YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
KCK iddianamesi açıklandı!
KCK iddianamesi açıklandı!
11 Mayıs 2012 20:07
KCK davasının İstanbul ayağının iddianamesi açıklandı. 44 şüphelinin 7,5 yıl ila 22,5 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırılmaları istendi... İddianamede ifadesine yer verilen gizli tanık ''Bahar''ın söyledikleri ise oldukça çarpıcıydı...

İstanbul'da, PKK terör örgütünün şehir yapılanması KCK'nın basın komitesine yönelik yürütülen soruşturma sonucunda hazırlanan iddianamede ifadesine yer verilen gizli tanık ''Bahar''ın, ''2004'ten sonra Öcalan ile avukatların görüştürülmesi, dağılma sürecine giren örgütü yeniden toparlattı. Görüşmeyi gerektirecek herhangi bir sebep yokken görüşmelere yeniden müsaade edilmesini anlamak için o dönemi sorgulamak gerekir'' dediği belirtildi.

Özel yetkili İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi'nce kabul edilen PKK terör örgütünün şehir yapılanması KCK'ya ilişkin iddianamede, gazetecilerin de aralarında bulunduğu 36'sı tutuklu 44 şüphelinin, ''silahlı terör örgütü yöneticisi olmak'', ''terör örgütüne üye olmak'', ''terör örgütüne yardım etmek'' ve ''Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet etmek'' suçlarından 7,5 ile 22,5 yıl arasında değişen hapis cezalarına çaptırılmaları istendi.

Özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlanan ve bugün İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi'nce kabul edilen 800 sayfalık iddianamede, sanıklar Nurettin Fırat, Ertuş Bozkurt, Mazlum Özdemir, Turabi Kişin, Ramazan Pekgöz, Şehmus Fidan, Hüseyin Deniz, Yüksel Genç, Nevin Erdemir, Semiha Alankuş, Davut Uçar ve Kenan Kırkaya'nın, ''silahlı KCK/PKK terör örgütü yöneticisi olmak'' suçundan 15 ile 22,5'ar yıl arasında hapis cezasına çarptırılması talep edildi.

Ziya Çiçekçi, Saffet Orman ve Enis Yalçın'ın ''silahlı KCK/PKK terör örgütü üyesi olmak'' ve ''Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet etmek'' suçlarından 9,5 ile 20'şer yıl arasında hapis cezasına çarptırılması talep edilen iddianamede, Çağdaş Ulus, Zeyneb Ceren Kuray, Sibel Güler, Mehmet Emin Yıldırım, Zuhal Tekiner, İrfan Bilgiç, Ömer Çelik, Haydar Tekin, Ömer Çiftçi, Selahattin Aslan, Dilek Demiral, Nahide Ermiş, Çağdaş Kaplan, Nilgün Yıldız, Çiğdem Aslan, Cihan Ablay, Sadık Topaloğlu, Ayşe Oyman, İsmail Yıldız, Fatma Koçak, Oktay Candemir, Pervin Yerlikaya Babir, Şerafettin Sumeli, Eylem Sürmeli, Sultan Güneş Ünsal, Murat Eroğlu, Ülkem Evrim Kepenek, Hamza Sumeli ve Arzu Demir'in de ''silahlı KCK/PKK terör örgütü üyesi olmak'' suçundan 7,5 ile 15'er yıl arasında hapis cezasına çarptırılması öngörüldü.

İstanbul'da, PKK terör örgütünün şehir yapılanması KCK'nın basın komitesine yönelik yürütülen soruşturma sonucunda hazırlanan iddianamede ifadesine yer verilen gizli tanık ''Bahar''ın, ''2004'ten sonra Öcalan ile avukatların görüştürülmesi, dağılma sürecine giren örgütü yeniden toparlattı. Görüşmeyi gerektirecek herhangi bir sebep yokken görüşmelere yeniden müsaade edilmesini anlamak için o dönemi sorgulamak gerekir'' dediği belirtildi.

Özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlanan ve İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi'nce kabul edilen 800 sayfalık iddianamede, PKK terör örgütünün tarihsel gelişimine ve KCK'nın oluşumuna yer verildi.

İddianamede ifadesine yer verilen üst düzey KCK terör örgütü yöneticisi, gizli tanık ''Bahar''ın, 1999'dan 2004'e kadar ateşkes sürecinin yaşandığını belirterek, ''1999'da Mahmut Şakar'ın 'derinlerin' isteği üzerine dağa giderek PKK Başkanlık Konseyi ile görüşme yapması önemlidir. Öcalan, devlet yetkilileriyle yani askeri yapıyla görüşmekte ve onlardan çok memnun olduğunu üst seviyede gizlice dillendirmektedir. Hüseyin Yıldırım, Öcalan'ın Kürt sorunuyla ilgisinin, amacının, duygusunun olmadığını söylemişti. Bu çok bilinmez ama bence kamuoyunun artık öğrenmesi gerekiyor, Öcalan yakalandığında Türk bayrağını öpmüştür. Sanki şimdiye kadar savaşan kendisi değilmiş gibi 'Türkiye Cumhuriyeti'ne kurban olurum' diyerek, kendisinin devletin adamı olduğunu söylemiştir. Bu görüntülerin neden paylaşılmadığını sorgulamamız gerekmez mi  Yukarıda söylediği cümleler zaten örgütte deprem etkisi yaptı, yanında üç cümlesiyle birlikte bayrağı öpme görüntüsü çıksa, Öcalan'ı bugün kimse konuşuyor olmayacaktı'' şeklinde beyanda bulunduğu kaydedildi.

Gizli tanık ''Bahar''ın ifadesinde, ''derin devletin Öcalan'a sahip çıktığını, onu Kürtlerin gözünde sıfıra indirecek görüntüleri elinde koz olarak tuttuğunu ve derin yapının hiçbir zaman Öcalan'ı küçültmediğini, hep çözümün adresi olarak gösterdiğini'' söylediği belirtildi.

İddianamede, gizli tanığın, ''Türkiye'nin PKK'yı dünya terör listesine aldırdığını, böylece Öcalan'ın, terörizme karşı dünya çapında bir savaşın başlatıldığını fark ettiğini, silahlı mücadele döneminin bittiğinin örgüt içerisinde yüksek sesle dillendirilmesine rağmen Öcalan'ın 2004'te cuntanın isteği doğrultusunda yeniden silahlı mücadelenin devamı yönünde karar aldığını'' söylediği dile getirildi.

''Öcalan PKK'ya, derin devlet de Öcalan'a hükmetmektedir''

İddianamede, gizli tanığın şu ifadelerine de yer verildi:

''Böylece örgütün uzun süreli ateşkesinin ardından kanlı bir süreç daha başlamıştır. Burada silahların yeniden patlamasını isteyen Öcalan'la görüşmeleri devam ettiren yetkililerdir. Öcalan PKK'ya, derin devlet de Öcalan'a hükmetmektedir. 2004'ten sonra Öcalan ile avukatların görüştürülmesi, dağılma sürecine giren örgütü yeniden toparlattı. Görüşmeyi gerektirecek herhangi bir sebep yokken görüşmelere yeniden müsaade edilmesini anlamak için o dönemi sorgulamak gerekir. Bugünden bakıldığında Balyoz darbe planının yapıldığı döneme denk gelen bu süreçte örgüt yeniden canlandırılmıştır. PKK'nın bitmesini derin devlet istemedi.

Balyoz darbe planının hazırlandığı süreçte, tam o dönemde Öcalan'a tecrit uyguladılar. İmralı'ya dönük tecrit uygulandı, görüşme olmadı. Hatta bu konuda Öcalan'ın avukatı İrfan Dündar, 'Balyoz'da kullanıldık' şeklinde basına demeç verdi. O dönem Bursa Jandarma Bölge Komutanı Levent Ersöz'dü. Derin devlet Öcalan'a tecrit uygularken, örgüt de bölgeleri hareketlendirdi. Derin devlet-PKK işbirliğiyle kitlesel eylemler meydana gelmeye başladı. Sokaklar çatışma alanına çevrildi. Tam balyoz darbe planının hazırlandığı dönemde tecrit uygulanarak Kürtlerin ayaklanması, kitlesel sokak hareketlerinin gelişmesi sağlanırken, diğer yandan PKK'nın silahlı kanadı HPG'nin bombalı saldırılar gerçekleştirmesinin altyapısı hazırlandı. Burada derin devletin kendi planlamalarının gereği olarak Öcalan üzerinden Kürtlerin ayaklandırılmasının istendiği açık. PKK, hiçbir zaman derin devletten habersiz iş yapmamıştır.

Kürtlerdeki hassasiyeti artırarak, korkuları büyüterek, terör örgütünün tedbir almasının önü açıldı. TAK'ın çıkışı bu döneme denk gelir. Balyoz planı hazırlanırken TAK'ın ortaya çıkması, derin devletin PKK'ya ne kadar hakim olduğunu değil, bizzat PKK'yı yönettiğini ve yönlendirdiğini gösterir. Balyoz hazırlanırken Öcalan'a tecrit uygulanması ve Kürtlerin yedeklenmesi konusu Öcalan'ın bilgisi dışında olmamıştır. Öcalan, İmralı'da görüştüğü derin devletin elemanlarına terör örgütünü hareketlendirme sözü vermiştir.''

Özel yetkili İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi'nce kabul edilen PKK terör örgütünün şehir yapılanması KCK'ya ilişkin iddianamede, ''Basın Komitesi'nin, KCK/PKK terör örgütünün en önemli organlarından biri olduğu, örgütün ülke içindeki sözcüsü haline geldiği, örgüt lehine Türkiye ve dünya kamuoyunda ılımlı bir ortam oluşturmaya çalıştığı, yapmış oldukları yayınlarla terör örgütü ve örgütün ele başısı olan şahsın muhatap alınması gerektiği yalanını kamuoyuna pompaladıkları'' vurgulandı.

İddianamede, KCK/PKK terör örgütünün 1970'lerin ikinci yarısı ile 12 Eylül 1980 darbesine kadar legal ve illegal yayın organları bulunduğu, PKK'nın amaçları doğrultusunda yayın yapan televizyon ve radyo kanallarının yurt içi ve yurt dışından yayınlarını sürdürdüğü kaydedildi.

PKK terör örgütünün yayın faaliyetlerini sürdürdüğü bir diğer alanın internet olduğuna işaret edilen iddianamede,  KCK/PKK terör örgütünün her zaman basın-yayın organlarının devamlılığını esas aldığı ve kendi içerisindeki yapılanma adına aldığı karar değişikliklerinde de basın yapılanmasına büyük önem verdiği belirtildi.

Soruşturma kapsamında ''Bahar'' mahlası ile ifadesi alınan gizli tanığın, KCK'ya bağlı olarak faaliyet gösteren organlar ve şahıslarla ilgili olarak; KCK basın komitesi içerisinde faaliyet yürüten legal-illegal basın yayın organlarına PKK'nın Kandil alanından mail üzerinden aylık veya haftalık emir ve talimatlar geldiği ve bu talimatlara göre KCK'ya bağlı hareket eden basın komitelerinin kendi genel çizgilerini çizdikleri şeklinde ifade verdiği aktarılan iddianamede, gizli tanığın ifadesinde ayrıca, KCK/PKK örgütünün propagandasını yapmayı ve halkı KCK/PKK politikaları doğrultusunda yönlendirmeyi amaçlayan bu organların finansmanının KCK/PKK tarafından sağlandığını söylediği bildirdi.

 İddianamede, gizli tanık Batuhan Yıldız'ın da savcılıkta, PKK terör örgütünün basın yayın işlerinin ''YRD'' ismiyle tek çatı altında toplandığı ve PKK'nın Kandil'de yaptığı YRD konferansları ile birlikte güçlü bir hiyerarşik yapı geliştirdiği, kendi bünyesinde oluşturulan basın yayın organlarını tek merkezden yani Kuzey Irak'taki Kandil'den yönettiği şeklinde ifade verdiği aktarıldı.

''Cemile'' kod adlı gizli tanığın da savcılıktaki ifadesinde, Avrupa ve Türkiye'deki yüksek maliyetli basın-yayın organlarının KCK/PKK Avrupa yapılanması tarafından finanse edildiğini söylediği vurgulandı.

 ''Terör örgütünün ülke içindeki sözcüsü haline geldi''

İddianamede, KCK/PKK terör örgütünün, faaliyetlerini kamuoyuna duyurmak ve yeknesaklığı sağlamak için bir basın-yayın ağına ihtiyaç duyduğu, bu nedenle Basın Komitesi'nin kurulduğu, bu komite bünyesinde faaliyet gösteren basın-yayın organlarının doğal olarak KCK/PKK terör örgütünün ülke içindeki sözcüsü haline geldiği, Mustafa Karasu isimli üst düzey örgüt yöneticisinin Toplumsal Demokrasi, Gündem, Güncel, Yaşamda Gündem, Yeni Bakış, Yeni Mezopotamya, Özgür Ülke gibi basın yayın organlarında yazdığı, yine örgüt üst düzey yöneticilerinden Cemil Bayık'ın Azadiya Welat, Ali Haydar Kaytan'ın ise Ülkede Özgür Gündem'de yazdığı belirtildi.

 ''Basın Komitesi'nin, KCK/PKK terör örgütünün en önemli organlarından biri olduğu, örgütün ülke içindeki sözcüsü haline geldiği, örgüt lehine Türkiye ve dünya kamuoyunda ılımlı bir ortam oluşturmaya çalıştığı, yapmış oldukları yayınlarla terör örgütü ve örgütün ele başısı olan şahsın muhatap alınması gerektiği yalanını kamuoyuna pompaladıkları'' vurgulanan iddianamede, ulusal basında da bu propagandadan etkilenildiği ve bilinçli ya da bilinçsiz olarak bu amaçlara katkı sağlandığının görüldüğü kaydedildi.

İddianamede, ''Basın Komitesi'nin sıkı bir emir-komuta zinciri dahilinde hareket ettiği, serbest bir yayın politikasına sahip olmadığı ve haftalık-aylık-yıllık yayın gündemi (politikası) şeklinde örgütün kırsal alanından gelen talimatlara göre yayın politikasını şekillendirdiği, ayrıca basın ile ilgili yapılan konferanslarda alınan kararlar ile terörist başının ve üst düzey örgüt mensuplarının vermiş olduğu mesaj ve talimatların da yayın politikasının şekillenmesinde ciddi etkiye sahip olduğu, dolayısıyla Basın Komitesi'nin, KCK/PKK terör örgütünden aldığı talimatlarla örgüt lehine bir yayın çizgisi takip ettiği ve örgütün çizdiği perspektifin dışına çıkma kabiliyetinin olmadığı görülmüştür'' ifadelerine yer verildi.

Yine Basın Komitesi'nin, KCK/PKK terör örgütünün sadece propagandasını yapan bir yapılanma olmayıp, ayrıca üst düzey örgüt mensupları ile sempatizanları ve mensupları arasında iletişimi sağlayan bir açık ağ haline geldiği, terör örgütü başı Abdullah Öcalan'ın gönderdiği talimatlar ve üst düzey KCK/PKK yöneticilerinin vermiş olduğu talimatların düzenli olarak yayınlandığı belirtilen iddianamede, yine Basın Komitesi'nin elinde bulunan imkanlar nedeniyle ülke çapında KCK/PKK terör örgütü lehine bir istihbarat ağı oluşturduğu, ülke güvenliğini tehlikeye düşürecek çok sayıda askeri gizliliğe haiz fotoğraf, video, kroki ve planları elde ettiği, bahse konu belgeler arasında jandarma istihbarata ait birçok gizli ibareli veriler ve terörle mücadeleyi sekteye uğratabilecek dijital belgelerin bulunduğuna işaret edildi.

İstihbarat ağı

İddianamede, Basın Komitesi bünyesinde faaliyet gösteren basın-yayın organlarının bir istihbarat ağına dönüştüğü, elde ettikleri gizliliğe haiz belgeleri bilgisayarlarında depoladıkları, diğer yandan ciddi veriler elde ettikleri, Basın Komitesi'nin edindiği istihbari bilgileri silahlı kanada sunduğu, bu veriler sayesinde birçok ciddi eylem gerçekleştirildiğine işaret edildi.

Örgütün başı olan Abdullah Öcalan'ın ''görüşme notu'' adı altında gönderdiği tüm talimatları gizli şifre ile almak suretiyle tüm müzahir kitleye yine Basın Komitesi'nin ulaştırdığı, örgütün tepe kadrosunun (Murat Karayılan, Cemil Bayık, Duran Kalkan, Mustafa Karasu, Ali Haydar Kaytan)) vermiş olduğu talimatlar, değerlendirmeler ve röportajların Basın Komitesi'nin yönlendirilmesinde ciddi bir paya sahip olduğunun görüldüğü aktarılan iddianamede, bu röportajlar sayesinde örgüte talimatların aktarıldığı, perspektif verildiği ve müzahir kitlenin buna göre hareket ettiği ileri sürüldü.

İddianamede, ''İzahı yapılan örgütsel yapılanmaya yönelik Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülen soruşturma kapsamında yeterli delil elde edilmesi üzerine operasyon kararı alınarak, örgütün Basın Komitesi'ne yönelik soruşturmanın derinleştirildiği, bu kapsamda yaklaşık 50 şüphelinin gözaltına alındığı, bunlardan 36'sının tutuklandığı, firari olan şüphelilerle ilgili olarak arama faaliyetlerine devam olunduğu, toplam 44 şüpheli hakkında kamu davası açılmasına karar verilmiştir'' denildi.

Özel yetkili İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi'nce kabul edilen PKK terör örgütünün şehir yapılanması KCK'ya ilişkin iddianamede, şüpheli Mazlum Özdemir'in, terör örgütünün Türkiye'de gündem olmasını istediği okulların boykot edilmesi, referandumun boykotu, Kürt Ulusal Konferansı'nın toplanması, Demokratik Özgür Kadın Hareketi'nin çalışmalarının takibi konularında gündem oluşturduğu, bunları ROJ TV ile bağlantılı yürüttüğü, örgüt adına topladığı paraların şifreli olarak gönderilmesi konusunda görüşmeler yaptığı kaydedildi.

İddianamede, şüpheli Mazlum Özdemir'in 20 Aralık 2011'de yakalanarak gözaltına alındığı, 2002'den bu yana Dicle Haber Ajansı'nda muhabirlik yaptığı kaydedildi.

Özdemir'in 1998'de ''terör örgütüne yardım ve yataklık etmek ve örgütün propagandasını yapmak'' suçlarından tutuklandığı ve 2001'de tahliye edildiği aktarılan iddianamede, şüphelinin bazı mail adreslerine gönderdiği ''Geçen haftanın değerlendirmesi'' yazısında şu ifadelerin yer aldığı aktarıldı:

''İlker Başbuğ'un Kürtleri hedef alan ve çeteleri savunan açıklamalarına ilişkin kimi haberler yapıldıysa da yetersiz kalındı. PKK lideri Abdullah Öcalan'ın 'adımlar atılırsa KCK da buna uyar ve gereğini yapar' açıklaması belli bir düzeyde tartışıldı. Diyarbakır, Van, Ankara ve İstanbul'dan gelen bu görüşler olumluydu. 4 merkezde 14 Temmuz'da siyaset akademileri açılacak. Buna yönelik genel bir haber yapılacak. Buna bağlı olarak bu merkezlerden biri olan Urfa'da akademiyle ilgili kişilerden görüş alınarak, Urfa'nın sosyal, siyasal ve ekonomik yapısı üzerine kapsamlı bir haber yapılabilir. Kürt siyasi tutukluların son zamanda Kürtçe savunma yapmaları ve bunda ısrar etmeleri karşısında mahkeme heyeti Diyarbakır'da sert bir tutum takınarak tutukluları salondan çıkardı. Buna bağlı her yerde Kürtçe üzerine baskılar giderek artıyor. Konuya ilişkin kapsamlı bir haber yapılacak.'' 

İddianamede, ''Zinarin'' kod adlı örgüt mensubu olan ve 2010'da teslim olan Besime Mordeniz'in ifadesinde, ''2000 yılı ile 2010 Nisan ayına kadar basın-yayın olarak adlandırılan bölümde faaliyetlerime devam ettim. Basın yayın yapılanması şu şekildedir; KCK yapılanması içerisinde yürütmeye bağlı olarak ideolojik alan merkezi, basın komitesi. Komite 5 kişiden oluşmaktadır. Mustafa Karasu komite başkanı. Cemal Şerik komite üyesidir, Kuzey Irak, Dağ Sahası ve Türkiye'den sorumludur, DİHA Ajansı Sorumlusu Mazlum Özdemir'' dediği kaydedildi.

Şüpheli Özdemir hakkında hukuki değerlendirmede bulunulan iddianamede, Özdemir'in, KCK/PKK terör örgütünün Basın Komitesi'nin Türkiye yürütmesi içerisinde sorumlu düzeyde faaliyet gösterdiği, Basın Komitesi'nin Türkiye yürütmesinde bulunan 7 kişiden biri olduğu, yasa dışı PKK/KONGRA-GEL terör örgütü adına faaliyet yürüten KCK/TM yapılanması içinde KCK sözleşmesinin 14. maddesinin 1. fıkrasında bulunan ideolojik alan merkezinin (c) bendinde düzenlenen Basın Komitesi'ne bağlı olarak özellikle basın-yayın alanında örgütsel faaliyetleri düzenleyerek yürüttüğü, bu kapsamda yasa dışı PKK/KONGRA-GEL terör örgütünün Kuzey Irak'taki kamplarına giderek basın-yayın konusunda örgütsel eğitimler aldığı, örgütün üst düzey yöneticileri ve KCK/TM yapılanması tarafından örgüt güdümünde yayın yapan örgütün Irak sahasında bulunan DİHA'dan sorumlu olduğu belirtildi.


-''Örgüt adına toplanan paraların şifreli olarak gönderilmesi''-


İddianamede, Özdemir'in, terör örgütünün Türkiye'de gündem olmasını istediği okulların boykot edilmesi, referandumun boykotu, Kürt Ulusal Konferansı'nın toplanması, Demokratik Özgür Kadın Hareketi'nin çalışmalarının takibi konularında gündem oluşturduğu, ROJ TV ile bağlantılı olarak bu faaliyetlerini yürüttüğü, örgüt adına topladığı paraların şifreli olarak gönderilmesi konusunda görüşmeler yaptığı kaydedildi.

Şüpheli Şehmus Fidan'la ilgili olarak da iddianamede, Fidan'ın, KCK/PKK terör örgütünün ideolojik alan merkezi altındaki Basın Komitesi'nin Türkiye yürütmesi içerisinde yönetici düzeyinde faaliyet gösterdiği, bu alanda faaliyet gösteren Türkiye çapındaki tüm örgüt mensuplarını yönlendirdiği, bunlara emir ve talimatlar verdiği, bu şahısların yakalanmamaları için alacakları tedbirleri anlattığı, yakalananlarla ilgili olarak anında kendisine bilgi ulaştırıldığı ve talimatına göre hareket edildiği, KCK/PKK terör örgütünün yayın organlarının Türkiye genelinde dağıtımından sorumlu olduğu aktarıldı.

İddianamede, şüpheli Hüseyin Deniz'den elde edilen dijital belgelerin incelemesinde, ''Yeniden yargılanma kararı beklenirken CMK'da Öcalan rötuşu gündemde, tecrite yasal kılıf. Öcalan'ın dünyayla bağlantısını koparma amacını taşıyan değişiklik yasa teklifi, bugün Adalet Komisyonu'nda görüşülecek. Teklif yasalaşırsa Öcalan, hukuki tecritle de karşı karşıya kalacak'' ibaresiyle başlayan ve KCK/PKK terör örgütünün tutuklu lideri Abdullah Öcalan'ı Kürt kökenli vatandaşların önderi gibi göstererek, söz konusu şahsı övücü mahiyette hazırlanmış metin belgesine rastlandığı kaydedildi.

İddianamede, Nurettin Fırat, Ertuş Bozkurt ve Mazlum Özdemir'in de aralarında bulunduğu 12 şüphelinin, KCK/PKK terör örgütünün içerisinde yer alan Basın Komitesi'nin Türkiye yürütmesinde yönetici olarak görev aldıkları ve ''KCK/PKK terör örgütünün yöneticisi olmak'' suçunu işledikleri kanaatine varıldığı belirtildi.

Terör örgütü PKK'nın şehir yapılanması KCK'ya ilişkin hazırlanan iddianamede, gazeteci Çağdaş Ulus ve Zeyneb Ceren Kuray'ın da aralarında yer aldığı 32 şüphelinin, KCK/PKK terör örgütünün içerisindeki basın komitesinde görev aldığı ve ''KCK/PKK terör örgütünün üyesi olmak'' suçunu işlediği kanaatine varıldığı bildirildi.

İddianamede, şüphelilerden Çağdaş Ulus'un ifadesinde, Vatan gazetesinde gazetecilik yaptığını, 2009'da Diyarbakır'da yaşayan ''Duygu'' adlı kişiyle bir sosyal paylaşım sitesi üzerinden tanıştığını söylediği kaydedildi.

Ulus'un ifadesinde, ''Duygu'' isimli kişinin bir haber konusunda kendisini Fırat Haber Ajansı'nda editör olarak çalışan İsmet Kayhan ile tanıştırdığını ve Kayhan ile hiç yüz yüze görüşmediğini söylediği belirtilen iddianamede, Ulus'un, Birgün gazetesinde çalışan Zeyneb Ceren Kuray ile yayımlanan haberlerle ilgili görüştüğünü anlattığına yer verildi.

İddianamede, Ulus'un ifadesinde, Kayhan ile ilişkisinin haber alışverişi yapmak amacını taşıdığını, KCK/PKK terör örgütünün İdeolojik Alan ve Basın Komitesi hakkında hiçbir bilgisi olmadığını, YRD'nin ne demek olduğunu bilmediğini, yurt dışında gerçekleştirilen konferanslara katılmadığını beyan ettiği kaydedildi.

Ulus'un, Kayhan ile yaptığı telefon görüşmesinin çözümüne yer verilen iddianamede, İsmet Kayhan'ın KCK/PKK basın komitesinin Avrupa sahası üst düzey sorumlu yöneticilerinden olduğu ifade edildi.


-KCK/PKK basın komitesinin Avrupa sahası üst düzey yöneticisiyle irtibat-


Ulus'un İsmet Kayhan ile irtibatlı olduğu, dolayısıyla KCK/PKK basın komitesi ile bilgi alışverişi içinde olduğu kaydedilen iddianamede, Kayhan'ın Ulus'a sağlamış olduğu bilgileri, belli bir örgütsel amaç doğrultusunda kullanılmak üzere verdiği, bunun karşılığında da Ulus'tan örgütün amaçlarına hizmet edecek nitelikte haberler istediği kaydedildi.

Terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ın 2011 Mayıs-Haziran aylarında ''Türkçü Yeşil Ergenekon'' şeklinde avukatlarına yapmış olduğu açıklamalarla Gülen cemaatini örgütün hedefi haline getirdiği, Murat Karayılan'ın da bu yönde beyanları olduğu anlatılan iddianamede, Kayhan'ın da bu doğrultuda bir medya kampanyası başlatmayı hedeflediği kaydedildi.

İddianamede, ''Bu konuda Çağdaş Ulus'un İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü sözde cemaatçi kadrosu ile ilgili bir listeyi hazırlayıp, İsmet Kayhan'a göndereceği, Kayhan'ın da manipülatif bir medya kampanyası başlatacağı anlaşılmıştır. Dolayısıyla İsmet Kayhan'ın teklifini 'tamam abi' şeklinde onaylayan Çağdaş Ulus'un, gazeteci kimliğinden istifade ederek, soruşturma safahatını İsmet Kayhan'la birlikte etkilemek amaçlı haber yapma konusunda anlaştıkları görülmüştür'' denildi.

Çağdaş Ulus'un Zeyneb Ceren Kuray ile yaptığı telefon görüşmesinin çözümüne yer verilen iddianamede, Ulus'un Kayhan'dan aldığı ve Türk medyasına servis ettiği bir haber nedeniyle Kuray ile tartıştığının görüldüğü kaydedildi.


-Hanefi Avcı'nın haberden çıkarılması-


İddianamede, ''Çağdaş Ulus'un haber yaparken özellikle görüşmesinde 'Kadriye abla' dediği şahsın oğluna işkence yapanın Hanefi Avcı olduğunu yazmasını istemesine rağmen kendi amaçları doğrultusunda haberin bu bölümünü çıkararak sadece polislerle ilgili eleştiri oluşturacak bölümünü habere koyduğu görülmüştür'' denildi.

Ulus ile Kayhan'ın yaptığı başka bir telefon görüşmesinin çözümlerine yer verilen iddianamede, Ulus'un, Kıbrıs'ta KCK/PKK öğrenci gruplarının faaliyetlerini masum göstermeye çalıştığı, bu tür çalışmaları yapan kişileri suçsuz insanlar olarak nitelediği, PKK'lılara yönelik sınır dışı işlemleri devam ederse Kıbrıs aleyhine haber yapacağını belirttiğinin tespit edildiği anlatıldı.

İddianamede, şöyle denildi:

''Çağdaş Ulus'un KCK/PKK terör örgütünün basın komitesi içerisinde faaliyet gösterdiği, terör örgütü tarafından sadece üst düzey yöneticilerin katıldığı Kandil'de düzenlenen örgütün basın yayın politikasının belirlendiği YRD toplantılarına 2005 ve 2007 yıllarında iki kez katıldığı, KCK/PKK terör örgütünün ideolojik alan merkezi altındaki basın komitesi içerisinde yer alan Fırat Haber Ajansı Avrupa sorumlusu İsmet Kayhan ile irtibat içerisinde olduğu, bu firari şüpheliden ulusal basında yayınlanmak üzere haber aldığı ve kendisinin de örgüt lehine haber sağladığı, terör örgütünün ulusal basındaki temsilcilerinden biri olduğu, İsmet Kayhan ile aralarında hiyerarşik bağ bulunduğu, haberleri çalıştığı gazete ve Fırat Haber Ajansı'nda müstear isimlerle yayınladığı, kullandığı müstear isimlerden birisinin de Bahoz olduğu ve bu isimle Fırat Haber Ajansı'na haber yaptığı, İsmet Kayhan'ın talimatıyla İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde çalışan üst düzey emniyet görevlilerinden 'cemaatçi' olduğunu tespit edebildiklerini İsmet Kayhan'a ileteceğini söylediği, yine KCK/PKK terör örgütüne bilgi aktarmak için Adli Tıp Kurumu'nda cenazeleri bulunan terör örgütü mensuplarının kimyasal silahla öldürüldüklerine dair asparagas haberi örgütün Avrupa sorumlusu İsmet Kayhan'a o kişiyi de atlatmak suretiyle verdiği, buna göre şüpheli Çağdaş Ulus'un, KCK/PKK terör örgütünün içerisinde yer alan basın komitesinde görev aldığı ve KCK/PKK terör örgütünün üyesi olmak suçunu işlediği kanaatine varılmıştır.''


-Zeyneb Ceren Kuray-


Zeyneb Ceren Kuray'ın hazırlık aşamasındaki ifadesine yer verilen iddianamede, Kuray'ın, yaklaşık 6 yıldan bu yana gazetecilik yaptığını, Birgün gazetesinde muhabir olarak çalıştığını, PKK, KCK ya da başka bir terör örgütü ile bağlantısının olmadığını, PKK'nın basın komitesi adı altında bir örgütlenmesinin olduğu hususunu inandırıcı bulmadığını, Fırat Haber Ajansı'na ara sıra haber gönderdiğini ve Güneydoğu'da çatışan şahısları gerilla olarak nitelendirdiğini belirterek, hakkındaki suçlamaları kabul etmediğini söylediği ifade edildi.

İddianamede, şüpheli Kuray'ın, KCK/PKK terör örgütünün önderlik komitesine yönelik İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen soruşturma sırasında adliyede bulunduğu, savcılıkla şüpheli avukatları arasında yaşandığı iddia edilen sorunları eş zamanlı olarak örgütün yayın organına bildirdiği, ayrıca soruşturma savcısının ismini vermek suretiyle örgütün yayın organlarınca savcının hedef gösterilmesine sebebiyet verdiği anlatılıyor.

Şüpheli Kuray'ın, terör örgütünün Avrupa basın komitesinde yer alan Fırat Haber Ajansı'nda görev yaptığı, örgütün Avrupa sorumlusu İsmet Kayhan'a bağlı olarak çalıştığı anlatılan iddianamede, şüpheli Kuray'ın örgütün amaç ve hedeflerinin paralelinde haberler yapmaya özen gösterdiği kaydedildi.

Zeyneb Ceren Kuray'ın, Türk Devleti'ni sıkıntıya sokacak, kamuoyu önünde küçük düşürecek haberler peşinde koştuğu, bunu da aldığı talimatlara göre yaptığı belirtilen iddianamede, örgütün İstanbul'da gerçekleştirdiği eylemler öncesinde Kuray'a, örgütün basın yayın organlarından olan DİHA tarafından söz konusu yere gitmesi için talimat verildiğinin anlaşıldığı ifade edildi.

İddianamede, şüpheli Kuray'ın, terör örgütünün lehine olabilecek, özellikle toplumda nefreti ve şiddeti körükleyici ve kışkırtıcı haberler yapmaya özen gösterdiği ifade edilerek, İstanbul Adli Tıp Kurumu'ndaki 8 terör örgütü mensubuna ait cenazelerle ilgili burada bulunan ve kamu görevlisi olan kaynağını kullanarak, bu kişilere karşı askerin kimyasal silah kullanıp kullanmadığını araştırdığı, bu araştırmayı da şüpheli İsmet Kayhan'dan aldığı talimata göre yaptığı ve haberi yaparken de bir gazeteci gibi davranmayıp, tamamen kendisine verilen talimata uygun olarak önceden ulaşılan sonucu teyit etmeye çalıştığı öne sürüldü.

İddianamede, ''Şüpheli Kuray tarafından yapıldığı belirlenen haberlerin ortak paydasında terör örgütü KCK/PKK propagandasının yapılması olduğu, tüm haberlerde örgütün propagandasının yapılmasının yanında, özellikle KCK operasyonlarını siyasi operasyon, hakim, savcı ve emniyet mensuplarını siyasi komplo üreten kişiler olarak gösteren ibarelerin bulunduğu, özellikle devletin yargı ve emniyet birimlerini kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırmaya, bu suretle de KCK operasyonlarının yanlışlığını ortaya koymaya çalışıldığı görülmüştür'' denildi.

Kuray'ın KCK'ya yönelik operasyon haberlerini yaparken operasyonları Kürt vatandaşlara yönelik yapılıyormuş şeklinde vermek suretiyle örgütün propagandasını yaptığı belirtilen iddianamede, şüpheli Kuray'ın KCK/PKK terör örgütünün içerisinde yer alan basın komitesinde görev aldığı kaydedildi.

İddianamede, diğer 30 şüphelinin de KCK/PKK terör örgütünün içerisindeki basın komitesinde görev aldığı ve ''KCK/PKK terör örgütünün üyesi olmak'' suçunu işlediği kanaatine varıldığı bildirildi. (AA)

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler