19 Ağustos 2017 Cumartesi
  • Altın145,447
  • BIST107.202
  • Dolar3,5161
  • Euro4,1312
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,5323
  • İstanbul24 °C
  • Ankara19 °C
  • İzmir26 °C
  • Konya23 °C
  • Adana26 °C
  • Antalya26 °C
  • Diyarbakır24 °C
  • Bursa22 °C
  • Kayseri19 °C
  • Kocaeli19 °C
  • Şanlıurfa24 °C
  • Gaziantep22 °C
  • İçel29 °C
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Erdoğan'dan sert mesajlar
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Dışarıdan talimat alacaksın, gelip huzuru bozmaya kalkışacaksın. Bizim huzurumuz bozulmaz ama bunu yapanların da onların maşalarının huzuru da çok kötü bozulacak" dedi.
Erdoğan'dan sert mesajlar
11 Ekim 2014 / 18:29 Güncelleme: 11 Ekim 2014 / 21:32

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Dışarıdan talimat alacaksın, gelip huzuru bozmaya kalkışacaksın. Bizim huzurumuz bozulmaz ama bunu yapanların da onların maşalarının huzuru da çok kötü bozulacak" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi 2014-2015 akademik yılı açılış törenindeki konuşmasında, Türkiye'nin artık eski Türkiye olmadığını söyledi. 

Türkiye'nin üzerinde ameliyat, operasyon yapılacak bir ülke olmadığını da vurgulayan Erdoğan, "Türkiye terör örgütlerinin, sokak serserilerinin gösterileriyle istikametini değiştirecek bir ülke hiç değil. Uluslararası odakların maşası olarak Kobani bahanesiyle polisimize, askerimize, kamu ve özel mülke saldıran her kim olursa olsun, misliyle karşılığını alır, bundan sonra daha da sert olarak alacaktır, bunu da bilmenizi istiyorum" dedi. 

Erdoğan, şöyle devam etti:

"Burası muz cumhuriyeti değil, dışarıdan talimat alacaksın gelip burada huzuru bozmaya kalkışacaksın, bizim huzurumuz bozulmaz ama bunu yapanların da onların maşalarının da huzuru çok kötü bozulacak. Egemenliğimize, bayrağımıza, gördüğünüz gibi, birçok yerde Atatürk büstlerini kırdılar, yıktılar, toprağımıza en önemlisi de kardeşliğimize ve birliğimize yönelik hiçbir saldırı bütün bunların karşısında asla müsamahakar davranmayız. Şunu da buradan açık açık ifade ediyorum; sokaktaki bu teröristlerin, şımarık serserilerin Kürt kardeşlerimizle, Kürt vatandaşlarımızla uzaktan yakından ilgisi yoktur.

Bu sokak serserilerine bakıp, tüm Kürt kardeşlerimizi itham etmek, insanen, vicdanen ve imanen yanlıştır. Bakın bir kaç gündür çok önemli bir nokta gözden kaçırılıyor, bu vandallar, bu yağmacılar kimlere saldırıyor? Sakallı vatandaşlarımıza, başörtülü kardeşlerimize, hatta Suriye'den, Suudi Arabistan'dan gelmiş sakallı misafirlere, başörtülü kadınlara... Kürtçe bilmiyorsa yandı. Kutsal ve İslami değerlerimize saldırıyorlar. Benim Kürt kardeşim, Kürt vatandaşım böyle bir alçaklığa asla prim vermez, bu hainlerin yanında asla durmaz."

"PKK terör örgütü 30 yıl boyunca bizim topraklarımızla birlikte, bu toprakların kutsal değerlerine saldırdı. İşte bugün de gerçek yüzünü bir kez daha ortaya koyuyor, İslami değerleri hedef alıyor" diyen Erdoğan, bunları geçmiş yıllarda Türkiye'de çok kez gördüklerini anlattı. 

Sakal bırakanın, selam verenin, başörtüsü takanın "gerici, yobaz" diye yaftalandığını aktaran Erdoğan, bu kişilerin birçok imkandan da mahrum bırakıldığını vurguladı.

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İşte şu anda da PKK ve onun kuklası olan siyasi parti, Kürt kardeşlerimden, selam verene, namaz kılana, sakal bırakana, başörtüsü takana hiçbir irtibatı olmadığı halde, IŞİD'çi muamelesi yapıp, alçakça linç ediyor. Sizin IŞİD'ten ne farkınız var, o da terörist, sen de teröristsin. 'Seninki olursa iyi terörist, onun ki olursa kötü terörist.' Böyle bir mantık yok. Terörün ve teröristin hepsi kötüdür. Terörden bugüne kadar en fazla zararı gören, aslında Kürt kardeşlerimiz oldu. Şu anda sahnelenen terörden zarar gören yine Kürt kardeşlerimiz.

İnanıyorum ki bu olayların ardından Kürt vatandaşlarımız, siyasetçi görünümündeki kan tüccarlarıyla aralarına bir mesafe koyacaklardır. Geçmişte siz Diyarbakır'ın ötesinde ki orada da bir askeri havalimanı vardı, Ağrı'da, Muş'ta, Kars'ta, Iğdır'da, Şırnak'ta havalimanı duydunuz mu? Doğru düzgün bölünmüş yol duydunuz mu? Üniversite duydunuz mu? Biz bunların hepsini yaptık. Şimdi soruyorum;  biz yanlış mı yaptık? Biz bu havalimanlarını, okulları, yolları, hastaneleri yaparken yanlış mı yaptık? Tek derdimiz vardı, orada da bizim vatandaşlarımız var, onlara da hizmet götürmek bizim görevimiz diye onun için yaptık. Bütün buralar, 780 bin kilometrekare Türkiye'dir." 

"En uçta bile olsa Hakkarili kardeşimin de uçakla gitmek gelmek hakkıdır"

Hakkari'de 2013 yılı sonu itibariyle havalimanını bitirmeyi planladıklarını ancak bitiremediklerini anlatan Erdoğan, durmadan iş makinalarının yakıldığını, müteahhidin tehdit edildiğini dile getirdi.

Erdoğan, "Bakın hala bitiremedik. Düşünün biz Hakkari'ye bile, Yüksekova'ya aynı şekilde havalimanı yapıyoruz. Neden? Çünkü orası vatan topraklarıdır. En uçta bile olsa Hakkarili kardeşimin de uçakla gitmek gelmek hakkıdır diye bunları yaptık, ayrımcılık yok. Bunlar ama bütün bunları anlamakta... maalesef hiç işlerine gelmiyor, anlamak da istemiyorlar" diye konuştu. 

Bütün bunlarla birlikte, biri Yüksekova, diğeri de Hakkari merkez olmak üzere iki lüks hastane yaptıklarını da vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Yüzellişer yataklı iki lüks hastane. Bizzat açılışlarını gidip yaptım, o zaman başbakandım. Çok enteresan, Yüksekova'da halkı tehdit ettiler, halk oraya gelemedi. Hasta ziyareti yapıyorum, yanıma genç hanım doktorlardan bir tanesi geldi. 'Başbakanım tehdit altındayız' dedi. 'Ne istiyorsunuz' diye sordum, 'ne olur bizi şehir içinden kurtarın, bize burada bir kampüs ve kampüsün içerisinde lojmanlar yapın ki biz hiç olmazsa, evimizden hemen hastaneye, hastaneden evimize geçelim.'

Hemen bir karar aldık, dedik ki; 'doktorların, hemşirelerin hepsinin lojmanlarını kampüs haline getireceğiz, oraları yapacağız.' Yaptık. Aynı şeyi öğretmenlerimize uyguladık, emniyet mensuplarımıza başlamıştık, o devam ediyor. Zaten askerin bu noktada lojmanları var, o devam ediyor. Şu yapılanı görüyor musunuz. Yani, ülkenin kendisine hizmet veren doktorunu dahi tehdit ediyorlar.

Hele hele, bir polis kardeşimizin hanımı hamile, yanıma sokuldu, arabaya biniyorum. Baktım gözleri yaşlı, 'Başbakanım dün gece burada olaylar vardı, siz geleceksiniz diye burada olaylar meydana geldi, beyim de görevdeydi, beni evimde taciz ettiler' dedi. Bunlar hangi yüzle bu milletin karşısına çıkıp da siyaset yapıyorlar. Bunların siyasi temsilcileri hala 'özgürlük' diyorlar, hala 'barış' diyorlar. Bunun neresinde barış, neresinde özgürlük var, soruyorum sizlere?"

"Karanlık gölgeleri düşmemeli"

Erdoğan, bazılarının üniversiteleri karıştırmak istediğine işaret ederek, bunlara karşı duyarlı olmak gerektiğini dile getirdi.

Bu noktada hocalara olduğu kadar öğrencilere de çok önemli görevler düştüğünü ifade eden Erdoğan, şunları söyledi:

"Bu barışa onların bu karanlık gölgesi düşmemeli. Okul yakmak ne demek? Doğudaki, güneydoğudaki okuyamazsın demek. Hastane yakmak, ambulans, kan aracı yakmak ne demek? Doğudaki, güneydoğudaki vatandaş eskiden olduğu gibi sağlık hizmetlerinden mahrum kalsın, hatta ölsün demek. Diyarbakır zindanlarında işkence yapanların, faili meçhullerin faillerinin hissiyatı neyse, inanın bu terör örgütünün de bu siyasi partinin de hissiyatı aynı."

"Öğrencilerin olayları iyi analiz edebilmeleri sizlerin elinde"

"Ne yazık ki zarar gören her seferinde Kürt vatandaşlarımız oluyor" diyen Erdoğan, onun için çözüm sürecini bu sabotajlara rağmen kararlıkla sürdüreceklerini anlattı.

Erdoğan, "Kürt kardeşlerimizi terörün baskısından, zulmünden ve cinayetlerinden kurtarmak için bu sürece sahip çıkacağız. Üniversitelerimizden, özellikle de hocalarımızdan benim bir ricam var; öğrencilerin yaşanan olayları iyi analiz edebilmeleri sizlerin elinde. Hadiselerin arkasındaki asıl sahipleri görebilmeleri sizlerin elinde. Irkçılıktan, nefret suçlarından uzak durabilmeleri, tahrikler karşısında uyanık olabilmeleri inanıyorum ki sağduyulu olabilmeleri sizlerin elinde. Bunu başaracağınıza gönülden inanıyorum."

"Heyecan yaşıyorum"

Erdoğan, Karadeniz Teknik Üniversitesi yeni akademik yıl açılış törenine katıldığını, orada sadece cumhurbaşkanı olarak değil, KTÜ’den fahri doktora unvanı almış, üniversiteye gönül bağı olan biri olarak konuşma yaptığını, bugün ise hem cumhurbaşkanı hem Rize’nin bir evladı olarak hem ismini taşıyan hem de fahri doktora unvanını gururla taşıdığı bir üniversitede hitap etmenin heyecanının yaşadığını söyledi.

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’nde sadece isminin bulunmadığını, üniversitenin kuruluş kararında imzasının yer aldığını ve bundan dolayı ayrıca iftihar ettiğini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2006 yılında kurulun üniversitenin 8 yılda Karadeniz Bölgesi ve Türkiye’nin önemli eğitim kurumlarından biri haline geldiğini kaydetti. Erdoğan, üniversitenin şu anda 11 fakülte, 3 enstitü, 7 yüksek okul, 7 meslek yüksek okulu ve 9 araştırma uygulama merkeziyle sadece Karadeniz Bölgesi’nde, Türkiye’den değil dünyanın pek çok ülkesinden öğrenci çeken bir üniversite haline geldiğini belirtti.

Üniversitenin Orta Asya ve Kafkasya’da sağlık ve ilahiyat alanında iddia sahibi bir üniversite olmasını da takdirle karşıladığını, desteklediğini vurgulayan Erdoğan, yakalanan ivme, hız ve değişimin devam edeceğini ve üniversitenin sadece Türkiye’ye değil, başta bölge ülkeleri olmak üzere dünyaya bir başarı öyküsü olarak ismini yazdıracağına inandığını, 15 bin 550 öğrenci kapasitesiyle yüzde 95’lik doluluk oranına ulaşmasından da ayrıca mutlu olduğunu dile getirdi.

Dünyada ve Türkiye’nin yer aldığı bölgede son derece önemli ve kritik gelişmeler yaşandığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

"Aslında bu önemli ve kritik sürece çok önemli bir yıl dönümünde, Birinci Dünya Savaşı’nın 100. yıl dönümünde  şahitlik ediyoruz. Üniversitelerimizin bu konuya daha fazla eğilmeleri, yoğunlaşmaları gerektiğine inanıyorum. 100 yıl önce Birinci Dünya Savaşı, o dönemde Osmanlı Cihan Devleti’ni çok çok köklü şekilde etkilemişti. Sonucunda da Türkiye Cumhuriyeti Devleti doğmuştu. Yani Birinci Dünya Savaşı’ndan en fazla etkilenen bizler olduk, savaşın sonucu da elbette o günlerle sınırlı kalmadı. Savaş 1918 yılında bitmiş olmasına rağmen etkisi, özellikle de sancısı bugünlere kadar devam etti.

Şu anda Balkanlar’da, Kafkasya’da ve Ortadoğu’da var olan hemen tüm krizlerin ve anlaşmazlıkların temelinde Birinci Dünya Savaşı vardır. Filistin meselesi, Irak, Suriye meselesi, Lübnan’da zaman zaman ortaya çıkan sorunlar, şu anda Yemen meselesi, Kuzey Afrika’da, Balkanlar’da zaman zaman ortaya çıkan krizler, 100 yıl önce başlayan bu savaşa aittir. Egemen güçler gelmiş Osmanlı Devleti’nin topraklarını parçalamış, Osmanlı Devleti’nın boşalttığı alanlara da yapay, gerçekçi olmayan, petrol ve çatışma odaklı sınırlar çizmişlerdir. Ortadoğu haritasında sınırlara baktığında sınırların cetvelle çizildiğini görürsünüz. Ne yazık ki cetvelle çizilen o sınırlar 100 yıl boyunca bölgede akan kanın ve gözyaşının kaynağı olmuştur."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’deki üniversitelerin 100 yıl önce başlayan sürece gerekli ve hak ettiği ilgiyi göstermediğini belirterek, Irak ve Suriye’yi sadece İstanbul’daki arşiv belgelerden, kütüphanelerden araştırılması halinde bile dünyanın en iyi Irak ve Suriye uzmanlarının Türkiye tarafından yetiştirilebileceğini söyledi.

"Başka millet yok"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

"İsrail-Filistin meselesini dünyada bizim kadar anlayabilecek, bunu Osmanlı varisleri olarak söylüyorum, başka bir millet yoktur. Bu meselenin tüm belgeleri bizim arşivlerimizde, kütüphanelerimizde vardır. Ancak bizim şah damarımız kesildi. Nedir o? Biz, o arşivin dilini anlamıyoruz, o arşivin dilini bilmiyoruz. Arşivlere girdiğimizde bakıyorsunuz orada George var ama Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin yok. Şimdi bizim bunu halletmemiz lazım, bunu bilmemiz lazım.

Bir ülkenin önemli bir lideri yıllardır bana başbakanlığım döneminde hep bizim devlet arşivlerini almak istediğini teklif ediyor. Dedim ki ‘biz hepsini bunların veremeyiz, velev ki replika dahi olsa veremeyiz.’ Yine? Bunların bir sır olma özelliği var, bazıları noktasında bazı çalışmalar yapabiliriz ama hepsini veremeyiz. Çünkü ecdat bize öyle deliller, öyle belgeler bırakmış ki bunların birçoğunu maalesef bizden önce gelen birileri hassasiyetini bilmeden bunları satmışlar. Zaman zaman bazı yerlerde bunları buluyoruz ve geri alıyoruz.

Üzerinizde, üzerimizde tarihi bir sorumluluk var. Lübnan sorunlarını yaşarken oraya bir seyahatim oldu. Oradaki muhalefet liderlerinden bir tanesi bana orada bir ifade kullandı, çok manidardır. 'Biz aslında sizin bu arabuluculuklarınızı falan pek anlamıyoruz. Dedi ki bu işin tek çözümü var; sizin dedeleriniz gibi yapmanız lazım. Osmanlı gibi geleceksiniz, buralardan şöyle gelip geçeceksiniz bu işi çözeceksiniz.' Şu anda bu zat yine Lübnan’da önemli bir mevkide olan zattır.

Şu anda biz yine böyle olalım havasında değilim ama o siyasi temsilcinin hadiselere, olaylara bakışını anlatmak istiyorum. Bulunduğumuz yıllar içinde bu işi yapanlar yok mu? Çevremizde, uluslararası camiada… Afrika’da olanlara bakın, son dönemde Ruanda’da, Orta Afrika Cumhuriyeti’nde olanlara bakın, yaşananları görüyorsunuz. Kırım’da olanları görüyorsunuz. Biz, bu üniversitelerimizde tarih ile bugünü, bugün ile yarını inşa etmeye mecburuz. Çünkü biz inşa ve ihya ile mecburuz. Bunu yapacak kalitedeyiz. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi inşallah bunu başarmalıdır diye düşünüyorum."

"Bağlar koparıldı"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Osmanlı arşiv belgelerini, kütüphanelerdeki kitapları okuma imkanının Türkiye'deki öğrencilerin ve akademisyenlerin elinden alındığını belirterek, "Statüko tarafından özellikle Ortadoğu hep bir öcü, karanlık bir dünya gibi hatta bataklık gibi gösterildi. Bağlar koparıldı" dedi. 

Osmanlı belgelerinin çürümesini istemediklerini, bu nedenle de Kağıthane'de Osmanlı Milli Arşiv Sitesi'nin inşa edildiğini dile getiren Erdoğan, dijital ortamda Osmanlı belgelerinin kaliteli ve modern bir şekilde saklandığını ifade etti.

"Bundan sonra çok daha farklı bir şekilde bu mesafeyi almamız, adımları atmamız gerekiyor" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD'den, İngiltere'den, Fransa ve Almanya'dan sadece askerler ve tüccarlar değil, aynı zamanda akademisyenlerin de bölge üzerinde çalışmalar yaptığını, Türkiye'deki akademisyenlerin ise bölgeye bile gitmeden sadece İstanbul'da çalışarak dahi önemli eserler çıkarabilecekken, bunu yapamadığını söyledi. 

Yaklaşık 100 yıldır, "Araplar bizi sırtımızdan vurdu" dendiğini, sokakta dolaşan köpeklerin "Arap, Arap" diye çağrıldığını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

"Köpeğe o ismi niye veriyor? Hep bağları koparmak. Ortadoğu'yu hep karanlık, hep bataklık olarak gördük, gösterdiler. Aslında niçin oraların sevki, idaresinde biz önemli rol oynamadık? Biz büyük bir devlettik, o zaman büyük olaylara talip olmaya mecburduk. Bu ülkenin yaklaşık 100 yaşındaki bir siyasi partisi dahi, bugün bile çıkıp Ortadoğu'yu 'bataklık' olarak tanımlayabiliyor. Çünkü Birinci Dünya Savaşı'nın Türkiye'ye çizdiği sınırlardan biri de, bu dildir.

Bunun çok önemle kavranması lazım. Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Türkiye'de statükoya, Ortadoğu'ya sırtını dönme vazifesi verilmiştir ve statüko da sorgusuz sualsiz bu vazifeyi taşımıştır. Bunu iyi yakalamamız lazım. Aradan 100 yıl geçti, hala bu vazifeyi taşıyanlar var. Hala Ortadoğu'ya bataklık diyenler, hala 'Türkiye yüzünü sadece Batı'ya dönsün, Ortadoğu'ya da tam olarak sırtını dönsün' diyenler var.

Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşları öncülüğünde 1923'te yeni bir cumhuriyet kurulmuşken, Gazi Mustafa Kemal tarafından bu millete sürekli özgüven aşılanmışken, birileri maalesef hala Birinci Dünya Savaşı yenilgisinin ezikliğini üzerinde taşıyor. Artık zihinlerde üretilen bu yapay sınırları aşmak zorundayız. Geçmişimizle çok cesur bir şekilde tanışmak, yüzleşmek, geçmişimizi çok cesur ve özgüvenli şekilde analiz etmek zorundayız. Birinci Dünya Savaşı'nı bilmeyen bugünü anlayamaz. Türkiye'nin misyonunu ve vizyonunu asla anlayamaz."

"Bölgenin tarihini Türkiye'deki tarihçilerden daha iyi kimse yazamaz"

"Gençliğimiz ile geçmişimiz arasındaki o karanlık dönemi ortadan kaldıralım, aydınlatalım ve nasıl bir millet, nasıl devlet olduğumuzu tüm dünyaya bir kez daha gösterelim" diyen Erdoğan, üniversitelerden bu mesele üzerinde çalışmalarını istedi.

Binlerce kilometre uzaktaki ülkelerin Afganistan'a, Irak'a, Suriye'ye neden geldikleri üzerinde durulması, düşünülmesi gerektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Çok iddialı söylüyorum, eğer bu bölgenin tarihi yazılacaksa bunu Türkiye'deki tarihçilerden daha iyi hiç kimse yazamaz.

Bu bölgenin romanı, hikayesi yazılacaksa, filmi yapılacaksa bunu bu ülkenin yazarlarından, yönetmenlerinden daha iyi hiç kimse yapamaz. Bu bölge üzerine Türkiye'nin analistlerinden, uzmanlarından daha iyi hiç kimse analiz yapamaz. Uluslararası politikasını hiç kimse bizden daha iyi anlatamaz" değerlendirmesini yaptı.

Türkiye'nin Suriye ve Irak ile yaklaşık bin 295 kilometre sınırı olduğunu hatırlatan Erdoğan, şöyle konuştu:

"Yüz yıldır Irak'a, Suriye'ye her milletten her ülkeden insan geldi, buralarda ticari faaliyette bulundu ama bizde hükümetler pompalanan o korku ve tehdit nedeniyle sırtlarını döndüler. İşte şu anda orada yaşanan hadiseler doğrudan doğruya bizim ülkemizi de etkiliyor. Kimi zaman insan göçü kimi zaman sınır güvenliği kimi zaman terör tehdidi açısından etkiliyor.

Sınırlar öyle çizilmiş ki köyler ikiye ayrılmış, akrabalar birbirinden koparılmış, sınırın öte yanında bir köy yanarken bu tarafın seyretmesi asla mümkün değil. Bunu sadece bugünlerde gündemde olan Kobani için söylemiyorum, Halep'te, Şam'da Arap vatandaşlarımızın akrabaları var. Lazkiye'de, Musul'da, Kerkük'te Türkmen vatandaşlarımızın akrabaları var. Erbil'de, Kobani'de Kürt vatandaşlarımızın akrabaları var.

Ezidi, Süryani vatandaşlarımızın oralarda akrabaları var. Bu şehirler yanarken biz sırtımızı mı döneceğiz? Bu şehirler yanarken, 'Ortadoğu bataklıktır' şeklinde cahilce ve insanlık dışı tanımlar yapıp ilgisiz mi kalacağız? Onlarca yıl, 'Ortadoğu bataklıktır, Araplar bizi sırtımızdan vuruldu' denildi, Kürtler asimile edilmek istendi, Araplar, Ermeniler, Rumlar yok sayıldı ama Türkiye o zaman büyük devlet, kucaklayıcı, şefkatli devlet olamadı. Ne acıdır ki şu anda 'Ortadoğu bataklıktır' diyenler, Ortadoğu'yu bir bataklığa çevirmek isteyen Şam rejimine karşı sonsuz muhabbet besliyorlar. Muhabbetiniz bol olsun."

"Kobani bahanedir, asıl amaç Türkiye'yi dize getirmek"

Türkiye'ye "IŞİD'e destek verdiği" iftirası atıldığını, bu iftirayla Türkiye Cumhuriyeti'nin yaralanmak istendiğini kaydeden Erdoğan, "Kendi ülkesi aleyhine uluslararası kampanyaların sözcülüğünü yapanlar, IŞİD'i besleyen, büyüten Şam rejimine karşı en küçük bir söz söyleyemiyorlar" ifadesini kullandı. 

Bugün yaşanan olayları, "Yüz yıl önce Birinci Dünya Savaşı'nın tohumlarını ektiği sorunların tezahürü" olarak niteleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kobani tamamen bahanedir. Asıl amaç Türkiye'yi dize getirme, Türkiye'ye boyun eğdirme, Türkiye'ye istikamet çizme gayretidir. 'Türkiye'nin ekonomisi büyüdü, çok büyüdü, yıpratalım... Türkiye'nin demokrasisi çok gelişti, geriletelim... Türkiye çok hızlı büyüyor, güçleniyor, bunu durduralım...' İşte bunu yapmak istiyorlar ve ne acıdır ki bunu yaparken Türkiye içindeki piyonlarını kullanıyorlar.

Bölgedeki kanlı terör örgütlerini, bu terör örgütlerinin emrindeki siyasi yapıları, kandırılmış, istismar edilmiş gençleri, çocukları kullanıyorlar. Pensilvanya gibi ihanet şebekelerini kullanıyorlar. Yine acıdır ki Türkiye içindeki ana muhalefeti, muhalefeti, bazı medya kuruluşlarını, işte bu kirli amaç uğruna harekete geçirebiliyorlar.

Türkiye'yi gerçeğe tamamen aykırı olarak, teröre destek veren bir ülke gibi göstermek ancak ve ancak Türkiye düşmanlarının yapacağı iştir ama bunu burada medya ya da siyasi partiler de yapabiliyor. Hatta paralel yapının zehriyle uyuşmuş bazı yargı mensupları, bazı emniyet mensupları bu ihanet girişiminin içinde yer alıp, Türkmenler'e yardım götüren MİT tırlarının önünü kesip, bu Türkiye düşmanı çevrelere yalan servis yapabiliyor."

Hat sanatından tablo hediye edildi

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi'nin akademik yıl açılış törenine Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç, Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli, Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan, öğretim üyeleri, öğrenciler ve davetliler katıldı. 

Konuşmaların ardından Rektör Prof. Dr. Hüseyin Karaman tarafından Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyesi tarafından hat sanatıyla yapılan tablo hediye edildi.

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler