YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Derin Hizbullah senaryosu
Derin Hizbullah senaryosu
16 Ocak 2011 08:30
CMK'nın 102.maddesi kapsamında yaşanan tahliyeler gündemdeki sıcaklığını korurken stratejistler bu tahliyelerin bir komplu olduğunu ileri sürüyor. USAK Koordinatörü Doç. Dr. Sedat Laçiner, "Provokasyonlar hazırlanıyor"dedi.

Kayıplara karışan 188 cinayetin faili 9 Hizbullahçı'nın tahliyesine uzmanlardan tepki geldi. Tahliyelerin yargının hükümete yönelik komplosu olduğunu söyleyen USAK Koordinatörü Laçiner, "Provokasyonlar hazırlanıyor" dedi. İstihbaratçı Orakoğlu ise, asıl hedefin 2011 seçimi olduğunu söyledi.

Başbakan Erdoğan'ın Hizbullah sanıklarının tahliyeleriyle ilgili "Farklı bir organizasyon söz konusu" sözlerine stratejistlerden destek geldi. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurulu (USAK) Koordinatörü Doç. Dr. Sedat Laçiner, Hizbullahçılar'ın salıverilmesinin yargının hükümete yönelik bir komplosu olduğunu belirterek "O kadar suç işlemiş birinin salıverilmesi söz konusu olamaz" dedi.

Kontrolü çok zor

Hizbullah ve PKK üzerinden ciddi komplolar yapılmaya çalışıldığını söyleyen Laçiner, "Önümüzdeki günlerde Hizbullah'ı daha çok göreceğiz" dedi. Hizbullah'ın seçimlerde bağımsız vekillerle Meclis'e girmeyi planladığına dikkat çeken Laçiner, "Meclis'e girebilirlerse laiklik tartışmalarını başlatacak tarzda Cumhuriyet, Atatürk, Anayasa gibi konularda Meclis kürsüsünde provokasyon olarak değerlendirilebilecek hareketler yapacaklar" diye konuştu.

Güneydoğu'nun karışık bir yer olduğunu belirterek gelişmeleri Hizbullah'ın kendisinin de kontrol edemeyeceğini savunan Laçiner şöyle devam etti: "O kadar çok eğitimsiz ve radikal insanı bünyesinde bulunduruyor ki o kişilerin kontrolü çok zor. Bir iki kişinin yapacağı silahlı eylem veya provokatif hareketler, bütün Hizbullah'a kolayca mal edilebilir. Bütün örgütler istismara açıktır ama Hizbullah daha da bir açık. Çünkü yukarıda çok sert bir hiyerarşi söz konusu değil."

Emniyet İstihbarat Dairesi eski Başkanı Bülent Orakoğlu da Hizbullah tehlikesine dikkat çekti. Türkiye'de seçilmiş hükümetlerin 4 defa anti demokratik olarak görevden uzaklaştırıldığını hatırlatan Orakoğlu, gayri milli olan derin devletin, 8 yıldır iktidarda olan AK Parti'yi seçimlerde iktidardan düşürmeye çalıştığını kaydetti. Bugüne kadar derin devlete hizmet eden herkesin bir şekilde korunduğuna işaret eden Orakoğlu, en azı 5 cinayetle suçlanan sanıklann ortadan kaybolmasının manidar olduğunu söyledi. Orakoğlu, "Geçmişte Ağca'yı, hapisten kaçıranlar, şimdi böyle yapıyorlar" dedi. Tahliye ile hem ülkenin kanştırılmaya çalışıldığını hem de hükümetin suçlanmaya çalışıldığını vurgulayan Orakoğlu şöyle devam etti:

Derin devlet uzantısı

"Şimdi 'Mustafa Balbay içerideyken Hizbullahçılar bırakılıyor' diyorlar. Bu sayede Ergenekon operasyonlarını etkisizleştirmeye de çalışıyorlar. İkinci olarak da Kürt sorununun çözümü için başlatılan açılım süreci baltalanmak isteniyor. Burada bir operasyon varsa bunu yapan yargıyı yönetenler değil içindeki derin devlet uzantılarıdır. Güvenlik güçlerinin bunları salıverildiklerinden itibaren adım adım izlemesi gerekirdi. Ben olsam izlerdim. Seçimler öncesi ülkeyi kargaşaya götürme amaçlı faili meçhul cinayetlerde kullanılabilirler. Hizbullah'ın Beykoz'da eli geçirilen arşivinin mahkemeye gitmemiş olması da dikkat çekici."

Kim takip etmeliydi?

Polisin yasal olarak tahliye edilen kişiyi takip kişiyi takip etme zorunluluğu olmadığını belirten Bülent Orakoğlu, "Polise 'niçin takip etmedin' diye soramayız. Adli gözetimin de sorgulanması gerekir. İmzaya gitmeyenlere yaptırım nasıl olmalı? Kanunda tekrar tutuklama dışında bir yaptırım yok. Polis takip etmiş olsaydı ve şimdi yakalasaydı büyük bir kredi kazanırdı" dedi.

'Sorumlu uyarıları dikkate almayan Yargıtay'

Boğaziçi Avukatlar Derneği Başkanı Av. Bilal Çalışır: Uyarıya rağmen hiçbir şey yapılmaması zihinlerde soru işareti doğuruyor. Başbakan'ın dediği gibi "tahliyelerin ardında farklı şeyler aranması gerekir" şeklinde düşünmemek elde değil. Çünkü haklılık payı var. Konunun detaylıca araştırılması lazım. Hem zamanlama açısından bakıldığında özellikle yürütmeye yönelik yıpratma politikası olarak kullanılmaya çalışılıyor. Yargıtay bu insanları salıvermek için sanki bu maddeyi bekliyormuş gibi oldu.

Hukukçular Derneği Başkanı Av. Cahit Özkan: Yargımız maalesef iflas etmiştir. İleride daha değişik sorunlarla karşı karşıya kalacağız. 2005 yılında çıkan bu yasadan sonra Hizbullah sanıkları terhis gününü bekleyen askerler gibi 5-6 yıldır tahliye olacakları günü sayıyorlardır. Çıkmaları durumunda ne yapacaklarını çok önceden planladırlar. Ancak ilgili ceza dairesi durumu öngörüp doğru karar vermemiştir. Sanıkların işledikleri suç ortada. Çıktıktan sonra ıslah edildiklerini kimse iddia edemez.

Adalet ve Hukuk Derneği Başkanı Ayhan Gültekin: Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, dosyasının bir an önce karara bağlanması için Yargıtay'ı uyardı. Tahliye edilmelerinin Türkiye'de ciddi anlamda bir infial uyandıracağı bilinmesine rağmen dosyanın bir an önce sonuçlandırmaması düşündürücüdür. Yargı bile bile lades diyor. Yargıtay Başkanı "Çok biliyorlarsa gelsinler kendileri yapsınlar" diye bir beyanda bulunsa da oraya onları seçen kişiler bu problemleri çözsünler diye gönderdiler.

Demokrat Hukukçular Derneği Başkanı Av. Halil Doğan: Hükümet, çokça tenkit edilen tutukluluk sürelerini azaltılmasını sağlamak için yasa çıkarmıştı. Fakat yargı tutukluluk sürelerinde bir sınır yokmuş gibi işi ağırdan almış ve azami süre dolduğundan bu kaotik tablo ortaya çıkmıştır. Bu tablonun tekrarlanmaması için acilen hakim ve savcı açığı giderilmeli, istinaf mahkemeleri hızla kurulmalı, Yargıtay'ın birikmiş yükünü azaltmak için yeni tetkik hakimleri ve üyelerle daireler kurulmalı.

Türkiye Hukukçular Birliği Vakfı Başkanı Av. Sinan Kılıçkaya: Söz konusu kişiler 31 Aralıktan önce haklarındaki hüküm kararı verilmeliydi. Kendileri hakkında karar çıkmadığı için bu kişiler zaten tahliye olacaklarını biliyordu. Siyasi irade açısından herhangi bir sorumluluk yok. Neticede bu yasayı çıkardığında ileriye dönük uygulama süresi koydu hatta bir kez de süreyi uzatmıştı. Sorumlu yargılama süresinin bu kadar uzun olmasıdır. Bunun böyle olması Yargıya bir sorumluluk yüklüyor.

Türk: Yargıtay'ın hali perişan

Adalet eski Bakanı Hikmet Sami Türk Yargıtay dairelerinin verdiği tahliye kararlarıyla ilgili "Dairelein farklı kararlar vermesi perişanlık ifade eden bir durumdur'' değerlendirmesinde bulundu. Türk, ''Yargının bugün geldiği nokta tek kelimeyle özetlenebilir perişanlık. Yargı perişan durumdadır. Özellikle son yaşanan olaylarda bu ortaya çıkmaktadır. Dairelerin farklı kararlar vermesi Yargıtay Başkanı'nın bir dairenin verdiği karardan haberdar olmaması son derece üzücü, perişanlık ifade eden bir durumdur'' diye konuştu.
 

Bugün

komplo
 // veliahtprens
Sürekli kendilerini bu ülkenin sahipleri sananlar,(aslında menfeat ceteleri gibi çalışan kaymak tabakası) mevzi kaybetdikce ne yapacaklarını şaşırmış halde sözde sahipligini üstlendikleri ülkenin zararına olan hamlelerden kaçınmamaktalar.Hizbullahcıları salıvermeleride bu kirli oyunlarının bir parcası gibi görünüyor.Ama her zaman oldugu gibi projeleri olmayanların devinimleri sadece dahada dibe çökmelerine vesile oluyor inşaallah bu devinimde bir çöküşle sonu...
16 Ocak 2011 13:40
kepazelik
 // mehmet ali
Sayın Türk perişanlık değil, bunun adı kepazelik ve siyesi despot haline gelmiş yargının milletle ve milletin temsilceleri ile akıllarınca alay ediyorlar, ama şu da bir gerçek ki, herkez kazdığı kuyuya kendi düşermiş... Bu despot yergı erkleri hükümet için kazdıkları kuyuya İNŞAALLAH kendileri düşer ve bir daha çıkamazlar.Millette rahatlar....
16 Ocak 2011 11:33
GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler