YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Fethullah Gülen'e indiği gibi ona da mı ayet iniyor?
Kanal A Genel Yayın Yönetmeni Alper Tan, yabancı basının yaratmaya çalıştığı algı ile dış basını haber dili haline getiren Türkiye'deki medya organlarından, Abdullah Gül üzerinde dönen paralel hesap ve birçok konudan bahsetti.
Fethullah Gülen'e indiği gibi ona da mı ayet iniyor?
21 Eylül 2014 / 05:25 Güncelleme: 21 Eylül 2014 / 05:34

Kanal A'da yayınlanan ve Kanal A Genel Yayın Yönetmeni Alper Tan'ın moderatörlüğünde gerçekleşen, Orhan Miroğlu, Celal Kazdağlı ve Tamer Korkmaz'ın daimi konukları olduğu 'Sivil Düşünce' programında, bu hafta da gümdeme dair birçok önemli konu konuşuldu.

Batı cephesinin IŞİD planı hakkında konuşan Orhan Miroğlu, şunları söyledi:

Bu plan Obama'nın ve kara harekatı önemli. Bu plana kimse itibar etmedi. Herkes IŞİD'i zayıflatmanın yolunun kara harekatından geçtiğini düşünüyordu. Bunun da iki kolu var. Biri Irak ordusu ve peşmergeler. Amerikan planına göre, yeni bir askeri güç gönderilecek deniliyordu. Ama uzmanlardan oluşacak ve peşmergeleri eğitecek deniyordu. Bu arada Suriye'de de önemli gelişmeler oluyordu. PYD'nin ders çıkarması gereken olaylar oldu. PYD diğer kürt grupları hesaba katmadan idari yapılar ilan etti. Bu idari yapıların da Esad'tan bağımsız olmadığını gördük.

Dış basının yaratmaya çalıştığı algı

Dış basını kendisine sağlam kaynak olarak belirleyen Bugün Gazetesi'nin manşeti ile ilgili olarak Alper Tan şunları söyledi:

19 Eylül 2014 Bugün Gazetesi'nin manşetine inanmakta zorlanıyorum. 'Kerry'den Şok Sözler' başlığı var. Üstelik yıllarca bu gazetenin Ankara temsilciliğini yapmış, paralel tartışmalardan sonra Washington'a kaçmış olan bir meslektaşımız yazıyor bunu. Spot şu: "Kongreye bilgi veren ABD Dışişleri Bakanı Kerry, Türkiye için ağır tespitlerde bulundu. IŞİD'e petrolün Türkiye üzerinden geçtiğini doğruladı. İşte o şok açıklamalar: Lübnan; Türkiye ve Güney'den dünyaya pazarlanıyor."

Bir kere bu cümle böyle değil. Adam böyle demiyor. "Lübnan, Türkiye veya Güney'den olabilir" diyor. Bu haberde kesin konuşulmuş, bir çarpıtma var. Burada esas cümle; "Senatörlerin 'IŞİD'in petrolü hangi ülkeler üzerinden satılıyor?' yönündeki ısrarlı soruları üzerine Kerry, "Lübnan, Türkiye ve Güney'den dedi." Aslında 'Olabilir' dedi.

Bundan sonrası gazetenin yorumu geliyor ve ; "Böylece Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türk Bakanların yalanladığı, New York Times'ın 'IŞİD petrolü Türkiye üzerinden satılıyor' iddiası doğrulandı.

"Gülen'e indiği gibi ona da ayet iniyor"        

Yani bizim Cumhurbaşkanımız söylerse, Türkiye'deki Bakanlar söylerse veya herhangi bir yetkilimiz açıklama yaparsa hiçbir anlamı yok. Ama Amerikan Dışişleri Bakanı söylerse doğru oluyor. Fethullah Gülen'e indiği gibi ona da ayet iniyor. Bir tane bile belge yok.

Hem haberi çarpıtıyor, daha da vahimi yaptığı yorum. Eğer bir siyasetçinin söylediği bir şey doğru oluyorsa, senin Cumhurbaşkanın, Bakanların; "Yok kardeşim böyle bir şey" demiş ama Amerikalı Bakan 'Var' dediği için (belge gösterse anlarım) ona inanıyorlar. Batı medyası belge oluyor.

Irak, Erbil veya Bağdat tarafında IŞİD'e petrol akıtılıyorsa, bunu hesabının Bağdat veya Erbil'den sorulması lazım, Ankara'dan değil. Ayrıca başka yöntem, tankerlerle girebilir. Tankerler de hepsi zaten resmi. O zaman "Şu plakalı tanker, Türkiye'den girdi" demeleri lazım. Böyle bir şey de demiyorlar. O zaman geriye katırlar, tenekeler kalıyor. Onu da belgelendirmek lazım.

"Bu kuyruklu yalan bile değil"

Günlük iki milyon dolarlık petrolden söz ediliyor. Bu da Enerji Bakanı'nın söylediğine göre; günde iki bin ton demekmiş. İki bin ton petrolün katırla geldiğini farz etsek, bir katır 200 kilo taşısa ki dağdan geçerken taşıyamaz, günlük on bin katırın sınırdan vızır vızır işlemesi lazım. Böyle bir şey olabilir mi yahu? Bu kuyruklu yalan bile değil.

1992-95 yılları arasındaki Bosna Savaşı'nda, güvenliğinden sorumlu Hollandalı ve Fransız komutanlarının gözünün önünde kamptaki Müslümanlar, Sırplar tarafından öldürüldü. Yıllar geçti Sırp komutan Ratko Mladiç ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı ve 2. Dünya Savaşı'ndan sonra ilk defa bir olay soykırım olarak kabul edilmiş oldu.

Bu 'soykırım' hukuk ve kavram olarak hayatımıza 1946-1948'teki uluslararası sözleşme ile hayatımıza giriyor. Bundan önceki hayattaki soykırımlar, katliamlar olsa bile hukuken 'soykırım' kabul edilemiyor. Çünkü uluslararası literatürde öyle bir sözleşme yok. Bir de şu var Sırp komutan Ratko Mladiç ömür boyu hapse mahkum ediliyor, bireysel bir suç gibi görülüyor ama Sırbistan Hükümeti suçlu görülmüyor.

Aynı Batı 1915 olaylarına nasıl bakıyor? Zaten o dönemde uluslararası literatürde soykırım diye bir kavram yok. İkincisi, o tarihte olayların olduğu dönemde Osmanlı Devleti, soykırım yapmışsa bile zaten dağıtılmış, öyle bir devlet yok. 1915 olayları o olayları yapan komutanlarla da sınırlı tutulmuyor. Dağılmış olan bir devlet olmasına rağmen, Türkiye Cumhuriyeti Devleti  sürekli 1915 olaylarından dolayı suçlanmıyor mu? Fransa'da, Amerika'da vd. İşte bu yüzyıllık savaşın devam ettiğini gösteriyor. İçimizdeki iliştirilmişlerin bunu görmemesini normal karşılamamak lazım. Bu çifte standardı sürekli Batı'nın yüzüne çarpması lazım.

"Bundan on iki yıl önce ülkeyi TÜSİAD yönetiyordu"

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Toplantısı'ndaki konuşmasını değerlendiren Celal Kazdağlı ise şöyle konuştu:

Bundan on iki yıl sorulsaydı, "Türkiye'yi kim yönetiyor?" diye, büyük çoğunluk TÜSİAD derdi. Parlamento, hukuk, derin devlet içerisine yerleştirdiği adamlar sayesinde. Ama bugün onların yönettiği söylenemiyor. "Devleti, milletin seçtiği insanlar yönetiyor" diyebiliyorlar. Türkiye'de roller değişmiş. Yeni yol haritası çiziyorlar. TÜSİAD'ın hemen kucak açacağını sanmıyorum. Normalde bu tür toplantılarda, TÜSİAD gelir eleştiri yapardı ama bu sefer Cumhurbaşkanı gelip eleştirdi. "Şunları şunları yaptınız, bize böyle davrandınız, paralel yapı ile mücadele etmediniz" vd'nı dedi. TÜSİAD muhtemelen bir yol ayrımındadır. Bundan sonra görüşlerini açıklayacaklardır. Yeni Türkiye'nin içinde var olup olmama tartışması yapacaklardır. Var olmayacaklarsa kendileri de kaybederler. Birinci öncelikli hedefleri paralel yapı ile bağlantıyı kesmek olacaklardır. Kesmeseler de mesafe koyacaktır.

"Sayın Gül'ün üzerinden bir paralel hesap vardı"

Benim en az iki veya iki buçuk senedir bildiğim, cemaatin içindeki bazı grupların  Sayın Abdullah Gül üzerinden bir siyasi hazırlık içerisinde olduklarını duyuyoruz. Hatta Türkiye'den değil yabancı ülkelerdeki politikacılarla paylaştıklarını biliyoruz. Yabancı gazetecilerin dahi konuşuyorlar ve bizimle paylaşıyorlar.

Dolayısıyla Sayın Gül'ün üzerinden paralel bir hesap vardı. O oyunu Abdullah Gül Kayseri'deki konuşması ile bozmuş oluyor. Bu da iyi bir şey.

 

KANALAHABER.COM/ÖZEL İÇERİK

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler