YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Gülen sorusuna kızdı!
Gülen sorusuna kızdı!
08 Nisan 2011 07:24
Bülent Arınç Washington'da yaptığı basın toplantısında gündeme ilişkin önemli açıklamalar yaptı... Arınç Başkanlık sistemi ile ilgili konuştu, Fethullah Gülen'le ilgili bir soruya ise kızdı...

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "başkanlık sistemi" konusuyla ilgili olarak, "Ben Meclis Başkanlığı yapmış bir insan olarak, parlamenter demokratik sistemin Türkiye için daha iyi olduğunu söylemiştim, ama bu kanaatim bana ait bir kanaattir. Sonunda Türkiye böyle bir arayışa girecekse yasal prosedür neyi gerektiriyorsa o yapılır" dedi.

Arınç, Washington'daki temaslarının ardından Türkiye'nin Washington Büyükelçiliğinde basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

ABD'nin siyasi, dünyayı ilgilendiren konular, ticaret ve Türkiye ile işbirliği açısından önemli bir ülke olduğunu ifade eden Arınç, özellikle ABD'de 300 bin civarında olduğu belirtilen Türk toplumunun birbiriyle daha iyi dayanışma içinde olması ve daha etkili hale gelmesi açısından da yapılacak çok önemli işler olduğunu düşündüklerini söyledi.

Arınç, bir soru üzerine, resmi temaslar için Washington'da bulunmadıklarını söyledi.

"ABD ziyareti çerçevesinde Fethullah Gülen Hoca ile görüşme imkanınız oldu mu?" sorusunu Arınç, "Hayır, böyle bir temas düşünmedik de olmadı da, niçin sordunuz?" diye yanıtladı. Gazetecinin "seçim döneminin yaklaşması ve Gülen hakkında bugünlerde tartışmaların bulunması nedeniyle soruyu meşru gördüğünü" belirtmesi üzerine Arınç, "CHP heyeti geldiğinde de ona da böyle bir soru sordunuz mu? Daha önce CHP heyeti geldi, merak edip onlara da böyle bir soru sordunuz mu? Washington'a yakın Pennsylvania, acaba ziyaret düşünüyor musunuz diye. Bana soruyorsunuz, bu merak edilecek bir konuysa, Türkiye'den gelen diğer siyasetçilere niye sormadınız diye aklıma geliyor" diye konuştu.

Arınç, gazetecinin "sorunun mahsuru olup olmadığı" yönündeki sorusu üzerine, şunları söyledi:

"Ben size bugün ne yaptığınızı, hangi sokaktan geçtiğinizi veya kiminle görüşüp, çayını içtiğinizi soruyor muyum, sormuyorum. Böyle bir ihtiyaç duymuyorum. Yani temaslarımız size söyledim, bunun dışında bana ayrıca filan kişiyi ziyaret ettiniz mi diye sorarsanız, çok garipsediğimi ifade etmeliyim. Açıklıkla söylüyorum ki programım dışında herhangi bir temas söz konusu değil ama bunu bana niçin sorduğunuzu da az-çok anlayabiliyorum."

Bakan Arınç, daha sonra "Time Square'i niye sormadınız?" diyerek espri yaptı.

"HİÇ BİRİNDEN BASKI ALTINDA OLDUKLARINA DAİR BİR ŞEY GELMEDİ"

Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Arınç, "Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Helene Flautre'ın 'Gülen cemaatinin özellikle basın ve yargı üzerinde çok büyük baskısı var' yönündeki demecine yönelik değerlendirmesini sorulması" üzerine, böyle bir demeçten haberinin olmadığını, ancak iddialı bir konu olduğunu ve üzerinde durmak gerektiğini kaydetti.

Türkiye'de basının şu anda çok güçlü olduğunu ifade eden Arınç, yazılı basında milyonlarca tiraj yapan gazeteler bulunduğunu, radyo-televizyon yayıncılığında da her kanalın izleyici kapasitesine sahip olduğunu ve tüm basın organlarının kendi görüş ve yayın ilkeleri doğrultusunda yayınlarına bugüne kadar devam ettiklerini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Hiçbirinden şunun veya bunun baskısı altında olduklarına dair herhangi birşey söylenmedi. Sadece bazı yayın grubunun patronları, hükümetle aralarında itilaf olduğunu söylediler. Bu da eskiden beri konuşulan Doğan grubu ile hükümet arasında bir baskının ve etkisinin söz konusu olduğudur. Ama o da en azından iki yıldan bu yana konuşulan bir konu değil.

Fethullah Gülen'in ne şekilde basın üzerinde etki kurduğunu AB'de çok önemli görevde olan bir insan, ne kadar böyle bir rahatlıkla söyleyebilir, doğrusu metni görmem lazım. Ama böyle bir endişe varsa, bunu giderici bir çalışma yapılabilir."

BAŞKANLIK SİSTEMİ...

Bülent Arınç, görüşmelerinde, "Türkiye demokrasinin gerilediğine yönelik görüşlerin aktarılıp aktarılmadığına" yönelik soru üzerine, düşünce kuruluşlarından German Marshall Fund'da buna benzer sorular geldiğini bildirerek, "Türkiye'de özellikle son günlerdeki bir Oda TV olayıyla ilgili olarak gözaltına alınan ve tutuklanan ve henüz basılmamış bir kitapla ilgili gelişmelerin ne olduğunu sordular, bu konuda bizden bilgi istediler, biz de kendilerine bilgi sunduk" dedi.

Arınç, "Başkanlık sistemine dair görüşünün sorulması" üzerine, başkanlık, yarı başkanlık, parlamenter demokrasinin de demokrasi içindeki yönetim biçimleri olduğunu ve hepsinin yönetimin daha iyi nasıl olabileceği gayesine yöneldiğini söyledi.

"Türkiye için hangisinin gerekli olduğu konusu tartışılacak bir konuysa, evet bu tabu değildir, bu tartışılabilir" diyen Arınç, bu tartışmaların demokrasi içerisinde, parlamentoyu dışlamadan, Anayasayı gözetmek suretiyle yapılması gerektiğini belirtti.

Arınç, şunları kaydetti:

"Bu, 'Benim canım kahve istiyor' demeye benzemez. Altyapısı olması gereken ve Türkiye'de uzun deneyimlerden sonra niçin böyle bir sistem arayışına girdiğimizi hem hukuken hem siyaseten izah etmeyi gerektirecek bir düşüncedir. Sayın Başbakan, 'Başkanlık sistemi olabilir' diyor, bir kısmı 'Hayır olmayabilir, bu sistem daha iyi' diyor, bir kısmı Fransa'daki sistemi çok daha iyi ve mantıklı buluyor. Bunların hepsine saygı göstermek lazım, ama bu bugünden yarına Türkiye şu sisteme geçecektir anlamında değildir."

Türkiye'de düşünce ve fikir özgürlüğü içerisinde her konunun tartışılabileceğini ifade eden Arınç, "Ben Meclis Başkanlığı yapmış bir insan olarak parlamenter demokratik sistemin Türkiye için daha iyi olduğunu söylemiştim, ama bu kanaatim bana ait bir kanaattir. Farklı da olabilir, onlara da saygı gösterilir. Sonunda Türkiye böyle bir arayışa girecekse yasal prosedür neyi gerektiriyorsa o yapılır" diye konuştu.

DEĞİŞİM BARIŞÇIL YÖNTEMLERLE OLMALI"

Bakan Arınç, "ABD'nin Ortadoğu'ya yönelik stratejisini nasıl bulduğuna" yönelik soru üzerine, bu konuda yorumda bulunmasının doğru olmayacağını ifade etti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Barack Obama'nın her konu öncesi ve sonrasında temas halinde olduğunu ve iki liderin düşüncelerinin çoğu zaman örtüştüğünü bildiren Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ama ABD farklı bir ülkedir, siyaseti, yöntemi farklı olabilir. Türkiye, aynı coğrafyada yaşadığı, çok iyi tanıdığı ülkelerin haklarına karşı farklı bir pencereden bakıyor olabilir. Bizim bu konulardaki en önemli prensibimiz, bu ülkelerdeki değişimin gerekli olduğuna biz de inanıyoruz, ancak bu değişimin mutlaka barışçı yöntemlerle halkın malına ve canına zarar vermeden, ülkenin birliği ve bütünlüğü bozulmadan gerçekleşmesini istiyoruz. Bizim bir taraftan halka, bir taraftan da yönetimlere verdiğimiz mesaj budur."

Bülent Arınç, Başbakan Erdoğan'ın Mısır halkı ve Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'e yönelik mesajını hatırlatarak, Ortadoğu halklarının her zaman Türkiye'nin "dostu, kardeşi olduğunu ve tarih ve kültürden gelen bağlar bulunduğunu" söyledi. Yönetimlerin, daha demokratik ve özgürlükçü yönteme başvurması ve reformları yapması, gerekiyorsa yönetimin başındakilerin değişmesi gerektiğini belirten Arınç, ancak tüm bunların halka baskı yapmadan, ülkeye zarar vermeden gerçekleşmesi gerektiğini vurguladı.

"TUTUKLAMALAR İSTİSNAİDİR, SERBEST OLMAK KURALDIR"

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, gazetecilerin tutuklanmasıyla ilgili olarak herkesin "Yargıya ne oluyor?'' demek dışında başka bir hakkı bulunmadığını belirterek, "Biz bu konuyu tamamen yargının sorumluluğu altında görüyoruz. Doğru-yanlış karar verecektir, geç-erken muhakeme yapacaktır, ama bunlar bizim elimizde değil. Bunu konuşurken 'Evet üzüldük' diyoruz, ama 'Yargının işine karışmada bizim imkanımız yok' diyoruz" dedi.

Arınç, Washington'daki temaslarının ardından Türkiye'nin Washington Büyükelçiliğinde basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Arınç, bir gazetecinin sorusunda "AKP" ifadesini kullanması üzerine, "AKP diye bir parti yok, AK Parti veya Adalet ve Kalkınma Partisi var" dedi. Gazetecinin "TDK, kısaltma ifadelerini baş harflere göre yapıyor" sözleri üzerine Arınç, parti tüzüğünde "AK Parti" ifadesinin kısaltma olarak yer aldığını, bu nedenle Türk Dil Kurumu'nun (TDK) değil, partinin tüzüğündeki ifadenin geçerli olduğunu söyledi.

Başbakan Yardımcısı Arınç, gazetecinin "AK Parti" ifadesini de kullanabileceğini söylemesi üzerine, "Çok zor bir şey değil, ne kadar güzel" diye espri yaparak, "Mesela HAS Parti diye bir parti çıktı, hiç kimse HSP demiyor, herkesin hoşuna gitti, HAS Parti diyor. Halbuki Halkın Sesi Partisi'nin sizin dediğiniz kurallara göre, TDK'nın lugatında varsa böyle bir şey HSP olması lazım" diye konuştu.

"KIZACAĞIMIZ BİR TEK YER VAR; 'EY YARGI NİYE BÖYLE BİR ŞEY YAPIYORSUN?"

Bülent Arınç, "Konuşmanızda 'Ergun Poyraz içerde, kitap serbest' dediniz, burada da 'Ahmet Şık içerde, kitap serbest' olabilir miydi?" sorusu üzerine, şunları kaydetti:

"Bütün sorulara mantıklı bir cevap vermek bizim açımızdan kolay, ama böyle hemen içinize sinebilecek noktada görmüyorum meseleyi. Biraz karmaşık görüyorum. Çok basit olarak anlatmamız gerekirse, bu kişilere üzülüp üzülmemek ayrı konu, ben de üzüldüğümü, endişe duyduğumu ifade ediyorum. Ama çıplak gözle baktığımız zaman, Ahmet Şık, Nedim Şener ve arkadaşları, arama yapılıyor, gözaltına alınıyor, tutuklanıyorlar, birkaç tanesi de serbest bırakılıyor. Sonra bu kişinin yazdığı veya yazacağı iddia edilen kitapla ilgili yine yasaklama kararı geliyor, hard disklere el konuluyor, hatta kimin elinde bulunursa o da zapt edilmeli diye sanırım bir karar çıkıyor.

Samimi olarak, bir arkadaşınız olarak söylüyorum, en azından biz birbirimizi anlayalım. Amerikan veya Batı mentalitesiyle olaylara bakıp yaklaşmak belki bir anlaşılmazlık meydana getirebilir, kendi ülkelerinde böyle bir şey yaşanmamış olabilir, hatta böyle birşeyi hayal bile etmemiş olabilirler. Ama bu çıplak gözle baktığımız zaman dediğim gibi bir gerçek var. Şimdi ben desem ki 'Bu çok haksız, kötü, yanlış bir iştir' ve bunu samimiyetle size ifade ediyor olsam, bu ne anlam ifade eder? Siz bana diyebilir misiniz 'Madem yanlıştı, haksızdır, kötüdür, bunu düzeltin'. Bunu derseniz, siz Türkiye'yi bilmiyorsunuz demektir, Türkiye'nin hukuk sistemini bilmiyorsunuz demektir. Samimiyetle ve üzülerek söylüyorum: Şimdi bu meselede hükümeti suçlayacak hangi noktayı bulabiliriz?"

Operasyonda hakim, savcı ve mahkemenin bulunduğunu, hükümetten, yasama organından bir kişinin olayın içinde olmadığını ifade eden Arınç, "Onun için ne kadar kızarsak kızalım, olayı ne kadar yanlış bulursak bulalım, kızacağımız bir tek yer var; 'Ey yargı niye böyle bir şey yapıyorsun?'. Buna da engel var, TCK'da maddeler var" dedi.

"'YARGIYA NE OLUYOR?' DEME HAKKIMIZ VAR AMA BUNDAN BAŞKA HAKKIMIZ YOK"

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu olayla ilgili olarak bana bir sorumluluk düşse, ben bu sorumluluğu karşılarım. Ama ben Ahmet Şık'ı tanımam bile, Nedim Şener'i tanıyorum, ödül de kazanmıştı. Daha evvel Arena programlarında da çokça bir araya geldik, takdir ettiğim bir insandır. Ama bu benim kendisiyle olan tanışmamın bana verdiği bir bilgi, yoksa ben ne yaptığını, ne yazdığını, kimle ne iş çevirdiğini ben bilmem. Hakkında bir iddia varsa ki bunu yargı soruşturacaktır. Herhalde ABD'de de Almanya'da da böyledir. Yani mahkemenin hakimine ve savcısına bir bakanın emir ve talimat verdiği görülmüş müdür bir batı ülkesinde."

Anayasaya göre egemenliği millet adına yasama, yürütme ve yargı organının kullandığını hatırlatan Arınç, şunları söyledi:

"Bugüne kadar şikayet ne idi: Yürütme yargıya müdahale etmesin, yasama yargıya müdahale etmesin. Anayasada öyle bir madde var ki Anayasa Mahkemesi kararları yasama dahil bütün kurum ve kuruluşları bağlar diyor. Mahkemenin kararına herkes uyacak. Şimdi bu olayla ilgili olarak hepimizin 'Yargıya ne oluyor?' deme hakkımız var, ama bundan başka bir hakkımız yok.

Eğer bu olayla ilgili hükümete addedilecek bir şey varsa, lütfen onu söyleyin, burada bilmiyorsam, orada öğreneyim ama biz bu konuyu tamamen yargının sorumluluğu altında görüyoruz. Doğru karar verecektir, yanlış karar verecektir, geç muhakeme yapacaktır, erken muhakeme yapacaktır, ama bunlar bizim elimizde değil. Bunu konuşurken 'Evet üzüldük' diyoruz ama 'Yargının işine karışmada bizim imkanımız yok' diyoruz, 'neticeyi bekleyelim' diyoruz. Şunu bir avukat olarak ben arzu ederim: Tutuklamalar istisnaidir, serbest olmak kuraldır."

"TEKLİF GELDİĞİ ZAMAN OLABİLİR"

"Atfedilen suç ağır bir suç ise atfedilen suç karşısında kişinin kaçma ihtimali varsa veya suçla ilgili deliller henüz toplanmamışsa veya yeni delilleri etkilemeye teşebbüs edeceklerse" o zaman hakime kanunun tutuklama yetkisi verdiğini hatırlatan Bakan Arınç, ancak tutuklamanın ömür boyu devam etmediğini, tahliye talep edilebileceğini, bu konuda da iki defa gelen tahliye talebini mahkemenin oy birliği ile reddettiğini ifade etti.

Arınç, "Bu durumda da bir siyasetçiye, bakana, milletvekiline 'bu işten sen sorumlusun, çaresini bul' deyemezsiniz. Bir tek şey yapılabilir, 'Bunların tutuklanma sebebi artık hukuk dışı olmuştur, yasama organı ceza veya başka kanunlarda değişiklik yapsın, o değişiklikler sonucunda da artık bu tür tutuklamalar, gözaltılar olmasın' belki denebilir. O da yasama organına aittir, böyle bir yetki veya tasarı, teklif geldiği zaman olabilir" diye konuştu.

"TERÖRLE MÜCADELE KANUNU'NDA İSE DEĞİŞİKLİK DÜŞÜNMÜYORUZ"

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Türkiye'de gazetecilerin görevlerini yaparken "suçlanması, ceza alması veya zarar görmesini istemediklerini, bu nedenle Türk Ceza Kanunu'nun bazı maddelerine yönelik düzenlemeye gittiklerini söyledi. Arınç, "TCK'nın 6 maddesindeki değişikliği, son gelişen olaylar karşısında basın mensupları hakkında gelişigüzel dava açılmasın ve en azından verilecek cezalar tecil kapsamı içinde kalsın diye yaptık" dedi.

Terörle Mücadele Kanunu'nda değişiklik düşünmediklerini belirten Arınç, Türkiye'de şu anda 25-26 gazetecinin de Terörle Mücadele Kanuna aykırı eylemleri sebebiyle hükümlü olduğunu kaydetti.

Bakan Arınç, Washington'daki temaslarının ardından Türkiye'nin Washington Büyükelçiliğinde basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

TBMM'de, basın mensuplarına yönelik Türk Ceza Kanunu'nda (TCK) bazı düzenlemeler üzerine çalıştıklarını hatırlatan Arınç, bu düzenlemede, TCK'nın telefon dinlemesi, ortam dinlemesi ve özel hayatının ifşasıyla ilgili 132, 133, 134 maddelerindeki cezaların ağırlaştırıldığını, buna karşın kanunun "yargı görevini yapanı etkileme suçu"yla ilgili 277. madde, "soruşturmanın gizliliğini ihlal suçu" ile ilgili 285. madde ve "adil yargılamayı etkileyeme teşebbüs suçu" ile ilgili 288. maddesinin basın mensupları lehine değiştirildiğini bildirdi.

Bakan Arınç, "TCK'nın bu 6 maddesindeki değişikliği, son gelişen olaylar karşısında basın mensupları hakkında gelişi güzel dava açılmasın ve en azından verilecek cezalar tecil kapsamı içinde kalsın diye yaptık" diye konuştu.

2005 yılında yürürlüğe giren yeni TCK'nın, AB müktesebatına uygun yapıldığını, ancak uygulama sırasında bu konuların biraz farklı olarak karara bağlandığını gördüklerini ifade eden Arınç, "Avukat ve hukukçu olarak söylüyorum: Hakimlerimiz özgürlükçü bir yorumla karar verseler hiç bu maddelere ihtiyaç yok. Ama Ahmet için beraat kararı, Mehmet için mahkumiyete dönüşebiliyor. O zaman suçun unsurlarını muğlak olmaktan çıkarıp çok belirgin hale getirmek istedik" dedi.

"BİR BASIN MENSUBU BANA NE DERSE DESİN 6-7 SENEDİR DAVA AÇMIYORUM"

Bülent Arınç, "bu düzenlemelere yönelik eleştirileri inceleyip incelemediğine" ilişkin soru üzerine şunları kaydetti:

"Ferai Tınç'a da Mehmet Tezkan'a da Sedat Ergin'e de Şamil Tayyar'a da baktım, yazdıklarını ezberledim, kafamda muhakeme ettim. Hepsini dinledim, aynı zamanda basın ve medyanın kuruluşlarından sorumlu bir bakanım. Bu benim ahlaken de sorumluluğum altında olan bir konu. Gerçekten gazeteci arkadaşlarımızın, basın gibi zorlu bir işi yapmaya çalışanların, ne suçlanmasını, ne ceza almasını, ne zarar görmesini isteriz. Emin olun böyle birşey düşünmüyoruz. Bugün piyasada öylesine kitaplar var ve gazetelerde öylesine yazılar yazılıyor ki bunlar bizi üzse bile bunların yasaklanması veya ceza görmesi gibi hiçbir eylemde bulunmuyorum."

TBMM Başkanı iken kendisiyle ilgili çıkan bazı yazılar hakkında davalar açtığını, ama artık bunu yapmadığını belirten Arınç, "Bir basın mensubu bana ne derse desin, üzülsem de kızsam da 6-7 senedir dava açmıyorum, bu da bana verilen bir dersin sonucudur" dedi.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Arınç, "700-1000 civarında yargılama süreci devam eden gazetecilerin bu değişiklikten yararlanıp yararlanmayacağına" yönelik soruyu yanıtlarken, değişikliğin hepsini etkileyeceğini söyledi.

Arınç, ancak bu konuda Terörle Mücadele Kanunu'nda değişikliğin şu anda düşünülmediğini, Türkiye'de şu anda 25-26 gazetecinin de Terörle Mücadele Kanuna aykırı eylemleri sebebiyle hükümlü olduğunu bildirdi.

HABER PORTALLARINA BASIN KARTI...

Bülent Arınç, internet medyacılığına yönelik basın kartları yönetmeliği düzenlemesine hakkındaki soru üzerine, internet medyasının da basın kanunu içine alınmasını taslak haline getirdiklerini, internetteki haber portallarında çalışanları basın mensubu olarak tanımladıklarını ve bu çalışanlara da basın kartı verileceğini söyledi.

Bu konuda kendilerine çok talep geldiğini, ancak bu döneme yetiştirilemediğini ifade eden Arınç, seçimden sonra ilk olarak bu konuyla ilgileneceklerini kaydetti.

Bir soru üzerine, milletvekili adayı olduğunu, ancak bu dönemin son dönemi olacağını belirten Arınç, "Manisa'dan mı aday olacağı" yönündeki soruya, "Ben Manisa olarak biliyorum, ama döndüğümde sürprizle karşılaşabilirim" yanıtını verdi.

"ABD İLE İLİŞKİLER SEYRİNDE"

Bakan Arınç, bir soruyu yanıtlarken, Türkiye ve ABD ilişkilerinin zaman zaman iniş ve çıkışlar olsa da istikrarlı seyir izlediğini ifade etti.

TRT ile ilgili soru üzerine, "TRT'nin yeniden yapılanması sürecinde, aktif yönetimiyle geçmişten bu yana gecikmiş ve ihmal edilmiş hizmetleri gerçekleştirdiğini" belirten Arınç, TRT'nin artık yeni kanal kurmayacağını bidirdi.

Arınç, kurumun daha çok izleyiciye daha beğenilen programlar sunduğunu ifade ederek, "TRT eskiden çok hantal bir yapıya sahipti. Hatta birilerinin tabiriyle 'çiftlik' haline gelmişti, aynı isimle kitabı da yazıldı. Şimdi hepsi çalışıyor, üretiyor, kendini ispatlıyorlar. Çok farklı prodüksiyon ve yapımlarla artık en çok izlenen kanal haline geldiler" dedi.

Ancak özel kanalların dizilerden sağladıkları izlenme oranlarına TRT'nin ulaşamadığını kaydeden Arınç, "Çünkü onlar reytingi ve izlenme oranını esas alarak dizi yapıyorlar. Halkın sevebileceği, beğenebileceği, kızsa bile en çok izleyebileceği diziler yapıyorlar, ama bizim yayın ilkelerimiz var, bu ilkeler doğrultusunda yayın yapıyoruz. Yani milli birlik ve bütünlüğümüz, insanların ahlaki yapısı, aile yapısı önemli. Bu niteliklere dikkat ettiğimiz için belki reytingi daha düşük dizilerimiz var, ama kalite bakımından onların da bir eksiği yok" değerlendirmesinde bulundu.

TRT'nin "geçmişte tamamen protokol haberliğini yaparken şimdi haberde çok iyi noktaya geldiğini" belirten Arınç, BM televizyonu ile TRT arasındaki işbirliğinin de Türkiye ve TRT adına başarı olduğunu söyledi (AA)

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler