YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Hanefi Avcı Kanal A'ya konuştu
Hanefi Avcı Gülen Hareketi ile ne zaman tanıştığını, ne zaman samimi olduğunu, Gülen Hareketi'nin değişen plan ve programlarını, neden F.Gülen'in yurt dışına çıktığını ve paralel yapının hedefinin sadece hükümet değil tüm toplumun olduğunu anlattı.
Hanefi Avcı Kanal A'ya konuştu
16 Temmuz 2014 / 08:50 Güncelleme: 16 Temmuz 2014 / 08:59

Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, Haliçte Yaşayan Simonlar adlı kitabını yayımladıktan sonra Gülen Hareketi'nin tepkisini çekmiş ve paralel yapının hedefi haline gelmişti.

Tahliye olduktan sonra paralel yapının gizli tuzaklarına dair önemli açıklamalarda bulunan Hanefi Avcı Kanal A'da Fatin Dağıstanlı ve Celal Kazdağlı'nın sunduğu 'Türkiye'nin Seçimi' programına katıldı.

Paralel Yapı ile tanışmasının ilkokuldaki köy öğretmenine dayandığını ve samimiyetini polis koleji yıllarında arttırdığını ifade eden Hanefi Avcı şunları söyledi:

Tanışmam eski. Köyümüzdeki öğretmenim sayesinde tanıdım. O zaman ayrışma yoktu. Nur öğrencileri olarak biliniyorlardı. Ankara'da kolejde okuduğum zamanlarda da tanıştım. Yakınlık oldu. Daha sonra emniyet teşkilatı içerisindeki o insanlarla yakın olanlarla dostluğum sayesinde bu biraz ilerledi.

Hayatınızda hiç F.Gülen'ciyim dediğiniz zaman oldu mu?

Ben genel olarak -cıyım, -cuyum, -caycıyım tipte şeyleri sevmem. Ama o insanlara yakınlık duyduğum, eğitim sahasında yaptıklarını beğendiğim zamanlarda çevreme lansettiğim birçok dönem olmuştur. Özellikle 2009 yılına kadar eğitim ve gençlik sahasında yaptıklarını beğendiğim dönemler olmuştu.

Meslek dönemi ve yaşadığınız toplumsal olaylar çerçevesinde insanlar neden suça itiliyor, neler yaşanıyor, hangi insanlar neler yaşıyorlar bunu daha çok polis görüyor. Çünkü genellikle daha çok polis muhatap oluyor.

Devletin içine bu kadar sızılmış, bu kadar oynanmadığı dönemde Gülen Hareketi'nin gençlik üzerinde, geleceğimiz üzerinde olumlu etkileri olacağını düşünüyorduk.

Peki Gülen Hareketi için 'bunlar bir dini grup cemaat değil de başka bir şey' dediğiniz anın, kırılma noktasının, 'bunlar bir örgüttür' dediğinizin tarihi nedir?

Genellikle her grubun içinde bir dayanışması, örgütlenmesi olacaktır. Bunların Türkiye gibi demokrasi ve hukukun pek yerleşmediği ülkelerde iktidara ve yönetime yaklaşmak ister. Yönetimin nimetlerinden yararlanmak ister veya yönetimin kendisine yapacağı zararlara karşı kendisini korumak ister. Gülen Hareketi'nin faaliyetleri de başta böyle algılanmıştı, ben de böyle algılamıştım.

Ne zaman ki güç ele geçirilmeye başlandı, ne zaman ki devlet kadroları içerisinde güç sahibi olmaya, polis teşkilatı içerisinde, yargı içerisinde veya siyasi erki kullanarak devlet içerisinde güç sahibi olmaya başladılar o zaman ne oldukları da meydana çıkmaya  başladı.

Siz istihbaratçısınız. 1976 yılından bu yana bu örgütle iç içesiniz, evlerinde de kaldınız. 2006'da bunlarına aslında amacı farklı bir örgüt olduğunu anlamak için ki siz F.Gülen Hareketi'ne ilk defa 'örgüt' tanısı koyan kişisiniz, neden bu kadar beklediniz?

İstihbarat küçük şeylerden büyük bütünü görebilmektir. Yani atılan bir slogandan arkadaki grubun yapacağı eylemi önceden kestirebilmektir. Ama şu da var, kimseyi delilsiz suçlamamak gerekir. Kimseyi niyetiyle suçlamak mümkün değildir. Vicdanen herkesin eleştirdiği yön Gülen Hareketi'nin 2003'ten sonraki yönüdür.

80'li yılların başından itibaren soru çalmalar, kendi yandaşlarına vermeler vardı. Sadece bugüne dönük değildi.

Halkın küçük yansıması devlette de vardır. Grupların vs devlette uzantısı vardır. Ama bunu kullanmak, kendi grup düşüncesini, hiyerarşisini, sistemini devlette kullanmakta farklılık var. Burada önemsediğimiz grup olması değil. Elbette gruplar olacak. Ama bu insanlar devletin yasalarını bırakıp kendi kurallarını, kendi grubunun disiplinini, menfaatini uygularsa o zaman suç ve ciddi bir sorun olur.

Gülen Hareketi devasa bir güce erişebileceğini hayal bile etmezdi

Bir de şunu görmek lazım. Ben Gülen Hareketi'nin başlangıçtan beri ülküleri doğrultusunda hareket ettiğini sanmıyorum. Hareket güçlendikçe kendi rotasını çizdi ve şekillendirdi. Böyle bir planı ve programı yoktu.

Yoktan mı çıktı yani?

Hayır vardı ama bu şuna benzer; kazandıkça yatırım yaparsınız. Kazanmanıza bağlı. Tabi ki kendi menfaatine uygun olarak yakınındakileri bir yerlere yerleştirme planı vardı. böyle devasa bir güce sahip olacağını hiç düşünmemişti. Bu güce sahip oldukça, amaçları, hedefleri ve planları değişti. 70'deki Gülen Hareketi'nde böyle bir şey yoktu.

Gülen Hareketi ile büyük bir uyum sağlayabilecek bir iktidarı başa getirdi. İktidarın bütün kadrolarını bu yapı kullanır hale geldi. Bu kadrolara sahip olunca 'devletin tüm kılcal damarlarında ben varım, her şeyi yaparım' dedi. Ondan sonra plan ve programlarını değiştirdi. Daha önceki planları farklıdır.

Daha önceki planları neydi? 90'larda da devleti ele geçirmeyi planladıklarını düşünüyorum.

Bence o hayallerine sığmazdı. Devletten ne kadar fazla faydalanırız düşünceleri vardı. Devlet kadrolarına kendi üyelerini sokmak, kendilerini koruyup kollamak gibi güce erişme hayalleri vardı. Ama bugünkü kadara özellikle 2005'ten sonraki durum kadar bir güce erişebileceklerinden kendilerinin bile hayalleri yoktu. Çünkü bu denli güç kimseye verilmez. Ya bu devletin bir geleneği var, akıl var, mantık var, demokratik rejimin kendisi var, hukuk düzeninin kendisi var. Zaten bu müsaade etmez.

Ama Türkiye'de öyle şartlar oluştu ki başka bir ülkede görülemeyecek biçimde bütün imkanlarla bu harekete teslim olundu.

Bu gücü hangi tarihte ele geçirdi?

Ak Parti iktidarı ile başladı. 2013'lere kadar doruğa ulaştı. Yani bu sürekli bir güçlenme oldu.

Peki 1999'da F.Gülen ABD'ye gitti. Neden gitti? Gidişinde siz bir anlam yüklediniz mi? Lideri yurt dışına gitmiş bir örgüt nasıl oluyor da devlette birden bire hızlanabiliyor?

Ortadaki vaka şuydu. 28 Şubat'ın akabinde gelişen yaşadığı bir soruşturma vardı. Abartılı bir şekilde kendisinin başına başka hukuki sorunlar açılabileceği düşüncesiyle yurt dışına çıkmayı kendisine daha faydalı gördü, daha güvenli gördü diyelim. Niyetini bilmiyorum ama görünüş oydu. Türkiye'de üzerine gelebilecek aktif süreçlerden kurtulmak istedi. Tabi o zaman daha büyük suçlarla suçlandı. Yurt dışına çıkmış olmanın kendisine verdiği büyük avantajlar da vardı. İstediği gibi gizlenebiliyor, istediği gibi inisiyatif kullanabiliyor, Türkiye'deki yasaların kendisine ulaşamayacağı bir imkan yaratıyor. Muhtemelen abartılı bir tehdit algıladılar. Bundan dolayı yut dışına çıktığını düşünüyorum.

Kitabınızda 'içinde bulunduğum taraf' diyorsunuz. Bu taraf hangi taraf? Gülen tarafı değil mi?

Ben orada sadece Gülen tarafını kastetmiyorum. Kendimi konumlandırdığım bir yer, Bu ülkede sağcı, muhafazakar, milliyetçi olarak bilinen ve dini duyguları fazla hassasiyetli olan bir kesim var. Ben kendimi o kesimin insanı gibi görüyorum. Sağ yelpazede konumlandırıyorum kendimi. Orada kastettiğim budur.

"28 Şubat'ta kendilerine zarar gelmesin diye yumuşak tavır aldılar, sert tepki göstermediler"

90'lı yıllarda F.Gülen'in 28 Şubat'ı yapanlara dönük sempati ile vermiş olduğu değerlendirmeler var. Keza Bülent Ecevit ile yakın ilişkisi, dönemin CHP Genel Başkanı, Hikmet Çetin ile olan ilişkisi... Siz Gülen'e yakın bir isim olarak bu tür ilişkilere nasıl bakıyordunuz o dönemde? Bu tür ilişkiler devlete sızmanın, devlette var olmanın bir işareti olarak algılanmaz mı? 1999'da Abdullah Öcalan Türkiye'ye getirildikten sonra Ecevit'in bir telefonuyla gitmesi devletin içine sızmada ilk işaret değil miydi?

28 Şubat döneminde bu insanlar 28 Şubat'a çok karşı çıkmadılar ama 28 Şubat'ın  da mağduruydular. Kendilerine daha büyük bir zarar gelmesin diye şeklen 28 Şubat'a yumuşak görünseler de içlerinde hiçbir zaman 28 Şubat'la barışık yaşamadılar.

O dönemde Zaman Gazetesi'nin değerlendirmeleri ayrıca F.Gülen'in Yalçın Doğan'a verdiği Kanal D'deki röportaj, bir gün sonra Hürriyet'te manşetten çıkan Erbakan'a ve Tansu Çiller'e dönük, 'Bırakın, beceremediniz gidin' manşetleri... Şimdi bunlar o dönemde bir hoca efendiye yakışacak sözler değildi ki. O dönemki milliyetçi, muhafazakar, hatta ötelenmiş, yok kabul edilmiş bir siyasi hareket var orada, Milli Selamet Partisi, Refah Partisi hareketi var. O partinin iktidarına 'beceremediniz artık bırakın' diyen, tıpkı Çevik Bir'le aynı görüşü dile getiren bir F.Gülen nasıl mağdur olabilir ki? Tam tersi o dönemde daha çok kitleselleştiği ve daha çok para bulduğu, ekonomik güç olarak da öne çıktığı bir dönem.

Ben öyle düşünmüyorum. Onlar da mağdurdu ama mağdurlar farklı farklıydı. Erbakan Hoca'nın bir mağduriyeti vardı bir de bunların mağduriyeti vardı. Bu insanlar mağduriyetlerini karşılayan gücü fazla tahrik etmeksizin, ona yakın gözükerek, karşı çıkmayarak atlatmayı düşündüler. Yoksa onlara arka çıktıklarını zannetmiyorum. ama 28 Şubat'ta çok aktif tavır da almadılar. Yumuşak tavır gösterdiler sert tavır göstermediler.

34 yıllık polis mesleğinizde Gülen Hareketi mensubu bir kişiye ayrıcalık tanıdınız mı?

Ben hiç kimseye ayrıcalık tanımadım. Beni Milli İstihbarat da askerin bir kısmı da jandarma da tanır. İsmen tanımayanlar benim faaliyetlerimi bilirler. Çalıştığım yerlerde göre yerlerim de bellidir. Ben sadece insanlara görev noktasında bakarım. Görevini düzgün yapıyorsa benim için iyi insandır. Ben fiilen işini yapan insanım. Yukarıda oturup 'sen yap' demem. Ya benimle beraber yürür ya da yürüyemez ayrılır. Görev noktasında tolerans göstermedim ama vicdan noktasında yakınlık olmuş olabilir.

Gülen Hareketi'nin size hiç yol açtığı oldu mu?

Onlardan 28 Şubat'ta maddi manevi destek gördüm. Beni bir yere getirmeleri söz konusu değildir.

F.Gülen ile hiç yüz yüze görüştünüz mü?

Bir defa karşılaştım. Zamanını tam hatırlamıyorum ama 28 Şubat sonu sıkıntılı bir dönemin yaşandığı bir zamanda, bir dershanenin üst katında görüştük. Bizi buluşturan özel bir şey yoktu. Bir arkadaş beni 'seni birisiyle görüştüreceğim' dedi, aldı götürdü. Ben kiminle görüşeceğimi bilmiyordum. Bu görüşmede de o bize biz de ona teselli verdik. Çay içimlik bir zamandı. Baş başa değildik, özel bir görüşme değildi.

Emniyetin imamlarını tanımam

F.Gülen ile ilişkinizin sıcak olduğu günlerde emniyetin imamları ile görüştünüz mü?

Hiçbirini tanımam. Ben kimseden talimat almadım. Kimse bana talimat veremez. ben devletin kanunlarına ve kurallarına uyarım. Bana kendi amirlerimin haricinde kimse talimat vermedi veremez.

Gülen Hareketi mensupları görünmeyen bağlarla dışarıda birtakım kimseye tabiler

Bir şeyi ayıklamak lazım. Birincisi, devletin hiyerarşisi var, ikincisi bu hiyerarşi içinde gözükmeyen iplerle bağlı olan bazı personeller var. O bazı personellerin de başka adamı var. Burada normal bir sitem yürüyor. Ama bu sistemin içerisinde bulunan Gülen Hareketi mensupları görünmeyen bağlarla dışarıda birtakım kimseye tabiler. Onun tavsiyesi, telkini, talimatına göre hareket ediyorlar.

Çoğunlukla valiler, emniyet müdürleri bunları fak etse bile kim olduklarını bilemezler. O yapılar gizli çalışmaya alışıktırlar. Kendilerini gizlemesini bilirler. Bugün bu insanlar isim söyleyebiliyor. Bugüne kadar bunları bilen var mıdır? Devletten kendisine yönelik tutuklama bekleyen her grup yer altı teşkilatıdır. Bu yer altı teşkilatları aktif eylem yaparlarsa çok çabuk ortaya çıkabilirler. Bu tip eylem yapmayanları fark edemezsiniz. Gülen Hareketi'nin varlığı hep biliniyordu ama aktif çalışmaları gizliydi, kendini gizledi. Çünkü bunlar gizli çalışmaya yeteneklidirler.

Peki Gülen Hareketi ile ilgili devlette ilk raporlar, ilk itirazlar ne zaman başladı?

Devletin bir geleneği var. Kendisine muhalif olan her gurubu gelecekte ne olur ne olmaz diye takip eder. En şiddetli gruplara müdahale eder, diğerleri ile ilgili sadece legal yollarla bilgi toplar. Kendi birimlerine dağıtır. Özellikle AB ile uyum sürecinde Özal'ın getirdiği reformlarla bu biraz yumuşadı. Denildi ki, 'Şiddet eğilimi olmayan gruplar devletin bilgi sahasına çıksın'. Mantıklıydı. O yüzden bugüne göre karar vermemek lazım. Olay ve şartlar kendi dönemine göre değerlendirilmeli.

Bu insanların devlet içine girmeleri, devletin içinde kendi adlarına menfaat sağlamak adına eylemlere girmesi, suç işlemesi benim şahsi kanaatim 2005'tir.

Paralel yapı sadece hükümeti değil tüm toplumu hedef aldı

Birçok yapıyı ele geçirmiş, dinlemeler yapmış, darbe girişiminde bulunulmuş bir yapı ile nasıl mücadele edinilecek?

Toplumdaki genel kanıya göre bu yapının varlığı ve işlediği suçlar tartışmasızdır. Gerçeği görmek lazım. Bu yapı sadece hükümeti hedef alan bir yapı değil, bu yapı tüm toplumu ve kurumlarını hedef alıyor. Kendisine muhalif olan, kendisine boyun eğmeyen, kendisinin hükmedemediği herkes hedefidir. Kendilerini de deklare ediyorlar. Bazı insanlar şunu söylüyor: "Paralel devlet derken gerçek olan hangisi?". Yani hükümetin bağlı olduğu, Gülen Hareketi gerçek de paralel diğeri midir? Asıl çekirdeği onlar işgal ediyorlar. Asıl güç sıkleti onlara yoğunlaşıyor ve güç orada birikiyor. Önemli olan şu, buralara nasıl geldik? Ama buraya geldikten sonra bundan sonrasına bakmak lazım.

Gülen Hareketi de benim polisim, savcım var diyor

Demokratik kuralar yerli yerine oturmazsa herkes iktidara kendi elindeki güce göre sahip olmayı düşünür. İşte asker benim tankım topum var diyor, Gülen Hareketi de benim polisim, savcım var diyor. Sistem hukuka uygun olmazsa herkes bir şey çıkaracak.

Her karşılaşılan olayın bir şoku vardır. O şoku atlattığınız an çalışma başlar. Şu an devlet o şoku atlattı. Yeniden görevlerini konumlandırdı. Şu an buna uygun çalışma başlayacak.

Avukatım Fidel Okan benim duruşmamda, 'Tahliye dilekçelerini Pensilvanya'ya vereceğiz' demişti. Zaman o arkadaşı haklı gösterdi.

İlk defa söylüyorum ki...

İlk defa söylüyorum ki ben bu Gülen Hareketi'nden en çok zarar görenim ve hala zarar görmeye de devam ediyorum. Gerçekten onlar istihbarata yardım ediyorlarsa bile elimizdeki veriler bizim bunu kanıtlamamıza yeterli değil. Devletin elinde buna yönelik gizli bilgileri olabilir ama benim basına yansıyan ipuçlarını değerlendirdiğimde elimizde somut, net bilgi yok.  Bu amaç kötü niyettir, devleti zora sokmaktır.

Çok ağır suç işlediler

Dışişleri Bakanlığı'ndaki dinlemenin sızdırılması çok kötüdür, devlet güvenliği aleyhine yapılmış bir harekettir. Objektif olarak yaptığı hükümeti değil devleti zor durumda bırakmaktır. Bu çok ağır bir suçtur.

 

KANALAHABER.COM/ ÖZEL İÇERİK

halidetonga@kanalahaber.com

02:43
 // OMURİLİK SOĞANI
Fethullahçılar ile ülkücüler devlette kadrolaşan yegane unsurlardır. Peki devlet kim?... Devlet, Chp nin ta kendisidir. Bu devlet tasviye edildi mi?... Sanmıyorum. Ama kafası kesilen tavuk gibi hala koşturuyor. Omurilik soğanı ile yaşıyor bu devlet. Fethullahçıları anladık da, ülkücüleri kim deşifre edecek?...
16 Temmuz 2014 02:43
GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler