YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Karadan gemi yürütmek...
Kanalahaber.com yazarı Selahattin Serçe, barış süreciyle ilgili önemli bir yazı kaleme aldı. İşte Serçe'nin o yazısı:
Karadan gemi yürütmek...
18 Ocak 2013 / 10:38 Güncelleme: 18 Ocak 2013 / 10:49

 

Diyarbakır sınavı geçti.

Sıra Türkiye’nin tamamında.

Paris’te öldürülen 3 kadın PKK’lının cenazesindeki manzara, barış sürecinde gerçekten kritik eşiğin aşıldığını gösterdi.

Hep söyledik, “bu halkın sağduyusuna güvenin.” Her zaman vurguladık, “toplum en çetrefilli hale sokulmuş olan Kürt sorunu dahil olmak üzere hemen her meselede görünen Türkiye’nin ve siyasetin çok çok ilerisinde.”

Diyarbakır’daki sağduyu manzarası, umarım bazılarımızın içinde giderek sarsılmaz dağlara dönüşmeye başlayan yersiz korkuları sorgulamaya vesile olsun.

Kürt halkı, gasp edilmiş en tabi haklarının iadesi ve kardeşliğin sözde kalmayıp hukuki kimliğe bürünmesi ihtimali karşılığında, barışa, birlikteliğe, kardeşliğe ne kadar hazır ve arzulu olduğunu gösterdi.

Diyarbakır’da sergilenen sağduyulu tavır, Türkiye’nin terörsüz, şiddetsiz, kansız geleceği adına İmralı ve Kandil’le görüşmeleri de kapsayan “barış” sürecinde büyük bir güç kattı.

Kalabalığın içinde bir kişinin parmak uçlarında tuttuğu el yazması bir pankart, her şeyi özetlemeye yetiyordu.

O pankartta, “savaşın kazananı, barışın kaybedeni olmaz” yazıyordu.

Bu söz adeta bugün yapılanların ve önümüzdeki dönemin şifresidir.

Diyarbakır’da umutları artıran sağduyuya katkısı olan herkese teşekkür ediyorum.

Emin olun, halk olarak Türkiye’nin batısı da en az doğusu kadar bu sağduyuya sahiptir.

Türkiye başaracak.

Çok defa olduğu gibi…

Bazen hezimetle son bulacağı zannedilen, hatta öyle görünen şeyler birer zaferdir.

Yine öyle olacak.

Hezimet bekleyenlerin, felaket tellallığı yapanların hevesleri kursağında kalacak.

Çünkü Türkiye eski Türkiye değil.

Daha önce de bazı denemeler olmuştu. Ancak bu kez süreç daha sağlıklı işliyor.

Çünkü Türkiye işe doğru yerden başladı.

Önce başımıza PKK belasını da bilinçli olarak musallat eden “vesayet” geriletildi. Vesayetçiler ve meşru/gayrimeşru kurumları, Kürt meselesi ve teröre ilişkin çözüm adımlarını baltalayacak kudretini kaybetti. Türküyle Kürdüyle vesayet karanlığından kurtulan Türkiye’nin sağduyusu ışık olmaya başladı.

Bu ışığı takip eden Türkiye bölgesinde ve dünyada lider ülke olacak.

Vesayet yüzünden Kürde karşı Türk gibi, Türke karşı yabancı gibi, Aleviye karşı Sünni gibi, Sünniye karşı Alevi gibi, gayrı Müslime karşı Müslüman gibi, Müslümana karşı gayrı Müslim gibi davranan, hemen hepsine türlü bahanelerle eziyet eden, bu nedenle de “gerçek sahibinin kim olduğunu anlamakta güçlük çektiğimiz” bir devlet, bu ülkedeki bütün unsurların devleti haline geliyor. Türkiye herkesin mutlu olabileceği, hepimizin ülkesi haline geliyor.

5 yıl sonra Türkiye’yi, 10 yıl sonra da ABD’siyle Avrupa Birliği’yle, Doğusuyla, Batısıyla, Ortadoğusuyla, Afrika’sıyla dünyayı tanıyamayacaksınız.

Göreceksiniz, zaman abarttığımızı sananları utandıracak.

***

Türkiye’nin gelecek yolculuğunda, yakın geçmişte bazılarının hezimet gibi göstermeye çalıştığı birçok gelişme birer zaferdir.

Kürt sorunu ve terörü çözmeye yönelik çabaları esas alırsak, örneğin, kim ne derse desin, Habur bir zaferdi.
Türkiye, İmralı ve Kandil görüşmelerinin ön planda olduğu terörü bitirme çabalarından da zaferle çıkacaktır.

Evet, Habur olayı ilk bakışta hezimet gibi görünse de sosyolojik sonuçları itibariyle tam bir zaferdir. Çünkü çift taraflı provokasyon ve kışkırtma yüzünden süreç devam edememiş olsa da -başta Kürtler olmak üzere- kamuoyunun sosyolojik zihnindeki duvarları yıkmıştır.

Habur’u göze alan ve arkasında duran yeni devlet aklı, sorunu çözme ve büyük kucaklaşmaya zemin oluşturma konusunda samimiyetini ispatlamış, bunun karşılığı, eski devlet anlayışın inkarcı dayatmasıyla yıllarca kopuşa sürüklenen Kürt halkının zihninde köklü bir restorasyon olmuştur.

Türk kamuoyu da dağdan inen teröristlere kucak açmanın yıkım olmadığını görmüş, yılların terör ortamında oluş(turul)an zihni korkularından arınmaya başlamıştır.

Sonuç itibariyle, terör de Kürt sorununun da zihinlerde çözüm atmosferi bulmuştur.

Bunu sakın ola hafife almayın. Bir sorun hem bireysel hem de sosyolojik olarak zihinlerde çözülmüşse, ardından gelecek nesnel çözümü hiçbir güç engelleyemez.

Bu oluşan atmosfer sayesindedir ki, artık kim hangi tuzağı kurarsa kursun, çok da uzak olmayan bir gelecekte Türkiye PKK teröründen kurtulacak, Kürt sorunu da nihai çözüme kavuşacaktır. Bugün yürütülen görüşmelere karşı Paris’te 3 PKK’lı kadının öldürülmesi ve bundan sonra gelebilecek başka türlü provokasyon ve sabotajlar da artık Türkiye’yi geçmişin karanlığına sürükleyemeyecek. Velev ki içten ya da dıştan birilerinin tuzaklarıyla Habur’da olduğu gibi İmralı ve Kandil görüşmeleri de yarıda kalsın. Farketmez. Yapılan işlerin, atılan adımların sonucu yine Türkiye’yi sadece ve sadece çözüme yaklaştıracaktır. Bu açıdan, terörü bitirmek için İmralı, Kandil ve başka yerlerde yürütülen görüşmeler daha şimdiden bir sonuçtur ve o sonuç zaferdir.

Türküyle, Kürdüyle geleceğin Türkiye’sini inşa etmek isteyenlerin zaferi.

***

Bugün zahiren bazılarımızın hoşuna gitmeyen çabalar, hepimizi ölümde ve acılarda eşitleyen bir karanlıktan kurtulma çabalarıdır. İnsanımızı, tabi haklarında, barışta, huzurda, refahın hakkaniyetli paylaşımında eşitleyecek olan bu çaba, mübarek bir iştir.

Hepimiz bu dünyada toplumun maşeri vicdanında öbür dünyada da Huzur-u İlahi’de bu konuda yaptıklarımızdan ve yapmadıklarımızdan hesaba çekileceğiz. Öyleyse, herkes bu yeniden inşa sürecine elinden gelen her türlü yapıcı katkıyı sağlamalı, hiç değilse Hz. İbrahim’in atıldığı Nemrut ateşini söndürmek niyetiyle damla taşıyan karınca misali safını belli etmelidir.

Elbette ki zor bir süreç. Özellikle yıllarını milliyetçi tutkuların tahakkümünde geçir(til)miş olanlar Türkiye’nin hiçbir ırkçılığa sığmayan yeni vizyonunu kavramakta zorlanacaklardır.

Ama emin olun çok değil 3-5 yıl sonra onların da önemli bir kısmı, Türkiye’nin gelecek yolculuğuna katılmaya başlayacaklardır.

Bugün, İmralı görüşmelerine tepki için Silivri’ye giderek “vesayet”e göz kırpanlar pişmanlık duyacaklardır.

Kürtlerin de tabi olarak sahip olmaları gereken hakların iadesinin Türkiye’den bir şey eksiltmediğini göreceklerdir.

Bir halkın dili, kültürü, kimliği kendisine hayat hakkı bulduğu zaman bir başka halkın hassasiyetinin zedelenmeyeceğini, aksine onurun yükseleceğini anlayacaklardır.

***

Kimse İmralı, Kandil ve bilumum yerlerde yapılan görüşmeler üzerinden, “Öcalan kahramanlaştırılıyor” teranesi satmaya da kalkmasın.

Öcalan, hangi nedenle olursa olsun elinde 50 bin insanın kanı bulunan birisidir. Türkiye vesayetin içine düşürdüğü cendereden çıkıp terör belasından da kurtulduğunda, başta Kürt halkı evlatlarının ölümünün hesabını soracaktır.

Demokratik zemin geliştikçe, Türkiye terörsüz, çatışmasız, savaşsız, kavgasız, gürültüsüz herkesin daha mutlu olacağı bir geleceğe yürüdükçe, kucaklaştıkça, kirli geçmiş daha fazla sorgulanacak, bundan en büyük paylardan birisi de Öcalan’a düşecektir.

Öcalan elbette Kürtler için önemli bir figürdür. Ancak, bugün dahi O’nun temsil ettiği zihniyetin çok çok ötesinde ve ilerisinde olan Kürt halkı da geleceğin Türkiye’sinde Öcalan’ı doğruları ve yanlışlarıyla tartışacak, sorgulayacaktır. Hatta birçok açıdan mahkum edecektir.

***

Karadan yürüttüğü gemilerle İstanbul’u fethederek dünyayı değiştiren bu ülke ve bu ülkenin insanları, bugün de en az onun kadar zorlu ama bir o kadar da büyük zaferlere gebe bir süreç yürütüyor.

Kendini yenileyen, özündeki kudreti ve kadim kimliğini yeniden canlandıran Türkiye, Türküyle, Kürdüyle bölgesini olduğu gibi dünyayı da değiştiriyor.

Görmüyor musunuz?

Görmek mi istemiyorsunuz?

Görmezden mi geliyorsunuz?

 

Selahattin Serçe

18 Ocak 2013

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler