YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Çocukları da al gel derdim
Arakan bölgesindeki Müslümanları ziyaret ederek onlara yardım ulaştıran Başbakan Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, Myanmar’dan dönerken Suriye’yle ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı.
Çocukları da al gel derdim
12 Ağustos 2012 / 11:00 Güncelleme: 12 Ağustos 2012 / 11:09

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Emine Erdoğan; bazı milletvekilleri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve basın mensuplarıyla birlikte son günlerin olaylı ülkesi Myanmar’ı ziyaret ettiler. Türkiye’nin yaklaşık dokuz ay kadar önce büyükelçilik açtığı Myanmar, son günlerde ülkenin Arakan adlı bölgesinde Müslümanlara karşı gerçekleştirilen bir dizi kanlı olayla gündeme gelmişti. Başbakan Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, hem Myanmar Devlet Başkanı’nın eşiyle temas kurdu hem de Arakan bölgesine giderek orada binbir güçlük içinde hayatta kalmaya çalışan, vatandaş sayılmayan ve yaşam güvencesi olmayan Müslüman nüfusun dertlerini dinledi.

Dönüş yolunda “uzun bir süreden sonra ilk kez” diyebileceğimiz bir olay oldu, Emine Erdoğan seyahate eşlik eden köşe yazarlarıyla konuştu. Kayıt cihazlarımız açıkken kendisini rahat hissetmediğini söylese de konuşma sırasında tuttuğumuz notları yayınlamamıza onay verdi. Böylece epeydir tuttuğu medya orucunu bozmuş oldu, sevindirici bir karardı.

‘İNSANLIĞIMDAN UTANDIM’
Myanmar’dan nasıl bir duyguyla dönüyorsunuz?

Myanmar hakkında gitmeden önce de bir ön bilgimiz vardı, neler olduğunu az çok bilerek gittik. Mağduriyet yaşanan başka bölgelere de gittiğimiz gibi gittik. Ama burası başka oldu. Parçalandık adeta, acılarla boğuştuk. Ben Somali’de de bulundum, Pakistan’a da gittim, oralarda da acı, mahrumiyet vardı, ama burası başka, yüreğim parçalandı. Kelimeler tükendi. Mağduriyet var, güvenlik sorunu ayrı, kimliklerinin tanınmaması ayrı, vatandaşlık sorunu ayrı. Korku içindeler. Suyun, çamurun içinde yaşıyorlar. Nasıl söyleyeyim, ben o manzara karşısında insanlığımdan utandım. Böyle bir duruma nasıl seyirci kalınabilir, hiç anlamadım.

Öte yandan durumumuz zordu. İki tarafı da dinledik. Devlet Başkanı Thein Sein’in eşiyle görüşmemiz bir ilk oldu mesela ve oldukça da iyi geçti. İyi ilişkiler kurmamız gerektiğini biliyorduk ve öyle davrandık, serzenişte bulunmadık. Taleplerimizi konuştuk, görüşme de iyi geçti. Kızım Sümeyye’nin sivil toplum ve kalkınma üzerine yüksek lisans yaptığını söylediğimizde çok ilgilendi, davranışları samimi görünüyordu. Orada da Somali’de anlattığım şeyi söyledim; biz insanlara nihai olarak balık vermeyi değil, balık tutmayı öğretmeyi hedefliyoruz, bunu ifade ettim. Türkiye’ye davet ettik, “Geliriz” dediler hatta.

Arakan’daki Müslüman kamplarını gördükten sonra, Myanmar yönetimiyle ilgili görüşmenizi yeniden gözden geçirdiniz mi, yoksa “Keşke önce kampları görseydim ve bu manzaranın hesabını sorsaydım” dediniz mi?

Hayır, Myanmar’daki görüşmelerden pişman değilim. Çünkü biz oradaki insanlara ulaşmak için, tekrar gidebilmek için yönetimle iyi ilişkiler kurmak, yapıcı davranmak durumundayız. Giderken hedefimiz Arakan’daki mağdurlara insani yardım temin edilmesini sağlamaktı, bu yolda da mesafe kaydettik sanıyorum.

Tekrar gitmeyi düşünüyor musunuz? Her halukârda hizmetlerimizin gitmesini, yardımlarımızın ulaşmasını planlıyoruz sonuçta. Ayrıca en kısa zamanda Başbakan’la beraber yeniden gitmek de istiyoruz tabii.

‘EŞİYLE KONUŞTUM, O ARAMADI’
Suriye ile Türkiye arasındaki ilişki malum nedenlerle bozuldu. Ama bu olmadan önce iki ülkenin liderleri “ailece” görüşen insanlardı; sizin de Esma Hanım’la aranız iyiydi. Bu zaman zarfında hiç konuştunuz mu, temasınız oldu mu?

Ben görüşmek istedim, aradım, eşiyle konuştum ama bana geri dönmedi Esma Hanım. 2011 Temmuz ya da Ağustos gibiydi. Henüz gerilim bu boyutta değildi, ben o safhada aradım, eşiyle görüştüm, haber bıraktım. Ama aramadı.

Siz iyi dosttunuz, değil mi?

Benim zihnimdeki Esma Hanım asla bu işlere müsaade edecek bir kadın değildi. Olanlara razı değildir, diye düşünmek istiyorum hâlâ. “Çocuklarını alır, babasının yanına gider” diye düşünüyordum ama gitmedi. Sonra öyle bir umudum da kalmadı. Evet aslında iyi dosttuk. Senede iki-üç kez görüşürdük, annesi ve babasını bile ağırlamışımdır 2006’da. Sümeyye de Suriye’ye gittiğinde Esma Hanım’da kalmıştır. Hatta hâlâ olanlar hakkında onayının olmadığını düşünmek istiyorum. Demokratikleşme konusunda çabaları olan bir kadındı.

Esma Hanım yardım istese, yardım talebini karşılar mıydınız?

O günlerde olaylar bu safhaya gelmeden öyle bir talebi olsa elbette yardım ederdim. Eşi için değil ama Esma Hanım’ı ve çocukları o günlerde benden bir yardım isteselerdi, “Gel buraya burada yaşa, kapımız açık” derdim. O safhada böyle bir istekte bulunulsaydı kapımı açardım. Çünkü kadınların ve çocukların durumu özeldir.

Sosyal medyada “Türkiye’de birçok mesele varken; sözgelimi Güneydoğu, sözgelimi Suriye ve Kürt meselesi gibi sorunlarımız varken, neden Arakan’a gidiyorsunuz ki” şeklinde eleştiriler var.

İmkânlarımız aynı anda bir kaç yere ulaşmaya yetiyorsa, neden olmasın? Neden yapmayalım? Bu Türkiye’nin güvenilirliği, gündem belirleyiciliği ve ekonomik gücüyle alakalıdır.

Sizce Arakan’daki son olaylar ve meydana gelen can kayıplarının sorumlusu kim, hükümet mi? Müslümanlara Müslüman oldukları için yapılan bir zulüm mü söz konusu?

Bu hükümet daha yeni gelmiş, demokratikleşmeden bahsediyorlar, Myanmar’da henüz her şey çok yeni. Ben iyi niyetimi korumak istiyorum. Durumu iyileştireceklerine inanmak istiyorum. Sorunun tamamını bu yeni hükümete yüklemek istemiyorum. Ben daha çok iki halk arasında bir provokasyon zemini oluştuğunu hissettim. Arakanlı Müslümanları bıktırıp, yıldırıp göç ettirmeye dönük bir şey.

Bosna, Filistin, Somali, Sri Lanka, Pakistan, Myanmar... Bir aktivist yanınız var. Bu geziler sürecek mi ve amaç sadece yardım mı?

Aslında öyle aktivist kimliği diye yola çıkma durumu yok. Böyle bir niyet, hesaplı hareket yok. Ama olaylar bizi buraya götürüyor. Bazı olaylar oluyor ve tepki vermeden duramıyorum, duramıyoruz. Bir kimliğimiz var ve şartlar, olaylar başka yerlerdeki sorunlarla da ilgilenmemizi, bir şey yapmamızı zorunlu kılıyor. Amaç da sadece yardım götürmek değil tabii ki. Amaç dünyanın dikkatini insan hakları ihlallerine çekmek. Bunu yapmak benim için çok önemli. Habertürk

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler