YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
"Gülen'in tahşiyecileri hedef almasının nedeni..."
Tahşiye Yayınevi'nin ilk sahibi Mehmet Nuri Turan, Gülen'in tahşiyecileri hedef almasının nedeni olarak, kendisini nurcu lanse etmesinden kaynaklandığını belirtti.
"Gülen'in tahşiyecileri hedef almasının nedeni..."
17 Aralık 2014 / 08:13 Güncelleme: 17 Aralık 2014 / 08:20

Kanal A'da yayınlanan ve Fatin Dağıstanlı'nın sunduğu 'Türkiye'nin Seçimi' programının bu haftaki konukları '14 Aralık operasyonu'nu başlatan ilk isim ve davanın gönüllü avukatı Ahmet Sait Öner ve Paralel Operasyon'un başlaması için mahkemeye dilekçe veren Tahşiye Yayınevi'nin ilk sahibi Mehmet Nuri Turan idi.

Fethullah Gülen 6 Nisan 2009 tarihli sohbetinde Tahşiye Örgütü'nden bahsetmesiyle düğmeye basıldığını be iki numaralı sanık olarak 17 ay cezaevinde kalan Turan şöyle konuştu:

Operasyon süreci ve Tahşiyeciler

O akşam ben evdeydim. Gülen o konuşmayı internet sitesi üzerinden yapmıştı. Bizde bu siteyi izlemediğimiz için haberdar olmadık. 8 Nisan günü haberdar olduk. STV bunu Ana Haber Bülteni'nde verdi. Ana Haber Bülteni'ni kaçırdığım için, daha sonra internet üzerinden izledim. Gülen'in o konuşmadaki "Nurları haşiye ediyorlar ifadesi" de bize atfediliyor. Çünkü Nurlara haşiye yapan tek yayınevi Tahşiye Yayınlarıydı. Türkiye'de başka bir yayınevinin böyle bir faaliyeti yok. Ertesi günü neredeyse tüm TV kanalları ve gazeteler bunu haber yaptı. Çünkü konuşmanın başlığı irtica paranoyasıydı. Bir sürü şeyden bahsediyordu. Ama araya böyle bir şey sıkıştırmıştı. Ve herkes Gülen bu konuşmayı neden yaptı diye ifadelerde bulunmaya başladı.

Fakat kendi medya grupları, niçin yaptığını anlamış gibiydiler. Onlar da bizimle ilgili bir takım yazılar yazdılar. Periyodik başlayan bu süreçte Nuh Gönültaş yazdı. Daha sonra ben Nur Camiasının(Risale-i Nur) büyükleri olarak bildiğimiz fakat Fethullah Gülen ile ilişkisi olmayan bir kaç kişi ile görüştüm. İnsanlara gittim dedim ki, 'Bu zat böyle bir konuşma yaptı bizi hedef gösteriyor. Siz buna söyleyin bir düzelteme yapsın." Onlar bana şunu söylediler, Vallahi bizi dinlemiyor. Sözümüz geçmiyor. Çok anlamadılar, çokta inanmadılar. Çünkü, Fethullah Gülen ve onun grubu ile bizi mukayese ettiğiniz zaman, çok büyük bir güç dengesizliği vardı. Birisi bütün Türkiye'de ve dünyada ilgisi olan herkesin tanıdığı bir adam, diğer söz ettiği grup ise Nur Camiası tarafından bilinen bir grup. Eminim ki kendi cemaatinden ilgisi olanların dışında onların bile bilmediği, bir mevzu.

"Fethullah Hocayı mahkemeye vermek istedim"

Sonra ben onlardan bir sonuç alamayınca, sonraki iki üç gün içerisinde Tek Türkiye diye bir dizileri vardı bunların. O dizide karanlık kurul mu karanlık oda mı diye bir sahne var. Emir veren konumundaki kişi diyor ki, "Tahşiye isminde bir örgüt kurun bazı evlere bomba bırakın, adına da tahşiyeciler deyin" gibi ifadeler geçti.  Ben bunun üzerine o cemaate mensup birkaç kişinin yanına gittim. Dedim ki, "Bakın hocanız böyle bir konuşma yapıyor. Ben medyaya çıkmak istemiyorum.

Müslüman kimliği ile bilinen insanların boğuşması medya aracılığıyla hoş değil, şık değil. Bu konuşmasını bir şekilde düzeltsin" dedim. Benim konuştuğum arkadaşlar meseleyi anlamamışlardı. Sonra bu arkadaşlar bana döndüler ve dediler ki, "Biz ağabeylerle görüştük dediler ki müsterih olsun." Ben de doğru söylemediklerini düşündüğüm için teşekkür edip çıktım.

Daha sonra ben Fethullah hocayı mahkemeye vermek istedim. Fethullah Gülen'i, STV'yi ve dizinin yapımcılarını. Bizi hedef gösteriyorlar diye. Benden o dönemde içeriye alınacağıma dair bir beklenti başlamıştı. Bunu çevremle de paylaşmıştım. Çünkü ben Fethullah Gülen'in konuşmasında bahsettiği konunun emir telakki edildiğini ve onun gereğinin yapıldığının farkındaydım. Burada tahşiye ve haşiye yapmaktan bahsederken, o arkadaşlar bana dediler ki, 'tesadüfendir.' Dedim ki Türkçede, Arapçada, Farsçada kelime kıtlığı mı vardı tahşiyeyi seçti!

Madem tesadüfen kullandı bende bu durumu size ilettim. Siz ilettiniz iletmediniz bilmiyorum bunu düzeltseydi. Yanlış anlaşılmanın önüne geçseydi. Demediğine göre bunda bir tesadüf yok. Yine o dizinin 66. bölümünde karanlık kurul denilen sahnede yönetici şahıs, "Geçenlerde söylediğimiz tahşiye örgütü deşifre oldu. Şimdi de rahle olarak bir örgüt kurun." İşte ben bu durumdan kaynaklı dava açmak istedim ve bununla ilgili gönül bağım olan Mehmet Doğan(Dava'nın 1 numaralı sanığı Paralel yapıya göre Türkiye'de ki El-Kaide yapılanmasının başında olan isim) hocaya bildirdim. Dedim ki ben bu adamı mahkemeye vereceğim. O dedi ki bana bir hocayı mahkemeye vermek şık değildir sana yakışmaz ayıp olur dedi. Ben de vermedim. Keşke verseydim.

Gülen'in konuşmasından sadece 18 gün sonra rapor yazılmış

Daha sonra tüm bunlar olurken, 24 Nisan tarihinde İstanbul Emniyeti İstihbarat Şube Müdürü, Ali  Fuat Yılmazer, Emniyet Genel Müdürlüğü'ne ya da İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne tam hatırlamıyorum bir rapor yazıyor. O raporda akla hayale gelmeyecek saçma sapan ithamları var. O raporda bizim Hizbullah, El-Kaide ve İBDA-C' yi desteklediğimizi söylüyor. Şimdi üç tane birbirinden farklı birbirinden alakasız örgütten bahsediliyor.

 

Ali Fuat Yılmazer kafasına göre bir örgüt şeması oluşturmuş

Bu raporda 20 kişilik bir isim listesi var. İkinci bir itham bizim silahlı eylemleri meşru gördüğümüz, desteklediğimiz, bir takım cemaatlerin liderlerine suikast düzenleyebileceğimiz gibi bir takım akla hayale insafa sığmayacak ithamlarda bulunuyor. Ve o raporda herkese kafasına göre bir konum biçip, örgüt şeması oluşturuyor. Bu arada bu 20 kişilik liste içerisinde 6 ya da 7 kişi için hiçbir işlem yapılmadı. Yani dinlemeler falan yapılmış ama onların hakkında bir dava açılmadı.

Gülen o konuşmayı sözde tahşiyecileri korumak için yapmış

Daha sonra 6 Mayıs 2009 tarihinde Savcı Kadir Altınışık, mahkemeye müracaat ederek, bizler hakkında teknik takip ve dinleme kararı aldırıyor. Soruşturma bizim ticari ilişkilerden, akraba ilişkilerinden kaynaklı telefonlar dinlendiği için yayılıyor. Soruşturmada ben yanlış hatırlamıyorsam, 156 kişi dinlenmişti. Bu 156 kişiden 122 kişiye operasyon yapıldı. O ara Mayıs ayının ortasında, benim 1992'den beri tanıdığım, gazeteci olan ve görünürde de Gülen hareketi ile hiçbir ilişkisi olmayan bu şahıs beni aradı ve görüşmek istediğini söyledi. Bende olur dedim. Bana direk dedi ki hoca efendinin sana selamı var. Bende aleyküm selam hangi hoca efendi dedim? Gülen'den bahsettiğini anlamadım zaten. Tekrar sordum hangi hoca dedim? Fethullah Gülen dedi. Dedim sen mi görüştün? Hayır dedi. "Ağabeylerle haber göndermiş. Sen bu konuşmadan dolayı çok üzülmüşsün, teessüflerini belirtmişsin, senin üzülmene de hoca efendi çok üzülmüş.

Demiş ki müsterih olsun biz onları korumak için bu konuşmayı yaptık." Dedim ki bizi neden, bizi kimden koruyor? Bizi korumak bir hocanın işi midir? Dedi ki, "Hoca efendinin çevresi çok geniş ona her yerden haberler geliyor. Hatta geçmiş yıllarda sana bir suikast yapılacakmış, hoca efendinin haberi olmuş önlem aldırmış." Bu adamın iddiası bu yöndeydi. Bu adamın ismi ise Fahri Sarrafoğlu. Bu operasyonda göz altına alındı, Şu anda göz altında mı, serbest mi bilmiyorum.

Mehmet Doğan hocam 2009'un ilk aylarında ameliyat olmuştu. Yine aynı kişi dedi ki, "Mehmet Doğan hocam da ameliyat olduğu zaman ki bu adam onun ameliyat olduğunu da bilmiyordu. Çünkü uzun zamandır görüşmüyorduk. Bu arkadaş bana Mehmet Doğan hocanın ameliyat olduğu zaman hastanede ona da bir suikast yapılacağını ancak Gülen'in bunu da engellediğini söyledi. Ona döndüm dedim ki, "Fahri senin aklın başında mı? Böyle şeyleri devlet yapar, devlet gönderir, el atar. Eğer böyle bir şey varsa Türkiye Cumhuriyeti istihbaratı bizi neden uyarmıyor? Senin anlattığın şeyler hayali şeylerdir. Sen meseleye gel bırak Fethullah Gülen'i. Bana dedi ki, "Ağabeyler diyor ki, onların gittiği yol yol değil." Yanlış dediği şey ise inanç, itikat ve amel noktasında ona karşı çıkan kitaplarımızdı.

Fethullah Gülen'in İslam anlayışı ile Türkiye'deki diğer bütün İslami cemaatlerin bir anlayış farklılığı vardı. Bunun temelinde itikadı ve fıkhı meseleler vardı, itikadı meselelerin başında dinler arası diyalog geliyor. Fethullah Gülen, dinler arası diyalog misyonunun bir parçasıydı. Kendisi bunu Papa'ya verdiği mektupta da böyle ifade ediyor.

Fethullah Gülen'in tahşiyecileri hedef almasının nedeni...

Hiçbir İslam alimi tek başına İslamı temsil etme yetkisine haiz değil. Böyle bir şey yok. Bizde buna karşı kitaplar neşretmeye başladık. Rumuz-ul Kur'an serisi diye. Bu kitaplar tefsirdir. Bu tefsirlerde dinler arası diyalogun olamayacağını belirttik. İkincisi tesettür meselesiydi. Üçüncüsü ise zekat meselesi idi. Biliyorsunuz bu cemaat burs adı altında himmet adı altında zekat ve fitre topluyordu. Bu zekat ve fitrelerle gazete kuruluyordu, okul yapılıyordu yurt yapılıyordu. Dördüncü mesele ise cihat meselesi idi. Gülen'e göre maddi cihat bitmiş ve manevi cihat başlamıştı. Ancak biz kıyamete kadar maddi cihadın süreceğini ancak sokak olayları, anarşi gibi şeylerin cihattan sayılamayacağını izah ettik. Eğer ki maddi cihat bitti derseniz, Filistin gibi işgale uğrayan topraklara haksızlık etmiş olursunuz" Biz bunları yazdığımız için Fethullah Gülen rahatsız oldu.

Fethullah Gülen'in bizi hedef almasının nedeni kendini nurcu lanse etmesidir

Gülen tarafından hedef alınmamızın tek sebebi Nurcu olmamız ve kendisini Nurcu lanse eden Gülen'e cevap vermemizdir. Biz bunları yazdığımız zaman insanlar sordu, "Sizde nurcusunuz oda nurcu. Nasıl oluyor?" Bizde dedik o Nurculuğu istismar ediyor.

Tahşiye ismi ticari isim olduğu için örgüt adını değiştirmişler

Gülen bu konuşmayı yaptıktan sonra Emniyet Radikal Tahşiyeciler diye bir soruşturma adı başlattı. Ancak sanıyorum daha sonra fark edildi ki yahşiye ticari bir isimdir örgüt ismi olmaz. Bundan sonra isim değiştirilerek, Radikal Mehmet Doğan örgütü oluyor. Daha sonra en son örgütün adı El Kaide yanlısı Radikal Mehmet Doğan örgütü olarak değiştirildi.

İhbar mektubunu memur yazmış

Bir de bakıyorlar ki ortada şikayet yok, ihbar yok, davacı yok yarın birisi sorsa siz bu soruşturmayı neden başlattınız?

Bunun üzerine dokuzuncu ayda bir ihbar mektubu yazılıyor. Bu ihbar mektubunda üç kişinin üzerinde duruluyor. Birisi Mehmet Doğan hocam diğeri ben, bir de Hüseyin Büyükfırat isminde Azerbaycanlı bir iş adamı yer alıyor. İhbar mektubu sayın müdürüm diye başlıyor. Dünyada hiç bir yerde müdürüm diye ihbar mektubu yazılmaz. Bunu sadece bir memur yapar.

Bizi evden almaya özel tim ile geldiler

Bizi göz altına almaya geldiklerinde sabah namazı vaktiydi. Öyle kapımıza üç beş polis ile değil özel tim ile gelmişlerdi. Sanki bir olay olacakmış gibi çatışma çıkacakmış gibi...

Sadece tutuklama süreci değil sonraki süreç de çok garip

"Tutuklama sürecinde yapılan ev araması sonrasındaki savcılık iddianamesi ve mahkeme süreci de tam bir garabet. Mesela polis tutuklama sürecinde ev sahibini oyalayıp ev sahibi orada yokken bir takım poşetler  bulunuyor ve biz bunu bulduk diyerek bombalar bulunuyor.

Aramalarda ise kamera yoktu. Ayrıca bu bombalarda polislerin parmak izi var.

"Dayak yemedik, işkence görmedik ama insani muamele yapılmadı"

Gözaltı sürecinde dayak yemedik, işkence görmedik ancak insani muamele yapılmadı. Ben 30 senedir diyabet hastasıyım. "Sizin verdiğiniz kumanyaları yiyemiyorum, benim sizde param var bana aperatif bir şeyler alın. " dedim ama kabul edilmedi.

Yazar Ümit Şimşek'in deyimiyle '17 Aralık Gülen'in en küçük günahlarındandır'

Biz Gülen'in o zamanlar ne olduğunu biliyorduk, ancak kimse bize inanmamıştı. Gülen'in müthiş bir PR(Halkla İlişkiler) çalışması vardı.

Mehmet Doğan hoca Gülen grubu tarafından hedef alındı. Ancak o bu derece densizlik yapacaklarını beklemiyordu.

Mehmet Doğan hoca 2014'ten itibaren Gülen Hareketi'nin çöküşe geçeceğini söylemiş

Mehmet Doğan Hoca bunu bir habere ya da günlük gelişmelere değil. Bir ayete dayandırarak söylemiştir. Bunu Rumuz-ul Kur'an adlı eserin 4.cildi son sayfasında söylemiştir. Bu kitabın temeli La ilahe İllallah üzerine dayanır.

Önce Metris sonra Tekirdağ 2 no'lu Cezaevi

Mehmet Hoca'nın MS hastası olması nedeni ile Edirne'ye gönderdiler. Onunla birlikte damadı da gitti.

"Cezaevinde 4 gazeteciye mektup yazdım"

Bunlardan  Ebubekir Sifil benim yazdığım mektubu özetleyip köşsesinde yayınladı. Mehmet Şevket Eygi bey ise kimseyi sorumlu tutmadan "Müslüman kardeşini hapse attıran şerefsizdir" başlıklı bir yazı kaleme aldı. Üçüncüsü Ertuğrul Özkök idi diğer kişi ise Abdurrahman Dilipak'tı ikisinden de ses çıkmadı.

"Hüseyin Çapkın'a mektup yazdım"

O dönemde İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın Bey'e durumu anlattığım bir mektup yazdım. Ancak mektup ona ulaştı mı ulaşmadı mı bilmiyorum. Ancak sonra kayıtlara geçtiğini öğrendim.

"17 Aralık Operasyonundan sonra Emniyet'e mail attım"

16 Mayıs 2014 yılında İstanbul Emniyetine mail attım. Emniyet 25 Mayıs 2014'te beni çağırdı. O gün biraz rahatsızdım ifademi verdim. Ancak eksik yerler kaldığını hissettim ve en son 1 ay önce belge ve evraklarımı aldım eksik yerleri tamamladım.

Gazze bombalandığı zaman bu ülkenin sağcısı da solcusu da ağlar ama bunlar ağlamadılar

Gülen'in asıl amacı, Türkiye Müslümanlarını İsrail ve ABD'ye karşı zayıf düşürmektir. Bu ülkede doğan sağcı ve solcu herkes Filistin davasında birlikte savaşmışlardır. Gazze bombalandığında sağcı da solcu da ağlamıştır ama bunlar ağlamadılar.

İsrail'e meşru otorite demek haramdır

İşgal ile toprak kazanmış, ve içinde Müslümanların yaşadığı topraklarda Apartheid rejimi uygulayan bir yapı meşru otorite olamaz.

Vali ve Emniyet Müdürü'nün bu kumpası bilmesi lazımdı

O dönemin Başbakanı çıkıp bir açıklama yaptı ve dedi, ki 'Aldatıldık.' Ancak bürokrasiyi ondan daha iyi bilen Vali ve Emniyet Müdürü'nün bu kumpası önceden deşifre etmesi gerekirdi.

 

KANALAHABER.COM/ÖZEL İÇERİK

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler