YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
"CHP bedel ödemeye hazır"
CHP lideri yeni hükümetin programıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu. Sorunun yemin krizi olmadığına işaret eden Kılıçdaroğlu, Meclis'i boykot etmedikleri söyledi. CHP lideri "Demokrasi adına bir bedel ödenecekse o bedeli ödemeye hazırız"dedi.
"CHP bedel ödemeye hazır"
11 Temmuz 2011 / 21:43 Güncelleme: 11 Temmuz 2011 / 22:54

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, tutuklu milletvekillerinin iki yargıcın takdiri nedeniyle bırakılmadığını, yargıcın takdirinin yasama organına müdahaleyi gerektirmeyeceğini belirtereyek, ''Bütün yargıçların unutmaması gereken temel kural vardır, yargıç kararını insan haklarını ve demokrasiyi geliştirmek üzere verir'' dedi.

Kılıçdaroğlu, TBMM Genel Kurulu'nda, partisinin 61. hükümetin programıyla ilgili görüşlerini açıkladı.

Güzel bir seçim yaptıklarını ifade eden Kılıçdaroğlu, ancak bir ilk yaşanarak, 8 parlamenterin tutuklulukları nedeniyle meclise gelemediğini hatırlattı.

Kılıçdaroğlu, AK Parti, CHP ve MHP gruplarının bulunduğuna, 4. grubun ise bağımsız milletvekillerinin katılımıyla BDP olduğuna işaret etti.

Kemal Kılıçdaroğlu, bir gerçeğin ortaya çıktığını belirterek, ''12 Eylül ürünü yasalarla bu ülkede sağlıklı demokrasi olmaz. Hele hele yüzde 10 barajıyla bir partinin, partilerin parlamentoya gelmesinin önünü kesmeye kalkarsanız hukuktan, farklı alanlardan yararlanarak bunlar yine parlamentoya gelirler'' diye konuştu.

Cumhuriyet tarihinde olmayan bir şeyi yaparak ''Arkadaşlarımızın önü açılmadıkça parlamentoda yemin etmeyeceğiz'' dediklerini hatırlatan Kılıçdaroğlu, bu milletvekillerinin mahkumiyetlerinin bulunmadığını, seçme ve seçilme hakkına sahip olduğunu, milletvekili seçilmesine engel olmadığına dair yazı aldığını, seçime girdiğini, mazbatalarını aldığını, isimlerinin TBMM'ye bildirildiğini, okunduğunu ancak parlamentoda yemin edemediğini söyledi.

Yüksek Seçim Kurulunun (YSK) engel çıkarmadığını, ''Bunlar milletvekilidir'' dediğini ve bu milletvekillerinin suçlu olmadıklarını ifade eden Kılıçdaroğlu, suç ve cezalara ilişkin esasları düzenleyen anayasanın 38. maddesine atıfta bulundu.

Kılıçdaroğlu, maddede ''Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılmaz'' hükmünün yer aldığını belirterek, ''Hükümet daha iyi duysun'' diyerek, maddeyi yeniden okudu.

Kemal Kılıçdaroğlu, ''Demek ki kimseyi suçlu görmemeliyiz ki bu ülkede demokrasiyi gerçek anlamda uygulamaya koyabilelim, 'şu suçludur' diyerek önceden yafta asmamalıyız ki  onların seçme ve seçilme hakkını ellerinden almamalıyız'' diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, bu milletvekillerinin yemin etmelerinin önünde anayasal, yasal, uluslararası sözleşmelerde hiçbir engel olmadığını belirterek, ''Uluslararası sözleşmeler, milletvekillerinin tutuklanmamalarını, yemin etmelerini öngörür. BM Medeni ve Sivil Haklar Sözleşmesi de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de böyledir. Diyeceksiniz 'O uluslararası sözleşmeler öyle ama Türkiye'de bunlar uygulanmıyor', o sözleşmeler Türkiye'de uygulansın diye anayasanın 90. maddesini değiştirdik'' dedi.

Kılıçdaroğlu, anayasanın 90. maddesini okudu.

''ALTINA İMZAMIZI ATIYORUZ''

Kılıçdaroğlu, bugün AK Parti ile CHP yetkililerinin yaptığı ortak basın açıklamasında yer alan ''Bu çerçevede tüm siyasi partilerin ve milletvekillerinin milletimizin kendilerine verdiği bu onurlu görevi yerine getirmeleri için TBMM'de olmaları gerektiğine inanıyoruz'' cümlesine işaret etti.

Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

''Biz de yürekten inanıyoruz. Kimse milletin iradesinin üstüne çıkıp onları yemin etmekten alıkoymamalıdır. Biz de isteriz ki her milletvekili gelsin, burada yemin etsin. Böylece demokrasi kavramını hep beraber yüceltmiş olalım. Hükümet programının 13. sayfasında 'ayrıca temel haklar kısmı düzenlenirken BM İnsan Hakları Bildirgesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi ülkemizin taraf olduğu uluslararası insan hakları belgelerinin de esas alınması gerektiği düşüncesindeyiz'' diyor. Biz de aynı düşüncedeyiz, aynen katılıyoruz, altına imzamızı atıyoruz. Bunları imzalamışız, yeni değil. Madem bu sözleşmeleri imzaladık niçin bu sözleşmelerin gereğini yerine getirmiyoruz  'Hukukun üstünlüğü' diyoruz, eyvallah, hukukun üstünlüğü demokrasinin olmazsa olmazlarındandır. Hukukun üstünlüğü, anayasamız varsa, uluslararası sözleşmeler iç hukukun üstünde yer alıyorsa, anayasamızı buna göre değiştiriyorsak, niçin gereğini yapmıyoruz, niçin birileri gereğini yapmıyor ''

''BİR YERDE AKSAMA VARSA SÖYLEYECEĞİM''

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, seçme ve seçilme hakkının insanlık hakkı olduğunu kabul ettiklerini belirterek, ''İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasi, özgürlük, kadın erkek eşitliği, hepimizin, şu parlamento çatısı altında görev yapan her milletvekilinin ortak paydasıdır. O halde ortak paydanın önündeki engelleri kaldırmak da hepimizin temel görevidir'' dedi.

Bu temel göreve dikkati çekmenin de ana muhalefet partisi lideri olarak kendisinin görevi olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, ''Bir yerde aksama varsa söyleyeceğim, katılırsınız veya katılmazsınız ama aksamaları dile getirmek, dünyanın, ülkenin kamuoyunun dikkatini çekmek, görevlerimizden biridir. Çünkü ülkemizde demokrasi, özgürlük, insan haklarının daha çok gelişmesini istiyoruz. İleri demokrasi diyorsunuz, ne kadar güzel. O halde bunun gereklerinin ve içinin doldurulması lazım'' diye konuştu.

''MİLLETİN DERİN VİCDANI''

''Biz sınavdan geçtik, kimse bize 'sınavdan geçmediniz' diyemez'' diyen Kılıçdaroğlu, ''Sayın Başbakan'ın milletvekili olma hakkı elinden alınmıştı. Sayın Başbakan, 'Benim durumum onlarla aynı değil' diyor. Doğru, Sayın Başbakan'ın durumuna göre savcıdan kağıt alamıyor, mazbata alamıyor, seçme seçilme hakkı elinden alınmıştı. Şunu söyledik, bu halkın yüzde 34,7'sinin oy verdiği bir partinin genel başkanına kimse yasak getirmemeli. Anayasal engeli kaldırdık. Hiçbir zaman 'Sayın Erdoğan milletvekili olmasın' demedik. Yasal engeli de kaldırdık'' diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın, mahkumiyet kararı çıktığında ''Bugün 20 Eylül 2002. Türk demokrasi tarihine geçecek bir gün. Bugün milletin vicdanı ağır bir yara aldı. Tereddütsüz inanıyorum ki Türkiye'nin derin vicdanı bu yanlış kararı düzeltecektir'' şeklinde önemli bir açıklamada bulunduğunu hatırlattı.

Kılıçdaroğlu, bunun doğru bir söz olduğunu ifade ederek, CHP'nin milletin derin vicdanı olarak önündeki bütün engelleri kaldırdığını çünkü demokrasiye inandıklarını söyledi.

Dönemin anayasa komisyonu başkanı Burhan Kuzu'nun 26 Aralık 2002'de ''Özellikle muhalefet partimize teşekkür ediyorum, sonuna kadar verdikleri sözün arkasında durdular, son gelişmelerden de etkilenmediler'' açıklamasında bulunduğunu kaydeden Kılıçdaroğlu, anayasa ve yasa değiştirdiklerini, parlamentoda, demokraside önemli adımlar attıklarını söyledi.

Kılıçdaroğlu, ''Bu bizim görevimiz. Bunu yaptığımız için sadece övünürüz. Sayın Başbakan'ı çok sevdik veya az sevdik diye değil, Türkiye'de demokrasi olsun, demokrasi ayıbı olmasın, kimse 'niye bunu seçmediniz' demesin diye bunları yaptık'' dedi.

ABD'DEN ÖRNEK

Kılıçdaroğlu,  seçme ve seçilme hakkının insan haklarının vazgeçilmez unsurlarından olduğunu ifade ederek, herkesin yasalar engel olmadığı sürece, evrensel hukukun gereği olarak seçme ve seçilme hakkı bulunduğunu söyledi.

CHP lideri Kılıçdaroğlu, bunun önündeki bütün engelleri kaldırmanın ortak görevleri olduğunu belirterek, bunu yapmadıkları zaman kısır tartışmaların arasında kaybolup gidecekleri uyarısında bulundu.

Kılıçdaroğlu, kısır tartışmaların demokrasinin önündeki en büyük engel olduğunu, bunları aşmaları, daha tepeden, daha özgür, daha güzel bakmaları gerektiğini belirtti.

Kemal Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

''Biz size oy veren bütün yurttaşlara saygılıyız. Elbette sizler de muhalefete oy verenlere saygılı olacaksınız. Demokrasinin özü budur, az oy, fazla oy aldık, bunlar hiç önemli değil. Demokrasilerde bugün siz, yarın başka bir parti alır. Sonuçta demokrasiyi bu ülkede yaşatmak hepimizin ortak görevidir. Seçimden sonra yargıyı bekledik. Hiçbir tereddütümüz yoktu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, BM Medeni ve Sivil Haklar Sözleşmesini imzalamışız, anayasanın 90. maddesi var, çok daha önemlisi mahkeme kararı var. Herhalde bunlar gelir, yemin ederler. Bunlar bırakılmadı, hangi gerekçeyle bırakılmadı  Anayasal, yasal engel var mı, hayır, uluslararası sözleşmeler serbest bırakılmasını istiyor mu, evet ama bırakılmıyor, neden, iki yargıcın takdiri nedeniyle. Yargıcın takdiri, yasama organına müdahaleyi gerektirmez. İkisi birbirinden çok farklı. Bütün yargıçların dünyada unutmaması gereken temel kural vardır, yargıç kararını insan haklarını ve demokrasiyi geliştirmek üzere verir. Neden 'pozitif hukuk' diyorlar, temel neden budur.

ABD'den örnek vermek istiyorum, Türkiye'den ABD'ye Karun hazineleri kaçırıldı, Kültür Bakanlığı dava açtı, eserlerin geri getirilmesi için mücadele etti. ABD'li avukatlar zaman aşımı nedeniyle davanın reddini istedi. Yargıçlar, 'çalınan tarihi eserlerde zaman aşımı olmaz, o eserlerin çalındıkları ülkelerde sergilenmesi gerekir. Çünkü bu eserler o toprakların ürünüdür' diyerek, Türkiye'ye iadesine karar verdi. İşte yargıç, pozitif hukuk, olması gereken budur. Bu sorun o yargıçların sorunudur demiyorum, şunu da söylemek istemiyorum, o yargıçlara müdahale edelim, telefon açalım, niye bunu yaptın, hayır, ne yargı üzerinde ne yasama organı üzerinde vesayeti kabul etmeyiz. Yargı da bağımsız olmalı, yasama organı da hiçbir vesayet altında kalmamalı.''

''ÇIKARDIĞIMIZ YASALARDA SORUN VAR DEMEKTİR''

Tutukluların milletvekili olduğunu, bu nedenle sorunun da parlamentonun sorunu olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, ''Çıkardığımız yasalar yargıçlar tarafından öngördüğümüz amaçların dışında yorumlanıyorsa o zaman çıkardığımız yasalarda sorun var demektir. Sorun CHP'nin değil Türkiye'nin sorunudur. Bir demokrasi eksikliği, ayıbı var, bunu çözmemiz gerekiyor'' dedi.

Bir başka ''garabete'' daha dikkati çekmek istediğini belirten Kılıçdaroğlu, ortak görüş olduğunu ancak çözüm üretemediklerini ifade etti.

Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın uzun tutukluluk sürelerinden şikayetçi olduğunu belirterek, Gül'ün, Erdoğan'ın, CHP'nin, AB'nin bu durumun düzeltilmesini istediğini söyledi.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, ''Hepimizin şikayet ettiği bir konuda bir araya gelip bu sorunu çözemiyoruz. Bu sorunu çözme konusunda irade koyalım, çözelim. Demokrasi istemiyor muyuz, özgürlük, eşitlik istemiyor muyuz  Bir ayıptan Türkiye'yi kurtaralım. Bunu yarın dünyaya nasıl izah edeceğiz'' diye konuştu.

"BEDEL ÖDEMEYE HAZIRIZ"

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, hak ve özgürlüklerin önünde hiçbir gücün duramayacağını ifade ederek, ''Demokrasi, özgürlük ve insan hakları bağlamında eğer bir bedel ödemek gerekiyorsa o bedeli CHP ödemeye hazırdır'' dedi.

TBMM Genel Kurulunda, 61. Hükümet'in programı üzerinde söz alan Kılıçdaroğlu, demokrasiyi yüceltmek, insanların özgürce düşünebildiği bir Türkiye'yi ayaklandırmak istediklerini, bunun için de eski alışkanlıkların bırakılması gerektiğini ifade etti. Kısır tartışmaların ülkeye her zaman zarar verdiğini belirten Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin, AB ülkelerinin gerisinde kalmasının nedeninin, bütün enerjinin bu tür kısır tartışmalara harcanması olduğunu söyledi.

Yargıya kesinlikle müdahale etmeyeceklerini, kimsenin yargıya müdahale etmesini istemediklerini dile getiren Kılıçdaroğlu, yargının, kendi etik kuralları içinde çalışması gerektiğini kaydetti. Kılıçdaroğlu, yargının verdiği kararların kamu vicdanını seslendirmesi için, bu etik kurallar içinde çalışması gerektiğine dikkati çekti.

Yargı ile ilgili sorunun çözümü için her türlü katkıyı sunmaya hazır olduklarını anlatan Kılıçdaroğlu, ''Dediler ki 'Öneriniz ne ' Bir öneri olur, iki öneri olur ama biz ortak aklı egemen kılmalıyız bu parlamentoda'' dedi. Sorunun, çözülemeyecek bir sorun olmadığını, bu konuda ortak irade beyan edildiğini belirten Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de bu ortak iradeye katıldığını ifade etti.

Meclis Başkanlık Divanının arkasında yer alan ''Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir'' cümlesine işaret eden Kılıçdaroğlu, ''Altını çizmek istediğim iki sözcük var. Kayıtsız, şartsız... Şu anda egemenlik kayıtlı şartlı milletin oldu. Varsa bir hata, birlikte düzeltelim. Biz egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu kabul ederiz. Bunu yüceltelim. Milli iradeye pranga vurulmaz arkadaşlar. Milli iradeye pranga vurulmuştur, bizim bundan kurtarmamız gerekiyor. Sağlıklı, tutarlı bir milli iradeyi geliştireceğiz'' diye konuştu.

''BİZİM SORUNUMUZ DEMOKRASİ KRİZİ''

Andiçme konusunda yapılan tartışmaları değerlendiren Kılıçdaroğlu, CHP'nin takındığı tavrın bir demokrasi tavrı olduğunu, ''Meclisi boykot etmediklerini, Genel Kurulda bulunduklarını'' söyledi.

Kılıçdaroğlu, konuşmasına şöyle devam etti:

''Niye konuşmadınız, niye yemin etmediniz ' diyorsunuz. Bizim yeminle bir sorunumuz yok. Bizim sorunumuz demokrasi krizi. Bir demokrasi krizi yaşanıyor. Sorun, bu demokrasi krizini çözmek. İrade beyan etmek. Asıl mesele budur. Bunu yaptığımız zaman biz parlamentoyu yüceltebiliriz. Biz hiçbir zaman şu söylemedik: 'Bu milletvekillerine özel bir ayrıcalık sağlayalım. Bunlar çıksınlar' Hayır... Hiçbir özel ayrıcalık sağlamıyoruz. Hukukun üstünlüğü içinde zaten bunlar gelecektir. Uluslararası anlaşmalar böyle öngörüyor. 'Bunlar affedilsin, bunlar yargılanmasınlar...' Hiçbir zaman böyle bir şey söylemedik. Gider mahkemede yargılanır. 'Efendim bunlar dokunulmazlık zırhına bürünsün.' Asla... Milletvekili olurken, bize başvururken, dilekçeleri vardır elimizde. Biz dokunulmazlık istemiyoruz diye 135 arkadaşımın, 135'inin de imzası var. Hiç kimse dokunulmazlık zırhının arkasına saklanmak istemiyor.''

Bu olayların çözümünün parlamentonun iradesinde olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, parlamento iradesinin bir demokrasi ayıbını ortadan kaldırması gerektiğine işaret etti. Bu ayıbın ortadan kalkması halinde hiç kimsenin bir sorunu olmayacağını anlatan Kılıçdaroğlu, ''Kamu görevini yerine getirme hakkını alıyorsunuz ellerinden. Milletvekili görevi kamu görevidir. Hangi hukukta var bu '' dedi.

''BEDEL ÖDEMEYE HAZIRIZ''

Tutukluluk konusunda yaşananların yeni bir olay olmadığını, ''Parasız eğitim istiyoruz'' diye pankart açan iki üniversite öğrencisinin 16 aydır tutuklu yargılandığını kaydeden Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

''Bana dünyanın herhangi bir demokrasisinden örnek gösterin. Pankart açtı diye iki üniversite öğrencisini 16 ay hapse atan bana bir demokrasi örneğini gösterin. Birisini silahla tehdit mi etti, molotofkokteyli mi attı, camı pencereyi mi kırdı, vatandaşı mı dövdü  Hayır. Ne istiyor, parasız eğitim. Ben de arkadaşlarım da parasız eğitim istiyor. Eminim sizler de istiyorsunuz. Bunu istemek ne zamandan beri demokrasilerde suç olmaya başladı

Hak ve özgürlüklerin önünde hiçbir güç duramaz. Demokrasi, özgürlük ve insan hakları bağlamında eğer bir bedel ödemek gerekiyorsa o bedeli CHP ödemeye hazırdır. Yeter ki bu ülkeye demokrasi, özgürlük gelsin.

Hükümet programında da demokrasinden, insan haklarından, özgürlüklerden bahsediliyor. Ama ben size Türkiye'nin gerçeklerinden rakamlar vereceğim. 2003-2010 yılları arasında faili meçhulden ölen vatandaşların sayısı 101'dir. Tam 212 kişi gözaltında ya da cezaevlerinde şüpheli şekilde yaşamlarını yitirdiler. 2005-2009 yılları arasında tutuklu sayısı neredeyse yüzde 100 arttı. 2005'te 31 bin olan tutuklu sayısı 2009'da 60 bine çıktı. 2010 yılında cezaevlerinde bin 857 çocuk tutukluydu. Bir çocuğumuz tutuklayıp hapse atmak, potansiyel suçlu yaratmak demek değil midir  O çocuklar bizim çocuklarımız. Onları topluma kazandırmamız lazım. Yanlış yapıyoruz. O yasalar parlamentodan geçti. Demek ki bir hatamız var.''

Yalnızca 2010 yılında 596 kişinin düşüncelerini açıklaması nedeniyle 1219 yıl hapis cezasına çarptırıldığını belirten Kılıçdaroğlu, herkesin düşüncelerini özgürce ifade etmesi gerektiğini kaydetti.

''BESLEME MEDYA İLE DEMOKRASİ OLMAZ''

Basın özgürlüğünde, Türkiye'nin 196 ülke arasında 119. sırada, Avrupa'da ise sonuncu sırada olduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, Türkiye'de demokrasinin önündeki en ciddi sorunlardan birinin bugün medyanın içinde bulunduğu durum olduğunu söyledi.

Bu tablonun değişmesi, daha özgürce düşünen medyanın olması gerektiğine işaret eden Kılıçdaroğlu, ''Özgürce düşünen, özgürce eleştiren, korkmayan, kendisine otosansür uygulamayan, bir medyaya ihtiyacımız var. Bu medya olduğu zaman demokrasiyi güçlü kılarız. Güçler ayrılığı ilkesinden bahsediyoruz. Ne güzel. Savunuyoruz güçler ayrılığı ilkesini. Yasamayı, yargıyı, yürütmeyi... Biri diğerine tahakküm eden değil, biri diğerinin dengi olan konuma getirelim. Eğer denkliği sağlayabilirsek demokrasiyi güçlendirmiş oluruz'' dedi.

Yargıdaki önemli sorunlardan birinin uzun tutukluluk süreleri olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, ''Niye ille de kişiyi hapse atacağız. Aylar yıllar boyu niye bunu tutacağız içeride. Hangi gerekçeyle tutacağız. AİHM'in verdiği onlarca karar var. Hatta Sayın Rıza Türmen, Sayın Cemil Çiçek geldiği zaman dedi ki 'Ben AİHM'de görev yaptım. Arzu ederseniz o mahkeme kararlarından örnek çıkarayım size teslim edeyim' dedi. Sayın Çiçek dedi ki 'O kararları biz tercüme ettik. Bütün yargıçlara gönderdik bu kararlara uysunlar' diye. Niye Türkiye AİHM'de tazminata mahkum olsun  Olmamalı...'' şeklinde konuştu.

Medyayı güçlü konuma getirmenin parlamentonun görevleri arasında olduğunu kaydeden Kılıçdaroğlu, ''Medya patronlarının hiç birisi ama hiç birisi. Altını çizerek söylüyorum. Ne doğrudan ne dolaylı hiçbir kamu ihalesine girmemelidir. Besleme medya mı olur  Besleme medya olursa demokrasi olmaz'' dedi.

''YARGICA GÖRE DAVA OLMAZ''

Hükümet programında anayasa değişikliğinde bahsedildiğini, ancak ne yapılacağı konusunda tek bir satırın yer almadığını belirten Kılıçdaroğlu, kendilerin anayasa değişikliğinde öngördükleri hedefleri seçim sürecinde açıkladıklarını söyledi.

Daha özgürlükçü bir anayasaya ihtiyaç olduğuna işaret eden Kılıçdaroğlu, 12 Eylül ürünü özel yetkili mahkemelerin, Türkiye'de demokrasinin önündeki en ciddi engellerden biri olduğunu ifade etti. Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: 

''Ne demek özel yetkililer. Nereden çıktı o özel yetkili mahkeme  Mahkeme düşünün; kişiyi tutukluyor, gizli karar koyuyor, sanığın avukatı dosyayı alamıyor. Peki, savunmayı nasıl yapacak. Hangi ileri demokraside böyle bir mahkeme türü var. 12 Eylül askeri darbesinin getirdiği o DGM'lere umut mu bağlayacağız. Bununla mı biz demokrasiyi kuracağız, bununla mı ileri demokrasi olucağız  Bunları şiddetle reddediyoruz. Parlamentonun, demokrasinin iradesiyle kaldıralım.

Tutuklu ve yargıç arasında kan davası olmaması gerekiyor. Düşünün, ben tazminata mahkum oluyorum yargıç olarak... Ama o sanığın davasına ben bakıyorum; diyor ki 'Arkadaş, ben seninle zaten mahkemeliğim. Senin davadan çekilmen lazım.' 'Yok' diyor. 'Ben bu davaya bakacağım. Ben senin dersini vereceğim. Seni tutuklayacağım. Seni süründüreceğim.' 'Niçin ' 'Ben özel yetkili mahkemenin yargıcıyım' diyor. Bu demokrasi değil ki... Böyle demokrasi olur mu  O yargıç oradan çekilir başka bir yargıç gelir. Davalar yargıca endekslenmez. Yargıca görev dava olmaz ama 'Sen bu davaya bakacaksın. Çünkü senin görevin bunları mahkum etmek' dediyse, bu algı çıkarsa, yargılama süreci zarar görür.''

''ÜNİVERSİTELER ÖZERK OLSUN''

Yeni Anayasada üniversitelerin de özerk kılınması gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, ''Allah aşkına, koca koca hocalar rektör seçemiyorlar mı  Bırakalım, rektörlerini kendileri seçsinler. Üniversite öğrencileri belli bir ağırlıkta üniversite yönetiminde söz ve karar sahibi olsun. Neden gençlerimize güvenmiyoruz '' diye sordu.

Yüzde 10 seçim barajının da kalkması gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, kendilerinin bu konuya popülist yaklaşmadıklarını, kanun teklifi verdiklerini ifade etti.

Anayasada Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu ile ilgili de değişiklik istediklerini anlatan Kılıçdaroğlu, bu konuda ülkenin kurtarıcısı Gazi Mustafa Kemal'in de bir vasiyeti bulunduğunu söyledi. Atatürk'ün kendi malvarlığı üzerindeki payı bu iki kuruma verdiğini belirten Kılıçdaroğlu, ''İş Bankasının gelirinden... Oradan elde edilen temsil yetkisi CHP'ye aittir ama buradan CHP'ye 5 kuruş para gelmez. O para olduğu gibi Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumuna gider ama 12 Eylül rejimi her iki kurum kapattı. Eğer biz gerçekten vasiyet kavramına inanıyorsak, bu ayıptan da Türkiye'yi kurtarmalıyız. Bu kurumlar eski konumunda olmalı. Anayasa değişikliğinde bizim önem verdiğimiz konulardan birisi'' diye konuştu.

''DEMOKRASİLERDE EN BÜYÜK TEHLİKE''

''Demokrasilerde en büyük tehlike, çoğunlukla iktidara gelen partinin 'ben her şeyi yaparım' iradesine sahip olmasıdır'' diyen Kılıçdaroğlu, şunları söyledi: 

''Bu demokrasinin önündeki en büyük tehlikedir. Her şeyi yaparım... Hukukun üstünlüğü içinde bizim çalışmamız lazım. İktidar her rejimde vardır ama muhalefet sadece demokrasilerde vardır. Muhalefetin olmadığı rejim sağlıklı bir demokrasi değildir.

Ben parlamentonun, varılan uzlaşmayla demokrasinin önündeki ciddi ayıpların kaldırılacağına yürekten inanıyorum. Gerek AKP, gerek CHP grubundan; katılan katkı veren, başta Sayın Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanı olmak üzere herkese teşekkür ediyorum. Çünkü arzumuz şu: Biz kaybetsek de demokrasi kazanmalı. Siz kaybetseniz de demokrasi kazanmalı. Demokrasi hak ve özgürlükler bizim için artık kaçınılmazdır. Arzumuz Türkiye'yi bir korku topluluğundan çıkarın herkesin düşüncelerini özgürce dile getirdiği sağlıklı çalışan bir demokrasiye kavuşturmaktır. O da başkalarının değil bizim görevimizdir.''

AA

ÇARKÇI BEŞER ŞEYTANA UYMUŞ GİBİ !
 // BATUHAN
Baya aklı başına gelmiş uluslar arası hukuktan bahsediyor. Bu utangaçlıkları vekillikleri garantilendikten sonra devam edecek mi, yeni anayasada kafalarına göre istek dayatacaklar mı, eski yargıçlarına vefasından dolayı direk yargıçlar, yasalar suçlu diyemiyor ama bundan önceki gibi topu hükümete atmıyor iktidarı suçlamıyor, bu sorunu çözün de diyemiyor dersini almış gibi !...
12 Temmuz 2011 08:52
GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler