YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Erdoğan'dan çarpıcı açıklamalar
Erdoğan, Kanal D'de yayımlanan 32. Gün programında Mehmet Ali Birand'ın sorularını yanıtladı...
Erdoğan'dan çarpıcı açıklamalar
06 Haziran 2011 / 08:04 Güncelleme: 06 Haziran 2011 / 08:08

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yüksek tonda bir üslubu bulunduğunu belirterek, ''Böyle konuşurum. Ama ben kalkıp da Kılıçdaroğlu'na veya Bahçeli'ye ''bölücü başı'' ifadesini kullanmam, 'Apo ile işbirliği yapıyor' demem. Bana 'Apo ile işbirliği yapıyor' diyene ''Bunu ispat etmezsen, bunu açıklamazsan namertsin' derim. Aynısını Kılıçdaroğlu'na da derim. Benim aileme girerse, çoluğuma çocuğuma girerse buna benim birşey söylemem lazım'' diye konuştu.

Erdoğan, Kanal D'de yayımlanan 32. Gün programında Mehmet Ali Birand'ın sorularını yanıtladı.

Birand, seçim kampanyası döneminde parti liderlerinin kullandığı üslubun sert olduğu ifade ederek, ''Niye bu sertlik? Bunca şeyden sonra, seçimden sonra el sıkışıp konuşabilecek misiniz bu insanlarla?'' sorusuna Başbakan Erdoğan, şu yanıtı verdi:

''Tabii düşündürüyor. Yani öyle hakaretler oluyor ki bu hakaretler karşısında insan tabii düşünüyor. Ama siyasetin kaderinde de bu tokalaşma işi olmadan maalesef bazı şeyler de olmuyor. Mesela ben sert konuşma, bu tür üsluptan ziyade hakarete bakıyorum. Ve diyorum ki örneğin hakaretler noktasında benim milletim bu işi kantara çıkaracak. Kantara çıkardığı zaman hangi lider bir diğerine hakaret ediyor veya daha fazla hakaret etmiş bunu görecek. Bunu gördüğü zaman da bunun değerlendirmesini yapacak. Ama şimdi düşünün ki bir genel başkan çıkıyor, Tayyip Erdoğan için 'ben onun dişlerini sökeceğim' diyor. Bu nasıl bir siyaset? Sen hesap uzmanı mısın, bir siyasi partinin genel başkanı mısın, yoksa bir diş hekimi misin, nesin? Böyle bir yaklaşım olabilir mi?''

Birand'ın ''Ama siz de sertsiniz, hakaret anlamında demiyorum ama uysal bir insan imajınız yok'' sözlerine üzerine ''Hayır'' diyen Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''İmaj noktasında böyle birşey diyorsanız, bu doğrudur. Benim yüksek tonda bir üslubum vardır, böyle konuşurum. Ama ben kalkıp da Kılıçdaroğlu'na veya Bahçeli'ye 'bölücü başı' ifadesini kullanmam, 'Apo ile işbirliği yapıyor' demem. Ama şunu derim; bana 'Apo ile işbirliği yapıyor' diyene 'Bunu ispat etmezsen, bunu açıklamazsan namertsin' derim. Aynısını Kılıçdaroğlu'na da derim. Benim aileme girerse, çoluğuma çocuğuma girerse buna benim birşey söylemem lazım.

Şimdi kalkıyor ikide bir birşey söylüyor; 'dünyanın en zengin liderlerinden bir tanesi'. Bu bir mükellefiyet getirir. Çık açıkla. Bizim bütün beyannamelerimiz mecliste. Meclisteki beyanname beni nereye oturttuysa ben oyum. Benim durumum o.''

''Bu sert kampanyaya baktığınız zaman halk da bunu istiyor mu? Yumruğunu vuran lider istiyor mu?'' sorusuna ''Hayır'' yanıtını veren Erdoğan, ''Hayatımız hep bu kavgalarla geçti. Hep liderler bizi saflarına çekmek için kavga ediyorlar. Neden?'' sorusunu da ''Siyasetin belki bir üslup meselesi olarak avantajı dezavantajıyla halkın karşısına böyle bir çıkış olabilir. Bunun toplumda isteyeni de vardır, istemeyeni de vardır. Fakat geçmişteki tartışmalara baktığımızda bugünlerden çok daha farklı şeyler yok aslında. 'Seni Çankaya'dan indireceğim' diyenleri yaşadık'' diye yanıtladı.

Başbakan Erdoğan, Hopa'da yaşanan olayları anımsatarak, şöyle konuştu:

''Şimdi diyelim ki benim konvoyum taşlanıyor. Bu konvoyda otobüsün içindeyim. Otobüsümün camları, çerçeveleri parçalanıyor. Bu arada bu taşlardan bir tanesi de benim korumama isabet ediyor. Tabii taşı yeyince gözünden hemen yere düşüyor otobüsten. Otobüsten yere düştükten sonra da ayrıca orada ayrı bir darbe alıyor. Bunu görünce benim kan beynime fırlıyor. Ben orada artık daha sessiz kalabilir miyim, sakin kalabilir miyim?

Bir tarafta CHP'nin orada dev pankartını görüyorum, o pankartın yanında 'Tek yol sokak, tek yol devrim. Halkevleri'. Hepsi onun etrafında toplanmış, bu tür pankartlar. Bu CHP'yi rahatsız etmemiş demek ki. Niçin sen onlarla beraber anılıyorsun? Oradan pankartını kaldırtırsın veya onlarla beraber onlarla bulunmazsın. Biz orada 'Tek yol sokak, tek yol devrim' diyenlerin çok ciddi hışmına uğradık. Bunlar BDP destekli şeyler aynı zamanda. Burada yapılan bu olayda ister istemez oraya tepkim olmuştur.''

''GÜVENLİK ZAFİYETİ ÇOK AÇIK''

''Otobüste kime kızdınız?'' sorusuna Erdoğan, ''Valiye kızdım, emniyet müdürüne kızdım. Nasıl kızmayayım? Çünkü kendileriyle bu noktada bir gün önceden ilgili arkadaşlarım tedbir alınması noktasında kendilerini uyardılar'' yanıtını verdi.

''Böyle birşey olacağı biliniyor muydu?'' sorusu üzerine Erdoğan, ''Biliniyor tabii, istihbarat olarak geliyor. Aynı şekilde ben valiye bir gün önceden söyledim, 'Bak böyle böyle. Zaten Hopa'nın durumu bellidir. Biz Sarp'ta Gürcistan Cumhurbaşkanı ile açılışı yapacağız, bu açılıştan dönerken Hopa'da mitingimizi yapalım'. Hopa'da da bizim hatırı sayılır bir oyumuz var. Artvin genelinde zaten biz birinci partiyiz'' dedi.

Erdoğan, yaralanan koruma polisinin sağlık durumuna ilişkin bilgi verirken, polisin gözlerini açtığını, ayaklarının ve ellerinin tepki verdiğini söyledi.

Olaylar sırasında ölen öğretmenin, bir gün öncesinden ve sabahtan olayların içinde olduğunu kaydeden Erdoğan, şöyle konuştu:

''Bir gün önceden olaylar başladı zaten. Sabahleyin olaylar maalesef çok abartıldı. Polis, jandarma göstericilerle sokak aralarında meydanda birçok bir şeyler oldu. Buna rağmen, tedbirler neticesinde biz mitingimize başlayabildik. Ama mitingden sonra sokak aralarından, çünkü oralar adeta üs gibi öyle kullanıyorlar, oralardan çıkıp taşlamaya başladılar. 100 metreden, 150 metreden taşlar atıyorlar. Ama güvenlik zafiyeti çok açık, net ortada. Bu güvenlik zafiyetinden dolayı zaten böyle bir şey oldu.

Mesela Ankara'da geldiler aynı şekilde gösteriler yapıldı, İstanbul'da yapılmak istendi, Kütahya'da yapılmak istendi. Bunlara yönelik güvenlik teşkilatlarımızın da gerekli tedbirleri alması gerekiyor. Bu olaylar karşısında da biz de tabii 'iyi yapıyorsunuz, gayet güzel. Size karşı güvenlik teşkilatımız herhangi bir şey tabii ki yapmayacak, siz güvenlik teşkilatına gelin istediğiniz gibi vurun, istediğiniz gibi taş, kaya atın. Güvenlik teşkilatı sizi zaten el bebek gül bebek besleyecek...''

''GÖZ TEMASI EN ÖNEMLİ ÖZELLİK''

Bu kadar yoğun programlardan, mitinglerden yorulup yorulmadığının sorulması üzerine Erdoğan, ''Karşınızdaki kitlenin size verdiği sinerji yorgunluk diye bir şey ortaya çıkarmıyor'' dedi.

Miting alanının ''sinerji verdiğini'' söyleyen Erdoğan, ''Alkış, katılım... Eğer siz o beklediğiniz katılımı görmezseniz, heyecanı, coşkuyu görmezseniz o zaman daha o anda yorulursunuz'' diye konuştu.

Bir kitle hatibinin en önemli özelliğinin göz teması olduğunu ifade eden Erdoğan, ''Göz temasını kurduğunuz sürece siz karşıya güç verirsiniz, karşısı da size güç verir. Bunu başarıyorsanız zaten orada başarılı bir netice alırsınız'' dedi.

Miting alanında bayılanlar olduğunda oraya anında müdahale edilirse halkın ilgisinin daha da arttığını, ''Başbakan duyarsız değil'' düşüncesi oluşturduğunu söyleyen Erdoğan, gerektiğinde korumaları oraya gönderdiğini anlattı.

Birand'ın ''Bunlar işin incelikleri demek ki'' sözleri üzerine Erdoğan, ''Tabii, incelikler'' dedi.

Miting meydanında bazen diyalog da kurduğunu, anlayabildiklerine anında cevap verdiğini, anlayamadığı zaman da korumalarına veya özel kalem görevlilerine gidip dinlemelerini istediğini ifade etti.

Miting meydanında konuşma yaparken hem 'prompter'dan yararlandığını hem de irticalen konuştuğunu anlatan Erdoğan, ''aslolan ikisini beraber götürmek. Birincisi kağıda bağlı olarak bu işi yaparsınız, ikincisi sadece 'prompter'a bağlı olarak yaparsınız, üç irticalen yaparsınız. Ben üçünü birarada yapıyorum. Kağıt benim için orada bir konuşma planıdır. İkincisi sigortadır. 'Prompter'da bir sıkıntı olabilir. Prompter ise konuşmanızı kontrol bakımından çok önemli'' diye konuştu.

''İZMİR FARKLIYDI''

Mitingler esnasında çok etkilendiği bir olay olup olmadığı sorusu üzerine Erdoğan, dün İzmir'de yaşadığı olayın çok farklı olduğunu belirtti. Erdoğan, ''Ben doğrusu dün İzmir'de böyle bir şeyi pek de beklemiyordum. Bir 2002 seçimlerindeki İzmir'i düşünüyorum, bir de bugünkü İzmir'i düşünüyorum. Şimdi gerçekten zirve yapmış vaziyette'' dedi.

Her konuşmaya çıkarken kendisine ana muhalefetin o alanda yaptığı konuşmanın çekimlerini verdiklerini, bir de o andaki konuşmaya çıkacağı andaki alanın konuşmasını aldıklarını anlatan Erdoğan, ''Hemen hemen aynı alanlarda konuşuyoruz. Orada zaten siz ana muhalefetle kendinizi mukayese ediyorsunuz'' dedi.

''Yani siz önce Kılıçdaroğlu'nu seyredip ondan sonra mı çıkıyorsunuz?'' sorusuna Erdoğan, ''Kendisini değil, alanı. Kendisini dinlemem yanlış olur. Alanı takip etmem gerekir. Çünkü ben kendi konuşmama konsantre olacağım'' yanıtını verdi.

''Mitingde protesto veya eleştiri yükseldiği zaman sinirleniyor musunuz?'' sorusu üzerine, ''Miting meydanında o tür şeyler gelmez. Bu sizin mitinginiz olduğu için bu tür şeyler pek gelmez. Oraya girmez. Oraya gittiği anda o miting alanında o onun için çok ciddi bir risk olur. Hiçbir partinin mitingine muhalif kanattan girenler olmaz. Ben şu ana kadar doğrusu kendi mitinglerimde bu işlere hiç mi hiç rastlamış değilim. Zaman zaman bireysel sorununu size duyurmak isteyenler çıkabilir. Hastalıkla ilgili, çocuğuna iş meselesi... O zaman biz özel kalemi devreye sokarak, ilgileniyoruz'' dedi.

Bu tür konularda hassas olduğunu, gittiği ilin valisi veya partisinden ise belediye başkanına notlar aldırdığını, özellikle kişinin sağlık problemi varsa anında müdahale edildiğini anlattı. Erdoğan, ''Notları aldığım gibi bir de kendisine özel kalemimin kartını veririm, kendi doktorumun kartını veririm. Derim ki 'buraya bana durumu bildireceksiniz.' Oradan onları takip ederim. Bugüne kadar da şu anda sayılarını bilmiyorum ama onlarca hastamızı biz Anadolu'dan Ankara'ya getirmek suretiyle, eğer bulunduğu ilde yapılabiliyorsa bulunduğu ilde müdahaleleri yapmak suretiyle tedavilerini yaptırıyoruz'' dedi.

''FARKLI BİR SENARYOYU OYNADIK''

Programda Mehmet Ali Birand, Erdoğan ile ilk kez 1992 yılında, il başkanlığı yaptığı dönemde yaptığı söyleşi ile ''ustalık-çıraklık'' ile ilgili değerlendirmeler yaptığı söyleşiden görüntüler ekrana getirdi.

Erdoğan, milletin kendisini bulunduğu makama, özellikle belediye başkanlığından buralara layık gördüğü için, kendilerine bu görevi yüklediğini söyledi. Erdoğan, ''Gerçekten biz çok farklı bir senaryoyu bu ülkede oynadık'' dedi.

Birand'ın ''Sizin bir senaryonuz vardı yani'' sözleri üzerine Erdoğan, ''Vardı. Bu oynanan senaryo bir defa millete endeksli, insan öncelikli bir senaryoydu. Çünkü bize kadar devlet öncelikli bir senaryo oynandı bu ülkede. Biz insanı öne çıkardık. Onun için dikkat ederseniz, partimizi kurar kurmaz ilk ortaya koyduğumuz 'İnsanı yücelt ki devlet yücelsin' oldu. Tabii, belediye başkanlığımızdaki İstanbul gibi bir ilde eğer hakikaten başarılı bir belediye başkanlığı yapabilmişseniz, o sizi buralara taşıyabiliyor. Gerçekten o dönemdeki başarılar da bizim bugünlere gelmemizin en önemli deneyimi oldu. Çıraklığın en önemli bölümünü ben belediye başkanı olarak yapıyordum'' diye konuştu.

Erdoğan, o dönemde 42 bir denek ile kamuoyu araştırması yaptıklarını ve milletten nasıl bir senaryo beklendiğini öğrendiklerini söyledi.

''Facebook veya twitter'da neden olmadığı'' sorusuna Başbakan Erdoğan, ''Facebook çok sanal ve maalesef çok çirkin. İnsanların yaşam biçimleriyle istendiğinde çok çok farklı bir şekilde oynanabilecek... Ben bu şeyleri oralarda gördüğüm için bu tür şeylerin içinde olmuyorum'' yanıtını verdi.

''SEN, BİR BAŞKASININ SINIRINDAN İÇERİ GİRDİĞİN ANDA, BU ÖZGÜRLÜKLER NOKTASINDA SINIR TECAVÜZÜDÜR. BU HÜKÜMETE, BURADA BÖYLE HAKSIZ BİR İFADE KULLANAMAZSIN''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, gazeteci Nuray Mert'in iddiaları ile ilgili olarak, ''Halkımız için yaptığımız bu yolları, sen kalkıp Dersim'le yan yana getirmek suretiyle, 'Onlar harekat için yapılmıştır, bunlar da harekat için yapılıyor' dersen cevabını alacaksın. Bu ülkede, bir hizmet ehlini, kalkar da adeta güvenlik harekatı için, adeta bir darbe mantığı içerisinde bir yaklaşıma zemin hazırlamak, onun alt yapısını yapmak diye bu iktidarı değerlendirirseniz, bunun da cevabını alırsınız'' dedi.

Erdoğan, Kanal D'de yayımlanan ''32. Gün Seçim Özel'' programında soruları yanıtladı.

''Mitinglerde kavga düzeyinin yükselmesi reyting artırıyor mu?'' şeklindeki bir soru üzerine Erdoğan, ''Ben, hesapları buna göre değil, özellikle hizmete dayalı olarak yapıyorum. Biz, hizmet siyaseti yapıyoruz. Diğer liderler, acaba ne siyaseti yapıyorlar?'' dedi.

Seçim konuşmalarında kendisinin yaptıklarını konuştuğunu; bugün bir radyo kanalında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu dinlediğini anlatan Erdoğan, ''Sayın Kılıçdaroğlu öyle konuşuyor ki, biz sanki hiçbir şey yapmamışız. 'Okullar, aynen eski okullar' diyor. Biz, 163 bin okul derslik yapmışız, küsuratı da var. Tüm bunlarla beraber bugüne kadar 300 bine yakın öğretmen tayini yapmışız, hala da yapmaya devam ediyoruz. Orada birileri 'kitaplardan dolayı katılım payı alınıyor' diyor. Ben, ispata davet ediyorum, nerede katılım payı alınmış bunu ispat etsin'' diye konuştu.

Erdoğan, ''hiçbir veliden, aileden kitaplarla ilgili bugüne kadar bir kuruş katılım payı almadık'' diyerek, bu iddiaların ''yalan'' olduğunu söyledi. Bu noktada adrenalinin yükseldiğini ifade eden Erdoğan, ''Dürüst değil, yalan söylüyor. Dürüst ol, dürüst. Kim veriyorsa bu aklı, aldatıyorlar seni'' dedi.

CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun SSK'da 8 yıl genel müdürlük yaptığı dönemle ilgili görüşlerini dile getirdiğini belirten Erdoğan, kendisinin yaptığı ''CHP'nin başına gelen en büyük talihsizliktir'' yorumunun sorulması üzerine ''bunun bir durum tespiti'' olduğunu ifade etti. Erdoğan, bu ifadesinin CHP'liler için ''bir hayır duası'' da olduğu değerlendirmesinde bulunarak, ''İnanın, talihsizliktir'' diye konuştu.

''BİZİM, O REFORMİST YAPIMIZ DEVAM EDİYOR''

''Bu kampanya, bundan önceki kampanyalarla karşılaştırıldığında, bize farklı bir Recep Tayyip Erdoğan gösterdi. Bundan önce, reformcu, tabuları yıkan, cesur ve liberal bir Recep Tayyip Erdoğan vardı. Bu kampanyada daha milliyetçi, daha katı imajı geldi. Bunun sebebi seçimler mi ve bu seçimlerden sonra değişir mi?'' şeklindeki bir soru üzerine Erdoğan, şu yanıtı verdi:

''Bizim, o reformist yapımız aynen devam ediyor. Sürekli kendini yenileyen bir parti imajı ve partimiz var. Birileri çok farklı şeyler, yazar, çizer, konuşur, söyler. Onlara, dikkat ederim ama çok fazla beni ilgilendirmez. Çünkü, asıl olan kendi ekibimle yaptığım müzakere çok önemli. Müzakereyi yaparken de zaten yazılan, çizilen ve konuşulanlar gündeme geliyor.

Biz, 8,5 yıllık iktidarımız döneminde Cumhuriyet tarihinde yapılmayanları yaptık. Anayasa değişikliğinden tutunuz, bu ülkede yargı reformuna varıncaya kadar... Anayasa değişikliği ve uyum yasalarında attığımız bu adımlar, toplumun ciddi beklentileriydi. Örneğin, kadın hakları noktasında atılan adımlar, hiçbir dönemde atılmadı. İlk defa bizim dönemde kadın hakları yasal ve anayasal bir güvenceye kavuştu. İşçi aynı şekilde, özürlüler, gençlik, emekliler aynı şekilde. Hiçbir dönemde bunlar olmadı. Şu anda yapılan toplu görüşmelerde ne elde edilirse, emekliye yansıyacak.

Tüm bunların yanında Taksim Meydanı'nın işçilere tahsisinden tutun, o günün tatil ilan edilmesi olayı bizim iktidarımızın cesareti ve cesur kararıyla olmuştur. Bu, CHP ve MHP ile olmadı. Bugüne kadar onlar, kenarından köşesinden iktidar olduklarında niye bunları yapamadılar, yapsalardı. Şimdi, biz yaptık.

Şu anda da o reformist Recep Tayyip Erdoğan, bütün yaptıklarıyla ve yapacaklarıyla ve partisiyle kendisini ortaya koymuştur. Aynı şekilde dünyadaki değişimi global anlamda takip etmek, ileri demokrasiyi hedef almak suretiyle, yeni demokrasiyle temel hak ve özgürlükleri daha ileri standartlara ulaştırmak suretiyle Türkiye'nin çıtasını yükseltecektir.''

BAŞBAKAN'DAN NURAY MERT'İN İDDiALARINA YANIT

Erdoğan, hedefleri hakkında bilgi vererek, ''Türkiye'yi 26. sıradan 17. sıraya çıkarttıklarını'' dile getirerek, ''Şimdi de hedefimiz, 12 yıl içinde 17'den ilk 10'un içine çıkan bir Türkiye'dir'' diye konuştu.

''Amerikan Büyükelçisi 'bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu' demişti. Bir çelişki çıkıyor ortaya. Sizin, eleştirilere tepkiniz var. Nuray Mert, bir yazı yazdı, 'O'na bedelini öder' dediniz. Abbas Güçlü, 'Burada işler iyi gitmiyor' dedi. İnan Kıraç, bir şey söyledi. 'Bak, dikkat et' uyarısı geldi sizden. Bu noktada 'keşke, söylemeseydim' dediğiniz şeyler var mı?'' sorusuna Erdoğan, bunların ''hepsini hesap ederek ve güvenle söylediği sözler'' olduğunu belirtti. Erdoğan, önce düşündüğünü ve ondan sonra konuştuğunu ifade ederek, şöyle devam etti:

''Bayan Mert, Dersim'de bizim yaptığımız yolların mukayesesini yapıyor. Dersim'de yapılan 'yolların, o zaman güvenlik güçlerinin hareket planı içinde yapılmış yollar olduğunu' söylüyor. Bugünün yapılan bölünmüş yollarının da yine bu şekilde güvenlik güçlerinin harekat planları için yapıldığını söylerse, ben burada... Fikir özgürlüğü değildir bu. Bu ülkede, bir hizmet ehlini, kalkar da adeta güvenlik harekatı için, adeta bir darbe mantığı içerisinde bir yaklaşıma zemin hazırlamak, onun alt yapısını yapmak diye bu iktidarı değerlendirirseniz, bunun da cevabını alırsınız.

Fikir özgürlüğünün de bir sınırı da vardır. Siz kalkıp da bu ülkede bu iktidarın özgürlük alanlarına bu şekilde müdahale etmeye kalkarsanız, cevabını da alacaksınız. Onunki özgürlükse, kusura bakmayın benimki de özgürlük. Ben de kendi özgürlüğümü kullandım. Bundan daha ağır bir hakaret bu hükümete nasıl olabilir. Biz, halkımız için yaptığımız bu yolları, kalkacak bu hanımefendi 'özel harekat, Silahlı Kuvvetlerin veya polisin yapacağı harekat için' diyecek. Buradan sen de gidiyorsun, ayıptır. Bu, millet gidiyor bu yollardan.

Şu anda 13 bin 600 kilometre bölünmüş yolu, biz kim için yaptık? Halkımız için yaptık. Halkımız için yaptığımız bu yolları, sen kalkıp ta Dersim'le yan yana getirmek suretiyle, 'Onlar harekat için yapılmıştır, bunlar da harekat için yapılıyor' dersen cevabını alacaksın. Özgürlükler sınırlı değildir. Sen, bir başkasının sınırından içeri girdiğin anda, bu özgürlükler noktasında sınır tecavüzüdür. Bu hükümete, burada böyle haksız bir ifade kullanamazsın. Kaldı ki, benim 'bedel öder' diye bir ifadem yok.''

YGS'DE KOPYA İDDİALARI

Abbas Güçlü'nün yorumları hakkında da değerlendirmede bulunan Erdoğan, ''Burada da şifre falan konuşuldu. Soruyorum, eğer bu YGS imtihanlarında kopya yoksa, o zaman bunun başındaki insana bu saldırı niye? Bu insan, süreci yanlış idare etmiş olabilir. Süreci yönetmek ayrı bir olay, kopyaya fırsat vermemek ayrı bir olaydır'' dedi.

Erdoğan, ''Daha önceki ÖSYM Başkanı, KPSS'nin içine etti'' diyerek, şunları kaydetti:

''Aynı puanı alanı aynı aileden 100 puan alan kişiler vardı. Onunla ilgi bir dava açılmadı, yazı yazılmadı. Peki, bu adama niçin bu kadar yükleniyorsunuz? Lütfen, bunu bir araştırın. Ben, biliyorum o yüklenme sebeplerini...

Gazetecilerin en önemli başarı kaydedeni araştırmacı gazetecidir. Köşe yazarıysa, o zaman araştırsın, öyle yazsın.

Ben, Ankara'da adaylarımı tanıttığımda 'Eğer bu YGS'de bir suistimal varsa, bunun üstüne bangır bangır ben giderim'. Kaldı ki, zaten bu yargıdadır. Yargı, bu işin üzerine gidiyor. Tüm kağıtlar, yargı tarafından incelendi, incelettirildi. Sonunda 'takipsizlik' verildi. Takipsizlik verildikten sonra, hala bu gençlerin üzerinden siyaset yapmanın bir anlamı var mı? Ana muhalefetin lideri, hala gençlerin üzerinden siyaset yapıyor.''

''...SELAM DURMUYORSA, GEREĞİ YAPILIR''

''General Alan için bir şey söylemiştiniz. 'Ayağa kalkmadı, onun için tutuklandı Silivri'ye gitti'' gibi izlenim çıktı? Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz sorusu üzerine de Erdoğan, şöyle devam etti:

''Ne alakası var. Öyle bir algı yok. Bazı gerçeklerin bilinmesi lazım. Ben, Sayın Özkök'ün Genelkurmay Başkanlığı döneminde 18 Mart kutlamalarına gidiyorum. Üstelik orada bir de yalan var.

18 Mart kutlamalarında neredeyse, fevkalade bir olay olmadığı sürece biz şehitliğe anında ineriz, dakik ineriz. Her şey orada programlandığı gibi yürür. Oraya, Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı geliyor, protokolde olan herkes ayağa kalkıyor. Bu beyefendi ayağa kalkmıyor. Bunun bir defa, ön kabulleri var. Hele hele Türk Silahlı Kuvvetlerin içinde olan birisi, nasıl emir komuta zinciri içerisinde ayağa kalkıyorsa, orada ayağa kalkıp selam durur. Selam durmuyorsa, gereği yapılır.''

Erdoğan, ''Bunun için mi terfi edemedi?'' sorusuna ise ''Terfi kararı YAŞ içerisinde, zaten olsa öyle bir şey... Ben, Genelkurmay Başkanımızla bunları konuştum. Böyle bir şey olsa zaten, kesinlikle muhalefet şerhini bizler koyarız'' dedi. ''Yani cezalandırırdınız'' ifadesi üzerine Erdoğan, ''Kesinlikle'' diyerek, ''Engellerdik. Çünkü, böyle bir durum olduğu sürece, Türk Silahlı Kuvvetleri, sağlıklı bir geleceği üstlenemez. Kendi üssüne karşı davranışı ne ise Başbakan'a karşı davranışı, hayda hayda çok daha farklı emir komuta zinciri içinde olması gerekiyor'' dedi.

Erdoğan, Engin Alan'ın daha sonra vakfın başına getirildiğini de ifade ederek, ''Benim, vakfın başına getirildiğinden haberim yoktu. Çok açık konuşuyorum. Vakfın başına getirilme olayını bilseydim, ben onu da engellerdim. Çünkü, böyle bir insanın vakfın başına gelmesi yanlış bir olaydır. Oraya kazandıracağı da herhangi bir şey yoktur. Vakfın başına çok daha kalifikasyonu yüksek insanlar da getirilebilirdi. Mesela, ikinci uzatılma olayı gündeme gelmişti. Ben Sayın Işın Paşa'ya 'Hayır, O bir dönem yaptı, yeter' dedim.

''Artık bütün terfileri fiilen yapıyorsunuz?'' sorusu üzerine de Erdoğan, ''Benim ilgi alanım içinde ise, evet'' yanıtını verdi.

''BİZİM İLK ETAPTA ATACAĞIMIZ ADIM YENİ ANAYASADIR. AMA BU MECLİS ARİTMETİĞİ İLE ALAKALI BİR KONUDUR. MECLİS ARİTMETİĞİ BUNA MÜSAADE ETMEDİĞİ SÜRECE MEVCUT DURUM NE İSE ONUNLA YÜRÜYECEĞİZ''

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Şu anda da Türkiye'nin, bu ülkenin, milletimizin geleceği için eğer koalisyonlar dönemini getirecek bir yapı ortaya çıkarsa, bu yapı ekonomi olarak Türkiye'nin süratle geri dönüşünü getirir'' dedi.

Erdoğan, Kanal D'de yayımlanan 32. Gün programında Mehmet Ali Birand'ın sorularını yanıtladı. ''Gazetecilerin üzerine karanlık bir bulut çökmüş gibi ortam var. Nedim'den bahsediyorum, Ahmet'ten bahsediyorum. Seçim sonrası bu konuyla yasal bir düzenleme yapılıp yapılmayacağı?'' yönündeki soruya, ''Şu anda içeride olan yazar, çizer diye geçinen bunların içerisinde şahsen benim, Cumhurbaşkanımın, birçok arkadaşlarımla ilgili öyle kitaplar yazanlar var ki bu kitaplar şu anda ne fikir özgürlüğü, ne düşünce özgürlüğü içerisinde değerlendirilebilir. Burada hakaretin, yalanın daniskası var. Çok açık konuşuyorum belden aşağı her türlü vuruş var. Bunlar sizin çok iyi tanıdığınız bildiğiniz yazarlar, çizerler. Öyle karikatürler, öyle resimler var ki bu resimlerin anlatılması, izahı mümkün değil'' diye konuştu.

Bu konuları daha önce hiçbir yerde dile getirmediğini ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti:

''Ama hukuki olarak haklarımın hepsini kullanıyorum ve avukatlarım hepsini takip ediyor. Biz bunlar için mi yasa çıkaracağız? Nasıl bunlar için biz yasa çıkarırız? Aynı şekilde gazetelerde köşesinde bu tür, yani yalandan tutunuz, örgütlü suçlar içerisinde organize suçlara girenler, evlerinde silah yakalatanlar yani özgürlükler noktasında bunu istismar etmek suretiyle birçok yanlış yolların içerisine girenler. Bunlar yargının tespit edip, yürütmeden de yakalansın dediği...

Mesela siz Ahmet Şık, şu, bu filan bunlar için bu kadar düşünüyorsunuz ama mesela Mehmet Metiner için bunu düşünmediniz, Mehmet Metiner için aynı kıyametleri koparmadınız. Mehmet Metiner ölümle tehdit edildi. Mesela daha önce Nurettin diye bizim bir arkadaşımız vardı, bununla ilgili yine aynı şekilde bunlar düşünülmedi. Bunlar hep yazar çizer arkadaşlar. Bunlarla ilgili yazılmıyor. Ama orada birkaç tanesiyle farklı bir şekilde üzerine üzerine gidilebiliyor ve aynı şekilde çok daha ilginci şu, Cizre'deki yurtla ilgili hiç ciddi manada medyada bunlar manşete girmemiştir. Daha ne olacak? Bir yurt molotoflarla bombalanıyor ve bu örgütün şu anda arkadan desteklemiş olduğu parti hala yazılı ve görsel medyada ciddi destek alıyor. Bunları biz hala özgürlük planında mı değerlendireceğiz?''

Erdoğan, devletin şu anda bu noktada daha demokrat ve hukuk çerçevesi içerisinde bir süreci yürüttüğünü belirtti.

''HİÇBİR ŞEYLERİNDE SAMİMİ OLMAMIŞLARDIR''

Erdoğan, Birand'ın ''Genel yaklaşıma baktığımızda öne Kürt sorunu çıkıyor. Bütün partileri suçladınız ama BDP en büyük payı aldı bunların içerisinde. Terörist dediniz, sivil faşist, eşkıya, Zerdüşt, din düşmanı...'' sözleri üzerine, ''Bunları ben demiyorum. 'Kürtlerin dini Zerdüşt'tür' diyen ben miyim? Bunu söyleyelim herkes bilsin. Bunu İmralı'daki diyor. 'Silah zoruyla İslam Kürtlere dayatılmıştır, kabul ettirilmiştir diyen o, bunu söylüyorum. Bunlar şimdi ne yapıyor, aynı tipler. Orada Cuma namazı kılınıyor, dedikleri ne 'devletin imamı arkasında Cuma namazı kılınmaz.' Öbür tarafta da kendileri daha düne kadar Diyanet'te görev yapanlardan emekli olmuşların arkasında, orada kadın erkek karışık ki Cuma'nın adabında edebinde böyle bir şey yok, orada ayrıca Cuma'ya duruyorlar. Bu nedir bu? Bu İslam'ın içine fitneyi, fesadı sokmaktır ve Müslümanların arasına tamamen bir bölme hareketiyle girmektir. Bunu biz anlatmayacak mıyız? Bunu biz Kürt kardeşlerimize söylemeyecek miyiz?''

''Açılım bitti mi?'' sorusuna ise Erdoğan, ''Hayır hayır asla'' yanıtını verdi.

Erdoğan, ''Seçimlerden sonra barıştan çok çatışma ortamına girecekmişiz gibi bir korkum var. Korkmakta haklı mıyım?'' sorusu üzerine, şöyle konuştu:

''Bunu şu anda konuşmak bana göre yanlış. Bunu seçimden sonraki Meclis aritmetiği ortaya çok daha net koyar. Parlamento içerisinde BDP grubu ile herhalde en çok fazla görüşen benim grubum olmuştur. Birçok konuları görüşmüştür. Ama ne yazık ki hiçbir şeylerinde samimi olmamışlardır. Biz siyasi partilere para yardımından tutunuz, bunun yanında  siyasi partilerin kapatılmamasına yönelik anayasa değişikliği konusundaki görüşmelere varıncaya kadar, diğer kendilerinin sürekli gündeme getirdiği konular mesela barajın düşürülmesi.

Çok açık net ben kendilerine söyledim, bakın dedim, bu etapta barajların düşürülmesini beklemeyin. Niye? Çünkü bunu biz getirmedik. Şu anda da Türkiye'nin, bu ülkenin, milletimizin geleceği için eğer koalisyonlar dönemini getirecek bir yapı ortaya çıkarsa bu yapı ekonomi olarak Türkiye'nin süratle geri dönüşünü getirir. Çünkü geçmişte tek partili iktidarların dönemini, koalisyonların dönemini biliyoruz. Tek partili dönemlerde Türkiye sıçradı ama koalisyon dönemlerinde hep geri gitti.

Şu anda Belçika'nın, Hollanda'nın yaşadığı duruma bakın. Tek partili iktidar yeter ki kontrolünü iyi yapan bir parlamento olsun ve onlarda demokrasiye inanan bir iktidar olsun. Çünkü hesabı siz parlamentodan çok millete vereceksiniz. Yarın sandık yine önünüze gelecek, sandık önünüze geldiğinizde eğer hakikaten başarılı bir demokrasi uygulamıyorsanız millet sizi getirdiği gibi götürür.''

''Çözüm için siz BDP'yi artık muhatap görmüyormuşsunuz gibi bir izlenim var bende'' sözleri üzerine Erdoğan, ''Yani çözüm noktasında çözüm yaklaşımları yok. Şu anda da görüyorsunuz, kendilerinin girmediği yerde oyunu CHP'ye... Eğer orada CHP güçlü değil MHP güçlü ise oyunu MHP'ye vermek gibi ses kayıtlarını, önümüze veya önünüze getirdiler. Bunlar çok açık net bazı gelecekle ilgili adımların hangi istikamette olduğunu gösteriyor'' dedi.

''BİZİM KÜRT SORUNU İLE İLGİLİ ATTIĞIMIZ ADIMLAR VAR''

Erdoğan, ''Seçimden sonra önceliğiniz, anayasa mı, Kürt sorunu mu, ekonomi mi?'' sorusunu ise şöyle yanıtladı:

''Bir defa bakın şimdi bunların hepsini ayrı tahlil etmek lazım.  Bizim ilk etapta atacağımız adım yeni anayasadır. Ama bu Meclis aritmetiğiyle alakalı bir konudur. Meclis aritmetiği buna müsaade etmediği sürece mevcut durum ne ise onunla yürüyeceğiz. Bakın Kürt sorunu meselesine gelince bunu ilk dillendiren biziz. Bizim partimizin kuruluşunda, bizim programımızın içerisinde var.

Bunu biz 2-2,5 sayfalık yerde şu şekilde dillendirdik, 'adına ister Kürt sorunu diyin, ister Güneydoğu Anadolu sorunu diyin, ister terör sorunu diyin bunun çözülmesi lazım.' Biz böyle yola çıktık. 2005 Diyarbakır konuşmamda da ben bunları aynen ifade ettim. Bizim Kürt sorunu ile ilgili attığımız adımlar var. O bölgeye gittiğim zaman orada Kürt kardeşlerim benden şunu istedi, 'Siz olağanüstü hali kaldırın bize yeter' dedi. Biz olağanüstü hali kaldırdık mı? Kaldırdık. Çekiç Güç'ün gitmesini istediler, Çekiç Güç'ü gönderdik mi? Gönderdik.

Bize dediler ki ana dilde kurs. Kursların açılmasına biz müsaade ettik. TRT'nin yayın meselesi, yarım saat olayı filan, bizden önceki dönem. Biz dedik ki 'bir kanalı biz buna tahsis edeceğiz' ve TRT Şeş'i kurduk, 24 saat bu kanal yayın yapıyor mu, yapıyor. Kendileri propagandalarını gerektiğinde bu şekilde yapar hale geldiler. Cezaevlerinde anne çocuğuyla Kürtçe konuşamıyordu.''

''Bu yeter mi diyorsunuz'' sorusu üzerine Erdoğan, şunları söyledi:

''Yeter demiyorum, bu işin sonu olmaz zaten. Çünkü dünya devamlı, her sosyal hadiselerin güncellenmesi lazım. Bu sosyal hadiseleri güncellerken ister istemez bazı şeyler değişecektir ama Kürt sorunu sürekli olarak masada duran bir sorun olmaz. Artık ben ne diyorum? Benim Kürt kardeşlerimin sorunları var diyorum. Bu sorunlar bize geldikçe biz bu sorunları da çözeriz diyorum. Ama Kürt sorunu olarak bunu başlığını böyle atarsanız, bu yanlış olur ve bu daha sonra da tabu haline dönüşürüz. Ölene kadar affedersin biz bununla mı uğraşacağız? Burada çok değişik şeyler, beklentiler var, bunu da zaten kendileri açıklıyorlar. Nitekim Sayın Kılıçdaroğlu, o tuzağa düştü. Ondan sonra gitti Ardahan'da 'ben eyalet sistemini kastetmedim' diyor.''

Erdoğan, ''Askerle ilişkiler artık rayına oturdu mu?'' soru üzerine şunları kaydetti:

''Şu anda bizim 8,5 yıllık süreç içerisinde gerçekten TSK, anayasal tanımdaki konumuna diyebilirim ki oturmuş vaziyette. İlişkilerimiz gayet iyi bir şekilde devam ediyor. Tabii şu 8,5 yıl içerisinde Türk demokrasisi çok büyük güç kazandı. Kurumların güç kazanması bu konuda çok önemli, tabii medyanın bu noktada güç kazanması çok önemli ve bir de bütün güvenlik güçlerimizin hakikaten olaylara yaklaşımında demokratik, laik sosyal bir hukuk devleti bilinciyle ve demokrasinin zedelenmemesi noktasındaki hassasiyetlerini görüyoruz. Şu andaki bütün uygulamalarda da bunu çok açık net görmek mümkün. O günden bu güne herhalde çok şeylerin değiştiğini de zaten hep beraber müşahede ediyoruz.''

''BEDELLİ ASKERLİKTE DE YİNE ZAMANLAMAYLA RAHATLIKLA ÇÖZÜLEBİLECEK BİR KONU''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''İnanıyorum ki tutukluluk sürelerinde süratle bir kısalma olacaktır. Bu da artık Türkiye'de ciddi manada toplumsal talep haline gelmiştir. Bu Cumhurbaşkanımızın da, benim de, arkadaşlarımın da talebidir'' dedi.

Başbakan Erdoğan, Birand'ın, ''CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Genelkurmay'ı Milli Savunma Bakanlığına bağlayacağım diyor. Siz de bağlayacak mısınız?'' sorusu üzerine, bunun belli bir zamanı olduğunu ve zamanlamanın önemli olduğunu belirterek, ''Olması gereken odur, ama şu an değil. Yani Milli Savunma Bakanlığına bağlanmasıdır'' dedi.

Erdoğan, ''Tam üye olunca mı bağlanacak'' sorusu üzerine tam üye olmayı beklemenin gerekmeyebileceğini ifade etti. Başbakan Erdoğan, ''Kılıçdaroğlu, sırtında küfe olmadan konuşuyor. Sorumluluk vesaire yok. Türkiye buna hazır mı, değil mi? Kurumlar buna hazır mı, değil mi? Önce buna bakmak lazım'' diye konuştu.

Erdoğan, ''Sizce hazır mı?'' sorusuna, ''Henüz hazır değil. Hazır olduğu anda zaten bu adım yapılır. Şimdi sürekli olarak söylenen bedelli askerlik, biz bu adımı zaten attık. Biz bedelli askerliği zaten Genelkurmayımızla konuşuyoruz'' dedi.

Birand'ın, ''Onlarda daha direnç var'' demesi üzerine Erdoğan, ''Hayır, direnç noktasında değil. Eğer direnç derseniz poliste de aynı direnci yapabilirlerdi ama yapmadılar. Görüştük ettik. Sağ olsun Genelkurmay Başkanımızın da bu konudaki olumlu yaklaşımıyla o konuyu çözdük. Bedelli askerlikte de yine zamanlamayla rahatlıkla çözülebilecek bir konu. Milli Savunmaya bağlanıp bağlanmaması zaman içinde bu da olacaktır. Bunun zamanı var. Şimdi söylüyorum geleceğim, yapacağım. Çok liderler geçti bu tür şeyleri söyleyen hangisi yaptı. Neler söylediler neler. Ama hiçbirisi bu sözlerinin arkasında durmadı'' diye konuştu.

''BAĞIMSIZ VE TARAFSIZ YARGIYA MUHTACIZ''

Başbakan Erdoğan, ''Yargının o zamanlardan gelen hastalıkları hala devam ediyor. Balyoz ve Ergenekon soruşturmalarının uzaması, bitmemesi ve özellikle uzun tutukluluk. Bu uzun tutukluluk halinin sizi de mutlaka rahatsız ediyor olması gerekir. Oradaki o insanlar, Mustafalar, Tuncaylar... Bırakın onları, medya olarak demiyorum ama yıllarca orada ne olduğunu bilmeden tutuklu. Buna niye müdahale edemiyorsunuz. Rahatsız ediyor sizi ama değil mi?'' sorusu üzerine, bu sorunun sorulmasının kendilerine haksızlık olduğunu belirtti.

Erdoğan, şöyle devam etti:

''Yasaları biz parlamentoda beyefendilerle beraber yapıyoruz. Anayasal değişiklikler gerekir, yasal değişiklikler gerekir. Yasal değişikliklerin bir çoğunu yaptık. Bu yasal düzenlemeleri yaparken de birçok medya mensuplarıyla beraber yaptık. Fakat ortada bir gerçek var. Bunun sınırı nereye kadar gidecek. Olay sadece medya mı? Medyanın dışında olanlar için de bu gerekli. Burada yargı mensuplarının tavırları önemli. Geçmişte bağımsız yargı demişim. Daha sonra ben buna bir kelime daha ilave ettim. Tarafsız yargı dedim. Bağımsız ve tarafsız yargıya biz muhtacız ama bu konuda muhalefet hiçbir zaman bizim yanımızda yer almadı. Anayasal noktadaki yargı düzenlemelerini söylüyorum. Şimdi yapıldı o işler. Halka gittik, halkla yaptık. Parlamentoda bunlarla yapamadık, hep karşımıza dikildiler. Üstelik de bize çok ağır hakaretler ettiler. Buna rağmen Meclis'ten geçirdik, halkımıza gittik, halk bu işi çözdü. Niçin tutukluluk süreleri uzuyordu. Çünkü bir dosya yıllarca ilk mahkemede, daha sonra temyiz mahkemesinde beklerse ne olacak, o insanlar içerde bekleyecek. On yılı bulanlar oldu değil mi? Buna kesinlikle karşıyım. Biz şu anda 130'u aşkın adalet sarayı yaptık. Bu adalet saraylarını niye yapıyoruz? Elektronik sisteme geçelim, yeterli yargı mensubunu alalım. Bizim yargı mensubunu almamızı bile yargı engelledi. Danıştay engelledi. Kamera sistemlerinin gelmesi, ne demek ya kamera sistemi. Kamera sistemiyle imtihan bize kadar yoktu da nereden çıktı bu iş. Bunu getirdiler önümüze. Biz mesela yargıya elaman alma noktasında çok ciddi sıkıntıya girdik. Kendileri baş başa olduğumuzda eleman sıkıntımız var derken uygulama için adım attığımızda bunlarla karşımıza dikildiler. Ben özellikle dairelerin çoğaltılması ve fiziki imkanların daha rahat hale gelmesiyle süratle bunun çözüleceğine inanıyorum ve bölge adliye mahkemelerinin de kurulmasıyla birlikte bir defa hepsi zaten temyize gelmeyecek, bölgede çözüme kavuşmuş olacak. İnanıyorum ki tutukluluk sürelerinde süratle bir kısalma olacaktır. Bu da artık Türkiye'de ciddi manada toplumsal talep haline gelmiştir. Bu Cumhurbaşkanımızın da, benim de, arkadaşlarımın da talebidir. Temenni ediyorum ki kısa sürede bu...'' Erdoğan, seçimden sonra da bunu isteyip istemeyeceğinin sorulması üzerine, ''İnşallah'' yanıtını verdi.

ASKERLERİN ÖZLÜK HAKKI

İnternet üzerinden yöneltilen soruları da yanıtlayan Başbakan Erdoğan, askerlerin özlük haklarıyla ilgili soru üzerine, bununla ilgili çalışmalar yapıldığını, bu konuda Milli Savunma Bakanlığı'nın çalışmalarını yürüttüğünü söyledi.

Erdoğan, ''İnşallah seçim sonrası çok kısa bir süre içinde bunlar çözüme kavuşacaktır. Ordu evlerine girip girmeme noktasındaki sorunu da yine Genelkurmay ile oturup bir çözüme kavuşturacağız'' dedi.

Başbakan Erdoğan, ''Diyarbakır mitingi yüreklere su serpmedi. Seçimden sonra balkon konuşmanız hazır mı? Bizi şaşırtacak mısınız?'' sorusu üzerine kendisinin şaşırtma gayreti, hazırlığı içinde olmadığını söyledi.

Diyarbakır konuşmasında on binlerce Diyarbakırlının yağmur altında o alana gelmesinin aslında Diyarbakır'ın şu andaki tavrını ortaya koyduğunu, bu tavrın seçime kadar her geçen gün daha da değişeceğine inandığını belirten Erdoğan, barış, özgürlük, hakların doruğa ulaşması ve ileri demokrasi noktasındaki tavırlarından taviz vermeyeceklerini belirtti.

Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Eğer balkondan böyle bir konuşma yapacak olursak, temennimiz yine 74 milyonun kardeşliği olacaktır. Meydanlardaki kavganın ne olduğu belli de Türkiye'nin terör sorunu var. Türkiye bu terör sorununu birlikte halledecek. Ben MHP Genel Başkanından 3 kez randevu talep etmişim, bir kez beyefendi randevu vermemiş. Niye suçlamıyorsunuz? Burada ben mi suçluyum? Hakaretse, hakaretin daniskasını yapıyor zaten. Ondan sonra bir kaset çıksa faturayı geliyor bize kesiyor. Aynı şey Kılıçdaroğlu için. Kılıçdaroğlu'nu grup odasında ziyaret ettim ama bana bir iadei ziyaret dahi yapmamıştır. Aynı şekilde başlarına gelen olaylarda ben Sayın Baykal'da da, kendisinde de hep aramışımdır. Bakın Hopa olaylarında yaptığı açıklama çok enteresandır, 'rüzgar eken fırtına biçer' diye. Orada polisimiz ölümle baş başa, sen polisi sahiplenmiyorsun öbür tarafta diğerini sahipleniyorsun, böyle şey mi olur?''

SÖZLEŞMELİLERİN KADROYA ALINMASI

Başbakan Erdoğan, sözleşmelilerin kadroya alınmasıyla ilgili soru üzerine, ''Resmi Gazete'de yayınlananlar 4/B kadrosunda olanlardı. 205 bin civarında Milli Eğitim, Sağlık... Onların sorununu çözdük. Bize yoğun olarak gelen talep onlardandı, onun üzerinde bir çalışma yaptık. Belediye ve KİT'lerde olanlarla ilgili de seçim sonrası onlarla ilgili de bir çalışma yaparak, onların yanılmıyorsam 110 bin civarında olduğu söyleniyor. Oturur onu da inceleriz. Bizim görevimiz problem çözmektir. Geçici işçilerle ilgili problemi de biz çözdük. 240 bin işçinin durumunu biz çözdük. Bizim iktidarımız sorun çözen bir iktidar olmuştur. Yarında yine aynı şeyler devam edecek'' diye konuştu.

Birand'ın ''(CHP'ye oy vereceğim, ancak AK Parti'nin iktidar olmasını istiyorum) diyorlar. Bunu nasıl yorumluyorsunuz'' sorusu üzerine Erdoğan, ''Bunu diyene ben diyorum ki gel bir fedakarlık yap, AK Parti'yi daha güçlü kıl. Böyle düşünen kardeşimiz AK Parti'ye oyunu verirse AK Parti çok daha güçlü çıkacaktır. Olmuyor işte. AK Parti'nin iktidar olmasını isteyen oyunu gelir AK Parti'ye verir. Vermediğin takdirde zayıf düşürürsün. AK Parti ne kadar ne kadar güçlü çıkarsa bu çok büyük hizmetler yapmaya muktedir olur'' dedi.

Birand'ın, ''Yüzde 50'nin üzerinde oy alan AK Parti'nin başı döner. Ben Türkiye'yi böyle yöneteceğim, anlamam havasına girer. Onun için AK Parti iktidarda kalsın ama oyu düşsün muhalefet daha güçlensin. Bu en çok üzerinde durulan nokta. Başını döndürür mü bu kadar yüksek oy oranı'' sorusu üzerine Erdoğan, şunları kaydetti:

''Biz bu işlere alışmış vaziyetteyiz. Şuna milletçe hazır olmamız lazım. Amerikada yüzde 50'nin üzerinde oylarla iktidara gelenlerin başı mı dönüyor veya Batı'da bu tür şeyler olduğu zaman başı mı dönüyor? Bizim şu ana kadar başımız hiç dönmedi. Bundan sonra evvelallah. Ben diyorum ki bu ülke demokratik parlamenter sistem içinde olduğuna göre dünyadaki sistemlerin hepsini değerlendirsin, tartışsın, konuşsun. Bunu tartışmak illa ona geçmek değildir. Sayın Kılıçdaroğlu diyor ki 'Biz parlamenter sistemden memnunuz'. Başkanlık sisteminde parlamento ortadan kalkıyor mu? Tam aksine daha artıyor. Başkanlık sisteminde parlamentonun denetim gücü bizdekine göre çok daha fazladır. Burada bizim çok daha seri hizmet verebilmek. Başkanlık sisteminde bürokratik oligarşi bizdeki kadar yoğun değildir. Bizim sistemimizde bürokratik oligarşi yönetimle adeta bir savaş içinde. Böyle bir yapı var. Eğer işi çok yakın takip etmezseniz netice almakta zorlanırsınız, ancak yakın takip ederseniz netice alırsınız. Benim çok hayallerim var, ama ben bu hayallerimi istediğim süratle gerçekleştiremiyorum. Birçok engeller getiriyor. Bizim bunları gerçekleştirmemiz, Türkiye'yi uçurmamız lazım. O zaman temsilciler meclisinin de, senatonun da devamlı kontrolündesiniz. Yapacağınız harcamalardan... Ama denetim seçilmişten geçiyor. Seçilmişten geçtiği anda iş bitiyor. Eğer bürokrat herhangi bir şey yaptığı anda alırsın koyarsın kenara. Bizde bürokratı alıp da kenara koyamıyorsunuz. Danıştay'a gittiği anda hak getire. Milli Eğitim Bakanı, bir şube müdürünü 11 kere, 12 kere görevden alıyor, tekrar göreve iade. Bu adam demek ki başarısız, çalışmıyor. Niçin bu adamı illa buraya sevk etme gayreti içindesiniz. Kaldı ki yerindelik hakkı yürütmenindir, yani bizimdir. Bu yerindelik hakkını bile biz kullanamıyoruz. İktidar istediği valiyle rahatlıkla çalışabilmeli. Hatta bu öyle olmalı ki vali iktidarla gelip iktidarla gitmeli. Niye, orada eli ayağı onun o.''

Erdoğan, ''Sizin kalbinizde başkanlık sistemi yatıyor mu?'' sorusuna, ''Gönlümde var. Ama illa da olacak diye bir direncim yok. Ben tartışılsın diyorum'' yanıtını verdi.

Birand'ın ''Köşk cezbetmiyor mu sizi, şu ana kadar bütün başbakanları cezbetti'' sorusu üzerine, ''Benim için çok cazip olsaydı ben Dışişleri Bakanıma böyle bir teklifi yapmazdım. Bu konudaki hassasiyetimi, ben kendimi ispatlamış birisiyim'' dedi.

Birand'ın ''Bu benim son seçimim diyorsunuz. Köşke gitmek mi, politikayı bırakmak mı?'' demesi üzerine Erdoğan, ''Bu benim tüzüğümün gereğidir. Tüzüğümün gereği 3 kez arka arkaya milletvekili olan ondan sonra ara vermek zorundadır. Benden daha genç arkadaşlarım var. Onlar bir dönem ara verecekler ondan sonra politikaya devam edebilirler'' dedi.

Erdoğan, ''Ona boyun eğecek misiniz? Tüzüğü değiştirmeyeceksiniz'' sorusuna, ''Ben arkadaşlarımla bu yola böyle çıktım. Olmadığım dönemde değiştirirlerse o arkadaşlarıma gücenirim. Çünkü bunu böyle yaptık. Yapmamızın sebebi şu, kimse gelip de buralara çöreklenmesin. Devamlı bir taze kan olsun'' karşılığını verdi.

Erdoğan, Birand'ın ''Gitmek zor bir şey ama'' demesi üzerine, ''Zor olmadığını gösterelim'' dedi. Başbakan Erdoğan, ''Gösterebilecek misiniz'' sorusu üzerine, ''Ne demek canım. Göstereceğiz. Ben diyorum ki ayrılırsan benim partimin başka kademeleri yok mu? Danışmanlıksa danışman olarak çalışırım. Bal gibi olur. Biz temelleri böyle attık. STK çalışmaları yaparız, öyle destek oluruz. Partim bana program yapar şurada konuşun, giderim orada konuşurum. Vakıf hizmeti yaparım. Yapılacak çok iş var bu ülkede. Yeter ki samimi olun'' dedi.

''Yüzde 47'nin altında kalırsanız üzülür müsünüz?'' sorusu üzerine Erdoğan, il genel meclisinde yüzde 39 aldıklarını, daha çok çalışmaları gerektiğini görüp, eksikler üzerinde çalıştıklarını belirterek, ''Şimdi kamuoyu araştırmalarında neticeler güzel gözüküyor. Temenni ederim ki inşallah kalmayız'' dedi.

''YARATILANI YARATANDAN ÖTÜRÜ SEVDİK''

Partisinin reklam kilibinde de kullanılan ''Aynı'' adlı şiiri okuyan Erdoğan, ''Biz buyuz, biz yaratılanı yaratandan ötürü sevdik, Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkezi, Gürcüsü, Abhazası, Romanı, Arnavutu, Boşnağı ayırmadık. Hepsini Yaradan'dan ötürü sevdik ve Yaradan'dan ötürü sevmeye devam edeceğiz'' dedi.

Programın sonunda, Mehmet Ali Birand, programın ''manşetlerini'' okudu ve ''Bu manşetleri abartmış mıyız, abartmamış mıyız? Medya olarak yine suçlu durumda mı kalacağız, bu geceyi yine bedel ödeyerek mi götüreceğiz çıkacak ortaya'' dedi.

Birand'ın, ''Erdoğan, net konuştu: Gönlünde başkanlık var'', ''manşetine'' Başbakan Erdoğan, ''Öyle bir şey demedim'' dedi. Birand'ın karşı çıkarak, ''bandı gösterin'' demesi üzerine Erdoğan, ''Gösterin. 'gönlümde başkanlık var' diye bir ifadem yok. Tartışılsın diyorum, 'gönlümde başkanlık var' diye bir şey söylemedim'' karşılığını verdi.

Erdoğan, ''Türkiye'nin başkanlık sistemine ihtiyacı var'' şeklindeki ''manşeti'' ise ''Daha isabetli olur. 'İhtiyacı var' diye bir ifade kullanmadım'' şeklinde düzeltirken, ''Çok hızlı hizmet için başkanlık sistemi gerekli''  şeklindeki ''manşeti'' onayladı.

Birand'ın, ''(Benim hizmet hayallerim var. Onları yeterince hızlı gerçekleştiremiyoruz, ancak o şekilde hızlı hizmet edebiliriz) Yani bir yerde (gönlümde başkanlık sistemi var) demeden. Başkanlık olursa daha iyi olacağı tutumunuz var ortada'' sözleri üzerine, Başbakan Erdoğan, ''Başkanlık sisteminin bu noktadaki olumlu yönlerini ortaya koyuyorum. Yani özellikle üretimde başkanlık sisteminin çok daha fonksiyonel olduğunu ifade ediyorum ama 'gönlümde başkanlık var' böyle bir şeyi söylemedim, söylemiyorum'' diye konuştu.

Birand'ın, ''Sınıfta kaldık tekrar, gene medya sorumlu oldu'' demesine karşılık Erdoğan, ''Ben medya sorumlu oldu demiyorum. Medya her zaman böyle yapıyor'' dedi.

Mehmet Ali Birand'ın ''Diyorsunuz ki, benim önceliğim anayasadır. Peki değişmez madde var mı kafanızda, değişmemesi gereken bir madde?'' şeklindeki sorusu üzerine Başbakan Erdoğan, ''Tartışılır madde olabilir ama değişmez, değiştirilemez böyle bir şey yok. Şimdi öyle maddeler var ki değişmesine gerek yok zaten. Şimdi Türkiye Cumhuriyeti'nin Başkenti Ankara, bayrağımızla ilgili olan şeyler. Bunları zaten müzakere etmeye tartışmaya bile gerek yok. Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti. Bunları zaten tartışmaya gerek yok'' şeklinde konuştu.

AA

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler