25 Mayıs 2017 Perşembe
  • Altın144,066
  • BIST98.314
  • Dolar3,5732
  • Euro3,9941
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,6194
  • İstanbul17 °C
  • Ankara11 °C
  • İzmir18 °C
  • Konya14 °C
  • Adana16 °C
  • Antalya19 °C
  • Diyarbakır11 °C
  • Bursa15 °C
  • Kayseri9 °C
  • Kocaeli8 °C
  • Şanlıurfa17 °C
  • Gaziantep13 °C
  • İçel20 °C
ABD VE TERÖR MÜHENDİSLİĞİ
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Demirel'i yerden yere vurdu
Eski Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü,28 Şubat sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu, Süleyman Demirel'e sert eleştiriler yöneltti.
Demirel'i yerden yere vurdu
18 Nisan 2012 / 11:38 Güncelleme: 18 Nisan 2012 / 11:40

Eski Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü, ''Postmodern darbe yerine gerçekte fiilen bir darbe yapmayı da arzu ettiler. Ancak ABD izin, destek vermedi'' dedi.
Başbakanlık'ta müşavir olarak görev yaparken 28 Şubat sürecinde yaşananlara şahitlik eden eski Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü, o günleri anlattı.
Güçlü, Genelkurmay'ın öncülüğünde bir örgütlenmeyle 28 Şubat'ın planlandığını ve siviller tarafından uygulandığını iddia ederek, sivil toplum kuruluşlarının da otoriteye itaat etmeye hazır olduklarını gösterdiklerini ve iktidarı istifaya zorlama konusunda başarı olduklarını vurgulayarak, ''Hükümeti itibarsızlaştırma konusunda çok gayret gösterdiler. Bunda da çok başarılı oldular'' dedi.

-''ABD ve İsrail iktidardan hoşnut değildi''-

Yaşananların birkaç yönü bulunduğuna işaret eden Güçlü, ABD ve İsrail başta olmak üzere bazı ülkelerin iktidardan hoşlanmadıklarını ifade ederek, ''İsrail'le ilişkiler bu süreçte çok büyük ilerleme kaydetti. Mevcut hükümete rağmen ve dayatılarak. Bu arada ABD'de özellikle Başbakanın, İslam ülkeleri arasında topluluk oluşturma konusundaki hazırlığı zayıf ama söylemi güçlü ifadelerinden dolayı rahatsızdı'' diye konuştu.

28 Şubat Soruşturması kapsamında tutuklanan dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir'in de İsrail ile yapılan bir anlaşmanın ardından gazetecilerin ''Sayın Bir, siz bunu imzaladınız ama Hükümetin bunu onaylaması lazım. Onaylamazsa ne yaparsınız '' sorusuna ''Onaylar. Onaylamazsa onaylayacak bir hükümet gelir'' yanıtını verdiğini ve bu ifadenin o günleri en iyi şekilde özetlediğini vurgulayan Güçlü, şöyle konuştu:
''Çevik Bir, İsrail'de bu açıklamayı yapıyor. Türk basınında bu bilgi çıkıyor. Zeki Ergezen de okuduğu bu haberi Meclis'te gündem dışında intikal ettiriyor. Haberin doğru olup olmadığını soruyor. Doğru olması durumunda Hükümet'in, Meclis'in ve Genelkurmay'ın ne yapacaklarını sorduktan sonra kürsüden iniyor. Arkasından kısa bir süre sonra TBMM'de dokunulmazlıklarla ilgili konulara karar veren komisyondan davet yazısı alıyor. Komisyon toplantısına katılan Ergezen, Çevik Bir ile ilgili yaptığı konuşmayla alakalı olarak Genelkurmay dokunulmazlığının kaldırılması için komisyona yazı yazmış. Zeki bey de 'Siz yanlış adamı çağırdınız. Ben basında çıkan bir haberi Meclis'e ve millete duyurdum. Siz bu soruları bana değil, bu sözü söyleyene soracaksınız. Ben sizi muhatap almıyorum' diyerek salonu terk etmiş. Sonra ne olduğunu sorduğumda kendisine bir daha davet yazısı gelmediğini söyledi. O gün Meclis, Genelkurmay'a bu konuşma doğru mu diye soramamıştır.''

-''Türkiye'yi iyi okuyabilselerdi ...''-

Dış destekle birlikte muhalefet cephesinin çok etkili bir şekilde mücadele ettiğini vurgulayan Güçlü, ''Sonunda postmodern darbe yerine gerçekte fiilen bir darbe yapmayı da arzu ettiler. Ancak ABD izni, desteği vermedi. 13 Haziran'da ABD Dışişleri Bakanı 'Biz askerlere Anayasa sınırlarını aşmayın diye telkinde bulunduk' açıklamasını yaptı. Bunun üzerine fiilen bir darbe olmadı ama Hükümeti istifaya zorlayacak bir baskı sonuç verdi'' dedi. 

Askeriyenin dışında özellikle yargının sürece dahil olup katkı verdiğini ve bu nedenle de çok büyük yara aldığını söyleyen Güçlü, şunları söyledi:
''Askerler Türkiye'yi iyi okuyabilselerdi tam tersini yaparlardı. Yapmaları gerekirdi. Demokrasiye en uzak kesim, toplum hayatına uzak olan bu kesim, bu siyasi parti ile beraber siyasi hayata katılıyor. Demokrasiye inanarak bir partiyi destekliyor ve bu parti ile beraber düşüncelerinin hayata geçmesini ümit ediyor, bekliyor. Aydınlar, bürokratlar ve askerler bu hadiseyi çok iyi okuyabilselerdi aslında demokratik bir mücadele veren muhafazakar hareketin bu yolla toplumun dışlanmış kesiminin entegre olmasını çok memnuniyetle karşılardı.'' 

-Demirel'in sürece etkisi-

Süleyman Demirel'in 28 Şubat sürecinde Cumhurbaşkanlığı makamında bulunduğunu hatırlatan Güçlü, o günü kadar demokrasi mücadelesi verdiğini söyleyen ve askeri müdahalelere maruz kalan Demirel'in bu süreçte askerlerle hareket ettiğini ileri sürerek, ''Kendisini destekleyen kesimi hayal kırıklığına uğrattı. Aslın Demirel toplumun diğer kesimlerini hiç de hayal kırıklığına uğratmadı. Tam da rolünü oynadı. Çünkü demokrasiyi güçlendirme konusunda bir iddia sahibi değildi. Ve bunu da hiçbir zaman ortaya koymadı'' diye konuştu.

Güçlü, yaşadığı bir olayı ise şöyle anlattı:
''MGK bildirisi yayınlanmış, Türkiye bir kaosun içerisindedir. 1997 Nisan'ında Azerbaycan Devlet Başkanı Haydar Aliyev Türkiye'yi ziyaret etti. Aliyev'in onuruna Köşk'te verilen yemeğe davet edildim. Sayısı 500 ile bin arasında bir topluluk var. Merkez masayı yandan da olsa izliyorum. Cumhurbaşkanları kendi aralarında sohbet ediyor. Başbakan, Nazmiye Hanım'ın yanında oturuyordu ve sadece Nazmiye Hanım ile konuştuğunu görüyordum ben. Kimseyle konuşma imkanı olmuyordu. 
O sırada Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi Hikmet Şimşek masaya yaklaşarak, konuşmaya başladı. Askere saygılar sunuyor, ülkenin kaderine sahip çıkmaktan ve irtica tehlikesinden bahsediyor. Cumhuriyeti korumak gerektiğinden bahsediyor. Orkestra şefi, ideolojik, siyasi ve aynı zamanda mevcut hükümeti zımnen suçlayıcı konuşmalar yapıyor, kimse ses çıkarmıyor. Konuşma bitince alkışlar. Sayın şef, 10. Yıl Marşı'nı hep birlikte söylemeye davet ediyor. Herkesi ve büyük coşku ile söyleniyor. Çok heyecanlanıyor ikincisini söyletiyor. Çok heyecanlanıyor, 3'ncü defa 10. Yıl Marşı söyleniyor. Daha da üzen, iki cumhurbaşkanı da konuştu. Haydar Aliyev ve Demirel o gün Hikmet Şimşek'i hiç aratmadı. O kadar yaraladılar ki aslında milletin manevi değerlerini ve ruhunu. O gün orada bir ülkenin yönetimi ile toplumu arasındaki hızlı ayrışmanın hangi boyutta olabileceğini gördüm.'' AA


 

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler