YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Ergekon'da geri adım atılırsa daha büyüyerek gelir
PKK ve JİTEM itirafçısı Abdulkadir Aygan'dan, Ergenekon davası, Yeşil-Küçük-Erseven üçgeninden Olof Palme cinayetine uzanan çarpıcı açıklamalar...
Ergekon'da geri adım atılırsa daha büyüyerek gelir
18 Eylül 2009 / 17:06 Güncelleme: 18 Eylül 2009 / 17:26

 

Türkiye'de Kürt meselesinin çözümüne ilişkin her adım terör ve benzeri olaylarla engellendi deniliyor. Sizin, bölgede bulunduğunuz dönemde bizzat şahit olduğunuz bu gibi olaylar oldu mu?

Birebir olayla karşı karşıya kalmadım ama böyle bir zihniyetle çalıştım, siyasi iradeyi, baştaki hükümeti, devletin belli kademelerindekileri gaflet ve delalet içinde bulunmakla, ihanet içerisinde bulunmakla suçlayan, böyle bir zihniyetin sahipleriyle çalıştım. Bunlar da, JİTEM'i idare eden, JİTEM'in başında komutan olan kişilerdi. Bir düşünün; JİTEM komutanı -üniformalı olsun, üniformasız olsun devlet memurudur yani- bu memur, baştaki hükümete, parlamentoya şuna- buna hepsine dil uzatıyor, kendini has milliyetçi, has vatandaş olarak görüyor, diğerlerini ise ihanet ile gaflet ve delalet içerisinde bulunmakla suçluyor.

 Bu zihniyet her şeyi yapar. Bu zihniyetin personelleri ki, sahte raporlar yazdırıyorlardı bazılarına, bazı itirafçılara. Sahte tehdit mektupları veya sanki PKK rapor yazmış gibi, birisinin ismini orda geçirterek. Bir de yanına el bombası koyarak, işte bir poşet içerisinde, diyelim Diyarbakır'ın Ali Emir Lisesi'nin yanına, bir köşede bir yerde. Sonra ihbar ettiriyordu devlete, 'Şüpheli bir şey var orada filan' gibi. Polis bir bakıyor, filanın ismi geçiyor. Uzman çavuş, başçavuş, binbaşı, yüzbaşının filan… Sonra bunlara koruma tedbiri, bunları delil olarak gösterip… Böyle tedbirli kişilerle, böyle kişilerle çalışıyorlar.

 

İYİ ÇOCUK' ALİ KAYA, KENDİ BAŞINA JİTEM GİBİYDİ

 Bir de Astsubay Ali Kaya var, Şemdinli olayında tutuklanan, dönemin Genelkurmay başkanının "iyi çocuk" dediği kimse. Onun hakkında bildikleriniz?

 

Bu, Diyarbakır bölge birliğinde çalışıyordu, alayda da çalışıyordu. Zaten kendi başına, kendi kendine bir JİTEM gibiydi. O yöntemlerle çalışıyordu; yeri geldi sivil, yeri geldi resmi giyinen birisi. Oradaki bazı işadamları arasındaki çelişkileri kullanırdı. Bir işadamından maddi menfaat sağladığı için, onun karşısındaki hakkında sahte rapor düzenleyip yukarı komutanına veren birisidir. Nasıl desem; böyle her ipte oynayan biriydi yani. Yaşar Büyükanıt o zaman 7. Kolordu komutanıydı Diyarbakır'da. Onu oradan tanıyordur. Ali'nin komutanı şu- bu onun yaptıklarına öyle göz yumuyorlarsa sorun kalmıyor…

 

Ergenekon davası sürecinde davaya müdahil olma girişiminde bulundunuz mu?

Yok, basından takip ediyorum.

 

Tehdit durumları?

 

Çok mail geliyor Nasname'ye. Hatta bugün bile birisi gelmişti, 'Sen' diyor işte, "Şunu şunu açıklamışsın, filan". Adam dolaylı yoldan PKK'nın yaptığı şeyleri açıklamamamı öneriyor. Geçmişteki iç infazları, yanlışları, anı olarak şimdi yazmaya başladım ya, onu yazmamamı...

 

  Şu an Güneydoğu'daki faili meçhul cinayetlerin ne kadarına ulaşılabildiğini düşünüyorsunuz? Yeni mezarlar, yeni iddialar çıkacak mı sizce?

 

Haliyle çıkar; görüyorsunuz, bir yol yapımı çalışması oluyor, bir hafriyat çalışması oluyor, bir greyder bir yerden toprak alıyor, iki tane kafatası çıkıyor, bilmem bir tane bacak çıkıyor. Oluyor bunlar ve daha olacaktır da.

 

 ZINDIKLAR ZEVK-Ü SAFA İÇİNDE YAŞIYOR, MEMLEKETİN GENÇLERİNİ  HARCADILAR

Birçok olaylarda, yerlerde bulunmuşsunuz PKK ya da JİTEM adına. Şimdi de bir sürü genç var bu örgütlerde, doğrudan ya da dolaylı olarak. Mesela Ogün Samast'tan bahsettiniz, o tür gençler var. Bütün bu süreçleri yakından tanımış birisi olarak o gençlere bir çağrınız var mı?

 

Tabi ki bir çağrım var. Sanırım bazıları zaten nasıl bir hataya düştüklerini idrak edebiliyorlar. Mesela ben de; ben de bazı hatalara düşmüşüm, çıkmaya çalışmışım. Ama bu sistemi bir hazırlayan var, bir sistem var. Bunda sadece benim veya ailemin sorumluluğu yok.

O gençlerin bir kere bu işin bir çıkmaz sokak olduğunu bilmeleri lazım. Öldürmekle hiçbir yere varılmaz, öldürmekle filan ne milliyetçilik olur, ne de vatan kurtulur. Diğerleri ceplerini dolduruyor, zevk-ü sefa içinde yaşıyor, o zındıklar gençleri de harcıyorlar. Gençlerin hayatları mahvoluyor, kendileriyle birlikte aileleri de mahvoluyor. Yazıktır, bu işlerin peşinden gitmesinler. Biz gittik, bak zarar ettik. Ta dünyanın kutup bölgesinden çıkmışız, kendi memleketimizden uzakta. Kilometrelerce uzakta. (Ağlıyor)

Elin vatanına gel, sosyalden geçin. Niye bu böyle kardeşim? Ben zehir gibi bir boyacıyım. Veya ben, bir memurdur, niye memuriyeti bırakayım. Normal bir memuriyetim olsaydı, niye bırakayım? Kabiliyetim vardı. Hatta normal bir istihbaratçı olarak çalıştırsaydı. Ülke aleyhine olanlara karşı istihbarat çalışmaları yapardım. Bütün bunlar olmazdı. Ama sen beni kendi dilimden, kendi ırkımdan, kendi dinimden insanlara karşı kullanmaya çalış; bunu yüklenemez normal bir insan. Bilmem, ne desem boş.

 

GEÇMİŞLE KIYASLANMAYACAK BİR AYDINLIK TÜRKİYE BEKLİYORUM

Demokratikleşme yönünde yapılan çalışmalar var, Ergenekon bağlantılı bir sürü dava var son dönemde…

 

İnşallah atılan bu adımlar, çabalar boşa gitmez. Umarım sürdürülen bu çalışmalar kararlılıkla devam eder. Taviz vermemeli. Bir geri adım atılırsa altüst olur. Bu bir hastalığa benzer, benim bir tanıdığımda romatizma rahatsızlığı var, doktoru ona diyor ki, ilacını bırakırsan, rahatsızlığın bir yay gibi geri fırlar. Bunda da öyle. Bu Ergenekon'dur, mafyavari organizasyonlar olsun; bunlara karşı gevşek davranıldığı zaman, geri adım atıldığında, senin korktuğunu anladıkları an daha güçlü bir şekilde hortlarlar.

 

 Ergenekon davasıyla birlikte illegal yapılanmalar çökertilirse, Türkiye'de yeni bir sayfanın açılabileceğine inanıyor musunuz?

 

Geçmişle kıyaslanmayacak bir aydınlık Türkiye bekliyorum. Polisi görünce çocuk korkmamalı artık. Genelkurmay başkanı çıkıp ekranlarda başbakan gibi konuşmamalı, konuştukça da Türkiye'nin imajı düzelmez, hiçbir demokratik toplulukta da ülke yer alamaz. Asker kışlasına çekilsin. Siyaset yapacaksa da çıkarsın üniformasını, çıksın siyaset meydanına, hodri meydan siyaset yapsın, Pamukoğlu gibi. Gelsinler onun gibi saçmalasınlar. Siyasetten de bilmiyorlar. Ama kendilerini "her şeyi bilen" zannediyorlar.

 

YEŞİL, VELİ KÜÇÜK-CEM ERSEVER REKABETİNİ KULLANDI

Çok sorulan bir soru; Cem Ersever'i kimler öldürdü?

 

Cem Ersever'in Veli Küçük ile arası bozulmuştu. Bir nevi rakip gibilerdi. Yeşil de bu rekabeti kullandı. Zaten Cem Ersever de o dönemler Yeşil'in Diyarbakır'a girmesini yasaklamıştı, karargâhtaki askerlere, nöbetçilere: "Bu adam gelirse onu buraya koymayın" demişti.

Evet, Yeşil var. Ama Yeşil kendi başına hiçbir şey değil. Ankara JİTEM Gruplar Komutanlığı, o esnada komutan olan ve yardımcısı, ondan sonra Diyarbakır'daki Abdulkerim Kırca. Diyarbakır'dan bazı itirafçıların biletini alarak Ankara'ya gönderdi o sıra, o olayı yaptırmak için. Ankara görüştüğümüz Ankara'dan Nurettin Ata, JİTEM Gruplar Komutanı bana: "Bu olayı hiç deşeleme, o hainin tekiymiş, hiç peşine düşme" demişti. Çünkü, olayı kendileri yaptırmıştı.

 

 C- 4'LER ANKARA'YA ULAŞTIKTAN SONRA PATLAMALAR BAŞLADI

 C-4 patlayıcılarının JİTEM'e getirilmesinden bahsetmişsiniz bir yerde. Bu patlayıcılar hangi cinayetlerde kullanıldı? Uğur Mumcu da C -4 patlayıcısıyla öldürüldü deniliyor. Bu konularda bir bilginiz var mı?

 

Benim bildiğim kadarıyla, o patlayıcıları Ankara'ya Cem Ersever çantasında götürdü. O patlatıcıların gitmesiyle birlikte patlamalar başladı.

 

OLOF PALME CİNAYETİ VE PKK

Eski İsveç Başbakanı Olof Palme cinayetini de soracaktım, bu konuda bir bilginiz var mı? Cinayetle ilgili PKK'nın ismi geçti bazı yerlerde...

 

 Bazı duyumlarım var; ama kaynağımın sağlamlığını bilemiyorum. Şu an Ergenekon ve JİTEM davalarından tutuklu birisinin anlatımı; PKK'nın yaptığı şeklinde. Bazı kod isimleri de veriyor, ama araştırıyorum, o isim Danimarka'da kalmış daha önce.

 

O dediğiniz şahsın kod adı neydi?

 

O ismi açıklamak istemiyorum. Fakat bu olayla ilgili şöyle durumlar var; 1985'de biz Kuzey Irak'tan Pervari bölgesine gelmiştik, Pervari-Çatak arasında bir bölge. Tüm gruplar orada toplandık, Selahattin Çelik o zamanlar o bölgede sorumluydu. O zaman Selahattin Çelik'in anlattığı şuydu: "Gittiğiniz bölgelerde", mesela biz Siirt-Bitlis bölgesine gidiyoruz, "Oralarda karayollarını kontrol altına alacaksınız, İsveç TIR'ları denk gelirse TIR'ları yakacaksınız, şoförlerini de öldüreceksiniz." Herkes kendi bölgesinde İsveç TIR'larına ve şoförlerine karşı düşman edildi.

 

Bunun sebebi neydi, İsveç'in düşman ilan edilmesinin?

 

Sebebi ise; o zamanlar İsveç Apo'nun eşi Kesire Öcalan'a oturum vermemiş, ondan. Bir de Kemal Burkay gibi Kürt reformist milliyetçilerini destekliyormuş, yani kendisi dışındaki örgütleri de destekliyormuş diye.

 

Kesire Öcalan da buralardaymış diyorlar?

 

 Buradaymış diyorlar ama bilmiyorum.

 

 HAKKIMDA ÇIKAN HABERLER ÜÇ GRUP

Sizinle ilgili bu zamana kadar yapılan röportaj ve haberler için ne diyorsunuz? Neşe Düzel, Hürriyet… Hürriyet'in röportajında öldürülen Musa Anter'in kızıyla bir araya getirilmiştiniz?

 

 Benimle ilgili röportajları üçe ayırıyorum. İlki dikte ettirilenler, ikincisi çarptırılanlar üçüncüsü ise objektif olarak verilenler. İlk grup röportaj Özgür Gündem denilen, bir nevi PKK'lılar tarafından çıkarılan gazetede. Bir nevi sorgu gibi, dayatmalarla, kendini rahat ifade edebileceğin bir ortam olmadan yapılan röportajlar. Orada bir nevi beni günah keçisine çevirdiler. Sanki dersin bütün suçlu benim, JİTEM'in kurucusu benim, bütün fail-i meçhullerin mesulü benim, gibi. Milletin karşısına öyle bir portre çıkardılar ki, benim çocuklarım bile bunları görünce benden çekinmeye başladılar.

 

HÜRRİYET, RÖPORTAJI ÇARPITARAK MUSA ANTER CİNAYETİNİ ÜZERİME YIKTI

İkinci gruptakiler kimler?

 

İkinci gruptakiler ise, Hürriyet'tekiler gibi. Hürriyet'ten Ersin Kalkan'ın Musa Anter'in kızıyla gelip yaptıkları röportaj. Allah'tan ki benim anlattıklarım, o röportajın yapıldığı yerdeki ev sahibinin evinde yaptığı çekimde vardı. Ki sonra İsveçli yetkililer gelip o kasete baktılar ve benim asıl dediğimi gördüler. Benim söylediklerimle o videodakiler aynı. Ama Hürriyet'in yayınladıkları tam tersi. Mesela ben Musa Anter'in Diyarbakır'a geldiğini şahsen bilmiyordum, hangi otelde kaldığını bilmiyordum. Ersin Kalkan kendisi yazmış ki; sanki ben kaldığı oteli tespit etmişim, sanki ben Musa Anter'e tetik çekmişim. Bütün olayı benim üzerime yıkmış.

 Hâlbuki ben olay yerinden en az bir kilometre uzaktayım, olayın bir diğer canlı şahidi Musa Anter'in yeğeni Orhan Miroğlu'dur, kendisi yaşıyor. İkimizin ifadesi birbirini tutuyor. Musa Anter'in kızı da kendisinin öyle söylemediğini söylüyor. Hürriyet o manşeti attıktan sonra o bayanın psikolojisi de bozuldu, ben buna bizzat şahit oldum. Hatta rahatsızlandı, hastaneye gitti. 'Ben böyle söylemedim, bu gazeteci niye böyle yazıyor? Babamın katili Abdulkadir değil ki' diyor. 'Asıl Abdulkadir benim babamın katilini açıklıyor' diyor.

 

ERSİN KALKAN'IN DURUMU VE TAZMİNAT DAVASI

Hürriyet neden böyle bir haber yapma ihtiyacı duyabilir ki?

 

Bir kere, Hürriyet'ten gelen muhabir Ersin Kalkan'a, ben Diyarbakır'daki işadamı Mehmet Ali Altındağ ile Ali İhsan Kaya arasındaki çelişkiden bahsetmiştim. Ersin Kalkan, Ali İhsan Kaya tarafında, hatta kendisi de bunu itiraf etmişti, ben Ali İhsan Kaya'nın arkadaşıyım, demişti. Tabii ben Ali İhsan'ın, devleti arkasına alarak Mehmet Ali Altındağ aleyhine nasıl sahte raporlar düzenlettiğini açıkladım. Orada, yok irticaya, bölücüye yardım ediyor, yok Hizbullah'a yardım ediyor şeklinde sahte raporlar yazdırdığını ortaya koyunca onun işine gelmedi. Bir de; 1986-87'de ben Adana Kapalı Cezaevi'ndeyken Hürriyet Gazetesi'ni dava ettim, aleyhine tazminat davası açmıştım.

 

 HÜRRİYET, ERGENEKON DAVASINI SULANDIRIYOR

 Neden dava açmıştınız?

 

 Çünkü sahte fotoğraflar yayınlamıştı, yani eski fotoğrafları yeni diye sunmuştu. Ben cezaevindeyim 1985'den beri, ben nasıl oluyor da hem dağdayım, hem de cezaevindeyim. Ben iki insan olamam ki. Böyle bariz bir yalan haber yaptılar, ben de bunu dava ettim. Bunun üzerine tazminat davasını kazandık ve Hürriyet tazminata mahkûm oldu. Hürriyet'in orada kuyruk acısı var.

 Diğer taraftan, şu an açılıma karşı olan, Türkiye'deki demokratik açılımların yapılmasına, hak ve özgürlüklerin genişletilmesine karşı olan kesim Hürriyet ile Doğan Medya Grubu'yla... Hürriyet, Ergenekon ile ilgili haberleri ile davayı sulandırıyor, asıl anlamından uzaklaştırarak başka şekilde yayınlıyor.

 

Üçüncü grup röportajlar hangileriydi?

 

Söylediklerimi objektif olarak yansıtmaya çalışanlar, Neşe Düzel hanımın yaptığı gibi, Sabah'tan Ferhat Ünlü ile daha önceden yaptığımız röportaj gibi. Bunlar objektif olarak yayınladılar. Hem insan, hem gazetecilik ahlakı bunu gerektiriyor. Yoksa gidip de söylemediğim şeyleri monte ederek yayınlamak hiçbir şekilde insanlığa da gazeteciliğe de yakışmaz, başka hiçbir şeye de yakışmaz.

 

           

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler