20 Ocak 2017 Cuma
  • Altın148,344
  • BIST82.300
  • Dolar3,8298
  • Euro4,0711
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,7171
  • İstanbul4 °C
  • Ankara0 °C
  • İzmir7 °C
  • Konya-3 °C
  • Adana5 °C
  • Antalya6 °C
  • Diyarbakır-2 °C
  • Bursa4 °C
  • Kayseri-4 °C
  • Kocaeli4 °C
  • Şanlıurfa4 °C
  • Gaziantep-3 °C
  • İçel8 °C
ABD GİZLİ BELGESİ VE REİNA SALDIRISI!
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Hakan Fidan Abdülhamid'in izinden gidiyor!
Ülkenin en gözde kurumlarının başında yer alan MİT yakın zamana kadar gerçek manada bir istihbarat kurumu özelliği göstermiyordu.
Hakan Fidan Abdülhamid'in izinden gidiyor!
14 Mart 2014 / 19:23 Güncelleme: 14 Mart 2014 / 19:36

Türkler'de istihbarat çok eski devirlere dayanır. Aslında Türklerin tarih sahnesine çıkışıyla beraber kurulan ilk devlet olan Hunlar'da Mete Han'ın kurduğu askeri sistemin içinde bir haber alma teşkilatına rastlıyoruz. Özellikle Çin akınlarını ve Çin'de hangi olayların vuku bulduğuna dair yazışmaların olduğu Çin kaynaklarında görülmektedir.

İlk istihbarat teşkilatı Abdülmecid döneminde

Daha sonra kurulan tüm Türk devletlerinde bu benzeri örneklemelere rastlamak mümkündür.

Profesyonel manada istihbarat ilk olarak Abdülmecid döneminde görülmektedir. Daha sonra Sultan 2. Abdülhamid'in kurduğu Yıldız Teşkilatı ise döneme damgasını vurur. Yıldız Teşkilatı yurtdışında önemli işlere imza atarken özellikle Ermeni komitacılara karşı büyük başarılar elde eder. Dönemin Yıldız kaynaklarından öğrendiğimize göre; Abdülhamid'e aylık 3000 jurnal gelmektedir.

Yıldız Teşkilatı daha sonra 2. Abdülhamid'in tahttan indirilmesiyle son bulacaktır.

Yıldız Teşkilatına atfedilen büyük çaplı işler

1-    Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde İngiltere Osmanlı topraklarında kültürel ve sportif faaliyetleri bahane ederek istihbarat çalışması yapıyordu dönemin padişahı 2. Abdülhamit'in de buna karşılık aynı yöntemle istihbarat çalışmaları için İngiltere'de Portsmouth Kulübü'nü kurdurdu.

Burada istihbarat sadece adı anılan kulüp ile sınırlı değil, özellikle transferlerde de istihbarat çalışmaları devam etmiştir. Bir futbolcu gittiği takımda da istihbarat çalışmalarını sürdürmüştür. O yüzden Portsmouth, işin görünen yüzüdür.

Portsmouth'un seçilmesinin diğer bir nedeni de, bu şehirde İrlandalılar'ın aktif olmasıdır. İrlandalılar'ın bu şehirde önemli yer tutması da bu konuda etkili olmuştur" ifadelerini kullandı.

2-    İngiltere'nin başına 2 asır bela olan IRA (İrlanda Kurtuluş Örgütü) bizzat Abdülhamid'in destekleriyle kurulmuş ve teşkilatlanmasında büyük emekler harcanmıştır.

Kuşçubaşı Eşref'in Lawrence'a verdiği tarihi cevap

Teşkilat-ı Mahsusa cemiyetinin kritik isimlerinden biri ise Kuşçubaşı Eşref'ti. Gençliğinde Abdülhamit'e muhalif olan bu yüzden Hicaz'a sürgüne gönderilen Kuşçubaşı Eşref ile Abdülhamit'in siyasi çizgisi İngiliz karşıtlığında birleşti.

Abdülhamit Hicaz demiryolunu kendi kaynaklarıyla inşa ederken İngilizler bu yolun Müslümanları birleştireceğinden endişe etti ve bölgede karışıklık çıkarmaya başladı. Birinci Dünya Savaşı'nda bölge cepheye dönüşünce ünlü İngiliz casus Lawrence bölgede çıkarılan karışıklıklarda başrolü oynadı.

İngiltere'ye IRA hamlesi

Kuşçubaşı Eşref bizzat Lawrence ile mücadeleye tutuştu. Teşkilat-e Mahsusa üyesiyken Hayber'de yaralı olarak İngilizlere tutsak oldu. Bu sırada Kuşçubaşı Eşref Lawrence'a tarihe not düşülecek bir cevap verdi:

"Lawrence, kazandığını sanıyorsun. Fakat henüz hiçbir şey bitmedi. Hükümetinin başına öyle sıkıntılar salacağız ki, 2 Asır uğraşsanız bitiremeyeceksiniz." Bazı tarihçilere göre Kuşçubaşı Eşref'in kast ettiği İrlanda bağımsızlık mücadelesinden başka bir şey değildi.

Enver Paşa'nın TEŞKİLÂT-I MAHSÛSA'SI

Ülkemizde, sistemli ve organize nitelikte istihbarat örgütü kurma girişimleri, Osmanlı Devleti'nin son yıllarında başlamıştır. Siyasi birliğin korunması, ayrılıkçı hareketlerin önlenmesi ve özellikle yabancı devletlerin Ortadoğu üzerinde odaklaşan faaliyetlerinin izlenebilmesi için bireysel bazda ve sınırlı nitelikte sürdürülen istihbarat çalışmalarının bir merkezden organize biçimde yürütülmesine ihtiyaç duyulmuş ve 17 Kasım 1913 tarihinde Enver Paşa tarafından TEŞKİLÂT-I MAHSÛSA isimli istihbarat örgütü kurulmuştur. Birinci Dünya Savaşı sırasında askeri ve paramiliter hareketler gerçekleştirerek önemli görevler üstlenen bu örgüt, savaşın sona ermesiyle 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi sonrasında dağılmıştır.

Kurtuluş savasında Karakol Cemiyeti faktörü

Bu gelişmeyi izleyen dönemde, 1918 sonlarında KARAKOL CEMİYETİ isimli yeni bir istihbarat ünitesi kurulmuştur. Bu örgüt, Anadolu'nun işgal edilmesine karşı çeteleri ve halkı silahlandırmış, milli kuvvetlere silah ve malzeme temin etmek suretiyle kurtuluş hareketine önemli hizmetler sağlamıştır. İstanbul'un 16 Mart 1920 tarihinde işgaliyle, mensuplarının tutuklanması üzerine Örgütün faaliyetleri sona ermiştir.

KARAKOL CEMİYETİ'nin dağılmasından sonra ZABİTÂN ve YAVUZ gibi çeşitli istihbarat grupları oluşturulmuş, bunlardan 23 Eylül 1920 tarihinde faaliyete geçen HAMZA GRUBU'nun adı 31 Ağustos 1921 tarihinde FELÂH GRUBU olarak değiştirilmiş, istihbarat grupları Kurtuluş Savaşı sonuna kadar faaliyetlerini sürdürmüşlerdir.

Askeri Polis Teşkilatı

İstihbarat örgütleri arasındaki dağınıklığı gidermek,ordu içerisine sızan düşman casusluk faaliyet ve propagandasına karşı koymak amacıyla 18 Temmuz 1920 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı tarafından ASKERÎ POLİS TEŞKİLÂTI (A.P. veya P.) kurulmuştur. Savaş yıllarında başarılı hizmetler veren örgütün faaliyetlerine 21 Mart 1921 tarihinde son verilmiştir. Askerî Polis Teşkilâtı'nın kapatılmasının istihbarat faaliyetleri açısından kısa bir süre doğurduğu boşluk ise, yine Genelkurmay Başkanlığı tarafından kurulan ve 1 Nisan 1921-22 Haziran 1922 tarihleri arasında Anadolu'nun çeşitli şehirlerinde faaliyet gösteren TEDKİK HEYETİ ÂMİRLİKLERİ vasıtasıyla giderilmiştir.

Fevzi Çakmak'ın MÜSELLÂH MÜDÂFAA-İ MİLLİYE'si

Edinilen tecrübelerin ışığında ve belirlenen yeni hedeflere ulaşılabilmesi amacıyla bu defa Genelkurmay Başkanı Fevzi ÇAKMAK'ın direktifiyle MÜSELLÂH MÜDÂFAA-İ MİLLİYE isimli bir istihbarat grubu kurulmuştur. TBMM Hükümeti, 3 Mayıs 1921 tarihinde kısa adı "M.M." (MİM MİM) olan bu örgüte resmiyet kazandırmıştır.

Tedkik Heyeti Âmirlikleri Anadolu'da faaliyetlerini sürdürürken, "M.M." örgütü asker ve sivil kesimden oluşmuş kadrolarıyla, İstanbul'da büyük bir ajan ve haber ağı kurmayı başarmış, Anadolu'ya silah ve cephane kaçırılması faaliyetlerini organize etmiş, düşman karargahlarına, işbirlikçi gruplara ve yabancı misyona sızarak çok sayıda önemli belge ve bilgiler elde etmiştir. Millî Mücadele sırasında düşman faaliyetlerine karşı oluşturulan çeşitli istihbarat gruplarıyla da işbirliği yapan örgütün faaliyetleri, İstanbul'un kurtuluşundan sonra 5 Ekim 1923'de son bulmuştur.

İstihbarat örgütlerinin kapatılmasından ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurulmasından sonra, 1926 tarihine kadar geçen dönem içinde haber alma çalışmaları, Ordu Müfettişlikleri İstihbarat Şubeleri tarafından yürütülmüştür.

Atatürk'ün meriyle kurulan MİLLÎ EMNİYET HİZMETİ RİYÂSETİ

Daha sonra Atatürk, 1925 yılı sonunda, gelişmiş devletlerdeki istihbarat kuruluşlarına benzer, çağdaş bir örgütün kurulması talimatını vermiştir. Bunun üzerine, Avrupa ülkelerinde eğitilen kadroların da katılımıyla, Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi ÇAKMAK'ın 6 Ocak 1926 tarihli emri doğrultusunda, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk istihbarat kuruluşu olan MİLLÎ EMNİYET HİZMETİ RİYÂSETİ (M.E.H./MAH) kurulmuştur.

Teşkilât, 5 Ocak 1927 tarihinde şeklen İçişleri Bakanlığı'na bağlanmıştır. 6 Ocak 1926 - 5 Ocak 1927 tarihleri arasındaki bir yıllık dönem çalışmaları, dönemin yöneticileri tarafından Riyâset'in kuruluşuna hazırlık dönemi olarak değerlendirilmiş ve bir gün sonraki 6 Ocak 1927 tarihi MAH'ın kuruluş tarihi olarak kabul edilmiştir.

Kuruluşuyla başkanlığına Şükrü Âli ÖGEL'in getirildiği MAH, Millî İstihbarat Teşkilâtı mensupları için bir simge olarak önemini korumakta ve MİT'in tarihi kökleriyle gelecek arasında kuvvetli bir bağ oluşturmaktadır.

MAH özellikle 2. Dünya Savaşı'nda büyük başarılar elde eder. 2. Dünya Savaşı sırasında bütün dünya casuslarıyla mücadele etmek ve onları bertaraf etmekle büyük tecrübe kazanır.

MAH, duyulan ihtiyaçlara bağlı olarak zaman içerisinde bir kaç kez küçük yapısal değişiklikler geçirmiş ve 1965 yılına kadar Türkiye'nin istihbarat faaliyetini başarıyla yürütmüştür.

Devletin millî güvenlik politikasının hazırlanmasıyla ilgili her konuda istihbaratın tek elde toplanabilmesi amacıyla, 22 Temmuz 1965 tarihinde TBMM tarafından 644 sayılı kanun kabul edilmiş ve bu kanun ile kuruluşun adı MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLÂTI (MİT) olarak değiştirilmiştir. Kanun ile MİT'in bir Müsteşar tarafından yönetilmesi ve Müsteşar'ın, kanun ile belirlenen görevlerin yerine getirilmesinde sadece Başbakan'a karşı sorumlu olması öngörülmüştür.

MİT CIA şubesine dönüştürülmüştü

İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarında, 'milli' istihbarattaki Alman egemenliği yerini Amerikan egemenliğine bırakır. Türkiye'nin Amerikan yeni-sömürgesi olmasına paralel olarak, MAH (ve sonra MİT) bir CIA şubesine dönüştürüldü. CIA, MAH'ı yeni baştan organize etti. CIA, MAH'ı yeniden organize etme işine 'kendi kadrolarını' yetiştirerek başlamıştır. 6 kişilik bir ekip ABD'ye eğitime götürülmüş ve MİT'in diğer kadroları da bu 6 kişi tarafından eğitilmiştir. MAH'ın başına Bu 6 kişilik ekipten Behçet Türkmen 1953'te, daha sonra da Fuat Doğu MİT'in başına getirilmiştir.

Maaşlar CIA tarafından ödeniyordu!

MAH'ın bu dönemde "CIA'nın bir şubesi" haline dönüştürülmesi bir benzetme değildir. Fiili bir gerçektir. O kadar ki, güya Türkiye adına(!) istihbarat yapmakla görevli istihbaratçıların maaşlarını dahi CIA ödemektedir. (İstanbul'da MAH elemanlarının maaşları zarf içinde ABD Konsolosluğu'nca ödenmiştir). Türkiye'yi yönetenler, MİT'in başındakiler zaman zaman bu gerçeği itiraf etmişlerdir.

Savaşman MİT'in durumunu anlatıyor

Bu dönemini ise, 1977'de CIA ajanlığı suçlamasıyla (tutuklanan ve kaldığı askeri hapishanede intihar eden!) tasfiye edilen MİT İstihbarat Başkan Yardımcısı Sabahattin Savaşman anlatıyor:

"Teşkilatın kullandığı bütün teknik malzemeler CIA tarafından temin edilmiştir. Birçok personel Amerikalılar tarafından yurtdışındaki kurslarda eğitilmiş, teşkilat binası CIA tarafından kurulmuş, eğitmenleri CIA sağlamıştır.(...) Personel yıllardan beri CIA gibi çalışmakta, Amerikan Servisi hesabına görev almakta, yurtiçi ve yurtdışındaki operasyonlarda ücret kabul etmektedir."

CIA ajanı Philip Agea "CIA Günlerim" adlı kitabında CIA'nın MİT aracılığıyla Türkiye'de nasıl bir faaliyet yürüttüğünü gayet açık anlatıyor: "... CIA uzun yıllardan beri Türk Milli İstihbarat Teşkilatı ile çok yoğun bir işbirliği içindedir. Bu örgütün eğitimi ve donatılmasını CIA sağlar. CIA'nın Türkiye'deki görevi, 'Doğu Bloku ülkelerinin misyon ve operasyonlarını' kontrol etmek... ABD çıkarları için tehlikeli hale gelmelerini önlemektir."

Darbelerin ardında CIA çıkıyor

Daily Telegraph Gazetesi 21 Ocak 1972 tarihli nüshasında CIA'nın marifetlerini sıralarken, 27 Mayıs ve 12 Mart darbelerine de yer veriyordu. "Ordunun girişiminden hemen sonra (12 Mart 1971) Demirel hükümetinin zorunlu istifasında CIA ajanlarının eylemli katkıları..." diye yazıyordu gazete.

MİT, yaklaşık 19 yıl süre ile faaliyetlerini 644 sayılı kanun hükümleri doğrultusunda yürütmüş, ancak süratle değişen ve gelişen koşulların ışığında yeni bir yasal düzenlemeye gidilmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu amaçla, 1 Kasım 1983 tarihinde 2937 sayılı "Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilâtı Kanunu" çıkarılmış olup, kanun 1 Ocak 1984 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Yeniden tam bağımsız MİT kuruluyor

20. yüzyılın sonunda küreselleşen dünyada en önemli küreselleşme aracı internettir . Gelecekte büyük tehlike olabilecek siber saldırılara karşı MİT kendini yeniden dizayn etmiş bu doğrultuda çalışmalarını güncellemiştir.

Abdülhamid'ten sonra MİT Fidan döneminde global kimliğine kavuştu

Abdülhamid'ten bu yana MİT ilk kez uluslararası çapta bir kurum haline yeniden kavuşmuş bir anlamda aslına rücu etmiştir.

MİT müsteşarı Hakan Fidan döneminde yeniden bir yapılanmaya gidilmiş, yakın bir döneme kadar sadece ülke çapında ve Orta Avrupa'da faaliyet alanı olan kurum global bir seviyeye taşınmıştır.

Yeni MİT yasasının önemi

Çıkarılan MİT yasasıyla dünyadaki diğer etkili istihbarat birimleri olan CIA, Mossad, FSB, MI6'nın yetkilerine haiz olmuştur. Böylelikle çalışma alanı tam manasıyla bir istihbarat birimine dönüşmüştür.

Örneğin; CIA, FSB, BND ve Mossad neredeyse sınırsız yetkilerle donatılmış istihbarat örgütleri. Ülke ve devlet menfaatine ya da tehdidine karşı hükümetten her türlü yerkiyi alabiliyor. Türkiye'de ise MİT yakın zamana kadar askeri kökenli kişilerin kontrolünde ve sorumlu olduğu Başbakan'dan bağımsız hareket ediyordu.

İsrail neden Hakan Fidan'dan korktu?

CIA'nın Ankara şubesinden Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsız bir kurumuna dönüşen MİT Abdülhamid'in, Enver Paşa'nın, Kuşçubaşı Eşref'in, Zenci Musa'nın, Hüsnü Bingöl'lerin ruhunda yeniden yapılandı. İsrailli bakan Ehud Barak'ın Hakan Fidan'ı İrancılıkla suçlamasının ve paralel örgütün büyük korkularının tek nedeni MİT'in bağımsız bir yapıya kavuşmasından kaynaklı.

TAKDİRE ŞAYAN
 // nahit yaz
ALLAH YAR VE YARDIMCIN OLSUN KARDEŞİM.
SENİ KALAYI HIFZINDA MUHAFAZA EYLESİN
VE DAHİ ECDADININ DUASINA MAZHAR OLASIN...
15 Mart 2014 Cumartesi 11:54
HITTİN SENDROMU NEDİR?
 // muhafız
acaba İSRAİLİN HITTİN VE HİROŞİMA SENDROMUNUN ne olduğunun kaç kişi biliyor?İSRAİL neden TAYYİP ERDOĞAN ı SELAHADDİN EYYUBİ olarak ALGILIYOR? yoksa yine bir selahaddin eyyubi gibi biri veya birileri gelip tekrar müslüman halkı tek çatı altında toplayarak bunları tekrar ORTADOĞUDAN defetmesindenmi KORKUYORLAR?diğer bir KORKULARIDA 22000km lik bir toprağı olan ülkelerindede acaba HİROŞİMADAKİ FACİANIN kendi ÜLKELERİNDE YAŞANMASI halinde NE OLACAKLARIDIR? bunlara İSRAİLİN BÜYÜK KORKULARI DİYORUZ....
14 Mart 2014 Cuma 21:38
GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler