YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
"Çocuklar da oy kullanmalı"
Anayasa Mahkemesi Raportörü Doç. Osman Can'dan ilginç çıkış
"Çocuklar da oy kullanmalı"
09 Şubat 2010 / 08:15 Güncelleme: 09 Şubat 2010 / 08:50

Anayasa Mahkemesi Raportörü Doç. Osman Can Vatan gazetesinden Mine Şenocalı'ya konuştu... Oldukça ilginç bir öneri sunan Can'a göre siyasilerin çocuklara yönelik politika üretmesi için çocuklarda oy kullanmalı...

"Çünkü gelecek onlara ait. Ve dünyada yeşil olan, doğal olan, temiz olan ne varsa hızla tükeniyor..." diyor Anayasa Mahkemesi Raportörü ve ekliyor, "Eğer oy kullanma yaşı 18’lerden 12’lere indirilirse, politikacılar çocuklara göre de politikalar üretir. Belki bunu konuşmak için erken ama dünyanın buna ihtiyacı var..."

Yeni anayasa nasıl olmalı?

Bir kere yeni kuşağın dinamik temsilcileri hazırlamalı anayasayı. Dün de vurguladığımız gibi ’Hatıralardan başka tüketecek bir şeyi olmayanlar’ değil...

Yaş sınırı getirilmeli mi peki?

Elbette ki üst yaş sınırı olmaz ama bir temel kabul olarak bunu ortaya koymamız lazım. Daha da önemlisi aslında çocukların da oy kullanması lazım. Çünkü gelecek onlara ait. Biz Demokrat Yargı olarak temel sorunlara ilişkin kamuoyu oluşturduktan sonra çocuklara oy hakkı sağlanması gerektiği konusuna da eğilmeyi düşünüyoruz.

Peki sizce kaç yaşındaki çocuklar oy kullanabilmeli?

Buluğ çağına göre bir yaş sınırı çizilebilir. 21’den, 18’den, 12’lere kadar çekilebilmesi gerekir oy kullanma yaşının... Yani doğru ile yanlış arasında ayrım yapabildiği andan itibaren, doğa ile insan arasındaki ilişkiyi kavramaya başladığı andan itibaren, kısacası çevreden etkilenmeye başladığı andan itibaren milletvekili seçiminde de oy kullanabilmesi lazım çocukların. O zaman her siyasi parti onlardan oy alacağını düşünerek hareket edecek ve onların duyarlılıklarını dikkate alan politikalar üretecektir.

Çok güzel olur ama bunu tartışmak için erken galiba...

Evet. Erken olduğu düşünülebilir ama dünyanın buna ihtiyacı var. Çünkü dünyanın gelecek sorunu var, çevre sorunu var. Yeşil olan ne varsa, doğal olan ne varsa tükeniyor, hayvan türleri yok oluyor, hava kirleniyor... Kapitalist ekonomik yapının kâr maksimizasyonu ekseninde yürüttüğü politikaların bedeli ağır olabiliyor. Her bir yetki kullanımı gelecek kuşaklara karşı sorumluluk içinde kullanılmalı diyorsak, bunun üzerinde düşünmemiz gerekir.

İyi ama eğitim düzeyinin düşük olduğu bizim gibi ülkelerde çocuklara verilecek bu hak kötüye kullanılmaz mı?

Tüm hakların kötüye kullanılması imkanı daima vardır. Tabii ki şu an itibariyle bunu tartışmanın merkezine koymayabiliriz ancak kötüye kullanımı engelleyecek mutlaka bir yol bulunur.

Peki anayasaya geçersek... Yeni anayasanın olmazsa olmazları neler olmalı?

Anayasada iki temel ilke olmalı. Bir, insan onuru bir değer olarak mutlak surette korunmalı. İki, bunun böyle olmasını sağlayacak siyasal bir yapı meydana getirilmeli. Yani insan onurunu hem koruyacak hem ona saygı gösterecek hem de onun yaşama geçmesini sağlayacak bir mekanizma üretilmeli. İki temel madde var, başka bir şey de yok aslında.

Ya değiştirilemez maddeler?

Biz Demokrat Yargı olarak yeni anayasada bu değişmez ilkelerin olmasını isteriz. Dediğim gibi birincisi insan onuru, ikincisi de tercih hakkı.

Bu tercih hakkı nedir?

Bir, siyasal yapının nasıl olması gerektiğine ilişkin tercih hakkı. İki, sosyal ilişkilerin ne olması gerektiğine ilişkin tercih hakkı. Üç, dinsel, düşünsel, ahlaki vs. tercih hakkı. Dört, hangi iktidarın, hangi siyasi partinin, hangi sosyal programın iktidara gelmesi gerektiğine ilişkin tercih hakkı. Beş, hangi ilkenin, hangi değerin, hangi kurumun anayasada yer alacağına ilişkin tercih hakkı. Kısaca, insan onuru ile kişinin ve toplumun kendi kaderi hakkında karar verme hakkı.

Bu ikisini nasıl değiştirilemez kılabilirsiniz?

Çağdaş dünyanın ürettiği ilkeler var. İnsan onurunda temellenen ve tek değer olarak meşruiyet kaynağını insan onurunda bulan, demokratik, laik, sosyal ve hukuk devleti ilkeleri değiştirilemezliği kabul edilebilir. Onun dışında her şey değiştirilebilir.

Bundan neyi kastediyorsunuz?

Siz tercih hakkını bireylere bıraktığınız zaman müsaade edin de ona toplum karar versin. Hiç kimse toplumun geleceğini ipotek altına alamaz, biz toplumun kendi geleceğini belirleme hakkının değiştirilemez olduğuna inanıyoruz.

Caferisinden Şafiisine her kesimin temsil hakkı olmalı

Tercihiniz Kurucu Meclis ama bu parlamento da anayasa hazırlayabilir diyorsunuz...

Evet. Eğer o Kurucu Meclis toplanamayacaksa, sosyal ve siyasal koşullar buna izin vermeyecekse bir şekilde mevcut parlemontonun yeni anayasayı yapabilmesinde hiçbir hukuki engel yok. Zaten toplumsal taleplere cevap verilebilmesi açısından bakıldığında da hiçbir engelin kalmaması gerekir, topluma saygı adına. Bu Meclis aşağı yukarı toplumun yüzde 83’ünü temsil ediyor. Yüzde 83’ün temsil edildiği bir anayasa her zaman meşrudur. Ancak bu Meclis’in, yüzde 10’luk seçim barajı nedeniyle temsil açısından yüzde 17’nin dışarıda kaldığı bir Meclis olduğu da dikkate alınmalıdır. İkincisi, bu Meclis’te yeni anayasayı hazırlama süreci bütün unsurlar itibariyle kamuoyu denetimine açılmalıdır. Üçüncü olarak da bu anayasa üretilirken alt komisyonlar oluşturulmalı ve orada bütün toplumsal kesitlerin temsilcileri yer almalı ve bunlar söz söyleme hakkına sahip olmalıdır. Bu ülkede Ermenisinden Kürdüne, Şafiisinden Caferisine, Alevisine pek çok kesimin sorunu var. Bunları kimse dile getirmiyor ama bu ülkede Alevilerin yanında Şafiler ve Caferilerin de ciddi temsil sorunları bulunmakta. Bunların hepsi dikkate alınmalı. Kısaca kimliklere saygı gösterilerek süreç işletilmeli, yoksa insanları belirli kimliklere göre ayrıştırmak ve kimliklere mahkum olmaya zorlamak başka bir tehlikeli süreci de beraberinde getirebilir. Her şeyden önce bireyi kimliklere ve “mahallelere” esir edebilir. Bunlara dikkat edildiği zaman bu parlamento bu anayasayı yapar.

Bu meclis de pekala anayasa yapabilir

Anayasayı kim yapmalı?

Yeni anayasanın yapılmasına ilişkin bir çok yol var. Bunlardan biri Kurucu Meclis’in toplanmasıdır.

Peki Kurucu Meclis’e kimler, nasıl seçilmeli?

Bir kere Kurucu Meclis’e “efendiler” seçilmeyecek, 61 ve 82 Anayasa hazırlayıcıları gibi. Halkın temsilcileri seçilecek. Herhangi bir önkoşul öne sürülmeksizin... Yani ’Efendim şu şu ilkelerde anlaşan insanlar olsun’ denmeyecek. Zaten, kim belirleyebilir bunu? Hiç kimse. Aksi tutum “Efendilerin Anayasası”nın toplum temsilcilerine dikte edilmesi sonucunu doğurur.

Eski Yargıtay Başkanı Prof. Sami Selçuk da, “Bu Meclis’in kavgasız dövüşsüz yeni bir anayasa hazırlaması mümkün değil. Yüzde 1 oy alan bir partinin bile temsil edildiği bir Kurucu Meclis herkesin uzlaşabileceği bir anayasa hazırlayabilir” diyor.

Buna bir itirazımız yok ama bir şeyin gerçekleşmesini istemiyorsanız onu idealize edin yeter, değil mi? Ne kadar kusursuzluğu yüceltirseniz, o kadar gerçekleşme imkanını ortadan kaldırırsınız ve sizin de bu idealizasyonda aslında yapmak istediğiniz şey mevcudu korumaktır, başka bir şey olamaz... Zaten bu nedenle gelecek hakkında karar verecek olanlar yeni kuşaklar olmalı diyoruz. Yeni bir anayasa hazırlanırken hiçbir hukuki kural yoktur, mevcut anayasa ilgilendirmez bu yeni anayasayı yapanları. Çünkü sosyolojik bir güç ortaya çıkıyor, bu sosyolojik güç bir iktidara dönüştüğü andan itibaren anayasa ortaya çıkmış oluyor. O yüzden mevcut Meclis de yapabilir yeni anayasayı, öteki de yapabilir, beriki de. Hatta Tapu Kadastro Müdürlüğü dahi yapabilir. Ama nasıl olur? Yeni bir anayasa taslağı yapar, herkes onu kabul eder, ondan sonra Resmi Gazete’de yayınlanması için bir ortak irade ortaya çıkar ve yürürlüğe girer. Yani hukuksal bir kaidesi yoktur.

Bu kadar basit ve kolaydır yani...

Evet. Ve bu kadar da zordur, problemlidir tabii ki. Yani 5 general Anayasa yapıyorsa, neden o kurum yapamasın? Ama biz 50 yıllık darbe geleneğinin ürünü olan anayasanın yerine hazırlanacak bir anayasadan söz ediyoruz ve bu anayasanın toplumsal barışı sağlaması için çaba sarf ediyoruz.

Peki neden anayasayı bu Meclis değil de Kurucu Meclis hazırlamalı?

Anayasayı Kurucu Meclis hazırlamalı, Kurucu Meclis ön koşulsuz olarak seçilmeli ve orada bütün toplumsal kesitler, yani herkesin kendine göre hasım olarak bellediği kim varsa hepsi temsil edilmeli. Çünkü bu toplumun ve gelecek kuşakların kaderiyle ilgili bir belge bu. Aslında şu anki Meclis de Türk toplumunun yüzde 83’ünü temsil ediyor. O zaman çoğunluk temsil ediliyor diyebiliriz tartışmasız. Zaten mevcut Meclis yapamaz demek, ciddi bir şekilde sorgulanması gereken bir anlayışı yansıtır. Biz Kurucu Meclisi mevcut siyasal tartışmaları ve darbe anayasalarından kurtulmanın bahanesini ortadan kaldıracağı için tercih ediyoruz. Ayrıca temsil sorununun yaşanmadığı, adeta tam bir temsilin sağlanacağı bir imkan ve doğru strateji olduğu için tercih ediyoruz.

Meclis’te çoğunluk temsil ediliyor dediniz. Peki sizce Güneydoğu oyları tam olarak yansıtılabiliyor mu?

Bütünüyle değil. Ama belki niteliği artırabilecek olan temsilcilerin anayasayı hazırlayacaklar arasında olması bir şekilde engellenmiş oluyor yüzde 10 barajıyla.

Baraj yüzde kaçlara indirilmeli?

Genel seçimler bakımından yüzde 5’e. Çünkü bu oran hem işleyebilir bir hükümet ortaya çıkarabiliyor hem de toplumsal çoğulculuğun parlamentoya yansıtılması imkanını verebiliyor. Ama daha düşük de olabilir.

O zaman Kurucu Meclis de bu baraj dikkate alınarak oluşturulmalı?

Hayır. Kurucu Meclis’te yüzde 5, yüzde 1 gibi bir baraj olmamalı. Kurucu Meclis öyle bir seçimle belirlenmeli ki herkesin oyu oraya yansıyabilsin. Barajsız bir seçim yapılabilir. Parti programlarının yarıştığı bir seçimden söz etmiyoruz. Her seçim bölgesinden, İstanbul, Ankara gibi illerin 3’e, 4’e, 5’e bölündüğünü de dikkate alarak, 10’ar kişinin parlamentoya gelmesi sağlanabilir.

Peki bu kişiler seçim öncesi nasıl belirlenecek?

Kuşkusuz bunun nasıl işleyeceğine ilişkin olarak stratejiler geliştirilebilir, dünya örnekleri incelenebilir.

Kurucu Meclis’i oluşturmak için ayrıca bir seçim yapılmalı diyorsunuz?

Evet. Kurucu Meclis için bir seçim yapılmalı, bu seçim barajsız olmalı ve bu seçimde her bir bölgede listeye giren ilk 10 kişi parlemontaya yansıtılabilmeli. Bu şekilde bir anayasa hazırlanmalı. Kurucu Meclis mevcut parlamento ile yan yana da çalışabilir. Tabii böyle bir anayasa ortaya çıktığı zaman bunun nasıl bir anayasa olacağını tahmin edebilirim.

Nasıl bir anayasa?

Kısa ve çerçeve bir anayasa. Temel ilkeler ve kurumlar belirlenir, onun dışındakiler siyasal sürece ve yasama organına bırakılır.

AK Parti için sivil anayasa taslağını hazırlayan Bilim Kurulu’nda yer alan Anayasa Profesörü Serap Yazıcı, “Yeni anayasada laiklik teminat altına alınmalı” diyor. Ne diyorsunuz?

Bırakın bu sorulara toplumumuz karar versin. Hiçbir insanın ’Bu ülkenin anayasası şu olmalıdır’ diye birilerine bir şey dikte etme hakkı yoktur. ’Hayır, laikliği teminat altına almayalım’ diye bir toplumsal irade de yok. Toplum anayasasını yapsın derken, mükemmel ve kusursuz bir anayasa arayışı içinde değiliz. Böyle bir anayasa zaten toplumun değil, “Anayasa uzmanları”nın anayasası olabilir. Toplumun kendi anayasası hakkında karar verirken, ne benim gibi hukukçulara, ne bürokratlara, ne de filozoflara sorma zorunluluğu bulunmamaktadır. Biz Türk toplumuna tercih dayatamayız, yalnızca onun tercihlerini hukuk diline çevirebiliriz, o kadar! Öte yandan Türk toplumu her zaman bir sağduyuya sahiptir. O beğenmediğiniz politikacıların dahi Meclis’te yaptıkları bütün anayasa değişiklikleri hep özgürlükçü ve demokrasi yönünde olmuştur. Ama bunun dışında o steril mekanlarda bulunanların ürettiği her bir anayasal icraat daima insan haklarını, özgürlüklerini daha fazla sınırlamıştır, önemli toplumsal muhalefetleri daima yok saymıştır ya da baskılamaya çalışmıştır. Kısacası, özgürlük ve demokrasi adına sürekli zafiyetler meydana getirmiştir.

Bu parlamento anayasa hazırlayabilir mi?

Tartışmasız. Bu parlamentonun anayasayı yapamayacağı iddiası ciddiye alınabilir bir iddia değildir. Hatta saygı duyulabilecek bir iddia dahi değildir. Mevcut düzenin izin verdiği kadar demokratik bir süreç içerisinde ortaya çıkmış olan toplumsal bir iradenin yansıdığı bir parlamento yeni bir anayasayı yapamayacaksa, kim yapacak?

Vatan

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler