YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Gül'den 'dil' uyarısı
'Küresel Politika Forumu'nda konuşan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Yunus Emre'nin sözlerini hatırlattı.
Gül'den 'dil' uyarısı
08 Eylül 2011 / 17:23 Güncelleme: 08 Eylül 2011 / 17:49

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Yunus Emre'nin ''Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı'' sözünü hatırlatarak, kullanılan dilin yapıcı olabileceği kadar yıkıcı da olabileceğine işaret etti. Gül, ''Siyasi aktörler seçtikleri dil vasıtasıyla, ortak bir anlayış oluşturabilecekleri gibi, bölünmenin teşvik edilmesine de hizmet edebilirler. Bu sebeple, insan hakları ve çeşitliliğe saygı duyulmasını savunarak, korkuları bertaraf edecek, ikna edici bir lisan benimsenmesi önemlidir'' dedi.

Cumhurbaşkanı Gül, Rusya'nın Yaroslavl kentinde düzenlenen ''Küresel Politika Forumu''nda yaptığı konuşmada, Avrupa'da ekonominin giderek yaşlanan nüfus nedeniyle yavaşladığını belirterek, Avrupa ekonomisine yeniden canlılık kazandırmak ve refahı sürdürülebilir kılmak için belli derecede göçmene ihtiyaç duyulduğunu hatırlattı.

''Avrupa önümüzdeki dönemde daha fazla farklılık barındırmak durumunda kalacaktır'' diyen Gül, bu yüzden ayırımcılıktan uzak durmak ve farklılıkları kucaklamanın kaçınılmaz olduğunu söyledi.

Kapsayıcılığın demokratik toplumun olmazsa olmaz şartı olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Gül, ''Farklılıklar, dışlama, yok sayma ve kültürel bölünmenin bir mazereti değil, tam tersine demokratik zenginliğin bir göstergesi olarak alınmalıdır'' dedi.

Irkçı ve yabancı düşmanı eğilimleri sorgulama ve öz eleştiriye yönelme cesaretinin gösterilmesi gerektiğine işaret eden Gül, hoşgörü eşiğini yukarıya taşınmanın hedeflenmesinin modern devletin temel şartı olduğunu söyledi.


-YENİ BİR SİYASET DİLİ-


Çok kültürlülük ve dünya barışı bakımından yeni bir diplomasi ve siyaset dili geliştirmenin gereğine de işaret eden Gül, şunları söyledi:

''Zira, bugün kullandığımız diplomasi ve siyaset dili çağımız gelişmelerine, sorunlarına ve açmazlarına cevap vermekte yetersiz kalmakta, hatta bazı durumlarda çatışmayı teşvik etmektedir. Bu dilin yeni, yapıcı, birleştirici, dinamik ve hoşgörülü bir lisanla değiştirilmesi gerekmektedir.

Bir süredir gerek Türkiye içinde, gerek uluslararası platformlarda işaret etmekte olduğum 'yeni bir diplomasi ve siyaset dili' ihtiyacına, son olarak Ocak 2011'de Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisine hitabım sırasında değinmiştim. Orada da ifade ettiğim gibi, diplomatik ve siyasi dilin niteliğinin, sonuçları da belirlediği kanaatindeyim.

Kullandığımız dil, yapıcı da olabilir, yıkıcı da.  Ünlü Türk şairi Yunus Emre'nin de söylediği gibi, 'Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı'.

Siyasi aktörler seçtikleri dil vasıtasıyla, ortak bir anlayış oluşturabilecekleri gibi, bölünmenin teşvik edilmesine de hizmet edebilirler. Bu sebeple, insan hakları ve çeşitliliğe saygı duyulmasını savunarak, korkuları bertaraf edecek, ikna edici bir lisan benimsenmesi önemlidir.''


-''TEK KÜLTÜRLÜ BİR TOPLUM TARİHİN AKIŞINA TERS''-


Dünyanın pek çok ülkesinin tarihi ve doğal nedenlerle, din, dil ve etnik köken bakımından farklı unsurları içinde barındıran yapılar olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Gül, toplumsal çeşitlilik ve çok kültürlülüğün bu ülkelerin yapısal bir özelliği olduğunu belirtti. Cumhurbaşkanı Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bu gerçeğe rağmen, toplumsal çeşitliliği ve çok kültürlülüğü arzu edilmeyen ve terk edilmesi gereken bir politika seçeneğiymiş gibi takdim eden liderlerin bulunması, tehlikeli bir sürece işaret etmektedir. Bu realite ortadayken, tek kültürlü, tek etnikli, tek dinli bir toplum tahayyül etmek, anakronistik bir yaklaşım olup, tarihin akışına terstir.

Bu vesileyle, tüm liderleri bir kere daha toplumsal uyumu teşvik eden bir dil benimsemeye davet ediyorum.

Netice olarak şunu da hatırlatmak isterim ki, tarihte sayısız örneklerinden de görüldüğü üzere, toplumsal ve kültürel çeşitliliği, ulusal birlik ve uyum içinde yaşatabilen ülkeler, her bakımdan tarih sahnesinde öne çıkmışlardır.

Buna karşılık, değişik korkularla, toplumsal ve kültürel çeşitliliği ortadan kaldırmaya veya baskı altına almaya çalışan ülkeler ise, öncelikle beşeri zenginliklerini yitirmişler, bilahare ekonomik ve siyasi güç kaybına uğramışlardır.''

Farklı kültürlerin barış içinde bir arada yaşamasına imkan sağlayan köklü geleneğiyle toplumsal çeşitliliğin en güzel örneklerinden biri olan Rusya'da bu mesajları vermekten memnuniyet duyduğunu aktaran Gül, şöyle devam etti:

''Özellikle değerli dostum sayın Medvedev'in bu doğrultuda gerek Rusya içinde gerek uluslararası alanda gösterdiği samimi çabalar ve liderlik, bizleri gelecek için ümitlendirmekte, cesaretlendirmektedir.

Binlerce yıllık devlet geleneğine, büyük imparatorlukların tecrübe ve mirasına sahip olan Türkiye ve Rusya Federasyonu, küresel düzenin bu parametreler üzerinde şekillenmesine en anlamlı katkıda bulunabilecek ülkelerin başında gelmektedir.

Avrasya coğrafyasının bel kemiğini oluşturan ülkelerimizin, toplumsal çeşitlilik ve modern devlet yolunda atacağı her adım, bizi daha güvenli, daha huzurlu ve daha müreffeh bir dünya idealine yakınlaştıracaktır.''

Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev, forum toplantısının ardından Cumhurbaşkanı Gül onuruna özel bir yemek verdi. Yemeğe, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da katıldı. AA
 

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler