19 Ekim 2017 Perşembe
  • Altın151,204
  • BIST108.162
  • Dolar3,6561
  • Euro4,3295
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,8221
  • İstanbul22 °C
  • Ankara21 °C
  • İzmir26 °C
  • Konya21 °C
  • Adana31 °C
  • Antalya26 °C
  • Diyarbakır24 °C
  • Bursa25 °C
  • Kayseri21 °C
  • Kocaeli25 °C
  • Şanlıurfa27 °C
  • Gaziantep25 °C
  • İçel29 °C
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Dünyadaki göç ve mülteci probleminin temelinde ne var?
ASELSAN Yönetim Kurulu Başkanı, Dr. Hasan Canpolat, özellikle son yıllarda dünya gündemini meşgul eden göç olgusunun, sonuçlarını ve çözüm önerilerini değerlendirdi.
Dünyadaki göç ve mülteci probleminin temelinde ne var?
16 Eylül 2015 / 02:10 Güncelleme: 16 Eylül 2015 / 09:16

Kanal A ekranlarında Fatin Dağıstanlı'nın hazırlayıp sunduğu Türkiye'nin Seçimi programına konuk olan ASELSAN Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hasan Canpolat, göç sorununa ilişkin yaptığı değerlendirmede, Avrupa'nın göç konusunda aldığı tavır ve Türkiye'nin nasıl bir yol izlemesi gerektiği noktasında ipuçları verdi.

İşte Hasan Canpolat'ın konuşmasından satır başları:

Göç olgusu bugünün meselesi mi?

"Bu konu esasen dünyanın en büyük problemlerinden birisi. Küreselleşme denen olgunun malum 3 sonucundan bahsedilir. Bir tanesi göçtür, iklim değişikliğidir ve küresel terördür. Son dönemde Suriyeli göçmenlerin Türkiye'ye gelmesi bu gündemi biraz daha öne çıkardı. Aslında bu mesele bizim sürekli gündemimizde durması gereken bir konu. Sizinde sorduğunuz gibi küresel güç neden kaynaklanıyor? Bunu biraz kavramlar dahilinde oturtarak ele almak gerekiyor. Küresel göç esasen iki nedene dayanıyor. Birincisi dünya genelindeki servet eşitsizliğinden yani bazı bölgelerin fakir, bazı bölgelerin çok zengin hale gelmesinden. Çünkü insanlık tarihinde bugüne kadar karşılaşılmadığı derecede bir uçurum açıldı. Küresel servet endeksine bakıldığında da gayet net. Kuzey Amerika ve Avrupa'ya bakıldığı zaman ve diğer göçe kaynaklık eden ülkelere bakıldığı zaman zaten tablo çok net ortaya çıkıyor. Bu derece bir servet eşitsizliği var. Bu esasen düzenli göç dediğimiz şeye kaynaklık ediyor."

"Ayrıca gelir seviyesinin az olduğu bölgelerde de çatışmaların yoğun olduğunu görebiliyoruz. Bu peşinde neyi getiriyor. İki türlü bir sorun ortaya çıkarıyor. İlki ülke içerisinde yerinden edilmişlik bu da önemli bir sorun. İkincisi insanlar ülkesinin dışına çıkmaya zorlanıyor. Bunun sonucu olarak ortaya düzensiz göç dediğimiz, yani kaçak yollarla bir ülkeden başka bir ülkeye gitmek zorunda kalanlar. Bir de daha ziyade şu anda dünyanın gündeminde olan, çatışmadan, şiddetten, siyasi baskılardan başka ülkelere sığınmak isteyen insanlar. Dolayısıyla üç başlığımız var. Birincisi düzenli göç hareketleri, ikincisi kaçak göç dediğimiz hareket ve son olarak gündemimizde olan iltica etmek isteyenler."

"Dünyada en fazla mülteci veren ülke Afganistan ve Filistin. En fazla mülteci barındıranlarda orası. Bir tanesi 4 milyona yakın, diğer 3 milyona yakın mülteci vermiş. Şimdi Suriye onun üzerine geldi. Daha evvel Irak listede birinci sıradaydı. Yakın zamanda Libya'nın, Mısır'ın, Irak'ın beli kırıldı. Bu ülke yöneticilerinin kaynaklarına sahip çıkamaması maalesef çok acı sonuçlar doğurmuş. Sadece göçmen vermiyor bu ülkeler. Kamplarda yaşamak zorunda kalan insanlar var. Batı az önce de söylediğim gibi düzenli göçü almak istiyor. Uluslararası anlaşmalara imza atmalarına rağmen dünyadaki mülteci nüfusunun sadece yüzde 3'ünü batı kabul etmiş durumda."

Geri kabul anlaşmasının ardında yatan gerçek ne?

"Batı göç olgusuna kendince çözümler üretmiş. Mesela uygulanan kota ve geri kabul anlaşması. Geri kabulün arkasında yatan gerçek şu; geri kabul Türkiye'yi çok ciddi bir sıkıntı ile karşı karşıya getirecek. Az önce bahsettim Türkiye'den girdiğini iddia ettikleri, özellikle Yunanistan üzerinden giren mültecileri Dublin anlaşması çerçevesinde, ilk girdiği ülkeye gönderiyorlar. Ve bunu Türkiye alsın diyorlar. Türkiye'yi büyük bir mülteci kampına, havuzuna dönüştürmek istiyorlar."

Batı'nın tavrı ne olmalı?

"Esasen mülteci meselesi insan hakları noktasında dünyada ele alınan bir konu. 1957 yılında imzalanan Cenevre sözleşmesi ve akabinde 1967 yılında imzalanan ek protokollerle oluşan hukuk bu meseleyi tamamen insan hakları bağlamında ele alır. Ama Avrupa ilerleyen yıllarda bu işi bir güvenlik meselesi boyutuna çekti. Avrupa refah kalesinin etrafına bir duvar örmeye çalışıyor. Ama tarih göstermiştir ki, bırakın bu tip hukuki duvarları fiziki duvarlar bile yıkılıp yerle bir edildi. Az önce gösterdik. Yani siz 300-500 milyon insanın yaşadığı bölgeyi duvarlarla, kalelerle koruyamazsınız. Bundan dolayı Avrupa'nın meseleyi bir güvenlik meselesi olarak değil. Bir insan hakları meselesi olarak bakması ve kaynaklarını buna göre ayarlaması gerekiyor. Şu anda geliştirdikleri hukuk esasen Cenevre ruhuna uymuyor. Hani bazen derler ya bir resim, bir söz tarihi değiştirir diye. Aylan Kurdi'nin resmi, Batı kamuoyunu uyandırdı. Çünkü bu refah kalesinde adeta uyuşmuş vaziyette duran bu insanlar hangi politikalarla neyin uğruna bu refah kalesinin korunduğunu anladılar. Ve batı kamuoyu baskı oluşturmaya başladı. Bu bir kırılmaya işaret ediyor. Batı kamuoyu suratlarına inen yumrukla uyandılar. Bence artık dünyada artık tersine doğru bir yaklaşım var."

Türkiye süreci nasıl yönetmeli?

"Özellikle Suriye meselesinde göçün üç ayağının da var olduğunu görüyoruz. Birincisi kaçak göç dediğimiz, yani hukuku ihlal ederek Türkiye'ye girme durumları var. Bu illegal dediğimiz geçişlerin engellenmesi gerekiyor. Bu Türkiye'nin uzun yıllar ihmal ettiği sınır güvenliği meselesini işaret ediyor. Türkiye'nin yıllarca bunu ihmal etmesinin sonuçlarını bu meselede gördük. İkincisi Türkiye, mülteci olarak ülkemize sığınan kişilere üç statü verdi. Ve Avrupa dışından gelenlere de şartlı mültecilik verebileceğini belirtiyor. Bir de geçici koruma veriyor. Türkiye bu sorumluluğu almakla birlikte aslında diğer ülkelerinde bu konuya el atmasını istiyor. Az önce bahsettiğim gibi çeşitli mekanizmalar var. Türkiye 2 milyon kişiyi kabul edecek anlamına gelmiyor. Prosedürler tamamlanana kadar bu geçici korumayı ben veriyorum demek istiyor ama maalesef son gelişmelere kadar BM'nin ve AB'nin tavrı sebebiyle kimse bu taşın altına elini koymadı ve bu adeta bir anda patladı. Üçüncü boyu ise düzenli göç. Türkiye bunu bir problem olarak değil şans olarak görmeli. Suriye'deki kardeşlerimiz bizim din kardeşlerimiz. Osmanlı'nın son dönemlerinde göçü nasıl yönettiğine bir bakmak lazım. Mesela Balkanlardan ve Kafkasya dan gelen milyonlarca insan. Bende Kafkasya kökenli, bir ailenin çocuğuyum. Kafkasların yerleştirilmesi, entegre edilmesi çok çok önemli bir nokta ve biz bu miraslara sahibiz. Benim kişisel düşüncem. Türkiye'deki mültecileri entegre etmeli ve vatandaşlık vermeye başlamalı. Bu Özal döneminde yapıldı. Artık bunun yapılması gerekli. "

 

KANALAHABER.COM / ÖZEL İÇERİK

 

 

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler