18 Aralık 2017 Pazartesi
  • Altın155,771
  • BIST109.330
  • Dolar3,8638
  • Euro4,5501
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin5,1428
  • İstanbul8 °C
  • Ankara8 °C
  • İzmir13 °C
  • Konya7 °C
  • Adana11 °C
  • Antalya16 °C
  • Diyarbakır5 °C
  • Bursa10 °C
  • Kayseri0 °C
  • Kocaeli9 °C
  • Şanlıurfa8 °C
  • Gaziantep6 °C
  • İçel14 °C
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
İşte Mavi Marmara iddianamesi
İşte Mavi Marmara iddianamesi
23 Mayıs 2012 22:35
Gazze'ye insani yardım taşıyan ''Mavi Marmara'' gemisine yönelik İsrail askerlerince Akdeniz'in uluslararası sularında düzenlenen saldırıya ilişkin hazırlanan iddianame tamamlandı. İşte o iddianameden önemli ayrıntılar

 Gazze'ye insani yardım taşıyan ''Mavi Marmara'' gemisine yönelik İsrail askerlerince Akdeniz'in uluslararası sularında düzenlenen saldırıya ilişkin hazırlanan iddianamede, olay tarihinde İsrail Genelkurmay Başkanı ile 3 komutan şüpheli olarak yer alırken, gemideki basın mensuplarının da aralarında bulunduğu 490 kişi mağdur ve müşteki olarak belirtildi.

İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Akif Ekinci tarafından hazırlanan 144 sayfalık iddianame, incelenmek üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na sunuldu. İddianame, Başsavcılıkça onaylanması halinde Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) üzerinden İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilecek. 

İddianamede, İsrail askerlerinin yaptığı saldırı nedeniyle 9 kişinin öldürüldüğü, 50'den fazla kişinin de yaralandığı belirtilerek, Olay tarihinde İsrail Genelkurmay Başkanı olan Rau Aluf Gabiel Ashkenazi, İsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı Eliezer Alfred Marom, İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı Avishay Levi ve İstihbarat Başkanı Amos Yadlin'in şüpheli olarak yer alırken, gemideki 490 kişi müşteki ve mağdur olarak ifade edildi. İddianamede, 490 kişi içerisinde, AA muhabiri Yücel Velioğlu ile foto muhabiri Erhan Sevenler'in de aralarında bulunduğu basın mensupları da müşteki ve mağdur olarak gösterildi.

İddianamede, olayla ilgili gerçekleştirilen eylemlerin, Türk Ceza Kanunu ve ilgili mevzuat yönünden yapılan analizine de yer verildi.

2010 yılı 30 Mayıs'ı-31 Mayıs'a bağlayan gece saat 04.30 civarında meydana gelen olayda, İsrail ordusu tarafından gerçekleştirilen Mavi Marmara ve Gazze adlı gemilere yönelik müdahale ve bunun neticesinde meydana gelen fiiller bakımından, gemilerin bayrak devletinin Türkiye olması nedeniyle TCK'nın 8. maddesinde düzenlenen mülkilik ilkesi çerçevesinde hareket edildiği anlatılan iddianamede, eylemin, Türkiye'de işlenmiş suçlar kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kaydedildi.

İddianamede, İsrail askerlerinin, gemiye müdahaleleri sırasında gerçek mermilerle, ses ve gaz bombalarıyla gemiye silahlı saldırıda bulundukları, geminin ele geçirilmesi aşamasında zodyak botlar ve helikopterlerden yapılan bu atışlar neticesinde 9 kişinin öldürüldüğü, çok sayıda kişinin de ağır veya orta derecede yaralandığı belirtildi.

Kasten ateş edildi

İddianamede, gemiye ateş edilme emrini verenler ile bu emri yerine getiren askerlerin eylemlerini, gemide bulunan müşteki mağdurların bazılarının ölebileceğini veya kasten yaralanabileceklerini öngörerek ve kabullenerek gerçekleştirdikleri vurgulandı.

Kasten adam öldürme ve kasten yaralama bakımından da olası kastların bulunduğu belirtilen iddianamede, müdahale emrini veren İsrail yetkilileri ve bunu yerine getiren askerlerin birlikte suç işleme kararının icrası kapsamında fiillerini gerçekleştirdikleri anlatılarak, her failin, meydana gelen kasten yaralama eyleminden ayrı ayrı sorumlu olduğu dile getirildi.

Müdahale sırasında 9 kişinin hayatını kaybettiği ifade dilen iddianamede, otopsi raporlarına göre, Cengiz Akyüz'ün vücuduna isabet eden 4 mermi çekirdeğinin 3'ünün öldürücü nitelik taşıdığı, atışların yakın mesafeden yapıldığı, mermi giriş noktalarına göre arkadan ateş edildiği, maktulün enseden, kulak altından ve sırtından isabet aldığı kaydedildi.

Akyüz'e sırtı dönükken hedef gözetilerek ateş edildiğinin anlaşıldığı vurgulanan iddianamede, diğer otopsi raporlarına da yer verilerek, ''İsabet eden kurşun sayısı ve isabet bölgeleri göz önüne alındığında, Fahri Yaldız'a doğrudan öldürme maksadıyla ateş edildiğini göstermektedir. Otopsi raporlarından anlaşılacağı üzere gemiye müdahale eden askerler, rastgele ve fakat öldürme maksadıyla ateş etmişler, bunun sonucunda Furkan Doğan yakın ve uzak mesafeden öldürücü nitelikteki saldırılara maruz kalmış ve hayatını kaybetmiştir. Otopsi raporlarından anlaşılacağı üzere gemiye müdahale eden İsrail askerleri gemiye çıkmalarına engel olmak isteyen ve ellerinde silah bulunmayan mağdurları hedef gözeterek ateş edip ölümlerine sebebiyet vermişlerdir. Yine otopsi raporlarında, ölümlerin bir kısmının, aynı kişiye birden fazla askerin hedef gözeterek ateş etmesi sonucu meydana geldiği anlaşılmaktadır. Bu durum, faillerin almış oldukları birlikte suç işleme kararının icrası kapsamında hareket ettiklerini göstermektedir'' denildi.

''Saldırı meşru müdafaa olarak ifade edildi''

İsrail devleti tarafından gerçekleştirilen eylemlerin meşru müdafaa kavramı çerçevesinde izah edilmeye çalışıldığı belirtilen iddianamede, Türk Ceza Kanunu açısından meşru müdafaa kavramı irdelenerek, ''Eylem ile karşılaşan kişi, doğal olarak kendisini koruyacaktır. Ancak bu koruma, eylemin büyüklüğü ile orantılı olmalıdır. Elinde bayrak sopası, kaşık, çatal olan birisini saldırıda bulunduğu gerekçesi ile ağır silahlarla veya otomatik tüfeklerle tarayıp öldürmede meşru müdafaadan söz edilemez. Meşru müdafaa için somut olarak bir eylemin var olması ve haksız bulunması, eylemin belli bir yoğunluğa erişmesi, eylemin hukuk düzenine aykırı olması gereklidir. Olayda İsrail askerlerine karşı ağır silahların kullanılmasını gerektirecek müşteki mağdurlar tarafından herhangi bir saldırı olayı vuku bulmamıştır. Müşteki mağdurlarda herhangi bir silah bulunmadığı uluslararası raporlar ve yapılan gemi kontrolleri ile de açıkça tespit edilmiştir. Kullanıldığı belirtilen kaşık, çatal ve beyaz bayrak sopalarına karşı son derece gelişmiş silahların kullanılması meşru müdafaa kavramı çerçevesinde hukuki gerçeğe dayandırılması mümkün'' ifadelerine yer verildi.

Mavi Marmara gemisinin İsrail askerlerince ele geçirilmesinden sonraki safhada, gemideki bütün yolcuların cebir ve tehdit kullanılmak suretiyle özgürlüklerinden yoksun bırakıldığı, Türk kökenli yolcuların ellerinin plastik kelepçelerle kelepçelendiği, silahlı tehdit yoluyla gemi personeli ile müşteki ve mağdurların özgürlüklerinden yoksun hale getirildiği anlatılan iddianamede, tüm yolcular üzerinde sistematik bir uygulama halini alan maddi ve manevi kötü muamelelerin uygulandığı kaydedildi.

Yolcuların insani olmayan şartlarda tutulduğu, yaralı olanların dahi ellerine plastik kelepçe vurulduğu, yaralılara gerektiği zaman ve biçimde müdahale edilmesinin engellendiği, yolcuların güvertede dizüstü vaziyette saatlerce bekletildiği, üzerlerine helikopterler ile soğuk deniz suyunun savrulmasının sağlandığı, tuvalet, yemek ve su ihtiyaçların gidermelerine engel olunduğu ifade edilen iddianamede, geminin ele geçirilmesinden Ashdod limanına varıncaya kadar ve Berşeva hapishanesinde darp edilmek suretiyle sistematik uygulama halini alan kötü muameleye tabi tutulunduğu dile getirildi.

Eziyet edildi

Bunun eziyet suçunu teşkil ettiği vurgulanan iddianamede,  müşteki mağdurlara ait pasaportlara ve kişisel eşyalara el konulmasının da yağma suçunu oluşturduğu belirtildi. Müdahale sırasında gemide hasara neden olunduğu, filodaki gemilerde yer alan yardım malzemelerinin tahrip edildiği, el konulan özellikle elektronik eşyaların tahrip edilerek kullanılamaz hale getirildiği, gemiye yakıcı veya patlayıcı madde kullanmak suretiyle zarar verildiği anlatıldı.

Deniz ulaşım aracı olan gemilerin açık denizde, uluslararası hukuka uygun olarak seyrederken cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla durdurulması, hareket etmesinin engellenmesi ve gitmekte olduğu yerden başka bir yere götürülmesinin ''Ulaşım araçlarının kaçırılması veya alıkonulması'' suçunu oluşturduğu belirtilen iddianamede, gemilere yönelik olarak gerçekleştirilen müdahale sırasında ''kasten öldürme, kasten yaralama, eziyet, kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakma, yağma, mala zarar verme ve ulaşım araçlarının kaçırılması ve alıkonulması'' suçlarının oluştuğu, şüphelilerin bu suçlar yönünden birlikte suç işleme kararının icrası kapsamında hareket ettikleri kaydedildi.

İsrail askerlerince Türksat uydu frekansına bağlı olarak yayın yapan geminin uydu frekansı ve uydu telefonlarının iletişiminin kesildiği, böylelikle iletişime yönelik müdahalenin gece boyunca sürdüğü, gemiye yönelik gerçekleştirilen saldırıdan sonra iletişimin tamamen engellendiği belirtilen iddianamede, saldırı emrini veren yetkililerin, müdahale sırasında ve sonrasında işlenen suçları öngördükleri ve kabullenerek müdahale emrini verdikleri vurgulandı.

Meçhul askerlerin dosyası ayrıldı

Savcı Ekinci tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, olayı gerçekleştiren şüpheli askerlerle ilgili tefrik kararı verildi.

Tefrik kararında şüpheliler ''meçhul'' olarak yer alırken, azmettiriciler yönünden kamu davasının sürüncemede kalmaması için, kimlik tespitleri devam eden olayı gerçekleştiren askerlerle ilgili dosyanın da ayrılarak ayrı bir soruşturma üzerinden yürütüldüğü kaydedildi.

9 KEZ AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET HAPİS CEZASI İSTENDİ!

İddianamede, olay tarihinde İsrail Genelkurmay Başkanı olan Rau Aluf Gabiel Ashknazi, Deniz Kuvvetleri Komutanı Eliezer Alfred Marom, İstihbarat Başkanı Amos Yadlin, Hava Kuvvetleri Komutanı Avishay Levi hakkında ''Canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme suçuna azmettirmek''ten  9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve diğer suçlamalara ilişkin de müşteki sayısı dikkate alınarak toplam 18 bin 32'şer yıla kadar hapis cezası öngörüldü.

İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Akif Ekinci tarafından hazırlanan iddianamede, olayın meydana geldiği 31 Mayıs 2010 tarihinde İsrail Genelkurmay Başkanı olan Rau Aluf Gabiel Ashknazi, Deniz Kuvvetleri Komutanı Eliezer Alfred Marom, İstihbarat Başkanı Amos Yadlin, Hava Kuvvetleri Komutanı Avishay Levi'nin şüpheli askerleri azmettirerek, maktuller Furkan Doğan, Ali Heyder Bengi, Cengiz Songür, Cengiz Akyüz, Cevdet Kılıçlar, Fahri Yaldız, Necdet Yıldırım, İbrahim Bilgen ve Çetin Topçuoğlu'nun silahla kasten öldürülmesine sebebiyet verdikleri belirtildi.

Şüphelilerin bu eylemlerine ilişkin ''Canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme suçuna azmettirmek''ten 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, yaklaşık 2 seneden bu yana koma halinde olan mağdur Oğuz Süleyman Söylemez'e karşı İsrail askerlerince gerçekleştirilen kasten yaralama eyleminin, kullanılan silah, atış şekli, yaranın niteliği göz önüne alındığında, Yargıtay kararlarına göre, kasten yaralama değil, ''Kasten adam öldürmeye teşebbüs olduğu'' kaydedildi.

Ashkenazi, Marom, Yadlin ve Levi'nin Söylemez'e yönelik eylemde azmettirici oldukları belirtilen iddianamede, şüphelilerin  ''Canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürmeye teşebbüs suçuna azmettirmek''ten 13 ile 20 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması talep edildi.

Olayın 114 mağdurunun basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek şekilde yarlandıkları kaydedilen iddianamede, şüphelilerin ''silahla yaralama suçuna azmettirmek''ten 114 müşteki için 171 ile 513 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması öngörüldü.

Ashkenazi, Marom, Yadlin ve Levi'nin 14 müştekinin yaralanmasına ilişkin olarak da ''kemik kırığına neden olacak şekilde yaralamaya azmettirmek'' suçundan 32 ile 93 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, şüphelilerin 61 müşteki için ise ''yaralama suçuna azmettirmek''ten 30 ile 91 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması talep edildi.

Olayı gerçekleştiren askerlerin, tüm mağdurları hukuka aykırı olarak gemi içinde ve gemi ile beraber bir yere gitme hürriyetinden yoksun bıraktıkları belirtilen iddianamede, şüphelilerin 490 müşteki için ''kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak suçuna azmettirmek''ten 1960 ile 6 bin 860 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması öngörüldü.

Geminin tüm dünya ile haberleşme bağlantısının hukuka aykırı olarak engellendiği kaydedilen iddianamede, Ashkenazi, Maro, Yadlin ve Levi'nin ''haberleşmenin engellenmesine azmettirmek'' suçundan 1 ile 5 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması istendi.

Mağdurların saatlerce aç ve susuz bırakıldığı, tuvalet ihtiyaçlarını yerine getirilmelerinin engellendiği, gemide zorla tutularak ve helikopterin yapmış olduğu basınç nedeniyle denizden su fışkırtarak eziyet çekmelerine yol açıldığı belirtilen iddianamede, bu nedenle Avishay Levi, Amos Yadlin, Eliezer Alfred Marom ve Rau Aluf Gabiel Ashknazi'nin ''Eziyet suçuna azmettirmek'''ten  490 müşteki için 980 ile 245 yıl arasında hapis cezası öngörüldü.

Müştekilere ait eşyaların cebir ve tehdit kullanılarak alınması suretiyle nitelikli yağma suçunun işlendiği belirtilen iddianamede, Ashkenazi, Marom, Yadlin ve Levi'nin ''Yağma suçuna azmettirmek''ten 490 müşteki için 4 bin 900 ile 7 bin 350 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması istendi.

Gemilere zarar verilmesine ilişkin olarak şüphelilerin, ''mala zarar vermeye azmettirmek'' suçundan 1 ile 6 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, müşteki mağdurların kişisel eşyalarına da zarar verildiği belirtilerek, şüphelilerin ''mala zarar vermeye azmettirmek'' suçundan 490 müşteki için 490 ile 2 bin 940 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması öngörüldü.

Buna göre, şüpheliler hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemi dışında, toplam 8 bin 578 ile 18 bin 32'şer yıl arasında hapis cezası istendi.

YIKANMIŞ TEMİZLENMİŞ GÖNDERİLDİ!

İddianamede, saldırıdan sonra Ashdod limanında 66 gün tutulan geminin tamamen yıkanmış, kan lekeleri temizlenmiş, kurşun deliklerinin üzeri yeniden boyanmış şekilde Türkiye'ye gönderildiği belirtildi.

İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Akif Ekinci tarafından hazırlanan iddianamede, İsrail tarafından yapılan saldırıdan sonra Ashdod limanında 66 gün tutulan Mavi Marmara gemisinin, tamamen yıkanmış, kan lekeleri temizlenmiş, kurşun deliklerinin üzeri yeniden boyanmış, gemi kayıtlarına, seyir defterine, bilgisayar aksamına ve gemicilik belgelerine el konulmuş, kameralar tahrip edilmiş, bütün görsel kayıtlar da ya imha edilmek veya kamuoyuna sızdırılmamak üzere alıkonulmuş şekilde Türkiye'ye gönderildiği kaydedildi.

İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığı'nca, 10 Ağustos 2010'da Türkiye'ye geldiğinde ilk yanaştığı İskenderun limanındaki gemide keşif yapıldığı belirtilen iddianamede, bu kapsamda düzenlenen olay yeri ve inceleme tutanağında, Adana Emniyet Müdürlüğü Bomba İmha Şube Müdürlüğü'nde görevli polis memurları ve bomba detektör köpeği vasıtasıyla gemi içerisinde patlayıcı madde ve radyoaktif madde olup olmadığı yönünde inceleme yaptırıldığı, yapılan inceleme neticesinde, herhangi bir patlayıcı madde veya radyoaktif bulguya rastlanılmadığı ifade edildi.

Tutanağa göre, geminin genel yapısında yapılan incelemede miyav güverte tabir edilen bölümde genel bir dağınıklık ve bakımsızlığın bulunduğu, demir saclarda birçok ateşli silah mermi çekirdeği izi olduğu, bu izler nedeniyle sac boyasının döküldüğü, güverte zemininde ufak çaplı saçmalar ile cam bilyeler bulunduğu, antenlerin kablolarının kesildiği vurgulanan iddianamede, geminin genel durumu şöyle anlatıldı:

''Köprü üstü tabir edilen bölümde yapılan incelemede de bilgisayarların, 2 adet LCD televizyon ekranının, kullanılan gemi jurnalinin yazılı kayıt belgelerinde güncel olanlarının, gemi ve personel sertifikalarının da bulunduğu gemi çantasının alınmış olduğu, ses kayıt cihazlarının da söküldüğü, köprü güvertede bulunan ve zabitan odaları olarak tabir edilen kamaralarda genel bir dağınıklığın olduğu, oda kapılarının zorlanma nedeniyle yıkık dökük olduğu, kapı kilitlerinin kırıldığı, odaların boşaltıldığı, filika güverte diye tabir edilen ve bir alt katta bulunan basın odası, kafeterya, zabitan yemek odası ve reji odasında genel olarak dağınıklığın bulunduğu, reji odasında bulunması gereken ses ve görüntü kaydedici, iletici elektronik cihazların bulunmadığı, filika güvertesinin sol tarafındaki açık koridorda yine ahşap zemin üzerinde boya döküntüleri olduğu, güvertenin orta hattında bulunan beyaz renkli ve üzerinde İbranice yazılar bulunan 1 adet boya kutusu, ahşap ve sac zemin üzerinde birçok plastik kelepçe olduğu, üst güverte tabir edilen kata inildiğinde 2 adet büyük yolcu salonu, salonlarda kanepeler bulunduğu, kanepelerin bir kısmında kan izi olduğu düşünülen izlerin bulunduğu, kanepelerin oturulmaya yarayan sünger kısımlarının ahşap kısımdan sökülmüş oldukları ve alttaki ağaç kısımlarının kırılmış olduğu, salondaki can yeleklerinin dağınık vaziyette birbirlerinin üzerine atılmış olduğu, kanepelerin üzerinde çocuk oyuncakları, kitapları, çocuk alet ve gereçleri bulunan malzemelerin dağınık şekilde atılmış olduğu, yolcuların İstanbul'dan uğurlama anına ait tablo ile yine içinde yıkıntı evlerin içerisinde biri siyah elbise ile örtülü genç yaştaki bir kadın ile 7-8 yaşlarında bir kız çocuğunun bulunduğu tablonun köşelerinin karşılıklı kesici aletle çizildiği, kız çocuğu resminin bulunduğu tabloda ise ayrıca kadın ve kız çocuğu resimlerinin baş kısmına doğru kesici aletle erkek cinsel organı çizilmiş olduğu, güvertenin baş uç kısmının kenar saclarının iç kısmında ateşli silah izleri olduğu, zeminde 2 adet patlamamış 9 mm çaplı paslanmış fişek, 1 adet mermi çekirdeği parçası olduğu, ana güverte ve alt güverte tabir edilen kısımlar incelendiğinde ise dağınıklık görüntüsü olduğu, ana güverte kıç salonundaki personel bölümünde yolcu bölümüne geçişi sağlayan kapıların kırılmış vaziyette olduğunun gözlemlendiği belirtilmiştir.''

Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuvarları Daire Başkanlığı Olay Yeri İnceleme ve Kimlik Tespit Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen raporda da gemide mermi çekirdeği çarpma izlerinin olduğu, kan lekelerine rastlanıldığı, mermi giriş ve çıkış delikleri ve mermi çekirdeği isabet izleri bulunduğu, çelik para kasasının kesici bir aletle açıldığı belirtildi.

İddianamede, ateşli silahla öldürülen 9 kişinin cenazelerinin tamamen yıkandığı, Türkiye'ye beraberlerinde herhangi bir tıbbi veya otopsi raporları olmaksızın gönderildikleri, bu nedenle çoğu delilin yok edildiği, bulunan bulgular çerçevesinde maktullerin İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı tarafından klasik otopsilerinin yapıldığı dile getirildi.

Uluslararası hukuk açısından değerlendirme

İddianamede, İsrail askeri birliklerinin Mavi Marmara gemisine, kıyılarından ortalama olarak 72 mil açıkta, uluslararası karasularda açık denizde müdahale ettiği aktarılarak, Uluslararası Deniz Hukuku açısından açık denizin hiçbir devletin ülkesine girmeyen bir deniz alanı olduğu, bütün devletlerin yararlanmasına açık olup, burada temel ilkenin serbestlik olduğu vurgulandı.

Bu olayda, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konvansiyonu'nun, açık denizlerin serbestliğini, seyrüsefer hakkını, gemilerin hukuki statüsünü, çatma ve deniz seyrüseferine ilişkin diğer her türlü olayda cezai yargı yetkisini ve ziyaret hakkını düzenleyen maddelerinin ihlal edildiği anlatılan iddianamede, operasyon kapsamında Türk gemisindeki yolcuların İsrailli askerlere dönük haksız bir saldırıda bulunduğuna dair herhangi bir delil bulunmadığı kaydedildi.

İddianamede, olayla ilgili kamera görüntüleri incelendiğinde kolaylıkla anlaşılacağı gibi, İsrail askerlerinin gemiye çıkma esnasında ses ve gaz bombaları kullandığı, 9 kişinin ölmesine ve çok sayıda kişinin yaralanmasına neden olup, gemide kaos ortamı yarattıkları, askerlerin gemiye inmeden helikopterlerden açtıkları ateş neticesinde 2 kişiyi öldürdükleri anlatıldı.

9 sivil şahsın öldürülmesinin her şeyden önce İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde ve İsrail Devleti'nin 1991 yılında taraf olduğu Uluslararası Medeni Siyasi Haklar Sözleşmesi'ndeki yaşama hakkının ihlalini düzenleyen hükme aykırı olduğuna işaret edilen iddianamede, İsrail tarafından olayla ilgili oluşturulan soruşturma heyetinin yayınladığı ''Turkel Raporu''nda, o dönemdeki İsrail Genelkurmay Başkanı olan Gabi Ashkenazi'nin, filoyu organize eden koalisyon üyelerinden İHH'nın bir terörist örgüt olduğunu düşünmediğini belirttiği ifade edildi.

Dolayısıyla bu yönden de yapılan askeri müdahalenin uluslararası hukuk kurallarına uygun olmayıp, cezalandırma ve aşırı güç kullanımına dönüştüğü belirtilen iddianamede, ''Yukarıda belirtilen gerekçeler ışığında olay değerlendirildiğinde, İsrail'in, seyrüsefer hakkından yararlanan Mavi Marmara gemisine yapmış olduğu silahlı müdahalenin, tüm yönleri ile uygar dünyanın kabul ettiği evrensel hukuk kurallarına aykırı olduğu açıkça ortadadır'' denildi.

Gazze'ye insani yardım taşıyan ''Mavi Marmara'' gemisine yönelik İsrail askerlerince Akdeniz'in uluslararası sularında düzenlenen saldırıya ilişkin hazırlanan iddianamede, ''Atalarının çoğunluğunun Türkiyeli olduğu Museviler, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olsun veya olmasın, yaşamlarını Türkiye'de, İsrail'de, Amerika'da, Avrupa'da veya dünyanın başka bir yerinde sürdürüyor olsun veya olmasın, varlıklarını bu topraklarda yaşayan insanların dostluğuna borçludurlar'' denildi.

İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Akif Ekinci tarafından hazırlanan iddianamede, Birleşmiş Milletler Örgütü İnsan Hakları Konseyi tarafından oluşturulan Vaka İnceleme Komisyonu'nun konuya ilişkin raporuna da konuya ışık tutması ve önemi nedeniyle tümüyle yer verildi.

19 yaşındaki Furkan Doğan'ın ölümü

İddianamede yer alan raporun ''Üst Güvertede Gerçekleşen Ölümler'' başlığı altında şöyle denildi:

''Türkiye ve ABD çifte vatandaşı olan 19 yaşındaki Furkan Doğan, üst güvertenin orta bölgesinde, elindeki küçük video kamera ile çekim yaparken ilk olarak gerçek kurşunla vurulmuştur. Vurulması sonrasında, bir müddet bilinçli ya da yarı bilinçli bir şekilde güvertenin üzerinde yattığı anlaşılmaktadır. Furkan, yüzünden, kafasından, sırtından, sol bacağından ve ayağından olmak üzere toplam beş kurşun yarası almıştır. Yüzüne sıkılan ve tam burnundan giren kurşun hariç Furkan, bütün yaralarını vücudunun arka kısmından almıştır. Adli tıp raporuna göre, yüzündeki yaranın etrafındaki izler, çok yakın mesafeden kafasına ateş edildiğini göstermektedir. Ayrıca kurşunun alt taraftan yukarıya doğru hareket ettiğinin anlaşılması ve kurşunun çıktığı yer, Furkan'ın yerde sırt üstü yatarken vurulduğunu ortaya koymaktadır. Vücudundaki diğer kurşun yaraları hemen dibinden ya da yakın mesafeden açılmış ateş sonucu oluşmuş yaralar değildir ancak bu yaralarla ilgili atış mesafelerini, ne kadar uzaktan ateş edilmiş olduğunu tespit etmek mümkün değildir. Bacağındaki ve ayağındaki kurşun yaralarını muhtemelen ayakta iken almıştır.''

Rapora göre, Gazze'ye insani yardım götüren gemilerden oluşan filoya düzenlenen İsrail saldırısının uluslararası hukuk ve insan hakları hukuku açısından ayrıntılı olarak incelendiği iddianamede, yaşananlar da ayrıntılı şekilde anlatıldı.

İddianamede rapora göre, İsrail yetkililerinin bir filo düzenlenmesiyle ilgili planlardan Şubat 2010 başlarında haberdar olduğu, bunu ablukayı kırmaya yönelik bir teşebbüs olarak mütalaa ettiği, filonun yola çıkmaması için derhal diplomatik kanallara müracaat edildiği ve acil durum planları oluşturulmaya başlandığı, filoya müdahale planlarıyla ilgili çalışmalara başlanması konusundaki resmi talimatların Nisan ortasında verildiği kaydedildi.

İsrail'in hazırlıkları

Konuya ilişkin görev planının 12 Mayıs 2010'da hazırlandığı ve bu planın 13 Mayıs 2010'da İsrail Genelkurmay Başkanı tarafından onaylandığı belirtilen iddianamede, rapordaki şu anlatıma yer verildi:

''13 Mayıs 2010'da İsrail Genelkurmay Başkanı, Savunma Bakanı'na ve Başbakan'a bir mektup göndererek, filoya müdahale edilmesiyle ilgili alternatifler hakkında bilgi sunmuştur. Önerilen alternatifler arasında, gemilerin kontrolünü ele geçirip yolcuları alıkoymak gibi askeri seçenekler de mevcuttur. 26 Mayıs'ta yeni değerlendirmeler yapılmış ve Savunma Bakanı operasyonla ilgili resmi yetkilendirmeyi yapmıştır. Tatbikat ve planlama çalışmaları yoğun şekilde sürdürülmüştür. Bu çerçevede alıkonulacak yolcularla ilgili işlemleri yürütmek üzere Ashdod limanında bir merkez oluşturulması da kararlaştırılmıştır.''

Birleşmiş Milletler heyetine ulaşan bilgilere göre, filoya müdahale etmek için görevlendirilen İsrail silahlı kuvvetleri bünyesinde bir dizi korvet ve savaş gemisi, helikopterler, zodyak botlar, keşif uçakları ve muhtemelen iki denizaltı yer almasının planlandığı kaydedilen iddianamede, deniz kuvvetleri bünyesinde bulunan ve ''Shayetet 13'' olarak bilinen özel birliklere mensup askerlerin de bu operasyonda görev yapacağı ve operasyona ''Deniz Meltemi Operasyonu'' ya da ''Gök Rüzgarları Operasyonu'' kod adı verildiği kaydedildi.

İddianamede, rapordaki şu anlatıma yer verildi:

''İsrail istihbarat birimleri, filoda yer alan gemiler ve özel yolcularla ilgili detaylı kimlik belirleme ve gözetleme çalışmaları yapmıştır. Mavi Marmara'da yolcular tarafından ele geçirilen askerlerin birinin üzerinden çıkan bir kitapçık, söz konusu istihbarat çalışmalarına işaret etmektedir. Üzeri plastikle kaplanmış bu kitapçıkta altı geminin her birinin fotoğraflarının yanı sıra üst düzey bazı özel yolcuların isimleriyle beraber fotoğrafları da yer almaktadır. Söz konusu kitapçıkta fotoğrafı bulunan yolculardan bir kadın, bu kitapçıktaki fotoğrafının filonun hareketinden sadece birkaç gün önce çekilmiş olduğunu belirtmiştir. Savunma Bakanı Ehud Barak da Turkel Komitesi'ne verdiği ifadede, filo çalışmalarının hazırlık aşamasından itibaren izlendiğini teyit etmiştir. Barak, söz konusu ifadesinde, 'filo yolcuları arasında İsrail kuvvetlerine zarar vermeye çalışacak terör unsurlarının mevcut bulunup bulunmadığını tespit maksadıyla filoyu örgütleyenlerle ilgili istihbarat çalışmalarının sürdürülmesi' yönünde özel talimatların verildiğini söylemiştir.''

Türkiye-İsrail ilişkileri

Türk-İsrail ilişkilerinin 28 Mart 1949'da Türkiye'nin İsrail'in bağımsızlığını tanıması ile başladığı, İsrail ile ilişkilerin, Türk topraklarında Musevilerin varlığı açısından değerlendirilmesi halinde ilişkilerin başlangıcının 15. yüzyıla dayandığı kaydedilen iddianamede, şöyle denildi:

''1492 tarihi, Türk-Musevi ilişkileri açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Zira 1492'de 200'den fazla Musevi, İspanyol engizisyonu tarafından sınır dışı edildiğinde, dünyada Musevileri davet edip kucak açan ve bu tarihten sonra da Musevilerin çok önemli roller oynadığı tek devlet Osmanlı İmparatorluğu'ydu. Halen Türkiye'de bu soydan gelen binlerce Musevi vatandaşımız bulunmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu zamanında ticaret ve saray içinde hekim, banker, diplomat gibi çeşitli devlet görevlerinde yer almaya başlayan Museviler, sanayide de geniş bir şekilde söz sahibi olmuşlardır. Atalarının çoğunluğunun Türkiyeli olduğu Museviler, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olsun veya olmasın, yaşamlarını Türkiye'de, İsrail'de, Amerika'da, Avrupa'da veya dünyanın başka bir yerinde sürdürüyor olsun veya olmasın, varlıklarını bu topraklarda yaşayan insanların dostluğuna borçludurlar. Modern Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, insanlık tarihinin en karanlık dönemlerinden olan Holokost'tan kaçan Musevi vatandaşları Türkiye'ye kabul ederek, zamanın en prestijli Türk üniversitelerinde akademik kadrolarda görev yapmalarına olanak sağlamıştır. 190 bilim adamı bu çerçevede Türkiye'ye gelmiştir. (Örnek; Ord. Prof. Andreas B. Schwarz gibi) 2. Dünya  Savaşı henüz başlamadan önce Türkiye'ye sığınan Museviler olmuştur. O dönemde Almanya'dan çok sayıda profesör, doçent, bilim adamı Türkiye'ye sığınmışlardır. Hatta Einstein, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'e önce konu ile ilgili rica, ardından ise minnet ve teşekkür mektupları yazmıştır. 2. Dünya Savaşı sırasında Türk diplomatları, Türk pasaportları sağlayarak Musevi'lerin tren yolu ile Türkiye'ye getirilmesine yardımcı olmuşlardır. Bu şekilde binlerce Musevi, Nazi Almanya'sından soykırımdan kurtarılmışlardır.''

2. Dünya Savaşı sırasında başta Türkiye Cumhuriyeti'nin Paris Büyükelçisi Behiç Erkin olmak üzere, pek çok Türk diplomatın, eşine ender rastlanacak bir erdem ile ''bu kanunları Türk Musevilerine tatbik edemezsiniz, çünkü benim ülkemde din, dil, ırk ayrımı yoktur. Benim vatandaşlarımın belirli bir kısmına belirli zorunluluklar dayatmak bizim kanunlarımıza aykırıdır'' diyerek, Nazilere direndiği belirtilen iddianamede, ''Diplomatlarımız hayatlarını tehlikeye atarak, 20 bine yakın Musevi'ye Türk pasaportu vererek ölüm kamplarına gönderilmesini engellemişlerdir'' denildi.

Avrupa'da engizisyonlar ve uygarlık tarihinin en karanlık, trajik dönemlerinden olan Holokost yaşanırken, Musevilerin soykırımdan kurtarıldıkları gibi, yalnızca yaşam hakkı değil, bu hakkın üstünde de çeşitli ekonomik, sosyal, yönetsel ve kültürel haklar tanındığı kaydedilen iddianamede, bu çerçevede olaya bakıldığında gemi filosuna yapılan saldırının Türk kamuoyunda derin bir yara açtığı ve üzüntüye neden olduğu vurgulandı.

İddianamede, şu ifadelere yer verildi:

''Bir insanlık suçu olan Antisemitizmin yeşermediği bu topraklarda, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin vatandaşlarına karşı gerçekleştirilen silahlı müdahalenin, tarihi, sosyal, insani ve hukuki açıdan kabul edilmesi mümkün değildir.

Öte yandan şunu vurgulamakta yarar var; İsrail Devleti bir askerinin hayatını kurtarmak için bin 27 Filistinli mahkumu serbest bırakarak vatandaşının canının ne kadar kutsal olduğunu gözler önüne sermişti. Ancak İsrail de şunu anlamalı ve bilmeli ki; demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti için de dini, ırkı ve dili, felsefi inancı, siyasal düşüncesi ne olursa olsun bütün vatandaşlarının canı kutsaldır. Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından uluslararası ilişkilerde 'Yurtta sulh cihanda sulh' ilkesi çerçevesinde dış politika vizyonu oluşturan  Türkiye Cumhuriyeti Devleti, demokratik, laik, sosyal ve hukuk devleti yapısı ile, gerek Museviler gerekse diğer inanç ve milliyetlere saygılı olduğu gibi, farklı inanç, ırk, felsefi düşünce ve siyasal düşüncelere sahip vatandaşlarının bir arada barış içinde yaşaması için her türlü adımı atmıştır.''

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, bütün ülkelerin barış ve huzur içinde yaşaması için gerekli çabayı ve iyi niyeti gösterdiği belirtilen iddianamede, bu durumun İsrail Devleti için de geçerli olduğu kaydedildi.

İddianamede, ''Türkiye Cumhuriyeti Devleti, İsrail-Filistin ihtilafının da, kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün dış politika vizyonu çerçevesinde, barışçıl şekilde, şiddetten uzak, uygar dünyanın bugün gelmiş olduğu nokta itibarıyla modern hukuk kuralları çerçevesinde çözülmesi için gerekli çabaları her zaman sürdürmüştür'' denildi.

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler