YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Erdoğan Antalya'da konuştu..
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin ittifak, barış aradığını ve barışın elçisi olmak istediğini belirtti.
Erdoğan Antalya'da konuştu..
24 Ekim 2009 / 15:28 Güncelleme: 24 Ekim 2009 / 16:33

Uluslararası Değirmenciler Birliği (IAOM), Orta Doğu ve Batı Afrika Bölgesi Yıllık Teknik Konferans ve Ticaret Fuarı, Türkiye Un Sanayicileri Federasyonunun ev sahipliğinde Antalya'nın Belek beldesindeki Maritim Pine Beach Resort'ta başladı.

Başbakan Erdoğan, konferansın açılışında yaptığı konuşmada, yaklaşık iki hafta önce 6-7 Ekimde İstanbul'da, Dünya Bankasının Yıllık Toplantısı'nın yapıldığını anımsattı. Küresel finans krizinin tüm boyutlarıyla tartışıldığı bu toplantıya, Türkiye'nin ev sahipliği yaptığını belirten Başbakan, ''Doğrusu başarılı bir ev sahipliği oldu. Gerek toplantının yapıldığı mahal, gerekse toplantıdaki katılım... 100 ülkeden 15 bine yakın katılımcının olduğu bir toplantıydı. Bundan ülkem adına, bu organizasyonda görev alan arkadaşlarım adına gurur duydum'' dedi.

Bugün yine önemli bir toplantıya Antalya'da ev sahipliği yapıldığına işaret eden Erdoğan, bu toplantıda, yine dünyayı çok yakından ilgilendiren, kriz sinyalleri veren bir konunun, gıda ve tarım konusunun ele alınacağını bildirdi. Önceki gün, çok ciddi, çok önemsediği bir haber aldığını bildiren Erdoğan,  sözlerini şöyle sürdürdü:

''Etiyopya Hükümeti çok ciddi bir gıda krizinde olduğunu ifade etti ve çok acil olarak 6.2 milyon Etiyopyalı için gıda yardımı çağrısında bulundu. Raporlara göre, maalesef Etiyopya'da son 25 yılda 1 milyon kişi kıtlıktan dolayı hayatını kaybetti. Etiyopya örneğinden yola çıkarak, dünyada şu anda çok net olarak bu olaylar görülüyor. Artık kısa dönemli tedbirlerle bu krizler aşılamıyor. Üç aylık, altı aylık gıda yardımları, ölümleri azaltmıyor.

IMF ve Dünya Bankası Yıllık Toplantıları'nda da dile getirdik. Dünyamızın artık böylesi içler acısı bir manzarayla, böyle ciddi çelişkiler yaşayarak yoluna devam etmesi mümkün değildir. Dikkatinizi çekmek istiyorum: Bugün dünyanın gelişmiş ülkelerinde buğday, mısır gibi yağlı tohumlar, temel tarım ürünleri hayvan yemi olarak kullanılıyor, biyoenerji kaynağı olarak değerlendiriliyor. Araçlarında biyoenerji yakıtı kullananlar 'çevreyi kirletmiyor, iklimin dengelerini bozmuyoruz' diyerek övünürken, onların araçlarını çalıştıracak yakıtın ham maddesine gıda olarak ihtiyaç duyan milyonlarca insan var. Bugün tüm dünya ülkeleri olarak içinden geçtiğimiz krizin kodlarını ve benzeri eşitsizlikler üzerinden bunu okumak, anlamak durumundayız. Acaba bunun üzerine çalışıyor muyuz, kafa yoruyor muyuz?''

Türkiye olarak bu noktada uyarının her zaman yapıldığını anlatan Başbakan, bunu, BM 64. Genel Kurulunda da ifade ettiklerini kaydetti. İsrafın, hırsın, sınırsız tüketmenin ciddi bir küresel hastalığa dönüştüğünü vurguladıklarını ve vurgulamaya devam ettiklerini ifade eden Başbakan Erdoğan, bir an önce önlem alınması gerektiğini her platformda hatırlattıklarını belirtti.

''Sermayenin küreselleştiği kadar refah da küreselleşmelidir. Dünya genelinde ve hayatın her alanında adaleti tesis etmek durumundayız'' diyen Başbakan, adaletin olmadığı yerde haksızlık, mahrumiyet, zulüm, merhametsizlik olduğunu söyledi. Erdoğan, ''Dünya küçük bir köye dönüşürken bu köyün tüm sakinleri olarak yaşamlarını, refah ve huzur içinde sürdürebilecek imkanlara hep birlikte kavuşmalıyız. Aksi takdirde bugün alarm veren küresel ekonomi, yarın telafi edilemez, geri dönülemez noktalara gelecektir bu gidişle'' diye konuştu.

''YARIN ÇOK GEÇ OLACAKTIR''

Tarımın sadece insanlığın hayatını idame ettirmesinin değil, yerleşik hayata geçip medeniyetler kurmasının da temel unsurlarından biri olduğunu vurgulayan Erdoğan, gıda güvenliğinin, insan onurunun, yaşamının ve gelişiminin temel gereği olduğunu bildirdi. Bugün açlık ve yetersiz beslenmenin maliyetini, ekonomik fırsatların kaybı, sosyal gelirinin artması, şiddet ve savaş olarak tüm dünyanın ödediğini anlatan Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Bu manzara asla sürdürülebilir bir manzara değildir. Küresel ölçekte çözümlerin aranması ve acilen uygulamaya geçilmesi gerekiyor. Yoksa inanın yarın çok geç olacaktır. Türkiye olarak her fırsatta, her platformda özellikle de katıldığımız G-20 toplantılarında da bu acil duruma ilişkin uyarılarımızı yaptık, yapıyoruz ve yapacağız. Sadece uyarmakla kalmıyoruz. Ülke olarak gıda güvenliği konusunda tedbirlerimizi de alıyor ve artırıyoruz.

Ülkemizin buğday üretimi yıllık ortalama 20 milyon tondur. 2009 yılı üretim miktarı 20,5 ton olarak gerçekleşti. Dünya buğday üretiminde Türkiye ilk 10 arasında yer alıyor. Bu üretim miktarıyla da kendi ihtiyacını karşılayan sayılı ülkelerden biri olma vasfını taşıyor. Türkiye un ihracatında da dünyada önemli bir yere sahip. 2005'de 2 milyon tonluk ihracatla dünya birincisi olduk ve bugün de ilk sıralarda yer almaya devam ediyoruz; ya ikinciyiz, ya üçüncüyüz.

Türkiye; kuzeyde Rusya, Ukrayna, Kazakistan gibi üretici ülkelerle, güneyde ithalatçı konumunda olan Irak ve Suriye ile Mısır, Fas ve Cezayir gibi Kuzey Afrika ülkeleri arasında bu meselede de stratejik bir konuma sahiptir. Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkeleri arasında köprü konumunda olan ülkemizin, dünya hububat ticaretindeki rolü çok büyüktür. Şimdi başarıyla yürüttüğümüz ve uluslararası ölçekte büyüklük arz eden projelerimizle Türkiye tarım ve gıda alanında yeni bir döneme hazırlanıyor.

Güneydoğu Anadolu bölgemiz, ülkemiz topraklarının yüzde 10'una tekabül ediyor. Bunun yanında bu bölge ekonomik olarak sulanabilir alanların yüzde 20'sini teşkil ediyor. Bu bölgeden geçen Fırat ve Dicle ırmakları Türkiye'nin toplam su potansiyelinin yüzde 28'ini oluşturuyor. Bu topraklar, aynı zamanda, tarihte tarımın ilk kez yapıldığı topraklar olarak da bilinir. Ne yazık ki yıllar boyunca buradaki sularımız boşa akıp gittiler. Bununla ilgili de gayet güzel bir nükte oluştu, zaman zaman bunu söylüyorum: 'Su akar Türk bakardı'. Şimdi biz bunu değiştirdik, artık su akar Türk yapar.''

Gerek suları suyla buluşturmak, gerek sudan enerji elde etmek için geçmişte Güneydoğu Anadolu Projesi adı altında çok büyük bir proje başlatıldığını anımsatan Erdoğan, şimdi bunu hızlandırdıklarını söyledi. Projenin çeşitli sebeplerden dolayı hedeflenen tarihte bitirilemediğine de dikkati çeken Erdoğan, ''2008 yılı mayıs ayında GAP eylem planı adında açıkladığımız bir plan devreye aldık. Ödeneklerini ayırdık ve 2013 yılı itibarıyla inşallah projeyi tamamlama noktasında olacağız, hedefimiz bu.. 2013 yılı itibarıyla 1 milyon 60 bin hektarlık sulama inşaatlarını tamamlayacağız, plan bu. Bu süre içinde 800 bin hektara yakın tarım alanını sulamaya açacağız. Proje tamamlandığında bölgede kişi başına milli gelir iki kat artacak, Yaklaşık 3,5 milyon kişiye de iş imkanı sağlayacağız'' diye konuştu.

Sadece tarım boyutuyla değil, eğitim, sağlık, ulaştırma gibi birçok alanda da bölgeye yatırımları artırdıklarını bildiren Başbakan Erdoğan, ''Bu bölgeyi dünyanın bir gıda üssü, bir gıda ambarı haline getiriyoruz. Bu devasa proje tamamlandığında sadece Türkiye'ye değil, tüm Orta Doğu bölgesine hatta Afrika'ya fayda sağlayacak sonuçlar doğuracak'' dedi.

Bunun yanında Doğu Anadolu Projesi'nin de hızla ilerlediğini vurgulayan Erdoğan, bir başka önemli projenin de Konya Ovası Projesi olduğunu belirtti. Oldukça verimli topraklara sahip Konya Ovası'nı suyla buluşturmak için yürütülen projeyi de yeniden ele aldıklarını bildiren Erdoğan, 17 kilometrelik mavi tünel inşaatının şu anda 3 kilometrelik kısmının tamamlandığını, tünelin bitmesiyle birlikte ovanın su sıkıntısının giderileceğini ve 645 bin hektarlık alanın sulanabileceğini belirtti. Erdoğan, bu proje sayesinde bölgede 100 bin kişinin istihdamını hedeflediklerini vurguladı.

BÖLGEDE HUZUR VE İSTİKRARIN SAĞLANMASI

Türkiye olarak, Türkiye'nin ve bölgenin kalıcı huzur ve istikrara kavuşabilmesi için son derece büyük bir gayretin içerisinde olduklarına da değinen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, şöyle devam etti:

''Bakınız bu alanda, bugüne kadar gerçekten çok büyük mesafeler aldık. Adı sadece çatışmalarla anılan Orta Doğu'nun bu yanlış algısını değiştirmek için ülke olarak üzerimize düşeni fazlasıyla yapıyoruz. Bakınız, ben bu toplantıya Pakistan ve İran'a yapacağım resmi ziyaretlere giderken, Antalya'ya yani sizin aranıza katılarak bu yolculuğumu devam ettireceğim. Yanımda bakan, milletvekili ve 100 kadar iş adamıyla bölgeye gideceğiz. Bölgelerimiz için hayati derecede önemli meseleleri oralarda masaya yatıracağız. Biz şuna inanıyoruz: Bölgede huzur ve istikrarın sağlanması, bölgenin topyekun refaha kavuşmasını da beraberinde getirecektir. Orta Doğu kendi kendisine yetebilecek bir bölgedir aslında. Orta Doğu, sahip olduğu zenginlikleri, potansiyeli hayata geçirdiğinde, sadece kendi kendisine değil tüm dünyaya eşsiz katkılar sağlayabilecek bir bölgedir ama bunun için öncelikle çatışmaların durması, anlaşmazlıkların giderilmesi, kalıcı barışın sağlanması gerekiyor.

Herhalde bir yerlerden virüsler salgılanıyor buraya ve bu virüsler ortalığı karıştırıyor. Kesinlikle bu böyle. Orada barışı istemeyen odaklar var. Tüm mesele, Türkiye'nin yaklaşım tarzının benimsenmesi. Biz ise barış için orada koşturuyoruz. Çünkü biz barışın özellikle küresel barışın sağlandığı bir dünya özlemi içindeyiz. Aynı şekilde Afrika kıtasının da savaşlarla, çatışmalarla kıtlıkla, açlıkla anılmasından da son derece rahatsız olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Bugün dünya sadece savunma sanayine yılda 1 trilyon doların üzerinde para ayırıyor para... Acaba açlık sınırının altında olan ülkelerle ilgili, eğitimde, sağlıkta buna benzer birçok alanda böyle bir yatırım söz konusu mu? Silahlara ayıracağımız paranın yarısını kalkıp da buralara, eğitime, sağlığa, gıdaya, insana ayırsak, acaba dünya medeniyetler arası bir çatışmaya mı, yoksa İspanya ile başlattığımız medeniyetler arası ittifaka mı koşar. Biz ittifak, barış arıyoruz ve barışın elçisi olmak istiyoruz. Dünyamız en eski kültürlerine, medeniyetlerine ev sahipliği yapmış insanlık tarihi kadar eski Afrika'nın da huzur ve istikrar içinde kendisine yetebileceğine inanıyor, biz de inanıyoruz.''

Türkiye olarak Afrika'nın da hak ettiği noktaya ulaşabilmesi için katkı vermeye devam ettiklerini ancak bu çabaların tek tek ülkelerin gayretleriyle sonuç getirmeyeceğinin de çok açık olduğunu belirten Başbakan, sözlerini şöyle tamamladı:

''Bakınız bizde bir atasözü vardır, (taşıma su ile değirmen dönmez). Yani tek tek ülkelerin, tek tek yardım kuruluşlarının çabalarıyla ancak geçici çözümler bulunabilir. Ancak belli bir süre için çözüm üretilebilir. Gerek Orta Doğu, gerek Afrika'nın sorunlarına kalıcı çözümler üretmek için el birliğiyle, samimiyetle çalışmamız gerektiğine inanıyoruz. Bu noktada sivil toplum örgütlerine de vazife düştüğü inancındayız.

Bu kongreyi bu konuda çok önemsiyorum. Antalya toplantısının küresel refah, küresel kalkınma, tarım ve gıda için son derece olumlu çalışmalara zemin olacağına yürekten inanıyorum.''

Konuşmasının ardından Başbakan Erdoğan, IAOM Orta Doğu ve Batı Afrika Bölgesi Yıllık Teknik Konferans ve Ticaret Fuarı'nda stantları gezdi, temsilcilerden firmaları hakkında bilgi aldı

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler