25 Ocak 2017 Çarşamba
  • Altın147,005
  • BIST84.208
  • Dolar3,7769
  • Euro4,0596
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,7314
  • İstanbul6 °C
  • Ankara-2 °C
  • İzmir7 °C
  • Konya-2 °C
  • Adana12 °C
  • Antalya6 °C
  • Diyarbakır1 °C
  • Bursa5 °C
  • Kayseri-3 °C
  • Kocaeli3 °C
  • Şanlıurfa3 °C
  • Gaziantep5 °C
  • İçel10 °C
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
“DTP Diyarbakır’ı kaybederse varlık sebebini yitir
“DTP Diyarbakır’ı kaybederse varlık sebebini yitir
“DTP Diyarbakır’ı kaybederse varlık sebebini yitir
21 Mart 2008 / 18:15 Güncelleme: 24 Mart 2008 / 00:00

Bugün Gazetesi yazarı Mehmet Metiner ile Irak Yerel Kürt Yönetiminin Türkiye’yi nasıl baktığını, PKK ile ilişkisini, Ergenekon’un ne anlama geldiğini, İlhan Selçuk ve Doğu Perinçek’in gözaltına alınmasını, Parti kapatmanın Doğu bölgesini nasıl etkileyeceğini ve Ak Partinin Diyarbakır Belediyesini nasıl kazanabileceğini konuştuk.


Kanal A Haber’den Mehmet Toprak’ın hazırladığı röportajı sunuyoruz.




  • “Barzani’nin 3500 Peşmergesi, PKK tarafından öldürüldü”


  • “Türk medyası Kuzey Irak’la ilgili haberleri çarpıtıyor”


  • “Yerel Kürt yönetimini tanırsak PKK’yı çözeriz”


  • “Bugün Türkiye’de bir Taliban tehdidi yoksa bu Ak Parti sayesindedir”


  • “Başbakan Erdoğan asılırsa zil takıp oynayacaklar var”

 


“HİÇ KİMSE YÜREK COĞRAFYAMIZA SINIR ÇİZEMEZ”




  •  Rahmetli Turgut Özal’ın Kuzey Irak siyaseti nasıldı?

Rahmetli Turgut Özal, büyük öngörüleri olan, emperyal vizyonu olan bir liderdi. Bir Cumhurbaşkanı değil, bir liderdi. Kuzey Irak bizim arka bahçemiz. Orada bizim kardeşlerimiz yaşıyorlar. İngilizler’in genç subayları aramıza cetvelle sınır çizmiş olabilirler ama hiç kimse bizim yürek coğrafyamıza sınır çizemez. Kuzey Irak’taki kardeşlerimiz bizimle bütünleşmek istiyorlarsa, bizi büyük ağabey olarak görüp her konuda bizimle işbirliği yapmak istiyorlarsa Türkiye tarihsel misyonuna uygun bir biçimde bunları kendi bağrına basmalı, bir büyük ağabey olarak üstüne düşeni yapmalı. “Kırmızıçizgi” siyaseti, “Aşiret reisi” vb. söylemler hem kardeşliğimize zarar verir hem de Türkiye’nin emperyal vizyonunu boşa çıkarır. Türkiye büyük düşünmek zorundadır. Irak yeniden şekilleniyor. Sayın Barzani ve Sayın Talabani ile yaptığım görüşmelerde “Türkiye’nin bir ağabey olarak kendi üzerilerinden Irak’ın şekillenmesinde rol sahibi olması gerektiğine inandıklarını” söylediler. Türkiye’ye bu anlamda her türlü katkıyı sunmaya hazır olduklarını söylediler. Bizimle bu şekilde işbirliğine açık olduğunu söyleyen kardeşlerimizi elimizin tersi ile itmeye hakkımız yok. Rahmetli Turgut Özal döneminde Anayasal ve yasal statüleri olmadıkları halde Barzani ve Talabani’yi Çankaya’da ağırlamışız. Şimdi ise Anayasal ve yasal statüleri var. Irak’ın Cumhurbaşkanı Kürt, Dışişleri Bakanı Kürt, Başbakan Yardımcısı Kürt, Genelkurmay Başkanı Kürt, Irak’ın kuzeyinde meşruiyetini Irak Anayasası’ndan alan bir yönetim var. Zengin yeraltı kaynakları üzerine kurulmuş yerel yönetim bütün bu imkânlarını Türkiye’ye sunmaya hazır. Bütün bu olumlu şartlara rağmen biz hala kalkıp “PKK, Kuzey Irak’a üslendi” vb. söylemlerle iyi ilişkilerin kurulmasına engel oluyoruz. Sanki Tunceli’nin dağlarında, Gabar’da, Cudi’de PKK yokmuş gibi davranıyoruz. Kendi dağlarımızdaki PKK’lıları yok edebiliyor muyuz? NATO’nun ikinci büyük askeri gücüne sahip Türkiye, kendi topraklarında PKK varlığınının önüne geçemiyorken Kuzey Irak’taki yerel yönetimden Kandil’e hükmetmesini istemek çok yanlış. Oradaki kardeşlerimiz “25 yıldır askeri operasyonlarla bu sorunu çözemediğinizi görmeniz lazım. Biz de sizinle beraber 90’lı yıllarda sizinle beraber PKK’ya karşı savaştık. Tekrar savaşmaya varız diyorlar. Ama siz bizi tanımazsanız, bizim bölgesel yönetimimizi bir tehdit olarak görürseniz, biz nasıl size yardımcı olabiliriz” diyorlar.


BARZANİ: “GEREKİRSE TÜRKİYE’NİN YANINDA TEKRAR SAVAŞIRIZ”




  • Özal döneminde başlayan siyaset neden sürdürülemedi?

Barzani ve Talabani “Ne değişti?” diye sorduktan sonra “Özal zamanında bize Çankaya’nın kapılarını açtınız. Biz de 90’lı yıllarda sizinle beraber PKK’ya karşı savaşım verdik. Ama ne zaman ki Saddam Hüseyin rejimi devrildi, biz meşruiyetimizi yasallığımız Irak Anayasası’ndan alan bir yönetim olarak ortaya çıktık, Türkiye’nin bize karşı tavrı değişti” diyorlar. Efendim “PKK, Kandil’de üstlenip Türkiye’ye rahatsızlık veriyormuş”. İyi de aynı PKK, Kuzey Irak Yönetimi’ne de rahatsızlık veriyor. Sayın Barzani’nin 3500 Peşmergesi, PKK tarafından öldürülmüş. Pek çok köyleri PKK tarafından yakılıp-yıkılmış. Neçirvan Barzani, Mesut Barzani ve Celal Talabani benimle yaptıkları görüşmeler de hep şunu vurguladılar “PKK sizin için ne kadar tehdit unsuruysa bizim için de o kadar tehdit unsurudur. Bölgemizi istikrarsızlaştırıyor. İnsanlarımızı öldürüyor. PKK bizim de düşmanımız.” Sadece PKK ile yapılan mücadelenin stratejisine itirazda bulunarak, “25 yıl boyunca yaptığınız askeri harekâtların sonucu ne? Bir 25 yılı daha tüketmenin bir anlamı yok diyorlar. Biz PKK’ya arka çıkan bir siyasetin sahibi değiliz. Türkiye’nin yanındayız. Gelsinler oturalım, konuşalım. Gerekiyorsa geçmişte olduğu gibi Türkiye’nin yanında tekrar savaşırız. Ne yaptıkta bizi tanımıyorsunuz” diye soruyorlar.


“TÜRK MEDYASI HABERLERİ ÇARPITIYOR”




  • Türkiye medyasında Barzani ve Talabani hakkında çıkan haberleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türk medyası, Barzani Türkiye’yi eleştirdiğinde “küstah” diyor. Türkiye’nin istediği doğrultuda demeç verdiğinde ise “korktu” diyor. Bu tür yorumlar kardeşliği ve dostluğu bozan yorumlardır. Haberleri bağlamından koparıp çarpıtıyorlar. Barzani hiçbir zaman Türkiye’ye tehditler savurmadı. Bir insanın söylemiş olduğu sözleri bir bütün içinde değerlendirmek lazım. Barzani’nin her zaman tekrarladığı ve bana da söylediği söz şudur, “Her hangi bir ülke bizim topraklarımıza işgal niyetiyle girerse, sivil yerleşim birimlerimize zarar verirse, bizim silahlı güçlerimizle çatışmaya girerse biz direniriz” diyor. Bu sözün neresi yanlış? Bunun Türkiye’yi tehdit etmekle bir alakası yok ki.. Sayın Barzani aynı zamanda şunu da söylüyor: “Türkiye’nin PKK ile olan mücadelesine hak veriyoruz. Hassasiyetlerini kabul ediyoruz. Sivil yerleşim birimlerimize ve silahlı güçlerimize bir saldırı olmadığı müddetçe biz Türkiye’nin PKK ile olan savaşında taraf değiliz, biz bunu topraklarımıza, varlığımıza yapılmış bir saldırı olarak algılamayız”.


“YEREL KÜRT YÖNETİMİNİ TANIRSAK PKK’YI ÇÖZERİZ”




  • Güneş Harekâtı, PKK ve Bölgesel Kürt Yönetimini nasıl etkiledi?

Bölgeye dönük siyasetimizde PKK’ya endeksli bir bakış açısından vazgeçmemiz lazım. Bu yaklaşım ilişkileri bozuyor, dostlukları zehirliyor. Varsayalım ki PKK yok, bu durumda bölgeye dönük bir ilişkimiz olmayacak mı? Bütün dünyanın tanıdığı yerel bir Kürt yönetimi var Irak’ta. Orada Fransa, Amerika, İngiltere ve Rusya konsolosluklar açtı. Dünyanın tanıdığı bu yönetimi biz de tanıyıp, saygı çerçevesinde karşılıklı ilişkiler kurabilirsek içeride Kürt sorununu çözümünü kolaylaştırır, PKK’ya karşı daha etkili mücadele edebiliriz. Irak’ı tanıyorsanız, Irak’ın parçasını da tanımak zorundasınız. Basra da kendi yerel yönetimi oluşturmak üzere.. Türkiye, Basra’da Başkonsolosluk açacak. Kuşkusuz yakın bir zamanda Türkiye, Erbil’de de bir konsolosluk açacak. Türkiye’nin yeni bir devlet aklına ihtiyacı var. Başkalarının topraklarında gözü olmayan ama tarihten gelen bağlarını kullanarak güç ve nüfuz sahibi olmayı önemseyen bir emperyal vizyona ihtiyacı var. Dün oradaki kardeşlerimizle aramızda bir sınır yoktu. Bugün birileri sınır çekmiş diye oradakilere lakayt kalamayız. 25 yıldır sürdürdüğümüz siyaset çözümsüzlüktür. Bunda ısrar etmenin artık bir anlamı kalmadı.


“BARZANİ PANKÜRDİSTAN’A KARŞI”




  • Barzani “Büyük Kürdistan” idealini savunuyor mu?

Neçirvan ve Mesut Barzani, Pankürdistan siyasetine karşı olduklarını açık bir şekilde ifade ediyorlar. Amerika’ya, İran’a güvenmediklerini ama Türkiye’ye güvendiklerini söylediler. Barzani’nin Amerika’yı arkasına alarak Türkiye’ye karşı bir düşmanlık yapma siyaseti yok. “Bu bölgedeki bütün güçler gidecek biz bize kalacağız” diyorlar. “Biz Türkiye’nin dostluğunu çok önemsiyoruz” diyorlar. Oradaki kardeşlerimiz bize eklemlenmeyi düşünüyorken biz hala korku ve paranoya siyaseti izliyoruz. “Efendim ya Güneydoğumuz oraya rağbet gösterirse?” diye soruluyor. Kuzeydeki Kürtler’in gözü Türkiye’de iken biz kendi iç korkularımızın faturasını oraya çıkarıyoruz. Demokrasimizi geliştirirsek, hür ve eşit vatandaşlık anlayışına dayalı bir demokratik cumhuriyet inşa edersek, Sayın Başsavcı’nın yaptığı gibi bir takım iddianamelerle uğraşmazsak, Türkiye’nin gündemini doğru temele oturtursak, özgürlük alanını genişletirsek ülkemizdeki Kürtlerin aidiyet duygularını hiç kopmayacak bir biçimde pekiştirmiş oluruz.




  • Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan’ın Kuzey Irak’la geliştirdikleri ilişkiyi Rahmetli Özal’ın yürüttüğü siyasetin bir devamı olarak görüyor musunuz?

Evet devamı olarak görüyorum. Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından Sayın Talabani’nin davet edilmesi çok isabetlidir. Sayın Başbakanımızın olağanüstü bir istirham göstermesi çok doğrudur. Başbakanımız “Onlar bizim kardeşlerimiz. Biz onlarla ilişkilenmeyeceğiz de kimlerle ilişkileneceğiz” dedi. İsrail ile ilişkileniyoruz. Ama İsrail’in Kuzey Irak’ta nüfuz sahibi olduğunu iddia ederek Kuzey Irak’a hasım kesiliyoruz. Eğer gerçekten İsrail’e karşı bir husumetimiz varsa o zaman İsrail ile ilişkilerimizi keselim. Yani Barzani ve Kuzey Irak sözkonusu olduğunda adamların ne Yahudilikleri bırakılıyor, ne Amerikan işbirlikçilikleri bırakılıyor. Ama Kosovalı kardeşlerimiz Amerika’nın işbirliği ile devlet ilan ettiklerinde buna farklı yaklaşıyoruz. Türk halkı şunu iyi bilsin ki Iraklı Kürtler Amerika’ya güvenerek Türkiye’ye kafa tutan bir anlayış içinde değiller.


“TÜRKİYE’Yİ İÇ PROBLEMLERİYLE YORMAYA KİMSENİN HAKKI YOK”




  • Parti kapatma süreci Kuzey Irak siyasetini nasıl etkileyecek?

Türkiye ne zaman kendi içindeki sorunları çözerek bölgesel aktör olmaya dönük çıkış yapmaya çalıştığında birileri Türkiye’de makası değiştirmeye çalışıyor. Talabani geldi, Kürt sorununun çözümüne dönük bir irade ortaya konuldu. Tam burada Kuzey Irak’la doğru temelde bir ilişkilenme olacakken birden bire parti kapatma davası açıldı. Türkiye’yi iç problemleriyle yormaya kimsenin hakkı yok.




  •  DTP, Celal Talabani’nin Türkiye ziyaretinden neden rahatsız oldu?

Dün PKK’ya ait bir internet sitesinde ismim açık açık hedef gösterilerek Talabani ve Barzani ile yaptığım röportajlardan ve Talabani’nin Ankara ziyaretinden rahatsızlıklarını dile getirdiler. Şu çelişkiyi Türkiye toplumu artık görsün. Türk ulusalcıları da, Kürt milliyetçileri de, PKK da bir şeyden aynı anda rahatsız oluyorlarsa oturup bunun üzerinde düşünmemiz gerekir. Bu açıdan bakıldığında her ikisi de aynı zihniyete sahip. Demek ki her iki taraf da sorunun çözümsüzlüğünden nemalanıyor. Ülkenin akan kanına, anaların gözyaşına, heba edilen kaynaklarına yazık, günahtır. Birileri buradan nemalanıyor diye biz bu problemi çözmeyecek miyiz?




  • Yerel Kürt Yönetimi, PKK’yı himaye edip, kartlar vererek yaralılarını hastanelerinde tedavi ediyorlar mı?

Bu iddiaların hepsini Yerel Kürt Yönetiminin Başbakanı Neçirvan Barzani’ye yönelttiğimde “PKK’lılara kart dağıttığımız, Erbil hastanelerinde yaralıları tedavi ettiğimiz iddialarını şiddetle yalanlıyorum. Bunları söyleyen Türk medyasına çağrıda bulunuyorum. Bütün imkânları sunacağız. Hangi hastanemizde yaralı tedavi ediyorlarsa gelsinler baksınlar. Bu yersiz iddialarla kardeşliğimizi bozmaya çalışıyorlar” dedi. Türk medyasının en büyük ahlaki zaafı ortaya attığı iddiayı ispat edememesi ve etmekten kaçınmasıdır.


“ERGENEKON BİR URDUR”




  • Ergenekon Operasyonu ne anlam ifade ediyor?

Ergenekon bir urdur. Ergenekon, sistemin içinde kendini devletle özdeşleştiren, devletin sahibi, milletin efendisi olarak gören bir gurubun oluşturduğu bir çetedir. Bu çeteleri çökertmek demokrasimizi kökleştirmek için gereklidir. Bu çetelerle yaşayamayız. Hiç kimsenin suç işleme özgürlüğü olamaz. Atatürk’ün isminin arkasına sığınarak, cumhuriyetin arkasına sığınarak hiç kimse millete efendilik taslayamaz. 




  • Sabih Kanatoğlu’nun “%96 oy alsalar dahi parti kapatılabilir” sözünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

O zaman parlamentoyu kapatsınlar. %46 oyun bir anlamı yoksa demokrasicilik oyunu oynamanın ne anlamı var? Sabih Kanatoğlu gelsin devleti yönetsin. Darbe yapıldıktan sonra neden tekrar demokrasiye geçiyoruz anlamıyorum ki.. İlelebet ülkeyi yönetsinler. Darbe taraftarı olmak anayasal bir suçtur. Sabih Kanatoğlu’nun bu ülkede bir imtiyazı yoktur.


Sayın Başbakan’ın gazetelere çarpıtılarak yansıtılmış konuşmaları bile dava konusu yapılırken, darbe çığırtkanlarına karşı bir müdahalenin olmaması bir hukuk ayıbıdır.


“BU ÜLKEDE HİÇKİMSE İMTİYAZLI DEĞİLDİR”




  • İlhan Selçuk, Kelam Alemdaroğlu ve Doğu Perinçek’in gözaltına alınmasını bir hesaplaşma olarak görüyor musunuz?

Bu gözaltılar bir hesaplaşma değil. Bu ülkede İlhan Selçuk’un da, Doğu Perinçek’in de imtiyazı yoktur. Mehmet Metiner’in ne kadar imtiyazı yoksa Kelam Alemdaroğlu’nun da yoktur. Süren bir soruşturma var. Ergenekon veya herhangi bir derin çete ile ilişkileri yoksa salı verileceklerdir. Ak Parti için bir dava açıldığında “hukuka saygılı olmak gerekir, sonucunu bekleyelim” diyenler, İlhan Selçuklar gözaltına alındığında “AKP kendi derin devletini yapıyor” diye konuşurlarsa bu hukuka karşı saygısızlıktır. Şu an Başbakan Erdoğan’ı darağacına götürseler zil takıl oynayacak insanlar, İlhan Selçuk’un gözaltına alınmasını hukuk ayıbı olarak görebiliyorlar. Tutarlı ve ilkeli olmak lazım. Hukuk herkes için eşit uygulanmalı.


“BUGÜN TÜRKİYE’DE BİR TALİBAN TEHDİDİ YOKSA AK PARTİ SAYESİNDEDİR”




  • Ak Partiye karşı açılan parti kapatma davasını nasıl anlamlandırıyorsunuz?

Yüzde 47’lik oy oranına sahip bir partiyi laikliğin, cumhuriyetin düşmanı olarak görüyorsanız burada bir sorun vardır. Bu bakış açısını değiştirmemiz lazım. Bugün Türkiye’de bir Taliban tehdidi yoksa Ak Parti sayesindedir. Eğer Türkiye’de dindar, muhafazakâr insanlar laiklikle, cumhuriyetle bağdaşır bir yeni siyasal duruşa gelmişse bu Ak Parti sayesindedir. Ak Partinin Türkiye’nin toplumsal bütünlüğüne sağladığı katkıyı hiç kimse inkâr etmemeli. 




  • Parti kapatma süreci doğuyu nasıl etkileyecek?

Bölgede iki parti var: DTP ve Ak Parti. Bölgeyi Ak Parti tutuyor. Bölgede Ak Parti olmamış olsaydı tehlikeli gelişmeler yaşanabilirdi. Bölgede insanlarımızın desteklediği iki parti de kapatılma tehlikesi ile yüz yüze. Bölge insanının desteklediği iki parti de sözde rejimin sahipleri tarafından laikliğin ve üniter yapının düşmanı olarak görülüyor. Türkiye bunları aşmalı.


“DTP MAĞDURİYET ÜZERİNDEN VARLIĞINI SÜRDÜRÜYOR”




  • DTP kapatılmalı mı?

Biz daha önce partileri kapattık da ne elde ettik? Niye Türkiye’nin şartlarına uygun özgün bir çözüm modeli üreyemiyoruz? Bölgeyi bilen bir insan olarak söylüyorum, şu an DTP’yi kapatın çok daha güçlenerek geri dönecektir. Zaten mağduriyet üzerinden varlıklarını sürdürüyorlar. Yeni bir mağduriyet alanı yaratmanın bu insanları daha da güçlendirmenin bir mantığı var mı?


“KÜRT MESELESİ SALT EKONOMİK BİR SORUN DEĞİLDİR”




  • Tayip Erdoğan’ın bölge sorunlarının üstesinden gelmek için 13 milyar YTL bütçe ayırmasını nasıl buluyorsunuz?

Kürt meselesi sadece yoksullukla ilgili bölgesel bir mesele değildir. Ekonomik paketler bu sorunun çözülmesinde önemli bir adımdır ama tek başına yetersizdir. Bu sorun özünde kimlik sorunu, kültürel bir sorundur. Eğer siz bu kimlik sorununu doğru görmezseniz, çözüm için gerekli demokratikleşme adımlarını atmazsanız, ekonomik paketlerle bu sorunu çözemezsiniz. Sayın Başbakan’ın sorunu, sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik boyutlarıyla bir bütün olarak gördüğüne inananlardanım. Şu an ekonomik paketin açılmış olması, Başbakan’ın sorunu sadece ekonomik olarak gördüğü şeklinde yorumlanmamalı.


“DTP DİYARBAKIR’I KAYBEDERSE VARLIK SEBEBİNİ YİTİRİR”




  • Ak Parti, Diyarbakır Belediyesini alabilecek mi?

Ak Parti şunları gerçekleştirebilirse doğudaki belediyelerin tamamını alabilir:


BİR, Kuzey Irak’la resmi bir ilişkilenme içine girerse


İKİ, 24 saat Kürtçe yayın yapan radyo televizyonlar açılırsa,


ÜÇ, Devletin okullarında Kürtçe seçmeli ders olarak verilirse.


Buna benzer demokratik kültürel reformlar gerçekleştirilirse bu ülkenin Kürtlerinin Türkiye’ye aidiyet duyguları çok daha güçlenir. Bu durumda Ak Parti bölgede tartışılmaz bir güce sahip olur. DTP’nin elindeki Diyarbakır dâhil olmak üzere doğudaki belediyelerin tümünü alır. Diyarbakır’ın DTP’nin elinden çıkması demek, DTP’nin bölgedeki varlığının sona ermesi anlamına gelir. Çünkü temsil iddiasını yitirecektir. PKK’yı siyaseten yenmediğiniz sürece bu sorun bitmez. Bunun kültürel ayaklarını, ekonomik, sosyal boyutunu çok dengeli bir biçimde Türkiye’nin hassasiyetleriyle, Diyarbakır’ın hassasiyetlerini örtüştüren yeni bir siyasal anlayışı ortaya koymak lazım. Eğer Ak Parti bunu gerçekleştirebilirse DTP varlık sebebini yitirir. DTP, üzerinde siyaset yaptığı toplumsal kesimlerin desteğini kaybeder. Bunu yapmazsa tıpkı diğer partiler gibi bir süre güçlenir ondan sonra da düşüşe geçerek bölge nezdinde etkisiz hale gelir.


 

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler