YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Gazeteci-Yazar İbrahim Güçlü'den tarihi açıklama öncesi çarpıcı analiz
Gazeteci-Yazar İbrahim Güçlü'den tarihi açıklama öncesi çarpıcı analiz
21 Mart 2015 05:55
Gazeteci-Yazar İbrahim GüçlüDiyarbakır'da yapılacak Nevruz açıklaması öncesi çözüm sürecini değerlendirdi. Güçlü, "Demokratik toplum kongresi diye bir kongre yok" dedi. Güçlü ayrıca, "Öcalanın politik oyun ve manevra içinde" dedi.

Kanal A'da yayınlanan ve Kanal A Genel Yayın Yönetmeni Alper Tan'ın moderatörlüğünde gerçekleşen 'Sivil Düşünce' programına Gazeteci-Yazar İbrahiç Güçlü katıldı. İbrahim Güçlü, Diyarbakır'da yapılacak Nevruz açıklaması öncesi çözüm süreci, PKK ve Abdullah Öcalan'a ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

İşte Güçlü'nün açıklamasında öne çıkan satır başları:

"PKK sorunu ve Kürt sorunu ayrı iki şey"

"Şimdi kamuoyunun anlaması açısından Celal Bey'den alarak bir şey söylemek istiyorum. Çözüm süreci, Kürt meselesinin çözümü, PKK sorununun çözümü bunlar farklı şeyler. Kürt meselesinin çözümü ile PKK sorunun çözümü bunlar ikisi ayrı şeyler. Baştan beri açık ve net söylüyorum. PKK Kürt halkına rağmen bir silahlı mücadele başlattı. Özellikle de kendi projesi ve kendisi için yaptı. Kendisi derken kendi elitini kastediyorum. Mesela bizde halk içerisinde kime sorarsan, "Biz silahlı mücadele istemiyoruz. Silahlı mücadele bizim hayatımızı tehdit ediyor" diyorlar. "PKK'nın militarist yapısı bizim demokratik ve çoğulcu yapımızı tahrip ediyor. Bu yapı üzerimizde bir tehdittir, vesayettir" diyorlar. Halk PKK'nın silahlı mücadelesini çok anlamlı bulmuyor. Zaten PKK silahlı mücadeleyi başlattığı zaman işin doğrusu Kürtler Türkiye'de PKK dışındaki örgütlerde böyle alel acele, "Biz Türkiye'ye karşı silahlı mücadele verelim" düşüncesinde olmadılar. Şunu dediler, 'Önce biz demokratik yolu çizelim.' Böyle bir süreci benimsedi gerçek siyaset sınıfı. PKK dışındaki siyasetler bunu yaptılar. Fakat 12 Eylül nasıl ki Türkiye'de heterojenleşmeyi ortaya çıkardı. Bütün fikirleri ve siyasal partileri tasfiye etti. Aynı zamanda 12 Eylül Kürdistan'da heterojenleşmeyi PKK eli ile yaptı."

"Demokratik Toplum Kongresi diye bir kongre yok"

"Şimdi öyle bir olay k, PKK'nin bu örgütlü yapısı sorunlu bir yapıdır. Demokratik toplum kongresi diye bir kongre yok. Bu PKK'dır. Bu HDP'dir. Diğer bütün örgütler aynıdırlar. Fakat, sol gelenekten gelen, Stalinist gelenekten gelen, Kemalist gelenekten gelen bir şey var. Biz toplumun bütün hücrelerine hükmetmeliyiz. Yani otoriter sistemlerde kültürel çalışma alanı özerk ve otonom olmaz. Oraya hükmetmeniz lazım. Onun için örgüt kurmanız lazım. Bütün bu örgütler hegemonik alanı genişletme çabası için kurulmuştur. Dolayısıyla PKK'nın içselleştirdiği bir zor var. İnsanlar zaten bundan korkuyor. Mahalle baskısıyla oy vermezsem ne olur? Köyde ben oy vermezsem ne olur? sorusunu akıllarına getiriyorlar ve hayattan tecrit olurum diye düşünüyorlar. İşverenim iş alamam. Avukatım avukatlık yapamam. Doktorum doktorluk yapamam diye düşünüyorlar. Bütün bu gerçekleri bizim işverenlerimiz biliyorlar. Herkes biliyor insanlardan ne kadar fahiş miktarda paralar alındığını. Bunu ben söylemiyorum. İşverenler anlatıyor. Ben demiyorum ki gidip silah dayatıyor. Ama öyle bir mekanizma ki... Bir de devlet var. Bunu size söylemezler ama biz kendi içimizde görürüz. 'Ya zaten bu devlet şiddet yanlısı bir devlettir' anlayışı vardır. Bu devlet zaten adam kaçırır, faili meçhul yapar bunu o yaparsa örgütte yapar anlayışındadırlar.

Silahı Abdullah Öcalan bıraktı gelsin kendisi bıraksın

"Üçüncü göz son günlerde Cemil Bayık'ın dillendirdiği bir şey. O da şudur diyor ki, "ABD olmalıdır üçüncü göz." Ayrıca ondan daha önemli başka bir şey söylüyor. Diyor ki, "Biz silahı bırakmayız."Aslında diyor ki silahı Abdullah Öcalan çıkardı. Gelsin kendisi bıraksın. Ben diyor gerillaları ikna edecek durumda değilim diyor. Bak şimdi yani ben gerillaları ikna edemiyorum. Öcalan orada demeçler veriyor. Biz diyor gerillayı ikna edemiyoruz. Silah bırakmıyor. Öcalan silahlı mücadele görevi verdiğinde yürüten Bayık, 'silahı bırak' deyince yürütmüyor. Kendine gerekçe yaratıyor."

"Taraflarda sorun var: Devlet Kürtlerle çözeceği mesele de PKK'yı merkeze alıyor"

"Örneğin Kürdistan'a gidelim. Yani Irak Kürdistan'ına. Hiç bir zaman Kürdistan Demokrat Partisi hiç bir zaman Bağdat'taki  bir artisti milletvekili adayı yapmaz. Ya da Bağdat Üniversitesi'ndeki bir öğretim üyesini aday yapmaz. Bizde bir kafa karışıklığı var. Onun için bizde Kürtler olarak bir netliği sağlamamız lazım. HDP açıkça diyor ki ben bir Kürt siyasetçisi değilim. Etnik bir parti değilim. PPK' ya geldiğimiz zaman PKK diyor ki, "Ben Kürt devleti istemiyorum. Ben ulusal bir devlete karşıyım. Ben Güney Kürdistan'ın devlet olmasına da karşıyım." Allah için biz şimdi neyiz? Ne istiyoruz biz? Mesela PKK dese ki bir devlet istiyoruz bu anlaşılabilir. Devlet istemiyorsun. Kürt partisi de değilsin. O zaman ne istiyorsun? Onun için zaten sorun da biraz burada. Ne istediğimizi bilmemekte ya da ne istediğimizi bildiğimiz halde açıkça söylememektendir. Yani gizli ajandamızın olmasındandır. Ben onun için şuna açıkça gelmek istiyorum. Üçüncü göz falan olur mu? Olur dünyada örnekleri var. Bir defa devlet bu konuda ciddi bir proje anlayışına sahip değil. Hükümetin böyle bir problemi var. Hükümetin böyle bir problemi olduğu için de, hükümet çerçeve anlayışını takip ederken, Kürtlerle çözeceği sorunu PKK'yi merkeze oturtarak çözmeye çalışıyor. Siz STK'ları görmeden, aydınları görmeden PKK ile bu sorunu çözmeye kalkarsanız. PKK'nın vizyonu, çerçevesi dışına çıkamazsınız.

"PKK'ya federal bir yapı vaat edilse bile onu silahla yönetecektir"

"Şöyle varsayalım. Taraflar bir federal yapıyı görüşse. Türk tarafı PKK'ya federal bir yapıyı yönetirken şöyle diyecek," Ben Kürdistan'da demokratik federal bir yapı istemem. Ben silahlı güçlerimle Kürdistan'daki federasyonu yöneteceğim." Çünkü yapısal olarak PKK, silah olmadan var olamayacak bir örgüttür. PKK'nın silah bırakacağını düşünmek, hayal etmek, bilimin ötesinde, tarihin ötesinde PKK'yı tanımamaktır. Bu değildir."

"Bence Abdullah Öcalan şu an bir politik oyun ve manevra içerisinde"

"Abdullah Öcalan bundan önce Kemalistler ile hareket ediyordu. Şimdi ise hükümetle yakınlaştı. Kendisi kendi dünyasını kendine göre tayin ediyor. O da diyor ki, "Ben silah bırak desem bile Kandil bunu bırakmaz. Ayrıca silahı bıraksalar benimde değer kıymetim kalmaz. Ben bunları söylerim ama ben şunu bilirim ki, Kandil silahla var olan örgüttür. Ve silah olmadan hegemonya oluşturamaz. Ben geçmişe baktığımda şu an da Abdullah Öcalan'ın bir politik oyun, manevra içerisinde olduğunu düşünüyorum.

"PKK'nın silah ihtirası Kobani'yi ortaya çıkardı"

"Sorun, Kürtler ve Türkler nasıl eşit hale gelecekler... Bu ciddi bir devlet sorunudur. Bu PKK'nın mantığıyla ya da Öcalan'ın mantığıyla çözülecek bir sorun değildir. Devlette bu mantıkta devam ederse bununla da çözülmez. Bunun için yeni bir mantığa ihtiyaç var. Devletin bütün Kürtleri muhatap kabul etmesi lazım. Baraj kalksa Kürtler temsil edilmiş olmaz. Ama HDP'yi bu temsil meselesi hiç ilgilendirmiyor. PKK Kürtlerin bütün oyunu almış da olsa. Kürtlerin temsili PKK elitinde olacaktır. Kürtlerin silahlanma diye bir problemi yoktu. Kürtler Suriye'de silahsız bir şekilde değişecek sistemde hak talep edeceklerdi. Beşşar Esad silahlandırarak, PKK'nın da silah ihtirası, iktidar ve egemenlik ihtirası Kobani'yi ortaya çıkardı.

 

KANALAHABER / ÖZEL İÇERİK

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler