YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Emrullah İşler: Komployla gelmedik komployla gitmeyiz!
Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Emrullah İşler, gündeme ilişkin çarpıcı açıklamalar yaptı. İşler, "Komployla gelmedik, komployla gitmeyiz" dedi.
Emrullah İşler: Komployla gelmedik komployla gitmeyiz!
19 Ocak 2014 / 17:50 Güncelleme: 19 Ocak 2014 / 18:04

Başbakan Yardımcısı İşler, 17 Aralık Operasyonu ve devletteki 'paralel yapılanma'ya dair önemli mesajlar verdi. Türkiye'de artık darbeler ve siyasete dışarıdan müdahaleler döneminin bittiğinin herkes tarafından kabul edilmesi gerektiğine vurgu yapan İşler, Gezi ve 17 Aralık Operasyonlarının, bir süredir devam eden ve geçtiğimiz yıl Mısır'daki darbenin gerçekleşmesinde etkili olan uluslararası bir komplonun iki ayağı olduğunu söyledi.

İşler, "Türkiye kuruduğunda sulanacak, uzadığında budanacak bir ülke' olarak görülüyordu. Türkiye'nin artık budanamayacak kadar büyüdüğünü herkesin hazmetmesi gerekiyor. Biz, birtakım komplolarla iktidara gelmedik ki, birtakım komplolarla indirilebilelim. Milletin emanetine her ne pahasına olursa olsun sahip çıkacağız" dedi.

İşte Başbakan Yardımcısı Emrullah İşler'in Akit Ankara Temsilcisi Yener Dönmez'e yaptığı açıklamalar...

Sayın Bakan Hükümet ile 'Cemaat' arasında şu anda çok sert bir süreç işliyor. Önce Gezi olayları, ardından Mısır'daki darbe ve son olarak da 17 Aralık Operasyonu arasında bir bağ kurulmaya çalışılıyor. Bu son operasyon bir darbe girişimi olarak görülüyor. Siz neler söylersiniz?

Sayın Başbakanımız da adını koydu, evet bu buz gibi bir darbe girişimidir. Olayları doğru değerlendirebilmek için biraz geçmiş sürece bakmakta fayda var. Son bir yıldır Sayın Başbakanımızla ilgili menfi bir çalışma yapılmakta, Başbakanımızın diktatör olduğu yönünde yabancı basında sözümona değerlendirmelerde bulunulmakta, böyle bir algı oluşturulmaya çalışılmakta idi. Elbette bunların içimizdeki uzantıları da bu işin peşinden gittiler. Önce imaj zedelemesi yolunu denediler. Bu çalışmaları halen de devam etmekte. Başbakanın dünyada, özellikle de İslam dünyasındaki olumlu imajı üzerine çalışıyorlar. Son gelişmeleri de özellikle bu imajı zedelemeye yönelik girişimler olarak görüyorum

Rahatsızlıklarının kaynağı ne acaba?

1700'lerden itibaren İslam dünyası, özellikle de Osmanlı İmparatorluğu devamlı gerilemiş, küçülmüş, kan kaybetmiş. İslam alemi 1700'lerden bu yana ilk defa Erdoğan'ın şahsında tebarüz eden güçlü bir liderlik kazandı. Türkiye'de başarılı bir model de ortaya konuldu. Herkes Türkiye'nin ve Başbakan Erdoğan'ın başarısından bahseder oldu. İlk defa böyle bir ivme yakalandı. Türkiye iktisadi alanda da muazzam gelişmeler kaydetti, ekonomisi üç kat büyüdü. Biliyorsunuz 2011 yılında 2023 hedeflerimizi açıkladık. Bu üç kat büyümenin iki buçuk kat daha artması manasına gelen bir ekonomik hedef belirledik, milli gelirin 25 bin dolarları aşması gibi anlamlara gelen bu vizyon ve aksiyon iç ve dış odakları elbette rahatsız edecekti ve etti de. Türkiye'nin İslam alemi ve dünyanın mazlum milletleri ile kurduğu yakın ilişkiler gibi diğer saiklerle beraber işin aslı bu.

Bu rahatsız 'odak'ları açabilir miyiz?

Sayın Başbakanımız bunların adını gayet açık koydu. Gezi olaylarından sonra 'Faiz Lobisi' dedi. Bu neden böyledir? Şimdi bakın biz iktidara geldiğimizde, Halk Bankası kredi verirken yüzde 45'ten veriyordu, bu düştü yüzde 5'lere. Normal faiz yine yüzde 40'lar civarındaydı, bu da yüzde 4,5 - 5'lere indi. Dolayısıyla buradan gelir kaybeden birtakım baronlar, devlete borç veren paradan para kazanan odaklar vardı. AK Parti döneminde bunların gelirleri çok azaldı. On yılda 650 milyar gibi bir para kaybettiler. Faiz oranlarının düşmesiyle devletin kasasında kalan para... Hastaneler, üniversiteler, okullar, hızlı tren, Marmaray, havalimanları, otoyollar vesair yatırımlar olarak vatandaşa döndü.

'Çözüm Süreci'ndeki başarının da bu rahatsızlıkta etkili olduğu yönünde değerlendirmeler mevcut?

Evet. 2012'ye geldiğimizde 2023 hedeflerimizin önündeki en büyük engel olarak terörü görüyorduk. Türkiye geçtiğimiz 30 yıllık süreçte çok kan kaybetti. Ekonomik olarak 400 milyar dolar gibi bir harcamadan söz ediliyor. Yıllara yaydığımızda bunu, faiziyle filan bugünün Türkiye'sinin GSMH'si gibi bir kaynak teröre harcandı. Karşılığında elimize geçen ise gözyaşı, nefret, kan ve kinden başka bir şey değildi. Türkiye önce terörün belini dağda kırdı, sonra 'Çözüm Süreci'ne geçildi. İşlerin iyi gitmesi malum odakları yine ciddi şekilde rahatsız etti.

Asıl hedef Türkiye'nin durdurulmasıdır

Türkiye'de yapılmak istenenin ekonomi üzerinden bir siyasi 'darbe' girişimi olduğunu söylüyorsunuz? Medya'nın tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gezi'den bu yana acaba ekonomik kriz çıkararak Tayyip Erdoğan ve AK Parti'den kurtulabilir miyiz hedefini güdüyorlar. 17 Aralık'ta yapılmak istenen de budur. Borsada aşağı yukarı yüzde 25-30'lara yakın bir kayıp var. Dolar 1,76 kurundan 2,20'leri aştı. Bu arada bakıyorum da bazı yayın organlarının etekleri zil çalıyor, adeta seviniyorlar. Bu darbeseverlik değil de nedir? Bu ülkeyi seven insan böyle davranabilir mi? Kaybeden, zarar gören tüm Türkiye iken içimizdeki birtakım ellerini ovuşturan tipleri de iyi tahlil etmemiz gerekiyor. 17 Aralık operasyonunda da aynı Gezi olaylarında olduğu gibi her ne kadar görünen hedef Tayyip Erdoğan ve AK Parti ise de, esas görünmeyen hedef Türkiye'dir. Gelişen, büyüyen, kalkınan Türkiye'dir. Sonuç itibariyle hedef Türkiye'nin durdurulmasıdır. Şu an itibariyle elbette ki bu bir darbe girişimidir.

Kimsenin karşısında eğilecek değiliz

Bu ve benzeri girişimlere yönelik ne gibi bir yol izleyeceksiniz?

Biz geçmişteki darbe girişimlerine, vesayete nasıl karşı durduysak, şimdi de yargı yoluyla gelen bu darbe girişimine, vesayete de aynı şekilde dik duruyoruz, sağlam duruyoruz. Haklı olduğumuz için de güçlü olduğumuza inanıyoruz. Bütün bu olaylardan güçlenerek çıktık yine öyle olacağına inanıyoruz. 11 yılda sadece halkımıza hesap verdik, kimsenin karşısında eğilecek değiliz. Halkımızın bizim yanımızda olduğunu biliyoruz. Aynı zamanda zalimin karşısında, mazlumun yanında durduğumuz için şunu çok net görüyoruz, Sayın Başbakanımız için dünyanın her yerinde yüz milyonlarca insan her gün dua ediyor. Sayın Başbakanımız her seferinde bu badireleri atlattıysa, bunun arkasında önemli faktörler var. Bunlar, Sayın Başbakanın canla başla çalışması ve azmi, samimiyeti, doğru sözlülüğü, kendisine duyulan güven ve edilen dualar. Bu faktörler Allah'ın yardımını da beraberinde getiriyor. Sayın Başbakan'da temayüz eden bu hasletler böyle bir insanın hem ülke içinde hem dünyada sevilmesine neden oluyor. Şunu kaydediyorum, Sayın Başbakanımız dünyada yaşayan insanlar içinde kendisine en fazla dua edilen insandır.

Hükümetin 'Cemaat' yapılanması ile girdiği gerilime gelecek olursak... Başbakan son olarak 'Haşhaşiler' benzetmesinde bulundu. Bu konular sizin alanınız aynı zamanda.

- Yaşadığımız olaylara baktığımızda bu benzetme tam oturdu. Samimi insanlarımızı kullanarak, onların arkasına sığınarak, saklanarak birtakım kirli işlerle uğraşan devlet içerisinde bir yapılanmanın mevcudiyeti ortaya çıktı. 'Örgüt' diyebilirsiniz, 'Paralel yapılanma' diyebilirsiniz. Sayın Başbakanımızın kastettiği bunlar. Yoksa masumane bir şekilde hizmet eden insanlarla bizim bir alıp veremediğimiz olamaz. Yanlış algı operatörlerinin çabalarına fırsat vermemek lazım. 'Gülen Cemaati', 'Hizmet Hareketi' işte yurtdışında okullar filan, bu hareketin AK Parti iktidarı döneminde nereden nereye geldiğini, kat kat büyüdüğünü hepimiz görüyoruz. Ben danışman olarak, milletvekili olarak gittiğimde bütün okullarını ziyaret ettik, her türlü desteği verdik. Bir yanda vefakar, cefakar, fisebilillah karın tokluğuna çalışan binlerce Anadolu çocuğu dünyanın dört bir yanına dağılmışlar. Orada bizim bayrağımızı dalgalandırıyorlar. Dilimizi öğretiyor yeri geliyor kültürümüzü öğretiyor.

"Samimiyet kazanacak"

Ortaya çıkan son tape'lerle ilgili ne söylersiniz?

- Şimdi bir yanda 30 yıldır bir hizmet hareketi var. Şimdi anlaşılıyor ki, onun adına devlet içinde birtakım karanlık işler peşinde koşan bir odak var, böyle bir yapı var. Bu cemaatin büyük gövdesiyle, kitlesiyle kıyaslandığında küçük kalabilir ama bunların etkin olduğunu görüyoruz. Bu işin aslı faslı 'netice' ile ortaya çıkacak. Allah ömür verirse hep birlikte göreceğiz; samimiyet kazanacak, samimi olanlar kazanacak. Dolayısıyla kim samimi, kim samimi değil inşallah ortaya çıkacak. Bu arada gayri meşru dinlemeler ve bunların gazetelerde çarşaf çarşaf yayınlanmasını ben tasvip etmiyorum."

Cemaat'in kendi kendisini bitirme operasyonu...

Ancak maalesef böyle bir gerçeğimiz var?

Evet haklısınız, böyle bir gerçek var. Herkes herkesi dinliyor, gazeteler bunlara yer veriyor filan. Yarın bunlar sizin de bizim de başımıza gelebilir. Ancak şunun bilinmesi gerekir ki artık insanların mahremlerini ifşa ederek onları tasfiye edebilmek mümkün değil. Elbette ki yayınlandıktan sonra da bazı değerlendirmeler yapılıyor tabii. Yani 'hizmet' yapan bir cemaatin.. Bu 'tape'lere baktığımız zaman bunun dışına çıktığını görüyoruz. Sorun da burada yatıyor. Ben 'Cemaat akıl tutulması yaşıyor' değerlendirmesinde bulunmuştum. Bir an önce 'Cemaat'in cemaat sınırları içerisine çekilmesi, burada kalmasını kendileri açısından hayati görüyorum.

17 Aralık'tan bahsediyorsunuz?..

Tabii, kendi başlattıkları operasyondan bahsediyorum. Yani kendi kendilerine veya kendi içlerinden kendilerine 'komplo' kuruyorlar şeklinde görüyorum gidişatı... 30 yıldır bir sırça köşk yapıldı. Bu köşkü samimiyetle, azimle yapan insanlar şimdi içine filleri soktular. Sorun burada. Sonuca bakacağız. Kim samimi kim samimi değil ortaya çıkacak.
Siyasete gelecek olursak, Kılıçdaroğlu'nun da 'Parti devleti' gibi bir söylemi oldu?
İşte 30 Mart'ta seçime gidiyoruz, o da boyunun ölçüsünü alacak biz de boyumuzun ölçüsünü alacağız. Kılıçdaroğlu'nun tavırlarına, yalanlarına halkımızın ne kadar değer verdiğini göreceğiz bakalım.

"Baykal siyaseti menfaat peşinde"

Süreç içerisinde CHP'nin eski Genel Başkanı Deniz Baykal'ın birtakım girişimlerine de şahit olduk. Meclis Başkanı ile görüştü, sonra Cumhurbaşkanı ile görüştü. Açıklamalarına baktığımızda iki kelimesinden birinin 'kriz' olduğunu görüyoruz. Siz Baykal'ın çıkışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yani ortada, siyasette bir gerginlik vardı ama bunun adı 'devlet krizi' filan değildi. 'Devlet krizi' olacak falan ortada bir durum yoktu. Baykal orada işte 'durumdan vazife' çıkararak 'devlette kriz var' açıklamasında bulundu. Siyasi birtakım menfaat elde etmek için böyle davranıyor olabilir. Biz 2001 yılında gördük devlette krizin ne olduğunu. Bir anda her şey tersine döndü, allak bullak oldu. Türkiye'de kriz filan değil siyasi istikrar var, güçlü bir hükümet var, çalışan bir Meclis var. Ama bir de bunları istemeyen bir kesim var. Onlar da ortalığı karıştırmak istiyorlar. Ve bundan birtakım siyasi menfaat elde etmek isteyen insanlar var.

"Halkımız her şeyin farkında"

Yolsuzluk imajı çabaları için ne dersiniz?

Türkiye'nin nereden nereye geldiğini milletimiz çok iyi görmekte. Eskiden ihale yapılırdı 1 liralık iş 50 liraya verilirdi. Bunların örnekleri var. Şimdi görüyorsunuz açık şeffaf ihaleler yapılıyor. Milyar dolarlık işler kameralar karşısında gerçekleştiriliyor. Otoyollar, havalimanları, hastaneler... Türk Hava Yolları gibi birçok kuruluşumuz artık dünya pazarlarında 'marka' haline geldi. THY bugün dünyanın en fazla noktasına uçan havayolu şirketi. Gerçekleştirdiğimiz yatırımları saymaya kalksak günler alır. Böyle bir hükümet mi yolsuzluklara bulaşmış. Bu algı bize yapıştırılamaz. Böylesi sahte algılarla milletimizin emanetini de gasp edemeyecekler. Biz birtakım komplolarla iktidara gelmedik ki, komplolarla götürülebilelim. Kader Allah'ın elinde, oyun milletin önündedir. İktidarı artık medya ve egemen güçler değil millet belirliyor. Milletimiz bu oyunu da bozacaktır.

Cemaat'in yayın organları kamudaki birtakım görev değişikliklerini '28 Şubat'tan beter' şeklinde değerlendirdiler. Ne dersiniz?

Refah-Yol Hükümeti'nden sonra gelen hükümetler biliyorsunuz Gülen hareketini kolladılar, gözettiler. Aralarında mesela işte Ecevit'le bir yakınlık sözkonusuydu. Dolayısıyla kendi açılarından haklı olabilirler. Bilemiyorum. 28 Şubat'a baktığımız zaman o yaşanan olaylarda toplumun her kesimine karşı bir kıyım vardı. Her yerde kıyım vardı. Adeta bir budama vardı. Kendileri zarar görmemişler mi? Bilemiyorum. Şimdi 'Hizmet Hareketi' okullar, şunlar bunlar olsun hep bizim dönemimizde gelişti. 15'in üzerinde üniversite açıldı. Hep bunları biz açtık, destek verdik. Şimdi çıkıp da '28 Şubat'tan beter' demelerini gayri ahlaki buluyorum ve insafsızca bir değerlendirme olarak görüyorum. Kaldı ki, bu kavgayı başlatan sizsiniz. Siz kendinizi devletin yerine koymaya kalkarsanız elbette ki devlet kendini koruma mekanizmasını oluşturur ve devlet içerisinde devleti esir alacak bir yapıya asla müsaade etmez.

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler