YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
CHP camileri nasıl kiliseye çevirmek istedi?
Araştırmacı Yazar Said Alpsoy, CHP tek parti döneminde, 'Dinde Islahat' raporu ile camileri nasıl kiliseye çevirmek istediklerini anlattı.
CHP camileri nasıl kiliseye çevirmek istedi?
23 Eylül 2014 / 05:50 Güncelleme: 23 Eylül 2014 / 08:49

Kanal A'da yayınlanan ve Sadık Yalsızuçanlar'ın sunduğu 'Resmi Tariihten Gerçek Tarihe' programının daimi konuğu Araştırmacı Yazar Said Alpsoy yine gündeme bomba gibi düşecek açıklamalar yaptı.

Alpsoy, CHP tek parti döneminde, üç teşebbüs ile camileri, dini, ve ibadet şekillerini değiştirmek istediğini şöyşe anlattı:

CHP 19 sene kesintisiz bir şekilde devam edecek bir biçimde camileri kiliseye çevirmenin geçen hafta 18 Temmuz 1923 Ankara İstasyonu'ndaki toplantı başlığından konuya girdiğimiz, 900 senelik bu memleketin dini olan İslamiyet'i, Hıristiyanlıkla 30 senelik bir proje yayılımında değiştirmenin planlarını sürekli yaptı, fırsatlar peşinde koştu.

Bu konuyla ilgili ciddi olarak tespit ettiğimiz üç delilimiz var. Bunlardan birincisi; Ünlü Alman Oryantalist Gotthard Jaeschke'nin Yeni Türkiye'de İslamlık kitabıdır. Türkçe'deki yayınevi de ilginç, Bilgi Evi'dir. Sol ve Kemalist yayınevidir.

Kitapta, 1928 senesinde CHP'nin İstanbul İlahiyat Fakültesi'nin hocalarından oluşturulmuş bir heyet var. Başında Fuat Köprülü var. Bu heyetten CHP, dinde reform, 'İslamiyet'i Islah' projesi hazırlatıyor. Bu reformda, camilere nasıl şekil verilmesi düşünüldüğü kitapta şu şekilde yer alıyor:

1928 İslam dinini ıslah etme raporunda seçme inciler

1. İbadetin şeklinden

"Bu reform için komisyonumuzun planladığı önlemler şunlardır: Öncelikle ibadetin şeklinde. Mabetlerimiz temiz, düzenli, her zaman giriş çıkışa müsait, oturulabilir bir hale getirilmelidir. Mabetler sıralar, elbise askılıkları konulmalı, temiz ayakkabılar ile mabetlere girilmesine izin verilmelidir. Bu dini ıslahatın ibadete olan hijyenik şartıdır."

Zihinlerde canlandırılsın, burada kilisenin tanımı, tarifi yapılıyor. 18 Temmuz 1923 Ankara İstasyonu'ndaki toplantıda bu memlekette İslamiyet'i Hıristiyanlaştırma tasavvurları ciddi miymiş? Evet. İşte beş sene sonra devlet eliyle hazırlanmış ciddi bir komisyonun hükümete ve devlete vermiş olduğu reform raporundan okuduk.

2. İbadetin dilinden

"İbadet dili Türkçe olmalıdır. Ayinlerin, duaların, hutbelerin Türkçe şekli kabul edilmeli ve bu şekilde yerine getirilmelidir. Bunlar yalnız hafızanın sermayesi olarak değil, yazılı sözlü olarak da kullanılmalı ve mabetlerde bu esasta teşkilat yapılmalıdır."

3. İbadetin sıfatında

"İbadetin son derece heyecan verici, güzel, estetik, ruhani bir şekilde yapılması temin edilmelidir. Bunun için usulü dahilinde tedenniye müstait müezzinler, şarkıya, müziğe eğilimli müezzinler, imamlar yetiştirmek lazımdır. Ayrıca mabetlere musiki aletlerinin kabulü dahi lazım gelir."

Adını biz koyalım, org. Ayakkabı ile girdik, halıları kaldırdık, onun yerine uzun tahta oturma sıraları, iskemleleri koyduk, orgu da koyduk. Ne yaptık şimdi? Kilise.

"Mabetlerde musikiye kesinlikle ihtiyaç vardır"

Kitaptan alıntıya devam ediyorum:

"Mabetlerde ilahi niteliğinde, çağdaş ve enstrümantal musikiye kesinlikle ihtiyaç vardır."

Evet, 1928 İslanm dinini ıslah etme raporunda seçme inciler bunlar sadece. Rapor esasen daha uzun. Bu tatbikata geçirilmiyor. Nedenlerinden birincisi; özellikle İsmet İnönü'nün Atatürk nezdinde yaptığı, zamana yayalım, aynı anda mabetleri kiliseye çevirdi, Kur'an'ı Türkçe'ye çevirdi, ibadeti Arapça aslından çıkardık ve geri kalan bütün marifetler... Yani bizimki kadar uysal bir halka bile fazla gelir. Koltuktan olma korkusu ile İsmet İnönü sürekli fren yapıp, 30 yıl zamana yaydı.  Bu endişe ile rapor 1928'de hazırlanıyor. Fakat bir ön çalışma niteliğinde derhal uygulamaya geçirilmiyor.

Nedenlerinden ikincisi; Mete Tunçay, Eleştirel Tarih Yazıları kitabının 181. sayfasında yaptığı bir değerlendirmesinde; "Uygulamaya konulmamıştır. Bunun olası nedeni din adamlarını yeniden güçlendirilmekten çekinilmesidir." Mete Tunçay,i Adeta ters köşeye yatırma tarzında ikinci bir sebep bizim önümüze getirip koyuyor.

1928'den sonraki diğer önemli teşebbüs 1940'larda

1928'den sonraki diğer önemli teşebbüs 1940'larda oluyor. Bu dönemin Diyanet İşleri Başkanı meşhur Şerafettin Yaltkaya tarafından, dönemin Milli Şefi İsmet İnönü'nün önüne getiriliyor. Buna dair de Dücane Cündioğlu, Türkçe İbadet 1'inci cildinden kısaca okuyorum:

"Namaz surelerini Türkçe'ye çevirdiler"

"Şerafettin Yaltkaya, İsmet İnönü döneminde de namaz surelerini Türkçe'ye çevirmiştir. Bir zamanlar İsmet İnönü kendini büsbütün bu devrime vermiştir. Şerafettin Yaltkaya, Hasan Ali ile (Dönemin meşhur Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel) beraber Çankaya'da bu inkılabın esaslarını hazırlıyorlardı. Namaz surelerini Yaltkaya kendi çetrefil lisanı ile tercüme ediyor, İnönü'ye takdim ediyordu. Bu iş biraz ilerledikten sonra Türkçe ezan mecburiyeti gibi, namazların ve ibadetlerin de Türkçe olması hakkında kanun çıkarılacaktı. Bu suretle dinde reformcular asıl hedeflerine vasıl olacaktı. Allah fırsat vermedi."

Sene 1941. Peki bu 1941'deki ikinci teşebbüsün yarım kalmasının sebebi ne? O da uluslararası askeri siyasi konjektür ile ilgili. Çünkü 2. Dünya Savaşı yılları ve 1941 senesi, savaş riskine Türkiye'nin en fazla yaklaştığı dönem. 'Halk arasında bu kadar büyük kargaşalığa gitmeyelim' rasyonel düşüncesi bu teşebbüsü de engelliyor.

Üçüncü teşebbüs 17 Nisan 1945 senesinde yapılıyor

Üçüncü teşebbüs 17 Nisan 1945 senesinde yapılıyor. CHP delegelerine bir teklif getiriliyor.  Bunun hakkında yine Dücane Cündioğlu, Türkçe İbadet 1'inci cildi, sayfa 118'den okuyorum:

"Madde 2: Kur'an ve din uygulamasının öz Türkçe olarak tanzim ve tertibi.

Madde2: İbadet yerleri Türk'ün geleneğine uygun bir tarzda konularak, halkevlerinin ibadet yeri, ibadet evlerinin de halkevlerine benzer şekle dönüştürülmesi."

Din, Allah düşmanlığını bırakın, patolojik hasta bir kafa bu. Bu tanıma göre, tutarlı olacaksan oraya çadır koy. Bizim geleneğimize en uygun çadırdır. Oda kelimesi bile ota kelimesinden kalır. Ama o dönemin bütün halkevleri Avrupai tarz yapılmış. Betonarme binalar. İçleri de batılı sitil.

Kitaptan devam ediyorum:

"Ruhbanlığın gereği olan her şeyin kaldırılması, kısaca, sarık, cübbe ve dini uygulamalarda kullanılan her türlü kıyafetin ilgası."

Ama bu da olmadı. Çünkü artık dünya konjektürünün baskısı ile çok partili hayata geçiş kararı alınmış ve bundan sonraki CHP artık kendini istese de istemese de dört senede bir sandıklarda halka arz etme mecburiyeti ile karşı karşıya getirmiş. Bu durumda halkın dinine bu şekilde kastedebilmek ancak okuduğumuz uçuk kaçık bir reform önergesinden kalmaya mahkum ve nitekim öyle oluyor.

Ama dinin ve ibadetin  yok edilerek kendi kafalarına göre yeni baştan dizayn etme, dinde reform planları hep portföydeki yerini muhafaza etmiştir. Bu açıkçası bir mağlubiyettir.

Başta Osmanlı padişahları olmak üzere 25 yıl türbeleri kapattı ama Hıristiyanları korudu

Türbeler manevi olarak bu memleketin bizim olduğunun ve Müslüman olduğunun mührü. Dolayısıyla türbeleri yıktığınızda, kapattığınızda kendi elinizle, varlık mührünü ortadan kaldırmış olursunuz.

Türbelerin kapatma tarihi 1925'tir. Ülkenin düşman işgalinden kurtuluşu 3 yıllık bir maziye sahip olmasına rağmen ancak bir düşman işgalinde yapılacak olan muamele bütün türbeler yapıldı. Bu işin boyutu, din düşmanlığı.

Yetmedi, din ve Allah düşmanlığının yanında kendi öz tarihine de bir düşmanlık söz konusu. Çünkü burada sadece din vurgularına ait türbeler kapatılmadı. İstanbul'u fethedip, Türk yapan ordunun başı, Fatih Sultan Mehmet'in türbesi, 'sözüm ona' torunları tarafından, fethettiği şehirde, 25 sene kapısı kilitli kaldı. Bunlar Allah düşmanı, din düşmanı, kendi varlığının, özünün düşmanı.

Burada asıl hedef İslam düşmanlığı. Nereden anlıyoruz? 1925 Aralık'ta, türbelerin kapatılmasını emreden kanunun, mecliste müzakeresi yapılırken, Sivas Mebusu Rahmi Bey soruyor. Diyor ki; bu yasağa ayazmalar da dahil mi? Ayazma Ortodoks Hıristiyanlara ait türbe. Kanun önergesinde imza sahibi olanlardan biri Refik Koraltan Bey cevap veriyor; "Efendim bunu kastetmedik. Türbe tarifi sarihtir(açık, net)." Bu şu demek: İstanbul2u fetheden Fatih Sultan Mehmet'in kanun kapsamına girdiği türbesinin kapısına 25 sene kilit vuruldu. Fatih'in kendi elleri ile İstanbul'dan alarak, fethettiği o Ortodoks Hıristiyanlara ait ayazmalar 25 sene boyunca ziyarete açık kaldı. Bu kanun teklifini verenler, destekleyenler Ortodoks muydu, Müslüman mıydı? 'Haşa Müslüman'dı!' diyenlere soruyorum; bu nasıl Müslümanlık?

25 sene türbeleri kapatmış olan aynı parti, 1938'den 1950 senesine kadar, on iki sene süresince Atatürk rütbesini sürekli açık tuttu, resmi törenler düzenlendi. Türbeler Kanunu'na uymadılar.

 


KANALAHABER.COM/ÖZEL İÇERİK

ÇOK CAHİLMİSİN İNKARCIMI
 // Cem
TÜRKÇE İBADET ETMENİN NERESİ YANLIŞ BE ADAM.İBADET EDİYROSUNUZ AMA NE DEDİĞİNİZİ BİLE BİLMİYORSUNUZ..İMAM ÇIKIYOR HUTBEYİ ARAPÇA YAPINCA KİM NE ANLIYOR .SEN MADAM İNANÇLI BİRİSİN KURANDAKİ
Az-Zukhruf
(1)Apaçık kitaba andolsun ki biz onu iyice anlayasınız diye Arapça bir Kur'an yaptık
(43)Doğrusu o Kur'an, senin için de, kavmin için de bir öğüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.
AYETİNİ BİLMEZMİSİN. ALLAH APAÇIK ANLAŞILMASINI İSTEDİĞİ KURANI NEDEN ANLAŞILMASIN İSTERSİNİZ. İŞİNİZE GEL...
23 Eylül 2014 Salı 11:31
GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler