YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Cumhurbaşkanı Gül'den kritik mesajlar
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Demokratikleşme Paketi'ni memnuniyetle karşıladığını belirterek, sürecin devam etmesi gerektiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Gül'den kritik mesajlar
01 Ekim 2013 / 15:59 Güncelleme: 01 Ekim 2013 / 16:15

Cumhurbaşkanı Gül, yeni yasama yılının başlaması dolayısıyla TBMM Genel Kurulu'na hitap etti.

Her yasama yılı başlangıcında Genel Kurul kürsüsünden Türkiye'yi yakından ilgilendiren gelişmeler hakkındaki görüşlerini paylaştığını belirterek sözlerine başlayan Gül, altı yıl önce kendisinin de milletvekili sıralarında oturduğunu hatırlattı.

"Beni Cumhurbaşkanı olarak seçen, üyesi bulunduğunuz Yüce Meclis'tir. Kurtuluşumuzun, kuruluşumuzun ve demokrasimizin ocağı olan bu Meclis, istiklal ve istikbalimizin de nihai teminatıdır. Görev yaptığım altı yıl boyunca Yüce Meclis'in seçtiği 11'inci Cumhurbaşkanı olmanın şeref ve gururunu hep taşıdım" diyen Cumhurbaşkanı Gül, görev süresi boyunca bir yandan anayasal sorumlulukları yerine getirirken, diğer yandan da egemenliğin gerçek temsilcisi olan TBMM'nin çalışmalarını yakından izlediğini vurguladı.

Demokrasinin kendi dinamikleri içinde yaşaması ve ilerlemesi için yoğun mesai harcayan siyasi partilere ve tüm milletvekillerine teşekkür eden Cumhurbaşkanı Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu süre zarfında Anayasa'nın bana verdiği yetki ve sorumlulukları, demokratik teamüller, hukukun üstünlüğü, kamu vicdanı ve milletimizin hassasiyetleri çerçevesinde kullanmak için azami çaba sarf ettim. 2007 yılındaki seçilme sürecinde yaşanan demokratik olgunluğa yakışmayan zorlama ve tartışmaları arkamda bırakarak, Türkiye'nin normalleşmesine özen gösterdim.

Millet iradesine gölge düşüren, siyasi hayatımızı zaman zaman tehlikeye sokan örtülü vesayetlerin ortadan kaldırılması için Meclisimizin ve halkımızın ortaya koyduğu kararlılığa destek oldum."

"Sandığın erdem ve onuruna yürekten inandım"

 Çoğulcu demokrasilerde siyasi partilerin birbirleriyle yarıştığını, mücadele ettiğini ve sonuçta ülkenin kazandığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Gül, Genel Kurul'a "Sizin demokratik mücadelenizden de hep Türkiye kazanmıştır, kazanacaktır. Bu kazancın ne kadar değerli olduğunu görmek için gözlerimizi sınırlarımızın biraz ötesine çevirmemiz yeterli olacaktır" diye seslendi.

Aktif siyasetin içinden gelen, Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı yapmış biri olarak seçimlerin belirleyiciliğine, sandığın erdem ve onuruna yürekten inandığına vurgu yapan Cumhurbaşkanı Gül, şunları söyledi:

"Demokratik teamüllerin zorlandığı veya ayaklar altına alındığı dönemlerde dahi, halkımızın milli iradesini er ya da geç sandığa ve ülke yönetimine yansıtacağına inancım hiçbir zaman sarsılmadı. Demokrasinin hoşgörü, tahammül, sabır, azim ve fedakârlık gerektirdiğinin hep bilincinde oldum. Yine, demokrasinin bir fren ve dengeler sistemi olduğunu daima akılda tuttum.

Katılımcı, çoğulcu ve özgürlükleri genişleten bir demokrasi anlayışı içinde demokratik reformların gerçekleştirilmesini her fırsatta savunageldim. Bu nedenle, temel insan hakları ve demokratik değerler bakımından etrafımızda yaşanan onca trajediye rağmen, demokrasinin, hukukun üstünlüğünün bölgemizde de er ya da geç hüküm süreceğine olan inancım hiç eksilmedi. Bu şartlar altında, yüzlerini ve umutlarını Türkiye'ye çeviren kardeş halklara yapabileceğimiz en anlamlı katkının, Türk demokrasisini sağlam ve güçlü tutmak olacağı kanaatindeyim."

"Çözümler gri alanlarda bulunabilir"

"200 yıllık anayasa ve demokrasi geleneğimizin en önemli unsuru, hakim güvencesinde yapılan seçimlerdir yani sandıktır" ifadesini kullanan Gül, Türkiye'de iki yıldan az süre içinde üç önemli seçim yapılacağını, halkın önüne, tercihlerini özgür bir şekilde yapacağı seçim sandıklarının konulacağını belirtti.

Cumhurbaşkanı Gül, şöyle konuştu:

"Bir demokrasi şöleni havasında gerçekleştirileceğinden emin olduğum seçimlerin ortaya çıkaracağı milli iradeye, her zaman olduğu gibi, herkes saygı duyacak, seçimi kazananlar tüm milletimizi temsil edeceklerdir. Demokrasinin en temel şartı olan seçim dönemlerinde bazen tanık olunan kutuplaşmanın, siyasi partilerimize de ülkemize de faydası yoktur.

Ülkemizde siyasi tartışmalarla başlayan kutuplaşma, bazen siyasetin ötesine geçebilmekte, kimliklere, inançlara, hassasiyetlere dokunan bir nitelik kazanabilmektedir. Böyle bir kutuplaşma elbette milletimizin sosyal insicamını bozma tehlikesi taşır. Her meseleye, her tartışmaya 'siyah-beyaz', 'doğru-yanlış', 'haklı-haksız', 'bizden-onlardan', 'dost-düşman' zaviyesinden bakamayız.

Esasen toplumsal meselelerde, hayata geçirelebilir çözümler, daha çok gri alanlarda, orta yolda ve uzlaşıda bulunabilmektedir. Çünkü insan fıtratı, kalıpları, kampları, önkabulleri, önyargıları ve ötekileştirilmeyi sevmez. Aslında kutuplaşmadan uzaklaşan ülkeler normalleşir. Yapılan reformlar ancak kutuplaşmanın yaşanmadığı dönemlerde kalıcı olur, kök salar. Bu nedenle, kutuplaşmalardan kaçınarak, demokrasimizin değer ve erdemlerine toplum olarak sahip çıkalım. Demokrasiye yönelik tehlikeler konusunda hep birlikte uyanık olalım."

 "İyi niyetle başlayan eylemler zamanla yanlış niteliğe büründü"

Bir ülkede gelişme, ilerleme, toplumsal huzur, refah ve mutluluğun demokrasi çatısı altında mümkün olabileceğine işaret eden Cumhurbaşkanı Gül, demokrasinin statik bir sistem olmadığını, yaşayan, gelişen ve değişime ayak uyduran bir yönetim biçimi olduğunu belirtti.  

Son yıllarda demokratik standartları yükseltmek amacıyla "sessiz devrim" olarak adlandırılabilecek pek çok köklü reformun hayata geçirildiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Gül, "Bu sürece iktidarın olduğu kadar, muhalefetin de katkısı olmuştur. Doğu'da da Batı'da da takdirle karşılanan bu reform ruhunu bugün de devam ettirmemizde büyük fayda vardır" diye konuştu.

Hak ve özgürlüklerin genişletilmesi, Türkiye'nin daha kolay ve iyi yönetilir hale getirilebilmesinin bu reform ruhuyla mümkün olacağına işaret eden Cumhurbaşkanı Gül, konuşmasına şöyle devam etti:

"Bu bağlamda, dün Sayın Başbakan tarafından açıklanan ve ülkemizin önemli sorunlarına çözüm getireceğine inandığım yeni adımları da memnuniyetle karşıladığımı belirtmek isterim. Bu sürecin devam ettirilmesi gerektiğine de inanıyorum. Türkiye gibi genç, dinamik ve hızla şehirleşen bir toplumun demokratik sistem içerisinde dile getirilen ihtiyaçları ve talepleri bitmez, hep süreklilik arz eder.

Bu anlayışla, Gezi Parkı'nda çevre duyarlılığı ve şehir estetiği kaygılarını sergileyen gençlerin barışçı eylemlerini, demokratik gelişkinliğimizin yeni bir tezahürü olarak gördüm. Uzun yıllar yargısız infazlarla, işkenceyle ve vahim insan hakları ihlalleriyle anılmış olan ülkemizin, bu kez, gelişmiş demokrasilerdekilere benzer kaygı ve taleplerle gündeme gelmesinden çekinilecek bir husus yoktu. Bu nedenle, gerek ben gerek Hükümet yetkilileri, 'iyi niyetli mesajların alındığını' eylemlerin hemen ardından ifade ettik."

Kuvvetler ayrılığının, özgür basın ve etkili muhalefetin, demokrasinin olmazsa olmazları arasında yer aldığına işaret eden Gül, "Yasama, yürütme ve yargının etkin ve verimli çalışması; ciddi, yapıcı, güçlü bir muhalefetin varlığı; özgür, eleştiren, tarafsız ve bağımsız bir medya; ülkelerin demokratik gelişimi açısından çok önemlidir. Anayasa ve yasalarla teminat altına alınmış özgürlüklerini kullanma iradesine sahip bir medyanın varlığı, demokrasimize güç katar" dedi.

Gül, geçen yıl yine aynı kürsüden ifade ettiği gibi, tüm bu konularda ortaya çıkan eksikler veya yanlış uygulamaların düzeltilmesinin, tüm ülkenin yararına olduğunu ifade etti.

Dünyada, demokratik hak ve özgürlüklerin en geniş biçimde kullanılmasına imkan sağladığı için geriye gitmiş, bundan zarar görmüş tek bir ülke dahi olmadığına dikkati çeken Gül, bu nedenle, işleyen demokrasisiyle bölgesinde seçkin bir yere sahip olan Türkiye'de, en yüksek demokrasi standartlarını hakim kılmanın temel öncelikleri haline gelmesi gerektiğini bildirdi.

Gül, demokratik kültürün içselleştirilmediği bir siyasi ve sosyal düzende, anayasal kurum ve güvenceler ne kadar iyi çalışırsa çalışsın, gerçek anlamda olgun bir demokrasinin varlığından söz edilemeyeceğini belirtti.

Tüm siyasi partilerin, demokrasi kültürünü geliştirmek için gayret göstermesinin Türkiye'nin geleceği bakımdan önemli olduğunu vurgulayan Gül, "Demokrasi kültürünün oluşması bakımından en kritik aktörlerden biri de şüphesiz ki medyadır. Bu bakımdan medyanın da yapıcı bir tavırla bu sorumluluğunun farkında olması önemlidir" diye konuştu.

 "Milli birlik ve bütünlüğümüze sahip çıkmak"

"Uzun yılların ihmali ile demokratik noksanlıklarımızın eseri olan Kürt sorununun da yine demokrasi içerisinde çözülebileceğini hep savundum" diyen Cumhurbaşkanı Gül, bu doğrultuda yürütülen tüm reform çalışmalarına ya öncülük ettiğini ya da bu gayretleri desteklediğini anımsattı. Daima, bu çabaların siyaseten değil, milletin bekası için yapılması gerektiğine inandığını dile getiren Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Millet olarak kendi sorunlarımızı büyük bir özgüven içinde çözebileceğimizi her zaman ifade ettim. Halkımızın hak, adalet ve daha geniş özgürlük yönündeki taleplerinin karşılanmasının ve vicdanlara ters düşen yanlışların giderilmesinin, devletimizin ve hükümetimizin en şerefli vazifesi olarak gördüm. Bu şekilde gerçekleşecek çözümlerin onuru ve itibarının da devletimize ve milletimize ait olacağına inandım.  

Halihazırda, Hükümetimiz,  iyi niyetle ve cesaretle çözüm sürecini sürdürmektedir. Bu gayretlerin sonucunda erişilen sükunet ortamı, halkımızın barış, huzur ve refah yönündeki umutlarını arttırmıştır. Anadolu'yu ziyaretlerim sırasında, Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde gerçekleştirdiğim temaslarda halkımızın bu heyecanına bizzat şahit oldum.

Mevcut sükunet ortamının kalıcı kılınması ve sürecin bir kardeşlik barışıyla taçlandırılabilmesi için gerekli adımlar suhuletle ve kararlılıkla atılmalıdır. Bu elbette bir pazarlık süreci olamaz. Sorunun özü de çözümü de demokrasimizin standartlarının daha da yükseltilmesinde yatmaktadır. Milli birlik ve beraberliğimizi pekiştirmenin yolu, ülkemizin geleceğine tüm vatandaşlarımızın eşit ve kararlı bir şekilde inanması ve sahiplenmesinden geçer. Demokratik sahiplenme ve ilerleme, tehditlerle, şiddetle sağlanamaz. Türkiye gibi köklü devlet geleneğine sahip bir ülkenin halkı, bu tür tehditler karşısında nasıl davranacağını kuşkusuz bilir. Bu nedenle, herkesin sorumluluk duygusu içinde hareket ederek iyi niyetli gayretlere katkıda bulunması gerekir.

Yakın bölgemizde yaşanan trajediler, ülkemize, demokrasimize, milli birlik ve bütünlüğümüze sahip çıkmanın ne kadar önemli olduğunu göstermiştir. Bölge halklarının umut olarak gördüğü Türkiye, kendi barışının fırsat ve umudunu söndürmemelidir."

 

AA

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler