YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Kalın'dan Papa'nın sözlerine tepki
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, bir TV kanalında Papa'nın talihsiz sözlerini değerlendirdi, Türkiye'nin azınlıklar, insan hakları konusunda yaptıklarını anlattı, söz konusu söylemin Türkiye için yok hükmünde olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Kalın'dan Papa'nın sözlerine tepki
15 Nisan 2015 / 01:22 Güncelleme: 15 Nisan 2015 / 01:37

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın 24 TV'de Yaşar Taşkın Koç'un konuğu oldu.

İbrahim Kalın, Papa'nın 1915 olaylarıyla ilgili "soykırım" ifadesini kullanmasıyla ilgili yaptığı değerlendirmede bu tabirin kesinlikle hiçbir tarihi, siyasi ve hukuki dayanağı olmadığını belirtti.

Bir olaya "soykırım" denilebilmesi için uluslararası mahkemelerden soykırım kararı çıkması, mahkemelerin bunu "soykırım" olarak isimlendirmesi gerektiğini kaydeden Kalın, 1915 olayları hakkında hiçbir mahkemeden çıkmış bir "soykırım" kararı olmadığını ifade etti.

Dini bir lider ve devlet başkanı sıfatıyla Papa'nın, hiçbir dayanak olmaksızın böyle bir açıklama yapmasının tam bir talihsizlik olduğunu söyleyen İbrahim Kalın, "aynı Bosna'da ve Ruanda'da olduğu gibi uluslararası mahkemeler tarafından "bu bir soykırımdır" diye tanınmış olması gerekir. Halbuki Ermeni meselesiyle ilgili dünyada hiçbir mahkemenin verdiği böyle bir karar yok. 1915 tehcir ve tenkil kararıyla ilgili hiçbir mahkemenin böyle bir hükmü söz konusu değil. Burada hukuki açıdan da bir hata yapıyor Papa. Adeta hukuki bir hüküm varmış gibi "soykırım" ifadesiyle atıfta bulunuyor.

Ama bence bir başka hata yapıyor. Daha da büyük bir hata. Uluslararası mahkemelerin "soykırım" olarak tanımladığı Ruanda ve Bosna'ya ise "büyük katliamların, insan kayıplarının olduğu olaylar" diye atıfta bulunuyor. Yani "soykırım" olarak tanımlanana o kelimeyle atıfta bulunmazken, hukuki açıdan hiçbir şekilde ispatı mümkün olmayan bir konuya "soykırım" gibi atıfta bulunuyor" ifadelerini kullandı.

İbrahim Kalın şöyle konuştu:

"Papa son derece talihsiz bir açıklama yaptı"

Papa gibi hem ruhani bir görevi olan hem de devlet başkanı sıfatı taşıyan birisinin böyle tartışmalı bir konuya bir kere tarafsız girmesi beklenirdi. Pazar günü ayinde anlattıkları Ermeni anlatısının bir teyidinden ibaret. Bu anlamda, hem tarihen, hem siyaseten, hem hukuken, hem de vicdanen insani açıdan son derece talihsiz bir açıklama yaptı Papa.

"Soykırım lobisinin etkisinde kalmış"

Kişisel olarak bu konuda ne kadar bilgisi, ne kadar derinliği var ondan da çok emin değilim. Muhtemelen kendisinin önüne konulan bir metinden hareketle bunu yaptı. Tabi orada ayini Ermeni patriğiyle ve bazı Ermeni din adamlarıyla daha sonra Ermenistan Cumhurbaşkanı ve diğer yetkililerle yapmış olması da soykırım lobisinin etkisinde kaldığını gösteriyor.

Papa, "Genellikle ifadesini nereden çıkardı?"

Öncelikle, şunun altını çizmemiz lazım. Papa tarihi açıdan son derece yanlış bir açıklama yaptı. Tarihi olarak  bugün, "genellikle 20. yüzyılın ilk soykırımı kabul edilen" şeklinde bir ifadesi var. Bu bir kere bilimsel olarak doğru değil. Tarihçiler arasında da, soykırım olduğunu iddia edenlerin sayısı çok sınırlıdır ve bunlar genelde Ermeni tarihçilerdir. Başka tarihçiler de vardır fakat genel olarak, dünyanın saygın, önde gelen tarihçileri, 1. Dünya Savaşı tarihçileri, Osmanlı tarihçileri, birçok batılı tarihçi böyle bir soykırım olmadığını ifade ediyorlar.

Dolayısıyla tarihi açıdan "genellikle soykırım kabul edilen" ifadesinde "genellikle"yi nereden çıkarttıkları belli değil.

"Soykırım" diyebilmesi için mahkeme kararı gerekir ama böyle bir mahkeme yok

İkinci olarak, hukuki açıdan son derece yanlış bir değerlendirme yapıyor. Çünkü, bir katliama "soykırım" diyebilmek için bunun uluslararası mahkemede tescil edilmesi gerekir. Aynı Bosna'da ve Ruanda'da olduğu gibi uluslararası mahkemeler tarafından "bu bir soykırımdır" diye tanınmış olması gerekir. Halbuki Ermeni meselesiyle ilgili dünyada hiçbir mahkemenin verdiği böyle bir karar yok. 1915 tehcir ve tenkil kararıyla ilgili hiçbir mahkemenin böyle bir hükmü söz konusu değil. Burada hukuki açıdan da bir hata yapıyor Papa. Adeta hukuki bir hüküm varmış gibi "soykırım" ifadesiyle atıfta bulunuyor.

Mahkeme kararı olan Ruanda ve Bosna'ya soykırım diyemiyor

Ama bence bir başka hata yapıyor. Daha da büyük bir hata. Uluslararası mahkemelerin "soykırım" olarak tanımladığı Ruanda ve Bosna'ya ise "büyük katliamların, insan kayıplarının olduğu olaylar" diye atıfta bulunuyor. Yani "soykırım" olarak tanımlanana o kelimeyle atıfta bulunmazken, hukuki açıdan hiçbir şekilde ispatı mümkün olmayan bir konuya "soykırım" gibi atıfta bulunuyor.

Holokost kelimesi bile kullanılmıyor

Diğer enteresan şey de, herhalde bu toplu katliamlar, soykırım vesaire anlamında insanlığın en büyük yüz karası olan Holokost olayına da ismen hiç atıfta bulunmuyor. "Nazi dönemi, Naziler" diyor ama "Holokost" kelimesini orada hiç kullanmıyor. Bu da çok enteresan.

Dönemin şartlarını da iyi anlamak lazım

Yine tarihi ve insani açıdan bir defa, 24 Nisan 1915 tehcir ve tenkil kararı hangi şartlarda, hangi dönemde verildi? Buna bir bakmamız lazım.

Dört tarafı kuşatılmış bir Osmanlı vardı

1. Dünya Savaşı'nın ortasında, Osmanlı topraklarının, Anadolu'nun dört bir tarafından kuşatıldığı, kuzeyden, güneyden bu toprakları işgal etmek için kalkıp gelmiş olan ordulara karşı savaşan bir imparatorluktan, bir Osmanlı'dan, bir Türkiye'den bahsediyoruz. Bu şartlarda böyle bir karar alınmış. Bu karar niye alınmış?

24 Nisan kararı duruo dururken mi alındı?

Türkler durup dururken, 800 yıl beraber yaşadıkları Ermenileri, en güçlü oldukları dönemde bile kıllarına bile zarar gelmeyecek şekilde bir arada yaşamışken, durup dururken ne oldu da 24 Nisan'da böyle bir karar alındı?

Burada savaşın şartlarına bakmak gerekir. Burada, Ermeni komitacılarının o dönemde Ruslarla ve başka ülkelerle yaptıkları ittifaklara bakmak gerekir. İsyan hareketlerinin neler olduğuna bakmak gerekir. Bunların hiçbirisi yokmuş gibi davranıp sadece bir "soykırım" söylentisi ya da efsanesi üzerinden Türkiye'yi mahkum etmek kabul edilebilir bir şey değil.

Papa Müslümanların acılarına bir cümle ile bile atıfta bulunmadı

Bir din adamı ve bir devlet başkanı olarak Papa'nın burada tamamen ihmal ettiği bir başka konuda, müslümanların acılarına tek bir cümleyle bile atıfta bulunmamıştır. Bakın Balkan Savaşları, 1. Dünya Savaşı döneminde toplamda 5 milyona yakın insan hayatını kaybetmiş, evinden barkından olmuştur. Bu insanların acısını kim paylaşacak? Bun insanların hatırasını kim yad edecek?

Geçen yıl sayın Cumhurbaşkanımız vicdani bir dil kullandı

Geçen sene Cumhurbaşkanımız, Başbakan sıfatıyla 23 Nisan'da, 1915 olaylarıyla ilgili bir açıklama yaptı. Ve o kadar dengeli bir açıklamaydı ki o, herkesin ezberini bozdu. Soykırım lobisine kulak verenlerin de ezberlerini bozdu, başkalarının ezberlerini de bozdu. Çünkü orada "Osmanlı tebası olan Türkler, Kürtler, Ermeniler, Müslümanlar, Hristiyanlar... Savaşta hayatını kaybetmiş herkesin hatırası bizim için azizdir" dendi. Çok özenli, vicdani bir dil kullanıldı. Ve bu tür propagandist söylemlerin ötesinde tarihin tartışmalı konuları içerisinde gömülü kalmaktansa, bir gelecek vizyonu çizmek isteyen bir perspektifle yazıldı o metin.

Türkiye'nin uzattığı el havada kaldı

Ve Türkiye bir el uzattı. Ama Türkiye'nin uzattığı o el havada kaldı. Ermeni tarafı bu eli tekrar havada bıraktı. "Tekrar" diyorum çünkü, bununla ilgili ilk teşebbüs aslında 2005 yılında, Sayın Cumhurbaşkanımız o zaman başbakanken yaptığı ortak tarih komisyonu kurulması çağrısıydı. Niye Ermeniler buna olumlu cevap vermediler? Neden korkuyorlar? Biz dedik ki, bütün arşivlerimizi açıyoruz. Diğer ülkelerin arşivlerine de gidelim. İngiliz, Alman, Fransız, Rus arşivlerine de gidelim. Arap arşivlerine gidelim. Bütün dünya arşivlerini açalım, tarihçiler bir baksınlar, bilim adamları bunu bir incelesinler. Ondan sonra hukuken soykırıma zemin teşkil edebilecek bir durumun olup olmadığına hukukçular da bir baksınlar, ondan sonra gelin hep beraber bir karar verelim. Ne olduğuna ilişkin de, herkes kendi sorumluluğunu tekellüf etsin, buna göre de bir hareket hattı belirleyelim. Niye bir cevap alamadık biz bundan? Bakın üzerinden 10 yıl geçti.

Buna rağmen, bu redde rağmen 2009 senesinde yine Başbakanımızın öncülüğünde protokoller imzalandı. Ermenistan'la ilişkilerin normalleşmesi ve diplomatik ilişkilerin başlatılması için. Ne oldu? O protokolleri kim ihlal etti? İki ay önceye kadar Ermenistan Cumhurbaşkanı o protokolleri de Ermenistan meclisinden geri çekti. Bu ne demektir? "Biz barış istemiyoruz. Biz Türkiye'yle normalleşmek istemiyoruz. Türkiye'yle ilişkilerimizi geliştirmek istemiyoruz" demektir.

Kim söylerse söylesin, Türkiye için yok hükmündedir

Bu kadar hadise yaşanırken hala Türkiye Cumhuriyeti'ni, işlemedikleri bir suçtan dolayı mahkum etmek de kimsenin haddine değildir. Bunu ister Papa söylesin, ister falan ülkenin parlamentosu söylesin, ister falan siyasetçi söylesin... Bunlar bizim için yok hükmündedir.

Ama bunlara rağmen, şunun altını ben ısrarla tekrar çizmek istiyorum. Biz gerek kendi Ermeni vatandaşlarımızla, gerekse dünyanın değişik yerlerindeki Ermenilerle, ister bunlar Osmanlı'dan göç etmiş insanlar olsun, ister Ermenistan'daki, başka yerlerdeki Ermeniler olsun, barış ve kardeşliğe dayalı bir geleceği inşa etmek için elimizden gelen gayreti göstereceğiz. Bakın şu son 10 yılda, Türkiye'deki Ermeni vatandaşlarımızın sorunlarının nasıl çözüldüğüne, onların toplum içinde nereden nereye geldiğine baktığınız zaman herhalde Türkiye'nin bu konuda bakış açısı çok net bir şekilde ortaya çıkıyor.

Türkiye bu söylemi hak etmiyor

Yani onların taşınmaz mülklerinin iadesinden, dini ve tarihi yapılarının imar, tamir edilmesine kadar, en üst düzey yani Cumhurbaşkanımızdan Başbakanımıza, bakanlarımıza kadar her düzeyde yetkililerin Ermeni cemaati ve diğer gayri müslim cemaatlerle buluşmasından, sorunlarını dinlemesine kadar, Ermenilerle Türklerin birbirleriyle artık açık yüreklilikle birçok konuyu konuşabiliyor olmasına kadar bütün bunlara baktığınızda herhalde Türkiye böyle bir soykırım efsanesini, söylemini hak eden bir ülke değil. Geçmişte olduğu gibi, siyaseten de bu son derece yanlış bir okuma. Bugüne ve geleceğe dönük hiçbir vizyonu, perspektifi olmayan, sadece suçlayan, sadece tarihin bir noktasına takılıp kalmış, bağnaz, son derece kapalı bir bakış açısını yansıtıyor.

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler