YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
İç tehdit bitecek, EMASYA kalkacak
İç tehdit bitecek, EMASYA kalkacak
01 Şubat 2010 07:23
Erdoğan, demokratikleşmenin önündeki en büyük engeller olarak gösterilen Emasya Protokolü, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ve İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesinin kaldırılacağını açıkladı...

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan TRT-1’de Taha Özhan’ın sunduğu “Enine Boyuna” programında  gazetecilerin sorularını yanıtlarken tarihi açıklamalarda bulundu. Başbakan, “iç tehdit”, EMASYA Protokolü, Milli Güvenlik Strateji Belgesi (MGSB) ve TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesiyle ilgili “Milli birlik ve kardeşlik projesiyle ilgili ve demokratik açılım süreciyle ilgili olarak sorun alanlarını buralardan çıkarmak istiyoruz. Şu anda ekiplerimiz çalışıyor. Yapacağımız toplantıda, bunları ileri süreceğiz ve adımlarını atacağız” cevabını verdi. Erdoğan şunları kaydetti:

• EMASYA Protokolü’nü gündemimizden çıkaracağız. EMASYA Protokolü diye bir şey olamaz, olmayacak. Bu işi bitireceğiz. Zaten bu bir protokol, kanun filan değil.

• Protokolü ortadan kaldıracağız, bunun adımını atacağız. Kısa zamanda bu işi bitireceğiz.

• (Başbakan olunca şahsınızı içeren vatandaş kitlesi izin ‘iç düşman, tehdit’ olarak  yorumlanabilecek MGSB’ni gördünüzde ne hissetiniz sorusuna cevaben) Belge bütünü tüyler ürpertici bir tablo ortaya koydu.

• Siyaset belgesinin aslında kanuni geçerliliği yok, bir genelge. Göreve geldiğimiz dönemdeki siyaset belgesi ile şu andaki siyaset belgesi çok farklı.

ARTIK ASLA İÇ TEHDİT OLMAYACAK

Dosya:http://91.93.103.35/icerik/100131-112440-p7k.jpg
 

• Bu yıl siyaset belgesi yeniden ele alınacak. Ele alırken, endişeleri de  tamamen ortadan kaldırmaya yönelik adımları atmakta hükümetimiz kararlıdır.

• MGK’da tekrar müzakeresini yapacağız. MGK, karar merci eğildir, bize tavsiyede bulunur. 

• Siyaset belgesi ile ilgili eksiklikler üzerinde çalıştık ve 2010 için atacağımız adımda da demokratik sürecin gereği neyse bunu yapacağız.

• Bundan sonra asla iç tehdit olmayacak. Bu tür yapılanmalara müsaade edecek, bu tür zemini oluşturmaya müsaade edecek imkanlara fırsat vermeyecek şekilde bir düzenleme yapılacak.

35. MADDE KONSENSÜSE BAĞLI

• (TSK İç Hizmetler Kanunu’nun 35. maddesi) Konsensüs gerçekleştirildiğinde bu çok kolay yapılabilir. Konsensüs olmadığı zaman faturayı sürekli bir yere keserek bir gerilim politikası oluşturulmaya gayret ediliyor.

• Bütün bunları eğer bir konsensüs içinde yapmak müşterek bir çalışmayla gerçekleştirmek hakikaten olur mu, olur.

• Bu konuda askere özellikle o madde, bu dediğimiz konularda resen harekete geçme müsaadesini zaten vermiyor. 

• Ama oradan o dediğiniz çıkarılmaya gayret ediliyor yani durumdan vazife çıkarma anlayışı oradan kaynaklanıyor.

• Bu bakımdan her an bu gündeme gelebilir ama bu dönemde mi olur, bir sonraki dönemde mi olur bilemiyorum. Bir konsensüsle bu adım atılırsa çok daha sağlıklı bir şekilde böyle bir yasal düzenlemeye gidilebilir.

Eşimin GATA’ya alınmamasını en üst düzeyde ‘Nedir bu?’ diye sordum

Başbakan Erdoğan, eşi Emine Erdoğan’ın GATA’da tedavi gören Nejat Uygur’u ziyaret etmek istediğinde yaşadıkları olayı şöyle anlattı: “Nejat Uygur’un hanımı arıyor ve ‘Ne olur sizinle dışarıda buluşsak, buraya gelmeseniz. Çünkü yetkililer ‘sıkıntı doğabilir, gelmemesi isabetli olur’ diyor. Bunu en üst düzeyde gündeme getirdim. ‘Nedir bu? Ne yaptıklarının farkında mısınız?’ diye sordum. Bunu artık söylemek zorunda kaldım. Benzeri olaylar bu ülkede yaşandı. Peki bunun yapılmasına müsaade eden irade dürüst davrandı diyebilir miyiz, özgürlükçü diyebilir miyiz? Bu sıkıntılar hala var. Sizin Cumhurbaşkanı, Başbakan olmanız vesaire... Burada bir gerilim var. Köşe yazarları bunları yazıyor. Yazıyorsun da bazı gerçekleri gör.

Eğer burada iktidar bazı şeylere sabrediyorsa sadece ülkede bir gerilim olmamasından dolayıdır. Bu tür zihniyetler de bir gecede değişmiyor. Ama bütün mesele hep birlikte bu mücadeleyi vermemiz gerekiyor. Özal’a yapılanlarla, o günkü gazetelere baktığımda aynı şeyler şimdi de yazılıyor. Başlıklarda da köşe yazıları da aynı. Beyefendiler rahatsız oluyor, niye rahatsız oluyorsunuz? Aynı şeyleri o zaman da siz yazdınız. Şimdi inkarcı pozisyonuna düşüyorlar.  

Ne gaz veren ne gaza gelen ne de gaz alan olmam

Başbakan Erdoğan daha önce ifade ettiği “Gaz verilmesin” sözlerine ilişkin bir soru üzerine de belli bir grup medyanın köşe yazarlarının yazdıklarına değinerek, “Bizi merhum Özal’la vuruşturmak suretiyle oradan gaz veriyor’’ diye konuştu. İşin “Madem ki inanmıyorsun Genelkurmay Başkanını görevden alırsın” veya “Alınması gerekenleri alırsın” noktasına getirildiğini dile getiren Erdoğan, “Baykal da söylüyor” yorumu üzerine, şunları kaydetti:

BAYKAL SEN 72 YAŞINDAYSAN...

“Biraz dürüst olacaksın. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne gölge düşürmek veya Silahlı Kuvvetlerimizin bu kadar hassasiyetle korunması gerektiğini bir taraftan ifade edeceksin, bir taraftan da ‘madem güvenmiyorsun görevden alırsın’ diyeceksin. 

 ‘Biz hükümeti tahrik eder gaz verir de acaba böyle bir şey beklentimiz olarak gündeme gelir mi?’ Bir taraftan ‘biz darbelere karşıyız’, ama öbür taraftan ‘acaba nasıl biz bu işi tahrik ederiz’, kendisine göre kurnazlıklar yapıyor. E kusura bakma. Sen 72 yaşında tecrübelerle dolu birisi olabilirsin ama biz de siyasetin içinde doğduk, büyüdük. Böyle bir gaza gelip ülkemizi bir gerilim politikası içerisinde geriye götüremeyiz. Bunlara prim vermeyiz.

KÖŞESİNDE RAHAT RAHAT YAZIYOR

(Darbe söylentileri) Bu ifadeler kullanıla kullanıla meşruiyet kazanıyor. Bunların işaret fişekleri yok mu? Maalesef olmuş. Bazı köşe yazarları ne yazık ki köşelerinden hala gaz vermeye devam ediyorlar. Ben ne gaz veren veya gaza gelen, ne de gaz alan olmak istemiyorum bu noktada. Köşesinde rahat rahat konuşuyor. ‘Özal bile uyguladı, Erdoğan nutuk atıyor’ diyor. Ortada bazı gerçekler var.”

İşte gazcı yazarlar

Başbakan Erdoğan’ın bahsettiği “Gaz veren” yazarlar:

• Yalçın Doğan (Hürriyet, 26 Ocak 2010): ...Özal döneminde tek bir darbe söylentisi yok. Buna karşılık, Özal’ın askerle ilgili iki ciddi tasarrufu var.  Özal’da nutuklar, tehditler yok. Anında uygulama var. İktidar gücü, demokrasi pratiği.

• Oktay Ekşi (Hürriyet, 26 Ocak 2010): ...Bir bakıyorsunuz, “Biz bunlardan -darbe iddialarına temel teşkil eden konulardan- o zaman da haberdardık” diyor. Ama “Madem haberdardınız, gereğini o zaman neden yapmadınız” sorusunun yanıtını söylemiyor.

• M. Ali Birand (Posta, 23 Ocak 2010): Beklenti Başbakan’ın işi sonuna kadar götürmesi ve önümüzdeki Anayasa değişiklikleri arasına askerin sivil iktidar tarafından denetimini de koymasıdır. Nitekim dünkü konuşması da bu yola gideceğini gösterdi. Dikkatliydi, askere çullanmadı,  CHP ve MHP’yi hedef aldı.  

• Melih Aşık (Milliyet, 28 Ocak 2010): ...Başbakan darbeyi biliyor idiyse neden darbecilerin yargılanması için düğmeye basmadı. Bunun bir darbe planı değil, tatbikat planı olduğunu biliyorsa neden bugün “Bu kirli planlar lanetlidir” yollu ucu TSK’ya uzanan suçlayıcı demeçler veriyor?

Sivil vesayet değil, yargı vesayeti

• Eğer siz hakikaten siyasi partilere böyle bir hissiyatı vermeye gayret ederseniz. Hele hele bunu Yargıtay Başsavcısı ifade ederse. Burada düşünmemiz gerekir.  Benim böyle bir hissim yok.

• Yargıtay Başsavcısı ortada herhangi bir şey yokken nasıl böyle bir ifadeyi kullanır? Ondan sonra  siyaset yapacaksınız.

• Bu halkın yüzde 47’si sana inanacak.   Ondan sonra acaba biz bu parti üzerinde nasıl bir kapatma davası açar da bununla ilgili böyle bir çalışmanın içerisine gireriz...

• Dava açıldığı zaman ülkede ne olur? Bu filmi tekrar seyretmeye mecbur muyuz? 

•  Yani biz her şeyi bırakacağız, bundan sonra tekrar hissetmeye başlayacağız. Ne hissediyoruz? Böyle şey olur mu? Ondan sonra da ‘sivil vesayet...’ Hani nerede sivil vesayet? Bu sivil vesayeti üzerinde başka bir vesayet var. Ne o? Yargı vesayeti... Türkiye’yi yargı devleti olmaya gayret gösteren   zihniyetle karşı karşıya bırakmak istiyorlar.

• Fazla bir şey kalmadı, 18 ay var. 18 ay sonra halkın hissiyatını çok iyi görecekler. 

411 paranoyası, 367 olayı var

• Seçim süresini 4 yıla indirdik. Bunu yaptığımız için mi biz tek parti diktasını getiriyoruz. Bunun CHP’ye sorulması gerekir. Tek partili dönemin tek temsilcisi onlar.

• Kararlı bir şekilde yaptığımız tüm açılımlarla, yargıçlar yönetimi noktasında çok açık tavrı  almamız gerekiyor. Yoksa hakikaten yargıçların dudakları arasına iş sıkışıp kalırsa durumumuz çok kötü.

• (Anayasa değişikliği)  Sütten ağzımız yandı yoğurdu üfleyerek yeme durumuna geldik. 411 paranoyası var. 367 olayı var. İstiyoruz ki Meclis’te bir konsensüs oluşsun.

• Ortada bir 82 var. Bu 82’nin değişmesinin gereğine Türkiye’nin büyük çoğunluğu ‘evet’ diyor.

• Sivil anayasa talebine halkın kahir ekseriyeti evet diyor. Tamamen bu parlamentoya ait, millete ait bir anayasayı... Tamamını değiştirmeye gerek yok. Bu iddiayı ortaya atanlar da tahrik ediyorlar.

• Bir adım atmak istedik ve 14 Mart olayı (AK Parti hakkında kapatma davasının açıldığı tarih) oldu. Bir yıl kaybettik. 

Seçim yılı 2011

Erken genel seçim tartışmaları konusunda Erdoğan, şunları söyledi: “2011 seçim yılıdır. Seçimin tarihi de temmuz ayının mevsim koşulları sebebiyle belki biraz öncesine alınabilir. Onun dışında bir şey asla düşünülemez. Süresinde biz seçimimizi yapacağız. Yani bu birkaç hafta olur, birkaç gün olur. Bunun dışında bir şey asla söz konusu olamaz. Türkiye buna alışmalıdır. Yani biz 16 ayda bir hükümet değiştiren ilkel bir Türkiye olmamalıyız. Bugüne kadar bu böyle geldi...”

İpekçi’nin kızı bir ışık gördü...

• Abdi İpekçi’nin kızı ‘Babamın faillerinin bulunmasının tam zamanı’ dedi. Bu bir umut ışığı olduğu anlamına geliyor.

• Ergenekon’da olanları biliyorsunuz. Sonraki süreçte ortaya çıkanlar gün yüzü gibi ortada. Bunun ardından daha başka şeylerin gelebileceğini söyledim. Bunlar işaret fişekleri.

• Bir normalleşmeye gidiyorsunuz,   sancılar olacaktır. Bu sancıları yüksek dozda darbe olarak gösterme gayreti içine girenler var.  

Star

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler