YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Dengir Mir Mehmet Fırat'tan af önerisi
Kürt açılımı ile ilgili tartışmalar devam ediyor. Türkiye çözüm için kendi modelini arıyor.. İşte öneriler...
Dengir Mir Mehmet Fırat'tan af önerisi
12 Ağustos 2009 / 08:41 Güncelleme: 12 Ağustos 2009 / 00:00


AK Parti’li Fırat, “‘Ne mutlu Türküm diyene’ bir ırkı ifade etmiyor deniyor. O zaman ‘Ne mutlu Kürdüm diyene’ diyelim ama olmuyor. Demek ki Türk kelimesi bir ırkı ifade ediyormuş”; CHP’li Öymen, “Şiddet yoluyla siyasi çözüm arama yolları reddedilmelidir”; Öcalan’ın avukatı Güneş, “Tasfiye değil, entegrasyon öne çıkarsa iyimser hava çözüme evrilebilir” diyor



İŞTE SORULAR VE
ÇATIŞMANIN ÇÖZÜM MODELİ

1-  
PKK’nın silah bırakması ve dönüş sürecinde nasıl bir yöntem izlenmelidir?
2-  PKK kadrolarını dağdan indirmek amacıyla af ilan edildiği takdirde kapsamı ne olmalıdır?
3-  Çözüm sürecine
Abdullah Öcalan’ın da dahil edilmesi yolundaki taleplere nasıl bakıyorsunuz?
4-  Çözüm süreci boyunca operasyonlar durmalı mı durmamalı mı?
5-  Terörün bitme menziline girdiği konusunda yayılan iyimser havaya katılıyor musunuz? 

KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜM MODELİ
6-  
Türkiye’de yaşayan Kürtlere mevcut Anayasa ve yasalarla tanınmış olan hak ve özgürlükler alanının genişletilmesi gerektiğini düşünüyor musunuz; düşünüyorsanız bu düzenlemeler neleri içermelidir?
7-  Soruna çözüm çerçevesinde demokratikleşme paketi ve ekonomik önlemler yeterli midir? Bölgeye özel düzenlemeler de yapılmalı mıdır?
8-  Toplumsal mutabakatın sağlanması için sizce en çok dikkat edilmesi gereken husus nedir?
9-  Sizin açınızdan bulunacak çözüm modelinin “olmazsa olmaz” çizgileri nelerdir?
10-  Bu konuda sorulmadığı halde yanıtlamak istediğiniz soru varsa nedir?


KÜRT SORUNU DEĞİL, VATANDAŞLIK SORUNU
DENGİR MİR MEHMET FIRAT (AK Parti Adana Milletvekili):


1- TSK GERİ ÇEKİLMEYE YARDIMCI OLABİLİR: Birbirimizin ne konuştuğunu duymak için önce silahların susması lazım. Silahların susması ne şekilde olabilir? Mesela, PKK Türkiye’den kendi kamplarına çekilebilir. Bu çekilme süreci içersinde Türk Silahlı Kuvvetleri buna imkân verir.
Yani, çekilmeyi kolaylaştıracak ve doğrudan üstlerine gidecek eylemlerden kendini geri çeker ve bu konuda yardımcı olur. Bence devletin böyle bir konuda samimi olduğunu otaya koyması gerekir ki, bu da Sayın Sönmez Köksal’ın size söylediği gibi gizli görüşmelerde yapılabilir, belki de yapılıyordur, bilemiyorum.
2- AFFA YENİ BİR ÇÖZÜM ÖNERİSİ: Bugün
Irak’tan iadesini talep ettiğimiz PKK’lı sayısına baktığınız zaman 200 küsur kişidir. Bunlar da lider kadro diye nitelendirilen kesimdir. Demek ki, bu 200 kişinin dışında kalan kişiler hakkında herhangi bir işlem yapılmamıştır Türkiye’de.
Dolayısıyla, bunların ister Mahmur kampı üzerinden, ister direkt bir şekilde Türkiye’ye girişinde haklarında herhangi bir işlem yapılmaması kabul edilebilir. İşte bu da bir tür af sürecidir. O 200 kişilik kadronun Türkiye dışında bir ülkeye gönderilmesi konusunda da bir mutabakat sağlanabilir.
3- ÖCALAN BÜTÜN KÜRTLERİ TEMSİL ETMİYOR: İsteyen herkesin katkı koyabilmesi lazım ama, ne Abdullah Öcalan ne de
DTP tüm Kürt halkının temsilcisi konumunda. DTP’nin bölgeden aldığı oy ortada.
Üstelik
Güneydoğu’daki Kürt sayısından daha fazlası ülkenin kalan bölgelerinde yaşıyor. Madem ki Kürt problemi temelde hak ve özgürlükler problemidir; o zaman bence muhatap aramaya gerek yok.
DTP de STK’lar da elbette sürecin içinde olmalıdır ama, öncelikli muhatap her bir vatandaş ve onların haklarıdır.
4- KARŞILIKLILIK ESASI: TSK’nın operasyonları karşı tarafa yardımcı olmak için durmalıdır. PKK’nın da eğer elinde silah varsa o zaman onun da Türkiye topraklarının dışına çıkması şarttır.
5- TERÖR BİTMEZ, BİZ HEDEFE KİLİTLENELİM: Ben bu havaya inanmıyorum, çünkü, terör sorunuyla Kürt sorununu birbirinden ayırmak bile uzun zaman alacaktır. Bir de üstelik bu sorunun bitmesi birçok menfaate dokunacağı için, ben provokasyonların da devam edeceği kanısındayım.
O yüzden burada kilitlenilmesi gereken hedef, bence terörden ziyade milyonlarca Kürdün kendini eşit vatandaş olarak algılaması sonucudur.
6- KÜRTÇE EĞİTİMDEN KORKMAYA GEREK YOK: Birincisi, ben bu meseleye Kürt sorunu denmesine itiraz ediyorum, bunun adı “vatandaşlık sorunu”dur. Çünkü, Kürt dediğimiz kişi de benim vatandaşımdır ve bir Türk hangi temel hak ve özgürlüklerden istifade ediyorsa, bir Kürt veya başka bir etnisiteden gelen vatandaşımın da aynı hak ve özgürlüklerden faydalanması gerekir. Ama, bugünkü uygulama böyle değil.
Bugün, “Sen bana tabi olacaksın” deniyor. Bu da “Ne mutlu Türküm diyeceksin, çünkü, bu zaten bir ırkı ifade etmiyor” diye açıklanıyor. Peki, o zaman bir de “Ne mutlu Kürdüm diyene” diyelim... Ama, o olmuyor; demek ki neymiş, oradaki Türk kelimesi bir ırkı ifade ediyormuş.
Oysaki vatandaşlığı ırka dayalı değil de Anayasal vatandaşlık bazında algılarsak, herkes eşit vatandaşlık haklarından faydalansın dersek, o noktada zaten bütün sorun çözülüyor.
Mesela, Kürtçe
eğitim meselesi... Bundan kısa bir süre önce Kürt dilinde müzik dinlemek de Türkçe dışında bir dilde televizyon ve radyo yayını yapmak da yasaktı. Peki, bu yasaklar kaldırıldı mı; kaldırıldı.
Peki, bir problem oldu mu; olmadı. Şimdi, eğitim konusunda da aynı problem ve korkuyu yaşıyoruz, ama şu korkularımızı bir atsak kimsenin çocuğuna Türkçe-Kürtçe değil, yabancı dil eğitimi aldırmaya çalıştığını göreceğiz.
Bir de şu var tabii: Diyelim ki bugün Kürtçe eğitim serbest dedik; peki kimle öğreteceksiniz?
TRT-Şeş’e Kürtçe bilen bulamıyoruz, eğitime kimi bulacağız? Demek ki önce bir Kürdoloji kurmak, Kürtçeyi geliştirmek, sonra öğretmen yetiştirmek gerekir ki, bu da zaten yıllar alır.
7- GÜNEYDOĞU HER YERDEN DAHA GERİ: ”Efendim
Kastamonu’nun şu ilçesine bakarsanız, orası da şu kadar geri kalmıştır” deniyor. Doğrudur, ama Diyarbakır gibi bir ilde eğer bundan dört sene öncesine kadar 1200 köyün sadece 300-400’ünde su varsa burada açık ara bir dengesizlik var demektir.
Bu dengesizliği ortadan kaldırabilmek için pozitif
ayrımcılık şart.
Ama, bu da yetmez. Tüm Türkiye için artık mahallinden yönetim şart. Artık
Ankara’dan yönetebilme imkânına sahip değiliz.
Bu dünyanın başka yerlerinde de yok. Tabii konuyu buradan alıp otonomiye götürmek de doğru değil. Hatta bunun tartışılmasını bile yanlış bulurum.
8- BU İKİ SORUYA KİM HAYIR DER: Toplumun karşısına şu iki soruyla çıkmalıyız: a) Senin kullandığın haklardan komşunun kullanmasına karşı mısın, değil misin? b) 25 yılda 40 bin insanımız öldü, 10-15 bin faili meçhul var ve yüzlerce milyar
dolar harcamışız. Sence bu insanları, bu kaynakları kaybetmeseydi Türkiye için daha mı iyi olurdu, daha mı kötü olurdu?
Bu iki soruya da ben “Hayır” diyecek çok fazla kişi olduğunu sanmıyorum. “Evet”i duymak ise problemin çoğunu hallediyor zaten.
9- MUHALLEBİ SORUNU: Eğer size daha tatlı gelecekse bu sorunun adına “Muhallebi sorunu” deyin, ama bir sorun var. Bu sorunu çözmenin tek olmazsa olmaz çizgisi de anayasal vatandaşlıktır.
10- KAYBEDECEKLERİMİZİN SINIRINA GELDİK: Artık, öyle bir noktaya geldi ki Türkiye, duvara dayandı. Artık, herkes şapkasını önüne koyup düşünmek mecburiyetinde. Bu mesele yüzünden yıllardır çok varlığımızı kaybettik, ama artık sınırdayız.
Bundan sonra kaybedeceğimiz şeyler, bir ülkenin asla kaybetmemesi gereken şeylerdir. Bu ülkenin birliğidir, bütünlüğüdür, kardeşliğidir, özgürlüğüdür. Bunları kaybetmememiz lazım, ama o noktaya doğru gidiyoruz. Dolayısıyla çok çok önemli bir kavşağın başında duruyoruz ve artık bu problemi çözmek zorundayız.



Onur Öymen, “Önce silah bırakılsın, sonra af olabilir” diyor.


BİREYSEL HAKLARDA AVRUPA KRİTERLERİ UYGULANMALI
ONUR ÖYMEN (Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı):


1- YA PKK TESLİM OLACAK YA DA ABD TASFİYE EDECEK: En doğru yol, PKK’nın şiddet yoluyla siyasi çözüme ulaşılamayacağını idrak ederek silahları kendiliğinden ve koşulsuz olarak bırakmasıdır. Bu olmadığı takdirde, Kuzey Irak’tan PKK’nın tasfiyesi, uluslararası hukuka göre Irak hükümetinin ve ABD’nin görevidir.
Bu da sağlanamazsa hükümetin
TBMM’den aldığı yetki çerçevesinde bu meseleyi halletmesi gerekmektedir.
2- TERÖR BİTMEDEN AF YOK: Terör örgütünün silah bırakması için af çıkartılması yanlıştır. Bu konu, ancak terör kesinlikle bittikten ve bir daha ortaya çıkmayacağı anlaşıldıktan sonra gündeme gelebilir. O takdirde devlet kin ve intikam duygusuyla hareket etmez ve şefkatle davranır.
3- MÜZAKEREYE HAYIR: Terörü sona erdirmek için terör liderlerinden medet ummak, teröristlerle
müzakere ederek bu meseleyi çözmeye çalışmak yanlış bir yöntemdir.
4- OPERASYONLARA DEVAM:
Terör örgütü bir yandan silahları bırakmaya hazır olduğunu söylemekte, bir yandan da askerlerimizi ve sivil vatandaşlarımızı şehit etmeye devam etmektedir. Terör kesinlikle sona ermeden askeri operasyonları durdurmak doğru olmaz.
5- ERKEN İYİMSERLİK HAVASI: Bir süreden beri yaratılmaya çalışılan iyimserlik havasının gerekçesi kamuoyuna açıklanmamıştır. Terör sona ermeden aşırı iyimserlik havasına kapılmak doğru değildir. Askerin moraline de zarar verir.
6- AVRUPA STANDARTLARI YETERLİDİR:
CHP’nin bu konudaki görüşleri parti programında açıklanmıştır. Buna göre, devlet etnik açıdan kör olmalı, yani vatandaşlar arasında etnik, dini ve mezhepsel özelliklerine göre fark gözetmemelidir.
Temel değerlerimiz zedelenmeden farklı etnik kökenden gelen vatandaşlarımızın dillerini, kültürlerini ve geleneklerini geliştirmeleri desteklenmeli, bireysel haklarda Avrupa ülkelerindeki standartlar göz önünde bulundurulmalı. Ancak, milli devletin yapısının bozulmamasına ve milli eğitim sistemimize etnik unsurun dahil edilmemesine özen gösterilmelidir.
7- BÖLGENİN ÇOCUKLARI EN İYİ OKULLARA GİTMELİ: Demokrasi, etnik fark gözetilmeden toplumun bütünü için geliştirilmelidir. Ülkenin başka bölgelerinde demokrasi, özgürlükler ve yargı bağımsızlığı ayaklar altına alınırken sadece bir etnik grup için demokratikleşme önerilmesi adil ve gerçekçi değildir.
Bölgenin, eğitim,
sağlık ve altyapı gibi alanlardaki durumu perişandır. Ortalama ömür beklentisi batıdaki illerimizin çok gerisindedir. İşsizlik had safhadadır. Bunun için ivedilikle önlem alınmalı, bölgedeki yetenekli çocukların Türkiye’nin en iyi okullarında eğitilmesi sağlanmalıdır.
8- ŞİDDET REDDEDİLİRSE MUTABAKAT: Cumhuriyetin temel değerlerinden, hukukun üstünlüğünden, basın ve ifade özgürlüğünden vazgeçilmeden, ayrıştırıcı değil, birleştirici unsurlar ön plana çıkartılmalı. Şiddet yoluyla siyasi çözüm arama yolları toplumun bütün kesimlerince ve bütün siyasi partilerce reddedilmelidir.
9- EŞİTLİK VE BÜTÜNLÜK: Ülkenin birliği, bütünlüğü, demokrasi, özgürlükler,
insan hakları ve bütün vatandaşlara eşit muamele ve eşit hizmet ilkeleridir. Hükümetin bütün bu unsurları kapsayan bir projesi ortaya çıkartılmadan toplumsal mutabakat arayışına girişilmesi yanlıştır.
10- DIŞ KAYNAK FAKTÖRÜ: Terörü teşvik ve himaye eden dış kaynaklar saptanarak bunlara karşı etkili önlemler alınmalıdır.


 



15 Ağustos’tan önce medyaya çıkmama kararı alan ve tüm önerilere 
“Hayır” diyen Asrın Hukuk Bürosu avukatları, “sürece önemli katkı sağladığı” 
gerekçesiyle dizimize katılmayı kabul etti. Büro adına sorularımızı Güneş yanıtladı.



İKİ KIRMIZI ÇİZGİMİZ VAR: KÜRTLER AŞAĞILANMASIN VE ÜNİTER YAPIÖMER GÜNEŞ (Abdullah Öcalan’ın avukatı):

Abdullah Öcalan’ın vekâlet anlamında 200’ün üzerinde avukatı var. Ama asıl hukuksal işlemlerini 15 Şubat 1999’da Türkiye’ye getirilmesinden hemen bir hafta sonra kurulan Asrın Hukuk Bürosu sürdürüyor.
Bürodaki yedi avukat yaklaşık bir aydır hemen her kesimden 60’a yakın isimle görüşme yaptı. Bu görüşmelerinin sonuçlarını, bugün haftalık görüş günü olması nedeniyle
İmralı’ya götürecekler. O görüşmelere katılan avukat Ömer Güneş, İmralı’ya gidecek avukatlardan birisi.
Güneş 2005’ten beri Asrın Hukuk Bürosu’nda çalışıyor. Güneş’in 10 sorumuza büro adına verdiği yanıtlar şöyle:
1- HASAN CEMAL FORMÜLÜ: Aslında, 1999-2004 yıllarında sorun ötelenmeyip; demokratik
dönüşüm, güven verici yasal dayanaklara kavuşmuş olsaydı, muhtemelen çözümün rotasına girilmiş olunacaktı.
İlk adım olarak ellerin tetikten çekilmesi veya Hasan Cemal’in de dikkat çektiği potansiyel çatışmacıların birbirlerinin karşısına çıkmayacak bir biçimde mevzilenmeleri fazlasıyla önem arz etmektedir.
1999’daki gibi silahlı güçlerin sınır dışına çekilmesi görüşü, ilk aşamada fazla gerçekçi görünmemektedir. Zira, 99’daki geri çekilme döneminde 198 PKK’lının hayatını kaybetmesinin örgütte güvensizliğe yol açtığı hissedilmektedir.
İkinci olarak, bazı yönleriyle kamuoyuna açık, bazı yönleriyle kapalı yürütülecek müzakereler ile silahsızlanmayla ters orantılı olarak siyasallaşmanın sağlanması, çözümü hızlandıracaktır.
2- AF SİYASİ MÜLTECİLERİ DE KAPSAMALI: 1985’ten bu yana 14 kez Pişmanlık veya Topluma Kazandırma adında yasal düzenlemeler yapılmış, ama, tüm bu arayışlar elverişli vasıtalar olarak karşımıza çıkmamıştır. Genel siyasi bir af olmalıdır. Ancak, bazı yönleriyle kademeli olabilir.
Ayrıca, yurtdışında siyasi mültecileri de kapsayarak toplumsal bir uzlaşı sağlamalıdır. Dağdan inenlerin toplumla uyumlarını sağlayıcı tedbirlerin alınması ve demokratik sisteme entegrasyonlarının mutlaka sağlanması gerekmektedir.  
3- ÖCALAN “BİRLEŞTİREN FENOMEN” OLABİLİR: PKK ve Kürtler üzerindeki etkisi zaten objektif olarak Öcalan’ı tartışmaların odağına taşımaktadır. Türkiye toplumunun Öcalan algısı şimdiye kadar “bölen fenomen” olmuştur. Ancak, barışa sunacağı katkıyla birlikte bu algı “birleştiren fenomen”e de dönüşebilir.
Koşulları itibariyle çok ağır tecrit koşullarında bulunmasına rağmen, 10 yıldır barışın sağlanmasına dönük çaba içerisinde olmuştur. Dolayısıyla bu çabalar gözardı edilmeden barışa katkı yapabileceği koşullar kendisine sağlanmalıdır.
4- POTANSİYEL DİRENÇ NOKTALARI İKİ YILDIR GERİLETİLDİ: Kasım 2008-Nisan 2009 tarihleri arasında operasyonların çok sınırlı yapılmış olması sonucu çatışmalar minimal düzeye inmiştir. Daha önce Başbakan Erdoğan’ın “Durduk yerde
operasyon olmaz” sözü de çok önemlidir.
Çözüm süreçleri elbette riskli dönemlerdir, ancak, son iki yıldır olası provokasyon kapasitesine sahip, potansiyel direnç noktaları da geriletilmiştir.
5- TASFİYE DEĞİL, ENTEGRASYON: İç ve dış koşullar çözüm için uygun zeminler sunmaktadır. Tasfiye değil, entegrasyon öne çıkarsa oluşan iyimser hava çözüme evrilebilir. 
6- KORSİKA ÖRNEĞİ: Anayasa’da etnik aidiyet vurgusu yerine, devletin tüm etnisitelere eşit mesafede olması, devletin nötr kalması daha çok önemsenmelidir. Anayasa, sadece Türklerin ve Kürtlerin değil, bütün kültürlerin kendisini ifade etmesine cevaz vermelidir.
Türkçe resmi dil olmalı, ama Kürtlerin ağırlıklı olarak yaşadığı yerlerde kendi anadillerinde eğitim hakkı da mutlaka güvenceye alınmalıdır. Bireysel-kolektif haklar tartışması yüzeysel bir tartışmadır.
Kültürel ve toplumsal içerikli bireysel haklar kavramı
Fransa’nın Korsika’daki uygulamalarında geliştirdiği bir kavramdır. Ancak, Fransa dahi bu kavramı sürdürülebilir bir durum olmadığı için terk etmek zorunda kalmış, kolektif hakların kullanımını sağlamıştır.
7- KUZEY IRAK BÖLGEYİ ZENGİNLEŞTİRİR: Bölgenin, Batı bölgeleriyle eşitsizliğinin giderilmesi için pozitif ayrımcılık uygulanmalıdır. Zaten, Irak
Kürdistan bölgesinde ortaya çıkan katma değerin bölge üzerinden Türkiye’ye kanalize edilmesi de bölgeye ekonomik anlamda önemli katkıları olacaktır. Ayrıca, Kürtlerin kendi kimlikleriyle siyaset yapabilmeleri, ademimerkeziyetçiliğe geçilerek, yerel yönetimlere yetki devirlerinin sağlanması da gerekir.
8- DİL VE ÜSLUP ÖNEMLİ: Karşılıklı hassasiyetlerin dikkate alınması, empati, kamuoyunun ikna edilmesi, dil, üslupta olumlu ve çözümleyici olunabilmesi...
9- İKİ KIRMIZI ÇİZGİ: Kürtlerin onurunun rencide edilmemesi önemlidir. Genel kabul gören olgulardan birisi de üniter devlet olarak karşımıza çıkmaktadır.
10- ORTADOĞU’NUN JAPONYASI OLABİLİRİZ: Sorunun çözümü halinde Türkiye’nin nasıl bir ülke olabileceği sorusu olabilirdi. Yanıtım: Ortadoğu’nun Japonyası gibi ekonomik ve istikrar anlamında merkez ülke oluruz.


Milliyet

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler