Yazıcıoğlu kazası ile ilgili kaza değil suikast tartışmalarını bir kez daha alevlendirdi...

Türkiye bugün BBP’nin merhum lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun karanlık bir suikaste kurban gidip gitmediğini tartışıyor. Çünkü ortada kuşkuları haklı çıkaran bir çok veri var. Oysa kaza ilk yaşandığında, hemen hemen tüm medya kuruluşları olayı sıradan bir kaza olarak yansıtmıştı. Bir tek www.kanalahaber.com kazanın Türkiye’nin derinlerine çöreklenmiş karanlık ihanet şebekelerinin kirli bir tezgahı olabileceğine açıkça dikkat çekmişti.

Yazarımız Selahattin Serçe, henüz helikopterin enkazı dahi bulunmadan kaleme aldığı yazısının daha başlığında “YAZICIOĞLU’NU KİM ÖLDÜRDÜ?” diye sormuş ve olayın neden karanlık bir suikast olabileceğine ilişkin tespitlerini aktarmıştı.

İşte 26 Mart 2009 tarihli o yazı…

---------------------

 

YAZICIOĞLU’NU KİM ÖLDÜRDÜ?

 

Aynı zamanda milletvekili olan bir siyasi parti genel başkanının helikopteri düşüyor ve iki gün boyunca bırakınız kurtarılmayı, yeri dahi tespit edilemiyor.

Hayatını bu millete ve bu devlete inanarak geçirmiş bir lider, dağ başlarında, kurdun kuşun içinde, yaralı ve çaresiz kurtarılmayı beklerken, ne uçaklarımız ne helikopterlerimiz ne de kara birliklerimiz kendisine ulaşamıyor.

Bir böceğin dahi uydudan tespit edilebildiği bir çağda, bunun bir izahı olabilir mi?

İster ihmal deyin ister doğa koşulları veya başka bir şey, yaşanan felaket devletin en tepesindekiler dahil herkesi tehdit eden ciddi bir tehlikeye işaret etmektedir. Çünkü herkesin başına gelebilir(di).

Ortadaki manzaranın vahametini düşünebiliyor musunuz?

***

Merhum Yazıcıoğlu, özel kişiliğiyle siyasi duruşu birbiriyle örtüşen bir siyasetçiydi.

Amacımız, Muhsin Yazıcıoğlu güzellemesi yapmak değil. Ancak, hakkını Hakk’ın huzurunda teslim etmek zorundayız.

Taşıdığı fikirlerin sağlamasını oyla yapmayacak kadar inançlı…

Sahip çıktığı değerleri siyasi pazarlık malzemesi yapmayacak kadar ilkeli…

İhanetin kol gezdiği dönemlerde canı pahasına akıntıya karşı kürek çekecek kadar gözüpekti.

Örneğin, neredeyse tüm partilerin kırılma yaşadığı, eğilip büküldüğü 28 Şubat sürecinde tavrını hiç değiştirmedi.

Millete yönelik tüm baskı, zorba, yasak ve yıldırmalara karşı çıktı.

Dürüst, samimi ve mütevazıydı.

Her fırsatta “Birliğini ve Dirliğini önemsediğini” söylediği milletinin gönlünde özel bir yer edindi.

Özellikle Anadolu’da hemen herkes onu “iyi insan, dürüst siyasetçi, doğruları söyleyebilen lider” olarak gördü. Ancak “iktidara gelemeyeceği” önyargısıyla sandıkta kerhen de olsa oylarını başka partilere verdi.

O ise bundan dolayı çoğu siyasetçi gibi milletine sırt çevirmedi, küsmedi, kırılmadı, gücenmedi. Şahsi ikbal hırsıyla değil, milletin değerlerini önemseyerek siyaset yaptı.

***

Yazıcıoğlu’nun sevmeyenleri de vardı elbet.

Türkiye’nin provokatif sağ-sol kavgalarına sahne olduğu 12 Eylül öncesiyle ilgili suçlayanlar oldu.

Oysa Muhsin Yazıcıoğlu, o karanlık dönemin muhasebesini yapabilmiş nadir siyasetçilerden biriydi.

Üstelik bunu, merhum Alparslan Türkeş’i kızdırma pahasına, daha o hayattayken yapmıştı. Cezaevinde geçirdiği yıllarının ardından MHP’den kopup BBP’nin temellerini atarken, hem kendi geçmişini hem de Türkiye’nin yakın tarihini ciddi bir sorgudan geçirmiş, yapılan hatalardan kendince çok önemli dersler çıkarmıştı.

Yazıcıoğlu’nu benim için önemli kılan nedenlerden biri de budur.

12 Eylül öncesini ve kendi geçmişini sorgularken dillendirdiği bir anekdotu hiç unutmam.

“Koca Türkiye’ye sığmadık, ama daracık hücrelere sığdık. Beş buçuk yıl üç Dev-Sol üyesi ile iki buçuk metrekarelik hücreyi paylaştım. İçerde bir arada yaşarken kurallar koyduk, onlara uyup tartışmadan kavga etmeden yaşadık. O yüzden artık gençlere sesleniyorum. Hücreleri değil Türkiye sevdasını paylaşın."

Yazıcıoğlu, karanlık ellerin gençleri nasıl oyuna getirdiğini ve ülkeyi hepsine nasıl dar ettiğini acı bir tecrübeyle öğrenmiş, siyasi hayatının sonrasını da buna göre şekillendirmişti.

***

Bugün Türkiye o günlerden bugüne de uzanan aynı karanlık yapıyla hesaplaşıyor. O nedenle böyle bir dönemde Muhsin Yazıcıoğlu’nun varlığı çok önemliydi.

Ama artık yok.

Muhsin Yazıcıoğlu’nu kimlerin “ortadan kaldırdığının” cevabını işte burada aramak gerekiyor.

Fazla komplocu davrandığımın farkındayım. Ama “ortadan kaldırmak” tabirini bilerek kullanıyorum.

Ne yazık ki normalde sıradan bir helikopter kazası gibi algılanabilecek bu olay, ülkemiz koşullarında bana hiç de öyle gelmiyor.

Çünkü bu ülke, kaza görünümlü sayısız faili meçhul suikastler gördü.

Muhsin Yazıcıoğlu da son iki yıl içinde üç ayrı kuşkulu trafik kazası atlattı. Kendisi de bu kazaların normal olmadığını dile getirmişti.

Helikopter faciasının, kökü onlarca yıl geriye giden Ergenekon ve devlet içindeki çeteleşmelerin kanun önünde hesap vermeye başladığı bir döneme (hatta güne) denk gelmesi kuşkulanmak için fazlasıyla yetiyor.

Aynı gün Cumhuriyet tarihinde ilk kez darbecilere kanun önünde hesap sorulmasını sağlayacak 2. Ergenekon iddianamesi mahkeme tarafından kabul edildi.

İddianamede başta iki eski orgeneral (Şener Eruygur ve Hurşit Tolon) olmak üzere sanıklarla ilgili son derece ciddi ve ülkenin geleceğini yakından ilgilendiren suçlamalar yeralıyor.

Meclisi ve hükümeti ortadan kaldırmak için her türlü vahşet, cinayet ve darbeler planlayan karanlık eller, kanun önünden kaçabilmek için de elbet yine en iyi bildiği yolu kullanacaktır.

Muhsin Yazıcıoğlu son yaptığımız görüşmelerden birinde Ergenekon’la ilgili olarak, “ülkenin her ne pahasına olursa olsun bu tür yapılanmalardan kurtulması gerektiğini” belirtmiş, hatta “kime ve nereye kadar uzanırsa uzansın, sonuna kadar gidilmelidir” ifadesini kullanmıştı.

Kanaatim odur ki, kendisinin bu konuda söyleyeceği, Ergenekon davasının seyri açısından önem taşıyacak şeyler mutlaka vardı. Ergenekon’a karşı tavrı bilinmekle birlikte, henüz yeterince konuşmamıştı. Belki konuşmak için sürecin başarıya ulaşacağından biraz daha emin olmayı bekliyordu. Bilemiyoruz.

Ancak, gerek kendi gençlik dönemlerindeki tecrübeleri gerekse de son dönemlerde yaşanan birçok olaya ilişkin söyleyecekleri bu sürece önemli katkı sağlayabilirdi.

Çünkü tecrübeli bir siyasetçi ve milletini seven biri olarak, onun da kendince bilgi kaynakları vardı. Örneğin, PKK eylemi olduğu öne sürülen kuşkulu Dağlıca baskınında ilk haberdar olan isimlerden biriydi.

Yazıcıoğlu’nun helikopterinin düşmesi bugün için sıradan bir kaza gibi görünebilir. Ancak, Türkiye yakın gelecekte bu olayın sıradan bir kaza olmadığını tartışacaktır. Çünkü geçmişte kaza görünümlü birçok olay üzerindeki kuşkular giderek artmıyor mu? Bugün Orgeneral Eşref Bitlis’in uçağının kazayla düşmediğini artık herkes biliyor. Ha keza, Adnan Kahveci, efsane vali Recep Yazıcıoğlu’nun kazalarını halen konuşuyor, üzerindeki karanlığın aydınlanmasını bekliyoruz.

BBP Liderinin helikopterinin düşüşüyle ilgili, olaydaki ihmal ve eksikliklere bakılarak fazla kuşkunun yersiz olduğu düşünülebilir. Ancak bu tür olayları planlayanların ve gerçekleştirenlerin amacı da zaten bu değil mi?

Birileri Muhsin Bey’e suikast düzenleyecekse, elbette bunun türlü yöntemleri olabilirdi. Ama olayın içinde karanlık eller varsa, elbette ki (hele de böyle bir ortamda) arkalarında mümkün olduğunca iz bırakmamaya, kuşkulara neden olmamaya çalışacaktır.

Olayın nasıl olmuş olabileceğine ilişkin ihtimal ve detayları konuşmak ise yersiz. Yalnızca şunu söyleyelim; artık biliyoruz ki, bugünün teknolojisinde uçak veya helikopterleri düşürmek için çok uzaktan, hatta uydulardan dahi müdahale edilebiliyor.

***

Bugün olayın birçok yönünü bilmiyoruz. Yalnızca ciddi bir kuşkumuzu dile getiriyoruz.

Türk milleti kendisine sevdalı bir evladını dualarla uğurlarken bildiğimiz ve inandığımız bir şey var ki, yılların karanlığından sıyrılma konusunda büyük bir basiret gösteren Türkiye, bu olayı da karanlıkta bırakmayacaktır.

Merhum Yazıcıoğlu, Mamak cezaevinde yattığı dönemde yazdığı şiirde…

“Huzur dolu içimde

Ben sonsuzluğu düşünüyorum

Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum” demişti.

Artık isteği yerine geldi.

Kavuştuğu Sonsuzluğun Sahibi’nden kendisine sonsuz rahmet diliyoruz.

Türk milletinin başı sağ olsun.

 

Selahattin Serçe

26 Mart 2009

www.kanalahaber.com

 

 

 

iyi ki adam gibi gazeteciler var
 // zeynep ersoy
hepimize acı ve ağır gelse de, öngörünüz tam isabet gibi görünüyor gazetecilik de böyle yapılır. dileğimiz o ki bu karanlık cinayatler bir bir aydınlansın da, hainler milletin yetiştirdiği yazıcıoğlu gibi değerleri bir daha kaltedemesinler....
23 Eylül 2011 20:07
İYİKİ YANILMAMIŞIM
 // AYNUR GÜL
Sn yazar Selahattin Serçe Bey bende sade bir vatandaş olarak, düştüğünü tv haberlerinde duyduğumdan beri bu bir suikast dedim, kendimi inandırdım ve hala aynı inançtayım fikrim hiç değişmedi,ülkenin böyle alim değerlere ihtiyacı varken ortadan kaldırılmaları cinayettir her iki cihanda hesabını veremezler müsebbiblerini lanetliyorum.Gazeteci İsmail Güneşin 112 konuşması ise hala kulaklarımdadır.ALLAH HEPSİNE RAHM...
23 Eylül 2011 13:08
GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler