YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Çölaşan'dan çok konuşulacak yazı
Kıbrıs Barış Harekatı sırasında vicdanları kanatan bir olay yaşanmış, Kocatepe muhribimiz yanlışlıkla kendi uçaklarımız tarafından bombalanmıştı. Gazeteci Emin Çölaşan, bu acı olayın perde arkasını bugünkü köşesine taşıdı. İşte Çölaşan'ın o yazısı...
Çölaşan'dan çok konuşulacak yazı
21 Temmuz 2011 / 16:54 Güncelleme: 21 Temmuz 2011 / 17:15

EMİN ÇÖLAŞAN: KOCATEPE’Yİ NASIL BATIRDIK? PİLOT ANLATIYOR

SEVGİLİ okuyucularım, dünkü yazımda Kıbrıs Barış Harekatı sırasında kendi uçaklarımızın Kocatepe muhribimizi yanlışlıkla nasıl batırdığından söz etmiştim. Bugün 21 Temmuz, o olayın 37. yıldönümü.


Kocatepe harekatın ikinci günü uçaklarımız tarafından bombalanıp batmış, Adatepe ve Mareşal Çakmak muhripleri ise bu saldırılarda ağır yara alıp Anadolu yönüne doğru kaçmak zorunda kalmışlardı. Bu olay sonrasında, gemilerimizi bombalayan  pilotlarımızdan (o tarihte binbaşı) Zeki Kılıç‘la bir şöyleşi yapmıştım. Şimdi bu söyleşiyi ve ilginç olayın perde arkasını sizlere bir kez daha ve özetleyerek veriyorum.

Zeki Kılıç anlatıyor:

“-Ankara Mürted Üssü’nde kol komutanı idim. Birliklerimiz 20 Temmuz’da Kıbrıs’a çıkmıştı.  21 Temmuz’da da çıkarma devam ediyordu. O sabah bize haber verildi. Düşman gemilerinden oluşan bir konvoy Baf’a doğru yol alıyor. Biz o bölgeyi harp sahası ilan etmiştik. Dost ve düşman hiçbir gemi oraya giremezdi.

Uçaklarımıza gemilere karşı kullanılacak özel mermi ve bombalar yüklendi ve öğle saatlerinde konvoyu vurmak üzere havalandık…

Birinci kol. lideri Binbaşı Namık Kemal Aşıcı. Ben ikinci kol lideri idim… Deniz savaşı olacağı zaman komutan gemisinde bizim özel eğitim görmüş bir arkadaşımız mutlaka olur ve o havacı arkadaşımız bizi yönlendirir. Denizde yirmi tane aynı tipte, aynı renkte ve aynı bayraklı gemi bile olsa hiç farketmez. O arkadaşımız bizi yönetir ve biz de vuracağımız gemiyi aralarından çeker çıkarırız. Bunu yaparken kendi gemilerimize en ufak bir zarar bile vermeyiz…

Bize savaş harekat merkezinden emir verilmişti. Baf Limanı’nda gördüğünüz bütün cisimleri batırın diye. Ama orası savaş bölgesi olmadığı için gemilere irtibat subayı verilmemiş…

Baf’a doğru havalandık. Bir muhrip bize uçaksavarla salvo ateşine başladı. Ancak hedefimiz o değildi. Hedef Baf’a çıkarma yapacak konvoyu yok etmekti. Onun için biz bu ateş eden gemiye saldırmadık. İşte olaylar burada başlıyor. Baf’ın hemen yakınında dört savaş gemisi vardı. Limanın bir buçuk mil ( iki buçuk kilometre) dışında idiler. Bize uçaksavar ateşi açtılar. Çevremizde filmlerde falan gördüğümüz şarapnel parçaları tıkır tıkır dolaşıyordu. Onların arkasından dalıyorduk. Gemilere roket taarruzu yaptık. Sonra top taarruza geçtik…

Sonra biz bu gemilerde Türk Bayrağı olduğunu gördük. Ama bize hiç kimse bunlar Türk gemisidir, ateş etmeyin demedi. Cephanemiz bitmiş, yakıtımız azalmıştı ve dönüşe geçtik. Ama son anda Türk Bayrağı’nı ve panosunu gemilerde gördüğümüz için, içimizde bir burukluk oluşmuştu. Kendi kendimize acaba diye soruyorduk ama bir yandan da harp sahası ilan edilen o bölgede bizim gemilerimizin olmayacağını düşünüyorduk…

Savaş gemilerimizle uçaklarımız arasında telsiz bağlantısı yoktu…

Biz döndük ana üssümüze ve komutanlarımıza gemilerde Türk Bayrağı gördüğümüzü söyledik. Araştıralım dediler. Biraz sonra yeniden kalkış emri geldi ve bunların Yunan gemisi olduğu bize bildirildi…

Emir şöyleydi: Bunlar düşman gemisi. Kalkın ve kalan varsa batırın. Eğer gemi göremezseniz Baf Limanı’nı yok edin. O sevinç dakikalarını  size anlatamam. Bunların Yunan gemisi olduğunu öğrenince bütün arkadaşlar, 12 pilot, birbirimizle kucaklaştık, şapkalarımızı havaya fırlattık. İçimizdeki kuşku yok oldu. Uçaklarımız yeniden yüklenmişti. O moralle uçaklarımıza koştuk. İkinci göreve daha büyük çoşkuyla gidiyoruk şimdi…

Düşman radarlarına yakalanmamak için alçaktan uçuyorduk. 20 metre falan…

Yukarıdan bir baktık ki, isabet alan gemilerden biri ( az sonra batacak olan Kocatepe) yanıyor. Diğer iki gemi ise (Adatepe ve Mareşal Çakmak) kaçmış. Görevimizi yaptık ve Baf Limanı’na hasar verdik. Çıkarma yapılmasın diye orasını mahvettik…

Yaralı kuşa taş atılmaz. Yanan gemiye artık yeniden saldırmadık…

O kargaşada kimin (hangi pilotun) isabet sağladığı belli olmaz. Orası tam bir ana baba günü. Yani kıvırıp kıvırıp tekrar ateş ediyoruz. Onlar da bize ateş ediyor. Ama kim vurdu, onu bilmek mümkün değildir. Oraya gidenler hepimiz tecrübeli arkadaşlardık. Yani bombaları karavanaya atmadık…

Hatta alçaldığımız sırada onlara top atışı yaparken, gemilerden de su bımbası atıyorlardı. Bu bombalar suyu 50-60 metre yükseltiyor. Yani o su sütununa çarparsak rahat paramparça oluruz. Hatta o anda içimden geldi ve telsizle pilot arkadaşlara dedim ki “Yahu bunlar bizi Kleopatra gibi su sütunlarının arasında dolaştırıyorlar.” Aynen bu lafı ettim’

Sonra diğer filolar kaçmakta olan o iki gemiye yeniden taarrzu etmişler. Ayrıca o yanmakta olan gemi de batmış. Batanın Kocatepe, kaçanların da Adatepe ve Mareşal Çakmak olduklarını sonradan öğrendik. Kaçan o ikisi de isabet almışlar…

İkinci saldırıyı da yaptıktan sonra Mürted Üssü’ne döndük. Yine alarmdaydık ve uyumuyoruz.  Ertesi sabah da Kıbrıs’a bir kara görevine gideceğiz. O sabah erken saatlerde onların bizim gemilerimiz olduğunu kesinlikle öğrendik ve çok büyük üzüntü yaşadık…

Sabah 9′da Hava Kuvvetleri Komutanı rahmetli Orgeneral Emin Alpkaya üsse geldi ve harekat  sırasında Deniz Kuvvetleri Komutanı olan Oramiral Kemal Kayacan’la yaptığı konuşmaların teyp kayıtlarını bize dinletti. Bu bant herhalde arşivlerde vardır…

Alpkaya dedi ki: “Kendilerine yirmi defa sordum, ilk taarruz sırasında pilotlarımızın bu gemilerde Türk Bayrağı ve panosu gördüklerini söyledim. O bölgede kesinlikle Türk gemisi olmadığını ve bunun Yunan aldatmacası olduğunu söylediler. Ayrıca bu cevabı bize vermeleri tam üç saat sürdü ve bu süre içerisinde zaten olan oldu…”

Gerçeği öğrenince hepimiz, bütün havacılar mahvolmuştuk. O büyük sevinç bir anda yok olup gitti. Ama bu hata bizim değildir. Bize Baf Limanı’nda gördüğünüz bütün yüzer cisimleri batırın diye emir verilmiş. Diyelim ki ben orada gemielrde Türk Bayrağı’nı gördüm ve uçaklarıma ateşi kestirdim. Meğer o gemiler düşmana aitmiş ve bizi aldatmak için Türk Bayrağı çekmişler. Bu durumda bir pilot üstlerine nasıl hesap verir?..

Havada uçarken öteki pilot arkadaşlarla aramızda bir görüş alışverişi veya tartışma olmadı. Uçak kritik bir araçtır. Hele savaş durumunda daha da kritiktir. Böyle bir durumda yanınızda uçan bir arkadaşınızı üzemezsiniz. Çünkü onun daha geri dönüşü olacak, kendini emniyete alacak ve inişi olacak. Onun için havada böyle bir tartışmaya girilmez. Ama indikten sonra tartışmamızı yaptık ve komutanlığa bildirdik…

Denizde böyle Yunan konvoyu yoktu. Biz görmedik. Ama denizci arkadaş Mehmet Kolburan’ın size söylediği gibi elektronik bir aldatmaca değildi o. Konvoy aslında var. Belki Rodos açıklarına geliyor ve sonra geri dönüyor. Burada bizim keşif uçaklarımızın büyük hatası var. Konvoy Rodos açıklarında keşfediliyor ama sonra takip edilmiyor. Oysa taarruz uçakları hedefe gönderilmeden önce keşif uçaklarının alçalıp hedefin resimlerini çekmesi gerekir. Çünkü keşif uçakları kıvrak uçaklardır. Nihayet kendisine birkaç kez ateş ederler ama vuramazlar. Bir iki manevra ile sıyırır gider.Böyle yapsa geminin ismini olur, yedi sülalesinin ismini okur ve gelirdi…

Vicdan azabını hatayı yapanlar çeksin. Bunun sorumlusu gemileri oraya gönderenler ve kendi gemilerinin nerede olduğunu bilmeyenlerdir…

***

Bu renkli soru-yanıt söyleşinin özetinde sizlere Kocatepe‘nin nasıl saldırıya uğrayıp batırıldığını, batıran pilotlardan birinin, Zeki Kılıç‘ın ağzından verdim.

Bu olayda kim haklı kim haksız, havacılar mı haklı, denizciler mi haklı, hatayı kim yaptı, bizim bilmemiz elbette ki mümkün değildir. Kayıtlar herhalde devletin  arşivinde durmaktadır. Belki bir süre sonra açıklanır ve gerçekleri öğreniriz.

Bir savaş kargaşası yaşanırken, olan olmuş, ordumuz Kıbırs’a çıktıktan bir gün sonra bir savaş gemimiz kendi uçaklarımız tarafından batırılmış, iki gemimiz ağır yara almış ve 37 yıl önce bugün 54 denizcimiz şehit düşmüştü.

Bütün şehitlerimize Allah rahmet eylesin.

Emin Çölaşan Notu: Yarınki yazımda, uçaklarımızın saldırısında ağır yara alan Adatepe muhribinin ikinci komutanı Deniz Yarbay Mehmet Kolburan’la yaptığım söyleşiyi yayınlayacağım. Olayı bu kez de denizcilerin gözüyle irdelemiş olacağız.

SÖZCÜ
 

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler