YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
İspat etmeyen şerefsizdir...
İspat etmeyen şerefsizdir...
08 Haziran 2011 07:41
Seçimlere 4 gün kala Başbakan Erdoğan Kanaltürk'te gündemi değerlendirdi.

Başbakan Erdoğan Kanaltürk'te yayınlanan Merkez Siyaset Özel programında Erhan Başyurt, Adem Yavuz Arslan, Sami Dadağlıoğlu ve Tarık Toros'un gündemin sıcak konuları ile ilgili sorularına cevap verdi.

İşte Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları:

- Seçimden sonra darbelere dayanak olarak gösterilen TSK İç Hizmet Kanunu madde 35 ile ilgili kapsamlı bir çalışma yapacağız.

- Biz artık bunlarla (darbelerle) uğraşmaktan bıktık. Enerjimizi boşa harcıyoruz. Halbuki amacımız Türkiye'nin 2023'e kadar dünyanın güçlü ülkeleri arasına girmesini sağlayacak projeleri hayata geçirmek...

"TAVSİYELERMİZ HEDEFİNE ULAŞTI"

- Kemal Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli'nin Diyarbakır'da miting yapması tavsiyelerimizin hedefine ulaştığını gösteriyor. Bahçeli keşke Hakkari'ye de gitse.  Sayın Bahçeli'nin oradaki vatandaşa ana dili öğreneceksiniz de karnınız doyacak mı mesajı yanlıştır. Bu ülkede ana dilde eğitimin önünü AK Parti açmıştır. Çünkü biz hükümeti MHP'nin içinde bulunduğu koalisyon hükümetinden devraldığımızda ekonomi enkazdı. Bakıyosunuz BDP, CHP ve MHP'liler benzer vaatleri veriyor. Mitinglerde görünen o ki bu üç parti AK Parti'ye karşı ittifak etmiş durumda...

" İDDİASINI İSPAT ETMEYEN ŞEREFSİZDİR"

-Devlet Bahçeli AK Parti'nin BDP ile ittifak ettiğini seçimdeden sonra Öcalan'ı serbest bırakacağımızı iddia ediyor ve beni BDP'lilerle bu konuyu konuşup söz verdiğimi söyleyip o konuşmayı şerefin varsa açıkla diye hakaret ediyor. Ben bunu karşılıksız bırakmam. Eğer bir bildiğin varsa çık sen açıkla. Hukukda bir kural var iddia sahibi iddiasını ispat etmekle mükelleftir. Eğer iddianı ispat etmez isen şerefsiz sensin. Ben Abdullah Öcalan ile ilgili hüküm ne ise onu sonuna kadar uygulamaya kararlıyım.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesinin çok muğlak bir ifade olduğunu belirterek, yeni Anayasa ile bunun netleşeceğini söyledi.

Erdoğan, Kanaltürk ve Bugün Televizyonunda canlı yayınlanan ''Merkez Siyaset'' programına katıldı.

''Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, 367 krizi ve Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili 'Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde tüm detayları bildiğini ifade etti. Neler oldu? Siz biliyor muydunuz'' sorusu üzerine, o süreci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile beraber yaşadıklarını belirterek, şunları söyledi:

''Ben de birçok şeyi biliyordum. Fakat bunları konuşmanın bize artık çok şey kazandıracağına da inanmıyorum. Bulunduğum makam sebebiyle. Fakat bir şeyi çok açık net ortaya koymam lazım. O zamanın küçük muhalifleri, bizlere verdikleri sözlerin arkasında duramadılar. Onlar zaten verdikleri sözün arkasında durabilseydiler, o zaman özellikle onları arayanlar, parantezi gizli açıyorum, 'onları arayanlar' diyorum, onları arayanların tesiri altında kalmaz, 'biz sivil siyasetiz, ama biz şu anda Parlamento'da bu işi çözebilecek durumdayız' der ve gelirlerdi. Ama ne yazık ki Parlamento'ya gelmedikleri gibi, o zamanın ANAP'ın genel merkezine milletvekillerini tıkadılar, hatta kilitlediler. Bunlardan bir tanesi yanılmıyorsam o zaman kaçabildi, o oylamaya geldi. O arkadaşımız bunu çok daha açık, net ortaya koyabilir. Bugünlerde bunlar deşifre olmaya da başladı, 'filanca emekli aradı' filan gibi bunlar deşifre oluyor. İstiyorum ki, onlar daha net ortaya koysunlar. Biz verdiğimiz sözde durduk, 5 yılı 4 yıla indirdik. Cumhurbaşkanının görev süresini 7 yıldan 5 yıla indirdik. Ama diğerleri durmadı. Şimdi neredeler, artık siyasi mevta oldular. Böyle olsun istemezdik, ama güzel oldu. Millet bütün bu olanları gördü ve takdir etti ve çok ciddi bir oy oranıyla da Cumhurbaşkanını millet seçti. Artık Meclis'te böyle şeyler olmayacağına göre bu artık bizim gündemimizden düştü, artık milletin gündeminde. Çok da fazla ben artık o süreci önemsemiyorum.''

''BELKİ BAŞKALARI DA VARDIR''

Erdoğan, ''Eski Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı ve İlker Başbuğ'un bu sürece müdahil olduğu yönünde iddialar var'' denilmesi üzerine, ''Belki başkaları da vardır. Ama şimdi ben 'şu dinledi bu dinledi' diyemem ki. Bunu artık karşılıklı muhatapları kimlerse onlardan öğrenmek lazım. Aksi takdirde ben burada yalancı şahitlik yapmış olurum. Bunu da sevmem'' dedi.

''Dönemin Genelkurmay hiyerarşisinde Cumhurbaşkanlığı seçim sürecine etki edildiğine dair bir veri var mı elinizde?'' sorusuna Erdoğan, ''Benim elimde kesin bir veri yok, duyumlar var. Kesin veri olmadığı için de konuşmayı doğru bulmuyorum'' yanıtını verdi.

''Darbe yapan bir General Kenan Evren şu anda ifade veriyor. Acaba 27 Nisan Muhtırası ile ilgili de bir yargı süreci işleyebilir mi?'' sorusu üzerine Erdoğan, ''Onu bir muhtıra olarak kabul etmiyorum. Bu o zamanki Genelkurmay'ın bir yaklaşımı olarak değerlendiriyorum. Muhtıralar karşısında Türkiye'de siyasi iktidarların ne yaptığı bellidir. Eğer muhtıra olarak kabul ediyorsanız varın öyle kabul edin ama yok bir değerlendirme olarak kabul ediyorsanız hemen ardından ertesi gün biz iktidar olarak gerekli cevabı, gerektiği şekilde verdik. O şekilde de bitirdik. Bu, sivil siyasetin bir değişim, dönüşüm noktasında ortaya koyduğu tavrı gösteriyor. AK Parti'nin özelliği zaten burada'' dedi.

''35. MADDE ÇOK MUĞLAK''

''Kenan Evren, 'Niçin darbe yaptınız' sorusuna, İç Tüzüğün 35. maddesini gerekçe göstermiş. Yeni Anayasa projesi içine böyle bir maddeyi kaldırmayı da koyar mısınız?'' sorusu üzerine Başbakan Erdoğan, 26 maddelik Anayasa değişikliği paketini hazırladıklarında, onlarca köşe yazarının kendileriyle ''dalga geçtiğini'' belirtti.

Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Bütün uyum yasaları her şey bitti. Şu anda yargılama süreci başladı. Peki şimdi bu yazıları yazanlar şimdi ne yazacaklar veya ne yazıyorlar? Artık konu yargıya intikal etmiştir, yargılanıyor mu, yargılanıyor. Bundan sonra da gelip hesabını bize mi soracaklar? Biz yasama organı, yürütme olarak görevimizi yaptık. Yasama, yürütmenin görev yapmasından sonra da şimdi yargı görevini yapıyor. Türkiye'de bunlar acaba düşünülebilir miydi? Bu Türkiye'nin ileri demokrasiye adım atmasından nereden nereye geldiğini gösteriyor.

Bu 35. madde aslında bana göre çok muğlak bir madde. 'Silahlı Kuvvetlerin vazifesi Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır' diyor. Çok muğlak bir ifade, istediğin yere çek. Şimdi bunun gerçekten yeni Anayasa'da çok farklı bir şekilde ele alınması, değerlendirilmesi, ona bunun bir yere net olarak, somut ifadelerle, yeni ben, biz, vatandaş olarak bunu okuduğumuz zaman anlamalıyım. Ama ben bunu anlamıyorum. 'Bana verilen yetkiye göre bunu yaptım' diyor. Tamam da o ülkenin siyasi iktidarı ne işe yarar. Bir ülkede anarşi varsa şu varsa bu varsa, orada siyasi iktidar size demokratik parlamenter sistem içerisinde veya demokratik, laik, sosyal hukuk devleti içinde siyasi iktidar size hangi görevi veriyorsa onu yapacaksınız.''

Ordunun birinci görevinin dış düşmanlara, karşı ülkeyi savunmak olduğunu ifade eden Erdoğan, ''İçerde sivil idare ne görev veriyorsa içerdeki sıkıntılara gerektiğinde polisin dışında da jandarmasıyla, silahlı kuvvetleriyle gerekli yerlerde müdahaleyi onunla yapmaktır. 'Ben yaparım' havası değil. O olduğu zaman, o ülke işte demokratik bir yapıdan sıyrılıp maalesef otoriter bir yapının içerisine doğru gider, otokrasi orada egemen olmaya başlar ki, bu sıkıntılı bir süreç olur. Ama yeni Anayasa ile bu kesinlikle netleşecektir. Fakat şu anda da artık kurumlar anayasal tanım içeresinde kendilerine hangi görev veriliyorsa o görevin idraki içerisine girmiştir. Artık Türkiye bu noktada silahlı kuvvetleriyle olsun diğer yargısıyla olsun çok daha farlı bir noktaya gelmiş ve tanımlanan görevlerini ifa etmenin idraki içindedir. Onun için de Türkiye'de artık bir suhulet söz konusudur'' diye konuştu.

''BU BİR ZİNCİR''

''Sizin iktidara geldiğinizden bu yana sürekli Sarıkız, Ayışığı gibi darbe planları gördük, yeni belgeler ortaya çıkıyor. Dava süreçleri var. Dün de yeni komutanlar tutuklandı. Acaba başka bir sorun mu var? Çünkü bir yerde bir sıkıntı var. Sivil hükümete karşı birtakım sürekli eylem planları var'' denilmesi üzerine Erdoğan, şunları söyledi:

''Bu bir zincir. Bakıyorsunuz gerek ifadeler, aramalar esnasında birçok şeyler ortaya çıkıyor. Belki de ifade vermeye gelenler ummadıkları sorularla muhatap olunca, oralarda bazı adeta sinir uçlarına dokunuyor olabilirler ve bu sayede de bazı gizli kalan yerler ortaya çıkmış olabilir. Bunları biz bilemeyiz. Bu yeni yeni halkaları ortaya çıkarıyor. Daha neler neler gelir, neler biter bunu biz bilemeyiz. Ortada bir gerçek var ki çok sıkıntılı, ciddi bir süreç yaşanmış. Benim tek temennim, bir an önce bunların sonuçlandırılması ve Türkiye'nin gündeminden bir an önce düşmesi en büyük arzumuzdur. Biz enerjimizi artık bu tür olaylarla harcamak istemiyoruz.''

Başbakan Erdoğan, ''İrticayla Mücadele eylem Planı davasında, Ergenekon sanığı İlhan Cihaner'in muhtelif kılıflarla sizi, AK Partili yöneticileri dinlediği iddia edildi. Yani işin siyasete kayan tarafı oluştu. Cihaner ile Parlamentoda karşılaşma ihtimaliniz yüksek. Böyle bir durumu nasıl yorumluyorsunuz?'' sorusuna, ''Benim avukatlarım, danışmanlarım önüme bu kadar detay şeyler getirmiş değil. Fakat o kişinin Parlamento'ya girip girmemesi beni ilgilendirmiyor. Çünkü bunlar demokratik bir sürecin içinde çıkıp oraya gelmiyorlar. Erzincan'da olanlar tamamen ortadadır. Şu andaki süreçle ilgili olarak güzel bir kılıf ortaya konmuştur. Bu kılıfla böyle bir sürecin içindeler.''

K Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Şu anda tüm statükocular bir araya geldiler birleştiler ve hedefte AK Parti var. AK Parti'ye karşı nasıl bir başarı sağlarız bunu gayreti içindeler, fakat 12 Haziran halkımın buna müsaade etmediği gün olacaktır diye inanıyorum'' dedi.

Başbakan Erdoğan, daha önce MHP ve CHP'nin Sivas'ın ötesine geçemediğini söylediği anımsatılarak, ''MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin Diyarbakır performansını nasıl buldunuz?'' şeklindeki bir soru üzerine, şunları söyledi:

''Demek ki bizim bu noktadaki tavsiyelerimiz şu anda hedefine ulaştı. Tabii sayın Kılıçdaroğlu da Sivas'ın ötesine geçti, bir önceki Genel Başkanın yapamadığını o yaptı. Aynı şekilde sayın Bahçeli de Sivas'ın ötesine geçti. Ama diğer yerlere gidecek mi gitmeyecek mi bilmiyorum. Keşke Hakkari'ye de gitse, Van'a da gitse. Ben, Güneydoğu bölgesinde, özellikle tüm muhalefetin gidip mesajlarını vermesini, oradaki siyasi zeminin güç bulması bakımından çok önemsiyorum. Yani orada niçin 2 parti karşılıklı bulunsun, diğer partiler orada yerini alsın, sadece bir tabela asmakla bu iş olmaz. Gelsin orada tavırlarını koysunlar mesajlarını versinler. Böylece orada inanıyorum ki, ve de şu çok açık net ortadadır, terörle mücadelenin önemli sebeplerinden bir tanesi olacaktır. O zaman oradaki siyasi bilinç, siyasi duruş çok daha güç kazanacaktır. Ama tabii şu da olmalı, oradaki terör örgütü ya da BDP kalkıpta kepenk kapattırmak istediği zaman siyasi partilerde gidip kepenk kapatmamalı. O duruşu sergilediği zaman durum farklı olacaktır. Burada bir şey çok önemli verilen mesajlar içerisinde, 'anadil anayasa girecekte karnınız mı doyacak' meselesinde ya bu ülkede yoksulluğun zirve yaptığı dönem MHP'nin iktidar ortaklığı yaptığı dönemdir. O dönemde zirve yaptı, biz devraldığımızda 19 milyon noktasındaydı yaklaşık, şu anda 12 milyon 715 bine bu düşmüş durumda. Öyle devraldık biz MHP'den ve işi bu noktaya getirdik.''

''Fakat anadilin öğrenilmesi noktasındaki tavır önemli. Bunun da önünü zaten AK Parti açtı. Kurslara müsaade etti, bu başlatıldı'' diyen Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Burada şu ittifak oluşmuştur; biz AK Parti olarak diyoruz ki Türkiye'nin resmi dili Türkçedir, bunun dışında bir tartışmayı kabul etmiyoruz. Buna da girmiyoruz. Burada zannediyorum ki MHP ile farklı bir düşüncemiz yok. Ben o anlayıştayım. Ama CHP herkese elma şekeri dağıtıyor. İşte son olarak biliyorsunuz, Hakkari konuşmasında orada mesala, BDP'li yetkililerin dile getirdiği 5 tane madde var. Bunlardan bir tanesi Kılıçdaroğlu, KCK'ya üye oldukları gerekçesi ile tutuklanan sanıklara özgürlük vaadinde bulunuyor orada, onlar istediler bunu. BDP'liler. Mesela demokratik özerlik ilanı, yine Kılıçdaroğlu, 'yerel yönetimlerin özerklik şartını aynen kabul edeceğiz, onlara özerklik vereceğiz, aynen Avrupa'daki gibi.' Üç, belediye başkanlarına sahip çıkılacak, bu da bir talepti. Kılıçdaroğlu, 'halkın iradesiyle seçilmiş belediye başkanlarının aylarca gözaltında tutulmasını istemiyoruz' diye konuştu. Dört, BDP'liler Kılıçdaroğlu'na savcıya giderek, KCK tutuklamalarını sorması şartını ileri sürdü, Kılıçdaroğlu Hakkari'de Başsavcıya giderek KCK tutuklamalarını sordu. Beş, BDP'liler CHP'den anadilde  eğitim sözü de istedi. Kılıçdaroğlu'nun talimatıyla CHP, Anayasa Vizyonu Raporu'na devlet okullarında anadilin öğretilmesi maddesini koydu.''

''CHP'Lİ ELİNDE TÜRK BAYRAĞI TUTAR...''

CHP'nin Hakkari'de aldığı oyun 200-300 civarında olduğunu anımsatan Başbakan Erdoğan, ''O gün orada 2 bin, 3 bin kişi var. Fakat bunların genelinin elinde CHP bayrağı var. Karşıda dinleyenler BDP'li. Bizim bildiğimiz CHP'li elinde Türk bayrağını tutar, Türk bayrağı ile yürür. Orada bir tane Türk bayrağı yok...'' ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkanı'nın ''Eğer PKK ile 5 maddede anlaştığımı ispatlarsa istifa ederim'' dediğinin anımsatılması üzerine, Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

''Bakın ben söylediklerini konuşuyorum, bugün gazetede yayınlandı. Bu gazetede yayınlanan şekliyle gitsin bunu o gazeteye sorsun. Zaten bu konuşmasında da var, konuşmasında da ifade etti. Bunları o gazete ile görüşebilir. Veya  gazete hakkında dava açsın. Ben gazetede okuduğumu konuşuyorum. Bu zaten kendi konuşmasında da geçiyor. Bu yazılı bir ittifak olarak gündemde değil, sözlü bir ittifak ve BDP'liler bunu söylemişler. Çok açık net, kendisi de bunları dillendiriyor. Gidip savcıyı mı ziyaret etmedi? Savcıyla senin ne işin var. Niye ziyaret ediyorsun savcıyı, böyle bir şey var mı? Görüşmenin neticesinde gidip orada savcıyı ziyaret ediyor. Oradaki bütün miting esnasındaki duruma da bakınca ortaya çok açık net bir tablo çıkıyor. Ne için bir tane Türk bayrağı yok sen bunu açıkla. Neden? Biz BDP kongrelerinde vesaire buna alışığızda, senin mitinginde niye yok,burası önemli işte sıkıntı burada başlıyor. Ben inanıyorum ki benim vatandaşım, CHP'ye gönül veren kardeşlerim bunun hesabını soracaktır.''

''Bahçeli Diyarbakır mitingine giderken, KCK, terör örgütü bildiri yayınladı kendi yandaşlarına, 'kepenkleri açın, sağduyulu olun, olay çıkartmayın' diye. Yine BDP eşbaşkanı ile Elazığ İl Başkanı arasında konuşma geçiyor, 'burada MHP'li adaya oy verelim, CHP'li aday seçilmez' diye konuşma geçiyor, burada da mı bir ittifak söz konusu?'' şeklindeki bir soru üzerine de Başbakan Erdoğan, şöyle konutu:

''Ben günlerdir söylüyorum Güneydoğu da bir CHP-BDP ittifakı var, Orta Anadolu ve Batı buraya doğru geldiğimizde, bu defa olayın bazı yerlerde CHP-MHP ittifakına dönüştüğünü, bazı yerlerde CHP-MHP-BDP ittifakına dönüştüğünü görüyoruz. Elazığ'daki olayda dikkat edilirse, CHP'nin adayı pek şanslı görülmüyor, dolayısıyla 'MHP'yi destekleyelim' diye ses kayıtlarına düşen bu. Bunu da kabul ettiler zaten. Bu açık net ittifakı ortaya koyuyor zaten. Vatandaş kendi iradesiyle bir sıkıntı içerisinde, irade tam manasıyla ortaya konulamıyor, baskılar var, sıkıştırmalar var. Bir taraftan bakıyorsunuz AK Parti'nin bütün seçim büroları araçları taşa molotoflara tutuluyor, ama CHP'ye MHP'ye böyle bir şey yapılıyor mu, yapılmıyor. Burası manidar değil mi? Demek ki AK Parti bir çözümün merkezi, diğerlerinin böyle bir şeyi yok. Şu anda tüm statükocular bir araya geldiler birleştiler ve hedefte AK Parti var, AK Parti'ye karşı nasıl bir başarı sağlarız bunu gayreti içindeler, fakat 12 Haziran halkımın buna müsaade etmediği gün olacaktır diye inanıyorum.''

''MHP liderinin tam tersi bir iddiası var, sanki AK Parti ile BDP arasında gizli bir ittifak olduğunu söylüyor. Yine bugün İmralı'daki caniyi yeniden iktidar olmanız durumunda serbest bırakacağınız yönünde bir açıklaması var, bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?'' şeklindeki soru üzerine de Başbakan Erdoğan, ''BDP ile AK Parti'nin böyle bir ilişki içerisinde olduğunu söylemek, sağır sultanın bile kabullenemeyeceği bir şeydir. Bu kadar açık net ortadadır'' dedi.

''SÜMENALTI EDİLİYOR...''

Bahçeli'nin İzmir'de yaptığı konuşma ile kendisini inkar ettiğini dile getiren Başbakan Erdoğan, kendilerinden önceki Hükümet döneminde imzalanan bir belgeyi göstererek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Bunları pek biz konuşmak istemiyoruz ama kendisi artık herhalde tekrar konuşmamızı istiyor. ABD, Adbullah Öcalan'ı yakalayıp bunlara teslim ettiği zaman, bizden önceki Hükümet değil mi bunlar? Bunlara tesil edilmedi mi? Teslim edildiğinde merhum Bülent Ecevit'in, Devlet Bahçeli'nin, Mesut Yılmaz'ın altında imzası olan metin yazı, eğer, o günkü yasalarda biliyorsunuz idam daha kaldırılmamış, idam o zaman geçerliydi. Koalisyonu oluşturan DSP, MHP ve ANAP'ın genel başkanları o gün Başbakanlıkta yaptıkları toplantıda AİHM'in terörist başı Abdullah Öcalan hakkındaki kesinleşmiş idam cezasının infazının bir süre ertelenmesine ilişkin ihtiyati tedbir kararını ayrıntıları ile değerlendirmişlerdir. Bilindiği gibi Türkiye'nin de yargı yetkisini kabul etmiş olduğu AİHM'in, Türk yargısı tarafından verilmiş kararları değiştirmesi hiçbir şekilde söz konusu değildir. O zaman AİHM'in değiştirme yetkisi de yok, böyle bir dönemdeyiz. 'Anayasamızdan ve uluslararası taahhütlerimizden kaynaklanan süreç tamamlandığında dosya gereği için ivedilikle TBMM'ye gönderilecektir.' Sümenaltı ediliyor, düşünebiliyor musunuz? 'Genel başkanlar hukuka saygı içinde aldıkları bu kararın, terör örgütü ve yandaşı çevrelerce, milleti ve devletiyle, Türkiye'nin yüksek menfaatleri aleyhine kullanılmak istendiğinin değerlendirilmesi halinde, erteleme süreci kesilerek infaz sürecine derhal geçilmesi hususunda görüş birliğine varmışlardır. 12 Ocak 2000. İmza, Bülent Ecevit, Devlet Bahçeli ve Mesut Yılmaz.' Bu şahsın kendisiyle ilgili olan, teröristle ilgili olan. Erteleniyor ve idam edilmiyor. Terörist hakkında idam var, idam kararı uygulanmıyor. 2003'te idam cezası kalkıyor. Bu çok açık net ortada, bunu yapan sensin, sen bu işin içindesin. Eğer siz idam etmiş olsaydınız bugün ne İmralı vardı, ne şu ne bu. Bu iş bitmiş olacaktı. Niye yapmadınız bunu, niye geciktirdiniz, niye ertelediniz, niye sümenaltında bıraktınız? Önce bunun hesabını verin. Sen bunun hesabını vermiyorsun, şimdi kalkıyorsun milletin başına bela ettiğin bir konuyu gelip hala sıkılmadan söylüyorsun...''

BAHÇELİ'NİN İDDİALARI

Bahçeli'nin kendisine yönelik, ''Başbakan Erdoğan, İzmir'den sana sesleniyorum, eğer tekrar bir iktidar şansın olursa, İmralı canisini serbest bırakacak mısın?'' dediğini anımsatan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Ben buradan çok açık net söylüyorum, benim böyle bırakmak gibi, kesinlikle, bu işin aklımın ucundan bile geçmesi mümkün değildir. Ben iktidarda olduğum sürece, partim iktidarda olduğu sürece biz hakkında verilmiş hüküm neyse bu hükmü sonuna kadar uygularız. Ama sen idam cezasını infaz etmedin, maalesef siz ertelediniz ve milletin başına bela ettiniz. Bunun sorumlusu Bahçeli'dir, bunun sorumlusu bizzat merhumdur ve diğer ortakladır. Bunu ertelediler. Ben size karar metnini gösteriyorum, çok açık net ortada. Sonra diyorlar Başbakan niye sert konuşuyor. 'Söz verdin mi?' Çok açık net söylüyorum bizim öyle bir sözümüz yok. 'Bunu açıkla, şerefin haysiyetin varsa bu sorulara cevap ver, kimlerle pazarlıklar yaptığını, hangi vaatleri verdiğini anlat, Türk devletini kime peşkeş çektiğini, itibarını nasıl ayaklar altına aldığını itiraf et. Yeni anayasa ile kimlere ne umutlar verdiğini söyle, Başbakan Erdoğan karanlık hesaplarını kapatmak maksadıyla sürekli iftira atıyor' deyip duruyor. Şu ifadeye benim vereceğim cevap şudur; 'bunu açıkla, şerefin haysiyetin varsa bu sorulara cevap ver...' Ben bunu cevapsız bırakmam, şimdi ben şunu söylüyorum, eğer senin şerefin varsa, senin onurun varsa, haysiyetin varsa, kiminle ne görüşme yaptığımı sen açıkla. Hukukta bir kaide var, 'müddei iddiasını ispatla mükelleftir' Senden devraldığımız Hükümetin hali neydi, şu anda biz neredeyiz. Sen Türkiye'yi bize nasıl bıraktın, şu anda biz neredeyiz. Hangi alanda olursa olsun. Bir alanda gerilik var mı yok mu? Türkiye şu anda sessiz devrim diye, batıda gerçekleştirilen birçok ekonomik, siyasi sıçramayı yaptı. Demokratik sıçramayı yaptı, son 26 maddelik paketle de evrensel değerler noktasında büyük bir konumu yakalamış vaziyette. O zaman görev sana düşüyor. 'Müddei iddiasını ispatla mükelleftir', ispatlamazsan namertsin. Burada söylediğin sözleri aynen sana iade ediyorum. Şerefin, haysiyetin... Sen şimdi iddianı ispatla. Tayyip Erdoğan ülkesini hiçbir kimseye, hiçbir kuruma, hiçbir ülkeye peşkeş çekmemiştir, arkadaşları asla bu oyunların içerisine girmemiştir, girmez ve şu anda da adam gibi bir dik duruşla Türkiye, dünyada saygın yerini almıştır. 26'ncı sıradan 17'nci sıraya çıkmış bir Türkiye var. Şimdi ilk 10'un içerisine çıkmayı hedefleyen bir Türkiye var. Sefalet içerisinde bir Türkiye bıraktın bize. Milli geliri 230 milyar dolarda bıraktın bize, şimdi 740 milyar dolardayız bu mu peşkeş çekilen Türkiye. İhracat 36 milyar dolardı, şimdi 123 milyar dolar, bu mu peşkeş çekilen Türkiye. 163 bin derslik bu dönemde yaptık, bu mu peşkeş çekilen Türkiye...''

Başbakan Erdoğan, konuşmasında, Türkiye'nin AK Parti iktidarında geldiği noktayı, geçmiş dönemle kıyaslayarak örneklerle anlattı.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Şanlıurfa'da Kürtçe ezan okunmasına'' ilişkin ''Türkiye'de kalkıp aynen o tek partili dönemdeki zulmü bize yaşatmak isteyenlere 12 Haziran'da benim Kürt kardeşlerim gereken dersi versin. Ezanıyla oynayanlara, bu işin istismar siyasetini yapanlara gereken dersi versin'' dedi.

Başbakan Erdoğan, ''AK Parti'ye eleştiriler, 'bu kadar iyi icraatlar yapan iktidar acaba bu dönemde biraz muhafazakarlaşıyor mu' diye. Özellikle Kürt sorunuyla ilgili eleştiriler geliyor. Son günlerde ayrı Cuma namazı kılma, bunun son aşaması olarak da Kürtçe ezan tartışması başladı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz. AK Parti reformcu kimliğini bu konuda kaybediyor mu? Kürtçe ezan, imam hatip ve yurtlara saldırıları nasıl değerlendiriyorsunuz?'' sorusuna, ''Bizim muhafazakarlığımız, demokratlık anlayışımız birbirinin mütemmimidir ve bu bizim kimliğimizdir. Bu muhafazakarlığımızdan bizim taviz vermemiz mümkün değil'' yanıtını verdi.

İmam hatipli çocukların kaldığı yurtların molotoflarla yakılırken, çocuklar yanarken CHP, MHP ve BDP'nin sessiz kaldığını, ancak kendilerinin kalamayacağını belirten Erdoğan, ''İstanbul'da Serap yavrumuz atılan molotof neticesinde yanarak ölürken, CHP'si MHP'si sessiz kalırken biz sessiz kalamayız. Bu konularda muhafazakarız. Diyarbakır'da yurda ses bombası atıldı, burada olanlara sessiz duranlar var ama biz sessiz kalamayız'' dedi.

Diyarbakır Ulu Cami'de Cuma namazı kılınırken farklı bir yerde Cuma namazı oluşturulduğunu hatırlatan Erdoğan, birlik ve beraberlik olan Cuma'da Müslümanların bir araya geldiğini söyledi.

Son dönemde ''devletin imamı arkasında namaz kılınmaz'' diyenlerin çıktığını ifade eden Erdoğan, bunların arkasında durdukları kişilerin daha önce Diyanet'te görev yapmış kişiler olduğunu kaydetti.

Medyada yer alan ''Kürtçe ezan okunması'' olayını, ''tek partili dönemin BDP tarafından tekrar geri döndürülmesi'' olarak nitelendiren Erdoğan, İsmet İnönü döneminde de Türkçe ezanın gündeme geldiğini ve 18 yıl Türkiye'de Türkçe ezan okutulduğunu hatırlattı.

Adnan Menderes'in gelişiyle yasaklanan Arapça ezanın tekrar aslına döndürüldüğünü belirten Erdoğan, şöyle devam etti.

''Aynı şeyi bunlar benim Kürt kardeşlerimi istismar etmek suretiyle... 'Kürtlerin dini Zerdüştlüktür' diyenler bunlar. 'Kürtler İslamı silah zoruyla kabul etmiştir' demek suretiyle Kürt kardeşlerime hakaret edenler de bunlar. Kürt kardeşlerimin dini yöndeki hassasiyetlerini ben gayet iyi bilirim. Ama Kürt kardeşlerimin içerisinde bu tür hassasiyeti olmayanlar, bu hassasiyetlerden çok uzak olanlar da şu anda aynen CHP'nin tek parti dönemindeki bir yaklaşımı gündeme getirdiler. Kürtçe ezan okuyorlar. Kendilerine göre yeni bir süreç başlatmak istiyorlar. Birkaç kişiyle görüşmeler, şunlar bunlar olduğunda da kimisi bunu inkar ediyor, ama bizzat il başkanı da bunu sesli kayda da girdiği için onu inkar etmek durumunda kalmıyor. Temenni ederim ki bu ders olur ve bunu daha ileri taşıma gibi bir konuma gelmezler. Çünkü ezan evrenseldir. Belli bir yerde farklı bir dil... Böyle bir şey yok. Türkiye'de de, Malezya'da da, Endonezya'da da, Suud'da da aynen okunur. Ve hiçbir dil noktasında bir sorun olmaz. İngiltere'de de belli bir yerde sesli okunuyorsa ki birçok yerde bunlar yasak tabi, okunduğunda anlarsın. İç ezan olarak içerde bir yerlerde okunur, Almanya'da da içerde okunan yerlerde ezanımız aynı okunur, Almanca okunmaz.

Türkiye'de kalkıp aynen o tek partili dönemdeki zulmü bize yaşatmak isteyenlere 12 Haziran'da benim Kürt kardeşlerim gereken dersi versin. Ezanıyla oynayanlara, bu işin istismar siyasetini yapanlara gereken dersi versin. Ben bunu Kürt kardeşlerimden özellikle istiyorum. Bekliyorum da bunu.'' 

''İNTİBAK YASASINI ÇÖZÜME KAVUŞTURACAĞIZ''

''İntibak yasası projeleriniz arasında var mı?'' sorusu üzerine Başbakan Erdoğan, intibak yasası konusunda çalışmaların sürdüğünü bildirdi. Seçimden sonra yeni kabinede bu işi hızlandırıp intibak yasasını çıkaracaklarını belirten Erdoğan, bu işin maliyetinin küçük bir rakam olmadığını, üzerinde çalışmalar yapıldıktan sonra mali noktada getireceği külfetin hesaplanacağını söyledi.

Muhalefet partilerinin ''intibak yasasını çıkartacağım'' dediğini hatırlatan Erdoğan, ''Sorun, bunun getireceği maliyet nedir bunu bilmez. Biz sırtımızda yumurta küfesi taşıyoruz. Onu bildiğimiz için onun üzerinde çalışmaları yapıp, ondan sonra adım atacağız'' dedi.

''Nemalar'' adı altında işçi ve memurdan yıllarca paralar kesildiğini, bunda CHP'nin, MHP'nin günahı olduğunu ifade eden Erdoğan, 13,5 katrilyonun kendileri tarafından ödendiğini kaydetti. Erdoğan, ''konut edindirme yardımı'' adı altında da paralar toplandığını, evraklarını ibraz edenlere kendilerinin şu ana kadar 3 katrilyon TL para ödediklerini dile getirdi.

Erdoğan, intibak yasası konusunu süratle çözüme kavuşturacaklarını, çalışmaların sürdüğünü bildirdi.

''PROJELERİMİZDE İNSAN VAR''

''Muhalefet, hazırladığınız projelere 'bunun içinde insan yok' tepkisi veriyor. Açıkladığınız projelerde insan yok mu?'' sorusu üzerine Erdoğan, Kanal İstanbul Projesi'nin yapımında on binlerce insanın çalışacağını, proje bittikten sonra da kanalın işletilmesinde, çevresindeki fuar ve alışveriş merkezlerinde, rezidanslarda, konutlarda on binlerce insanın istihdam edileceğini söyledi.

Bütün projelerin insana yönelik olduğunu, Marmaray'ın yapımında da binlerce insanın çalıştığını belirten Erdoğan, ''Bittikten sonra insanlara hizmet verecek, bundan insanlar istifade edecek. Neresinde insan yok?'' diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun ''ücretsiz dağıtılan kitaplar için katkı payı alınıyor'' dediğini hatırlatan Erdoğan, ''Dürüst ol, çık bana bir tanesini ispat et. Daha bugüne kadar bana böyle bir şikayet dahi gelmedi. Çünkü biz bu kitapları kendimiz bizzat sıraların üzerine koyuyoruz. Böyle de yalan olmaz, insaf. Ondan sonra da 'ben dürüst konuşurum' diyor. Nerede dürüst konuşuyorsun? İşte yalanın ortada. Kim kılavuzudur bilemem'' dedi.

Türkiye'de akıllı tahta kullanımının başlayacağını, öğrencilere bilgisayar donanımlı, internet bağlı elektronik kitapların ücretsiz verileceğini ifade eden Erdoğan, elektronik kitapları zengin, fakir ayrımı yapmaksızın ücretsiz vereceklerini söyledi.

Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

''12 Haziran seçiminin öncelikle yeni anayasa, ileri demokrasi, temel hak ve özgürlükler noktasında bir sıçrama olabilmesi için AK Parti'nin 367'nin üzerinde bir parlamenterle Millet Meclisine gelmesi lazım. Şunu hiç kimse aklından çıkarmasın; biz kolektif akılla hareket ederiz. Parlamento içerisinde grubu bulunan partilerle, parlamento dışındaki partilerle, STK'larla şu ana kadar hazırlanmış birçok anayasa taslakları var. Bunları da gündeme almak suretiyle, eğer parlamentoda bir anayasa uzlaşma komisyonu kurabilirsek onlarla beraber bu işi yürütürüz ve Türkiye'de en doğudan en batıya, en kuzeyden en güneye bütün vatandaşımın 'işte bu benim anayasam' diyeceği, çiftçisinden köylüsüne, memuruna, işçisine, aklınıza kim gelirse emeklisine kadar kendisini görebileceği bir anayasayla geleceğe yürümek istiyoruz. Ve 12 Haziran'ın ülkemiz milletimiz ve tüm demokrasi bağlılarının, demokratik, laik, sosyal hukuk devleti için geleceğimize yeni bir milat olmasını temenni ediyorum.''

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Bundan sonra sözleşmeli öğretmen alımını kaldırıyoruz. Sözleşmeli değil, öğretmenleri bundan böyle kadrolu olarak alacağız'' dedi.

Erdoğan, bir gazetecinin, ''askeri vesayet'' ve Genelkurmay'ın Milli Savunma Bakanlığına bağlanmasıyla ilgili sorusu üzerine, Genelkurmay Başkanlığının Milli Savunma Bakanlığına bağlanmasına yönelik bir hedefinin ve önceliğinin olmadığını, ''bu olabilir'' şeklinde ifade kullandığını, bugün saat 11.00'de yeni bir hükümet yapısı açıklayacaklarını, hangi birimlerin nerelere bağlı olacağını söyleyeceklerini kaydetti.

Medyanın darbe olayını gündemden düşürmesi gerektiğini, çünkü gündemde kaldığı sürece konuşulduğunu belirten Erdoğan, buna hiç gerek olmadığını, yargının da gerekli adımları attığını anlattı.

Erdoğan, kurumlar arasında bir çatışmaya da fırsat vermemek gerektiğini vurgulayarak, Silahlı Kuvvetlerin de öz güvenini kaybedecek hale gelmesine de fırsat verilmemesi gerektiğini kaydetti.

''Silahlı Kuvvetlerimiz ne kadar öz güveni koruyabilir, ne kadar bu noktada sağlam olursa bu ülkede, bizim de bakışımız dışa karşı değişecektir'' diyen Erdoğan, darbe konusunu gündemden düşürmenin faydası olacağını söyledi.

Erdoğan, demokrasinin Türkiye'de güçlendiğini, halkın bilinçlendiğini, sorgulayan bir gençlik oluştuğunu belirterek, ''O bakımdan gündemden bunun düşmesinde çok büyük fayda var'' diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun SSK Genel Müdürlüğü yaptığı dönemde yakınlarını işe almasıyla ilgili dava açacağına yönelik bir açıklaması olduğu hatırlatılarak görüşleri sorulan Başbakan Erdoğan, konuyla ilgili bazı belgeler gösterip bunları okudu.

Erdoğan, Kılıçdaroğlu'ndan yapılan atamaların listesini açıklamasını istediklerini belirterek, ''Dert başka. Kadrolaşma. Bunların içinde ne yazık ki terör örgütünden, terör cezasından gelenler dahi var'' dedi.

Kılıçdaroğlu'nun SSK'yı yönetemediğini öne süren Erdoğan, kurumu da batırdığını söyledi.

Sağlık alanında yapılan hizmetten söz eden Erdoğan, ''Benim halkım, benim milletim hizmet siyasetine mi oy verecek, eser siyasetine mi oy verecek, yoksa istismar siyasetine, yalana, dolanı mi oy verecek? İşte 12 Haziran bir yandan da bunun tespiti oluyor. Nereye oy verecek. Eğer hizmet siyasetine, eser siyasetine oy verecekse biz eserlerimizle, hizmetimizle ortadayız. Ama beyefendi 8 yıllık SSK genel müdürlüğüyle ortada'' diye konuştu.

SÖZLEŞMELİ ÇALIŞANLAR

Sözleşmeli çalışanlarla ilgili bir soru üzerine de Erdoğan şöyle konuştu:

''Bu 4/B kadrosunda olanlarla ilgili ki bunun içinde öğretmenler ağırlıktadır. İkinci sırada özellikle sağlık personeli var. Bunun dışında mühendisler... 4/B'li olanlar yaklaşık 205 bin küsur. Şu anda onlarla ilgili kanun hükmündeki kararnameyi çıkardık ve Resmi Gazete'de yayımlandı. Onların işi hallolmuştur, bitmiştir. Onlar şu anda belli prosedür içerisinde, bağlı oldukları idarede, durumlarına göre onların tayinleri de vesaireleri de her şeyleri de yapılacaktır. Onların tayinleriyle ilgili sorunları da çözülecektir. Çünkü bunlara da belli bir sınır getirdik. Çünkü sözleşmede o sınır adeta yok gibiydi, farklıydı. Burada bir şey de söz konusu. Diyelim ki askerimiz, polisimiz bir Güneydoğu'da gidip hizmet yaptığında eşim de filanca yerde çalışıyor gerekçesini öne sürmüyorsa, gidip orada görevini yapıyorsa yeni dönemdeki olayda da 4/A'ya girdiği anda bu tür şeyleri de onlar taahhüt etmiş oluyorlar. Fakat gidip de orada 6-7 sene bir kalış olmayacak. 3 yıl gidip dönecek. Kendisi tercihlerini yapacak, o tercihlerden birine gitme şansını yakalayacak. Bu artık yürürlüğe girdi. Bu iş bitti.''

Belediyelerde, KİT'lerde olanların durumunun çok farklı olduğunu anlatan Erdoğan, ''Onlar da 107 bin civarında, yanılmıyorsam. O konuyla ilgili yasal düzenleme yapmamız ayrıca gerecek. Üzerinde farklı bir çalışma gerekiyor. Arkadaşlarımıza gerekli talimatı verdik. Şu anda bu çalışmalar yapılıyor, öyle zannediyorum seçimden sonra o sorunu da gidermeye gayret edeceğiz'' dedi.

Öğretmen atamalarındaki durumun sorulması üzerine ise Erdoğan, öğretmen atamalarında 30 bin atamanın tamamlandığını, 1 Eylül itibariyle toplam 40 bin öğretmenin göreve başlamasının kararlaştırıldığını kaydetti.

Erdoğan, ''Bundan sonra sözleşmeli öğretmen alımını kaldırıyoruz. Sözleşmeli değil, öğretmenleri bundan böyle kadrolu olarak alacağız'' diye konuştu.

BEDELLİ ASKERLİK

Bedelli ve profesyonel askerlikle ilgili soru üzerine de Erdoğan, Türkiye'de bazı şeylerin tartışma konusu yapılarak kurumların yıpratıldığını söyledi.

Erdoğan, 200 bin civarında subay, astsubay kadrosu olduğunu, ayrıca uzman çavuşların da bulunduğunu belirterek, hudut birliklerine yönelik bir adım da attıklarını ve bir süreç başlattıklarını bildirdi.

Profesyonel orduya tam geçiş yaklaşımının da bir anda gerçekleşecek bir şey olmadığını vurgulayan Erdoğan, konuyla ilgili emekli askerlerin ordunun sayısının azaltılabileceği görüşünün de doğru olmadığını ifade etti.

Erdoğan, emekli askerlerin açıklamalarının muvazzaf olanları da rahatsız ettiğini belirterek, ''Biz bunları aramızda konuşuyoruz. Bunlar konuşulmayan şeyler değil. Ama bunun hakikaten zamanlaması çok önemli'' dedi.

Bedelli askerlik konusunda zaman verip veremeyeceğinin sorulması üzerine ise Erdoğan, ''Hayır zaman veremem'' diye konuştu.

Kılıçdaroğlu'nun askerlikle ilgili vaatleri üzerine de konuşan Erdoğan, ''Fakir fukara, onlara da 21 gün diyor. 12 milyon 715 bin yoksul var. Herhalde oradaki hedef kitle olarak orayı görüp oradan da ne kadar oy çekerim diyor. 21 günlük askerlik olunca onların içinde askerlik yapmayanlar da bize gelir. Bu hesaplar yapılıyor. Bunlar çok basit yaklaşımlar.'' diye konuştu.

Erdoğan sözlerini şöyle tamamladı:

''Bunları Genelkurmayımızla ayağımızı yere sağlam basarak, herhangi bir sıkıntıya da mahal vermeden... Burada bizim en çok üzerinde durduğumuz konu şudur; özellikle şehit aileleri. Onlar diyor ki 'Biz enayimiydik. Ben çocuğumu gönderdim. Benim çocuğum öldü, şehit oldu. Şimdi birileri de parası varsa askere gitmeden işi bitirecek. Öbürü de fakir fukaraysa, eee ben de fakir fukaraydım, ben niye 21 gün yapmadım. Benim çocuğum gitti şehit oldu. Peki bunun hesabını tarihe nasıl vereceksiniz?' Şehit anneleri, şehit babaları bu noktada isyan halinde. Bunu da düşünmek zorundasınız. Biz burayı da sorguluyoruz. Nasıl gönülleri de kazanarak, kimseyi rencide etmeden bunu çözeriz. Sıkıntı burada'' (Bugün)

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler