YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Cübbeli Ahmet Hoca'dan Cumhurbaşkanlığı Sarayı açıklaması
Saray tartışmalarında yorumu en çok merak edilen isimlerden biri olan Cübbeli Ahmet Hoca, Cumhurbaşkanlığı Sarayı hakkında sessizliğini bozdu. Ahmet Mahmut Ünlü, eleştirilere Sahabeler döneminden örneklerle cevap verdi.
Cübbeli Ahmet Hoca'dan Cumhurbaşkanlığı Sarayı açıklaması
18 Aralık 2014 / 13:17 Güncelleme: 18 Aralık 2014 / 13:46

İşte Cübbeli Ahmet Hoca'nın Vahdet Gazetesi'nde yayınlanan yazısının o bölümü:

 

Saray tartışmaları gündemde. Sahabelerden örnekler veriliyor ama meseleleri tek yönlü ele almamak lazım. Müçtehitlerin çıkardığı yorumları bilmek gerekir.

Efendim “O saray yapmış, o köşk yapmış, öbürü araba alıp satmış…” bunlar bizi alakadar etmiyor. Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Dünya işlerini siz daha iyi bilirsiniz.” buyuruyor. (Müslim, Fedâil:38, no:6277, 7/95)

Yayık gibi çalkalarım

Ebu Zerr örneği veriliyor. Hazreti Muaviye (Radıyallâhu Anh) Efendimiz’e “Bu saray niye böyle oldu?” diye karşı çıkmış. Şimdi burada ben yayık gibi çalkaladıkça çok acayip şeyler çıkarabilirim.

Şimdi Ebu Zerr Efendimiz zamanın halifesine gitmiş. Hazreti Muaviye’ye. Saraya girmiş. Konuşmalarıyla tehditleriyle sarayı sallamış adeta. Buradan ben şunu anlıyorum. Hazreti Muaviye ne kadar acayip bir insanmış. Bugün hangi yöneticinin karşısına çıkılıp böyle bir ikaz yapılabilir. Ebu Zerr büyük adam tamam. Ama Muaviye (Radıyallâhu Anh) da farklı bir zat. Neden?

HZ. Ömer örneği

Ebu Zerr (Radıyallâhu Anh)ı karşısına muhatap alıp dinlemiş. Neyse Hazreti Muvaiye Ebu Zerr (Radıyallâhu Anh)ı dinlemiş, ikna etmeye çalışmış, kapıya kadar çıkıp yolcu etmiş. Hiç bir hakaret edilmemiş.

Ebu Zerr ör­ne­ği­ne kar­şı­lık ben de Haz­re­ti Ömer ör­ne­ği ve­re­yim. Haz­re­ti Öme­r’­in sa­ra­yı yok­tu doğ­ru. Yok­tu ama Haz­re­ti Ömer Haz­re­ti Mu­avi­ye­’yi tef­ti­şe git­ti. Ni­te­kim İb­ni Ab­dil­berr ve Ze­he­bî (Ra­hi­me­hu­mel­lâh) gi­bi bü­yük zat­la­rın nak­li­ne gö­re; Ömer (Ra­dı­yal­lâ­hu Anh) Şa­m’­a gi­rip Mu­âvi­ye­’yi gör­dü­ğün­de: “Bu Ara­b’­ın Kis­râ­sı ol­muş.” de­di.

Korkutmamız gerekiyor

Çün­kü Mu­avi­ye (Ra­dı­yal­lâ­hu Anh) onu çok şâ­şa­alı bir ka­fi­ley­le kar­şı­la­mış­tı. Ömer (Ra­dı­yal­lâ­hu Anh) ona: “Ba­na ge­len ha­ber­le­re gö­re ih­ti­yaç sa­hip­le­ri se­nin ya­nı­na di­rek gi­re­mi­yor, ka­pın­da bek­li­-yor­lar­mış, bu­na rağ­men sen böy­le deb­de­be­li ka­fi­le­ler na­sıl dü­zen­le­ye­bi­li­yor­sun, bu­nu ni­çin ya­pı­yor­sun?!” de­yin­ce o: “Biz düş­man ca­sus­la­rı­nın çok­ça bu­lun­du­ğu bir mem­le­ket­te bu­lu­nu­yo­ruz, bu yüz­den sul­ta­nın (dev­le­tin) gü­cü­nü gös­te­rip on­la­rı kor­kut­ma­mız ge­re­ki­yor, ba­na böy­le yap­ma­ma­mı em­re­der­sen vaz­ge­çe­rim.” di­ye ce­vap ver­di.

Milleti aldatıyorlar

Bu­nun üze­ri­ne Ömer (Ra­dı­yal­lâ­hu Anh): “Sa­na bir şey em­ret­mi­yo­rum, ay­nı za­man­da se­ni böy­le yap­mak­tan neh­yet­mi­yo­rum.” di­ye ce­vap ver­di. (İb­ni Ab­di­’l-Berr, el-İs­tî­‘âb, 1/445; Ze­he­bî, Si­ye­ru e‘­lâ­mi­’n-nü­be­lâ, Mu­‘â­vi­ye ib­ni Ebî Süf­yân mad­de­si, 3/133)

Ya­ni Mu­avi­ye (Ra­dı­yal­lâ­hu Anh): “Biz Rum di­ya­rın­da­yız, bun­lar gö­rü­nü­şe, gös­te­ri­şe çok iti­bar edi­yor. Adam­la­rın sa­ray­la­rı ki­li­se­le­ri çok şâ­şa­alı. Mil­le­ti al­da­tı­yor­lar. İn­san­lar ih­ti­şa­mı gö­rün­ce ka­pı­lıp gi­di­yor, bun­la­ra tâ­bi olu­yor. Biz de ken­di­mi­ze böy­le bir yer-yurt yap­tık. Dev­le­tin yö­ne­ti­mi­nin hey­bet­li gö­rün­me­si, güç­lü gö­rün­me­si bu Rum di­ya­rın­da da­ha mü­na­sip.” di­yor.

Hikmetli söz

Haz­re­ti Ömer Efen­di­miz de: “Bu iş­le­ri de­ğiş­ti­r” bu­yur­mu­yor. Ak­si­ne “Sen çok akıl­lı bir adam­sın. Bu iş­ler­de­ki has­sa­si­ye­ti­mi bi­li­yor­sun. Ama de­di­ğin ko­nu­da be­ni du­rak­la­tan hik­met­li bir şey söy­le­miş ol­dun. Bun­dan do­la­yı ben sa­na bir şey di­ye­mi­yo­rum.

İslam'ın menfaati için

Bu­ra­da va­li­sin, İs­la­m’­ın men­fa­ati­ne gör­dü­ğün şey­le­ri te­sis et.” de­mek is­ti­yor. Bu­ra­da Haz­re­ti Ömer za­hi­ren ve­ya ale­nen “Böy­le de­vam et.” de­mi­yor ama bu­ra­da bir ha­ram, bir gü­nah söz ko­nu­su ol­say­dı Haz­re­ti Öme­r’­in onu az­let­me­si la­zım­dı. O hal­de me­se­le­le­ri ele alır­ken tek yön­lü ele al­ma­mak, sa­ha­bî­le­rin tü­mü­nün gö­rüş­le­ri­ni bil­mek, müc­te­hid­le­rin on­lar­dan ne yo­rum çı­kart­tı­ğı­nı bil­mek ge­re­kir.

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler