YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
G.Doğu'nun her yerinde kamp var
G.Doğu'nun her yerinde kamp var
27 Ağustos 2012 10:15
Türkiye’de birçok terör kampı olduğuna dikkat çeken Akpınar, PKK ile mücadeleye ilişkin görüşlerini açıklarken Bugün gazetesinden Seda Şimşek'e açıkladı...

Birleşik kuvvetler ve süper valiler önerisi

Türkiye bayramgünü gelen kanlı bir saldırı haberi ile bir kez daha sarsıldı. Bu saldırı ilk değildi, belli ki son da olmayacak. Yrd.Doç.Dr.Mahmut Akpınar, Turgut Özal Üniversitesi Siyaset Bölümü’nde öğretim üyesi. Terörle ve teröristle mücadele diye iki başlıkta konuyu ele alıyor. Teröristle mücadelede, Güneydoğu’da ABD’de de uygulanan “Birleşik kuvvetler” sistemini öneriyor. Terör sorununun yoğunluklu yaşandığı illere gönderilecek genç ve dinamik süper valilerin Hava,Kara, Jandarma, polis, MİT’ten oluşacak “birleşik kuvvetler”in başına getirilmesinin önemli bir adım olacağı kanaatinde. “Hakkâri’de fiili egemenliği neredeyse kurmuş duruma geldiler.Oranın düşmesi örgütün psikolojik olarak yıkımı demek. Enerjisi bitmiş, amca valilerle bu psikolojik yıkım gerçekleştirilemez, bu sorun da çözülemez” görüşünü dile getiriyor.Karamsarlığa ve umutsuzluğa ise itirazı var, “Türkiye, Allah’ın izniyle mevcut PKK gibi 5 tane PKK’nın hakkından gelir” diyor.

Şemdinli’yi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hakkâri ve Şemdinli’de halkın içine girip güvenlik güçlerine ateş ediyor, bununla güvenlik güçlerinin de halka ateş açmasını hedefliyor. Kürt halkıyla güvenlik güçlerini, Kürtler ile Türkler’i karşı karşıya getirip, o duygusal kopuşu sağlamak istiyorlar. Kürtler ile Türkler’in bir arada yaşayamayacağını dünyaya gösterecek, dünyanın dikkatini çekecek bir sivil katliama ihtiyaç duyuyorlar. Sivilleri korumak adına çekiç güç misali BM’nin bir gücünün konuşlandırılmasını isteyecekler. O girdikten sonra, bu bir kopuş demektir ve birkaç yıl içinde orada Kürdistan kurulur.

BAĞIMSIZLIKTAN ÖNCEKİ AŞAMA

BM gücü yerleştirilmesimi öncelikli adım?

Bugün bir ülkeyi bölmenin en güzel yollarından biri o ülkeye uluslararası güç konuşlandırmak. Batı’nın yeni işgal yöntemi, bir ülkeyi ele geçirmemodeli bu. Önce huzursuzluk çıkarıyor işgal edeceği yerde, huzursuzluk çıkınca güya Barış Gücü oluyor bunun adı ama aslında işgal gücü konuşlandırıyor. Örgütün yapmak istediği de bu. Eğer Şemdinli’yi 1 saat bile ele geçirebilse bütün dünyaya bir mesaj verecek, dünya medyası da bu mesajı vermeye muhtemelen hazırlanmıştır. Birkaç yerde daha bunlar yapılarak, “Kürtler ile Türkler anlaşamıyorlar, gelin müdahale edelim, uluslararası bir güç konuşlandıralım” diyecekler, ondan sonra da fiili durum oluşacak. Kosova’da, Sudan’da da öyle yaptılar.

Bugün örgüt stratejisi hangi aşamada?

Örgüt maalesef bağımsızlıktan bir önceki aşamada.

Bağımsızlık istemediklerini açıklıyorlar. Bu laftan ibaret. Kamuoyu yoklamalarında “Kürt vatandaşlarımız Türkiye’den ayrılmak istemiyorlar” sonucu çıkmasına kanılmasın. Bu süreci yürütenler Kürt vatandaşlar değil. Örgütün, Kürt vatandaşların ötesinde uluslararası aktörlerin güdümünde bir projesi, master planı var. Geriye doğru bakıldığında Yunanlılar, Bulgarlar, Ermeniler dahil hiçbir halk Osmanlı’dan kopmak istememiş. Bu tür bölünmelerde yüzde 5-10’luk oranda halk üzerinde etkili, uluslararası aktörlerin kullanımına müsait organizasyonlar halk istemese de bu bölünmeleri gerçekleştirir. Kürtler istemese de bölünebilir. Araplar da istememişti ama Lawrencelar’ın, birkaç İngiliz’in etkisi ile bölündü. Yani, uluslararası aktörler halkın ramına bir olağanüstü fiili durumoluşturuyor.

TERÖR GRUPLARINA GÖZ YUMULMUŞ

Terörle mücadelede böyle bir sonuç “başarısızlık” anlamına gelmez mi?

Türkiye’de militer zihniyet uzun yıllar terörü, siyasi aktörler, hükümetler üzerinde baskı ve kontrol aracı olarak kullanmış. Bu sebeple terör gruplarına göz yummuşlar. Bunu, garnizonlarımıza, ordu birliklerimize çok yakın, 5-7 kilometre mesafede terör kamplarının varlığından biliyoruz. Son zamanlarda bunların bir kısmına girildi ama hâlâ Türkiye’nin içinde terör kampları var.

KazanVadisi’ne operasyon düzenlendi, kamplar hâlâ duruyormu?

Kazan Vadisi’ne girildi, Cehennem Deresi’ne girildi ama mevcut kampların tamamına değil bir kısmına, az sayıda kampa operasyon düzenlendi. Bir de o girilen yerlerde kalıcı düzenler kurulamadığı için mesela Kazan Vadisi’nde örgütün yeniden yapılanmaya başladığını, o vadiyi ele geçirdiğini biliyoruz. Biz hep gözümüzü Kandil’e dikiyoruz. Evet, Kandil bir karargâh, lider kadro orada duruyor, oranın bitirilmesi, onların hedeflenmesi lazım ama Türkiye’nin sınırları içinde hâlâ örgüt kampları var.

Nerede bu kamplar?

Güneydoğu’nun her yerinde var. Coğrafi olarak, yer olarak söyleyemem ama Hakkâri’ye çok yakın yerlerde ciddi kamplar var. Hakkâri’nin 5 kmilerisinden mesela Serhad kod adlı Hakkâri’nin bölge komutanı çok rahat geliyor, insanları çağırıyor, sorguluyor, yargılıyor, haracını alıyor, tehdit ediyor, gönderiyor. Bunu hâlâ yapabiliyor. Bingöl, Tunceli ve Diyarbakır’ın dağlarında, Kulp-Lice üçgeninde, pek çok yerde örgüt kampları var. Bir defa, muz cumhuriyetleri dahil hiçbir devlet kendi sınırları içinde, dağlarında bile olsa elinde silahla dolaşan herhangi bir örgüte, militana müsaade etmez. Amerika’nın herhangi bir yerinde 5 tane teröristin Amerikalılar’a saldırıp, bir dağa, ormana saklandığını düşünebilirmisiniz? Bugün teknoloji çok ileri, İHA’lar, uydular var, gökyüzünden, Google Earth’den bile görülüyor.

DAHA ÇOK ÖLDÜRMEK ÇÖZÜM DEĞİL

30 yıldır yapılmayan ne?

Daha çok terörist öldürmek çözüm değil. Çok terörist öldürme, 17-18 yaşında insan öldürme Kürtler ile Türkler’in, Kürtler ile devletin arasına daha çok kan girmesi demek. Daha çok Kürt ailesinin, Kürt anasının yüreğinin yanması demek. Bu ölümler o aileleri devlete karşı tepkili hale getiriyor. Örgütü çözecek, üst düzey kadrodan isimleri öldürmek lazım. Türkiye, Şemdin Sakık hariç o da bir iç muhalefet sonucu, üst düzey hiçbir PKK yöneticisini alamadı. Bu çok büyük bir zaaf.

Ergenekonvari yapılar hala devlet organlarında

Neden bu kamplara müdahale edilmiyor?

Bu zamana kadar bu kamplarla baş etme irademizde bir eksiklik vardı, şu anda da tam olduğunu söyleyemeyiz. Siyasi iradede bir kararlılık oluştu ama hükümetler devletin aygıtlarını kontrol edemeyebilir. Ergenokonvari yapılar hâlâ devlet organlarının içinde ve önemli bir kısmı güvenlik birimlerinde etkili. Bugün hâlâ Diyarbakır’ın, Bingöl’ün dağlarında örgüt uyuşturucu yetiştiriyor. Bunu herkes bilir, sadece yakın zamanda Lice-Kulp bölgesinde yetiştirmesine müsaade edilmedi. Uludere’de sofistike bir düzenek var ve bu hükümete karşı bir hareket ama sorumlular bulunmuyor. İhanetlere dayalı saldırılar oluyor, bir yere kadar gidilebiliyor.

Maalesef son noktaya varılamıyor, son noktaya varılamadıkça hükümeti, ülkeyi hedefalan Ergenekonvari yapıların terör faaliyetlerini desteklemesine sebep oluyor.

PKK’nın Ankara şubesi gibi çalıştılar

Bu arada BDP’liler ile PKK’lıların kucaklaşması yaşandı. Burada verilmek istenen mesaj neydi?

BDP şu ana kadar sivil bir siyasi parti olamadı, örgütün Ankara şubesi gibi çalıştı. Silahlı bir siyasi parti olarak hareket etti. Türkiye’nin en şovenist, en ırkçı partisi. Doğu ve Güneydoğu’da insanlar BDP’ye özgür iradeleri ile oy vermediler. Örgütün tehdidiyle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da blok oylar çıkıyor. Bu nedenle BDP de sivil siyaset yapmak istemiyor. Sivil siyaset yaptığında silahlı siyasetin altında oy alacak. Bu sebeple BDP, PKK ile arasına mesafe koyamıyor.

Mutabakat sağlanabilir mi?

Antep saldırısının ardından ortaya çıkan toplumsal konsensüs örgütü bitirmek adına bir milat olabilir. Toplum sürmenaj oldu, bir süre sonra bütünüyle ümitsizliğe dönüşecek, “Verelim gitsin” denilmeye başlandı. Oysa bölünme ile Türkiye’nin her yerine yayılmış Kürtler aynen PKK gibi problem olur. “Kürdistan” diye bir yer bölünüp verildiğinde, psikolojik bir kırılma da beraberinde gelir, İzmir’deki Türkler, “Kardeşim burada ne işiniz var gidin Kürdistan’a” der. Husumet, cepheleşme oluşur.

Yani, Kürdistan’ı verseniz de kurtulamazsınız. Bir de verilince Kürtler tamamen totaliter, Stalinist, bizim tek parti dönemini bile aratacak bir yönetimin altında yaşamaya mahkûm olacaklar. Devlet olmadığı halde Kürtler’in ensesinde boza pişiren örgüt, devlet imkânları ile neler yapar?

Birlikte yaşamak dışında bir seçeneğimiz yok.

KCK operasyonları olmasa ‘Kürdistan’ı görecektik

Gaziantep saldırısı ile PKK yeni bir evreye mi girdi?

Batı’nın Orta Doğu’yu yeniden şekillendirmesinemuhatabız. Önce 1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’ni dağıtarak şekillendirmişler. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Orta Doğu’daki eski sömürgelerine güya bağımsızlık vermişler, her bir ülkenin başına Mübarek gibi, Kaddafi gibi birer deli diktatör koyarak bu ülkelerdeki kaynakları yine sömürmüşler. Şimdi kanaatimce üçüncü bir safhadayız, Batı, Orta Doğu’yu tekrar atomize ediyor, yeniden yapılandırıyor. Bizim PKK sorunu dediğimiz sorun da bunlardan ayrı düşünülemez.

Gaziantep ve Şemdinli olayları örgütün sonunun yaklaştığını anlamasından mı kaynaklanıyor?

Hayır, bence örgüt öyle çökmenin eşiğinde filan değil, vites büyüttü. Suriye’de oluşan boşluk, Karayılan ile İran’ın görüşmesi, bir konsensüs sağlamaları ve Türkiye’ye karşı harekete geçmeleri, örgütün stratejisini değiştirdi.

Örgüt vites büyüterek tekrar Orta Doğu’da Türkiye-Suriye-İran üçgeninde bir aktör olma, fiili durum oluşturma, kendisine alan açma stratejisi geliştirdi. Antep’te belki daha Batı’da saldırılar düzenleyerek Türk-Kürt ayrışması temelli bir hedefi ortaya koyuyor.

Devlete giden yolları KCK ile döşemişti, organizasyonları, birimleri kurdu, bundan sonraki hamlede bir kopuş sürecine ihtiyacı var. Kopması için bir gerekçeye ihtiyacı var. Kürtler ile Türkler’i kitlesel olarak vuruşturacak, duygusal olarak koparacak şeylerin olmasına çalışıyor. Antep de budur İzmir Foça da budur. Örgüt ve onun arkasındaki stratejik aklı, devletten daha ötede.

PKK’nın duygusal kopuş için sivil katliama ihtiyacı var

”PKK’nın arkasındaki stratejik akıl, devletten daha ötede” ne demek?

Yani, örgüt ve arkasındakilerin stratejik aklı, planlaması, uzun vadeli çalışmaları maalesef bizim devletimizde, hükümetlerimizde hiç olmadı. Örgüt baştan itibaren adım adım bir strateji uyguluyor ve bu stratejisini başarıyla bir sonraki hamleye götürüyor.

Geçen yıl KCK operasyonları ciddi bir şekilde yapılmasaydı, örgüt son merhaledeydi. O operasyonlar yapılmasaydı muhtemelen biz bugün bağımsız Kürdistan’a veya Güneydoğu’da fiili bir duruma şahit olacaktık.**Müzakereyle masada bitmez

KCK operasyonları ile müzakere sürecinin baltalandığı yönünde görüşler var. Müzakereler sürerken örgüt ve onların arkasındaki stratejik akıl devlete giden yolun taşlarını döşüyor, bu arada örgüt silahını bırakmıyor, bilakis KCK yapısının oluşması için silahını sopa olarak halkın üzerinde kullanıyor. Hakkâri, Şırnak, Doğu Beyazıt, Cizre’de 1 yıl öncesine kadar insanlar problemlerini örgütün yargıçlarına gidip çözdürüyorlardı.

Bazı valiler, lojmanından evine zırhlı araçla gidip geliyordu, Hakkâri’de devlet sadece kendisini koruyordu. Vatandaşın, silahlı PKK karşısında can ve mal güvenliği yoktu. Can güvenliğinin sağlanması o bölgede eli silahlı dolaşan insanların bitirilmesi ile mümkün. Bu da müzakere ile masada bitmez.

Dillendiremiyor olsalar da KCK operasyonlarından en çok örgütün çivili sopasını sırtında hisseden Kürt vatandaşlar memnun. Kürtler, örgütün 90’lı yıllardaki JİTEM’li devletten bile 10 kat daha zalim olduğunu gördü. (Bugün)

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler