YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Çevik Bir ve Hurşit Tolon hakkında ŞOK iddialar
"65 milyonda 200 bin kişiyi öldürsek ne yazar"
Çevik Bir ve Hurşit Tolon hakkında ŞOK iddialar
06 Temmuz 2009 / 17:08 Güncelleme: 06 Temmuz 2009 / 00:00

Çevik Bir ve Hurşit Tolon'un da aralarında bulunduğu 8 eski asker hakkında şok iddialarda bulunan Emekli Albay Kahramanyol, 28 Şubat süreci ile ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı.

Emekli Albay Kahramanyol, Eski Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir ve eski orgeneral Hurşit Tolon'un da aralarında bulunduğu 8 eski askerin, devletin ve milletin verdiği rütbelerle yetkileri kötüye kullanarak, hukuk dışı davrandıklarını ve sahte evrak düzenlediklerini iddia etti.


Kahramanyol, 28 Şubat sürecinde meşru hükümeti devirip, kendi istedikleri bir hükümeti başa getirmek için çalışan bu generallerle ilgili olarak savcılığın dava açması gerektiğini belirterek, “Kanunları ve Anayasa'yı çiğnediler. Haklarında dava açıldığında kanunları ve Anayasa'yı nasıl çiğnedikleri ortaya çıkar” dedi.


Ordu'dan “sahte evrak düzenlenerek haksız bir şekilde ihraç edildiğini” söyleyen Kahramanyol'dan iki şok iddia:


1) Gülhane'de, işe yaramaz AİDS testlerinin alınmasına ve verilen rüşvetlere direnen Prof. Ali Hacı Bektaşoğlu'nu ihraç ettiler.


2) Köstebek Davası'nda mahkumiyet kararı vermeyen 2 denizci hakimi karacı yaptılar. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'ne başvurup, denizciliğe geri döndüklerinde de Ordu'dan ihraç ettiler.


Meşru hükümeti devirip, yerine kendi istedikleri bir hükümeti getirmek için faaliyet gösterdiklerini iddia ettiği Çevik Bir ile emekli orgeneral Hurşit Tolon'un da aralarında bulunduğu 8 eski askerin yargı karşısına çıkarılması halinde 28 Şubat'ın keyfiliği ve karanlılığının aydınlanacağını belirten Kahramanyol, “Bunlar, devletin, milletin verdiği yetkileri suiistimal ettiler, sahte evrak düzenlediler. Sahte evrak ve raporlarla birçok askeri ordudan ihraç ettiler” dedi.


28 Şubat süreci ile ilgili son derece çarpıcı açıklamalar yapan Prof. Kahramanyol, Emin Pazarcı'nın soruları üzerine o dönemde yaşanan olaylarla ilgili şok iddialarda da bulundu. Kahramanyol, Emin Pazarcı'nın sorularına şu cevapları verdi:


Siz, 1997 yılında Ordu'dan ihraç edildiniz. Özellikle sizin ihracınız çerçevesinde çok çeşitli tartışmalar yapıldı. Önce, Ordu'dan ihraç sebebinizi sormak istiyorum…


Resmi evrak üzerinden bana bildirilen ihraç sebebi disiplinsizlikti. Halbuki, herkes bilir ki, ben Ordu'da disiplinli olmak ile temayüz etmiş bir subaydım. Bırakın Ordu'yu, üniversitede öğrenci iken benim lakabım kurşun askerdi. Mezuniyet yıllığımızda da bu husus vurgulanmıştır. Ben öteden beri yapı itibariyle disiplinli bir adamım. Aileden aldığım terbiye, değişik okullardan aldığım eğitim beni öyle yapmıştır. Ben öyle bilinirim. Disiplinsizlik diye bir şey söz konusu olabilemez.


O denemde basında “irticacı” iddiaları da yer aldı.


Bunların hepsi yakıştırmadır. Kağıt üzerinde bana gösterilen şey disiplinsizliktir.
Soru: Ama siz “Ben çok disiplinliydim” diyorsunuz. O zaman nereden kaynaklandı bu ihraç?
Kahramanyol: İzah etmeye çalıştığım konu da o zaten. Adamlar sadece beni değil, kendilerine muhalif olabilecek, kendi zihniyetlerine tabi olmayacak ne kadar adam varsa, Türk Silahlı Kuvvetleri'nden ayıklamaya çalıştılar. Devletin, milletin verdiği rütbeleri, yetkileri suiistimal ettiler. Sahte evrak düzenlediler.


“Adamlar” diyorsunuz. Bu adamlar kim? “Kendi zihniyetlerine tabi olmayacak” ifadesini kullandınız, onların zihniyeti neydi?


Adamlar, o zamanki Silahlı Kuvvetlerin üst kademesindeki adamlar. Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, muhtemelen belki gölgede kalıyordu. Ama, önde duran kudretli orgeneral Çevik Bir'di, İkinci Başkan. Gülhane de O'na bağlıydı. Bunların zihniyeti, o günkü meşru hükümeti devirip, kendi istedikleri istikamette hükümet kurmaktı.


Hükümeti devirmek istediklerinden bahsediyorsunuz. Peki sizinle problemleri neydi?


Ordu içerisinde kendileri gibi düşünmeyen ne kadar adam varsa, hepsini tasfiye etmek istiyorlardı. Ben açık konuşuyordum o zaman. 28 Şubat'ın gayri meşru bir davranış tarzı olduğuna dair… Bunlar gelip, benim odamda kayıt yapıyorlardı. Beni konuşturuyorlardı, sonra da bu kayıtları kullanıyorlardı. Hukuk dışı davrandılar. Rahmetli Fahrettin Alparslan bunları açık açık söyledi bana, ölmeden.


Ne dedi size?


Beni muayenehanesine çağırdı. O zaman emekli olmuştu; ama benim ihracım sırasında tümgeneral, tabip, profesördü. Fahrettin Alparslan, Gülhane Komutanıydı. Emekli olduktan sonra beni çağırdı. “Mustafa, biz sana çok haksızlıklar ettik, yapılan işleri ben içime sindiremiyorum, ben yakın tarihte basına da açıklama yapacağım” gibi sözler söyledi. Karşılıklı hatta oturduk, geçmişten, olaylardan bahsettik. Ben sorular sordum, o cevaplar verdi. Öyle noktalar oldu ki, karşılıklı gözyaşı döktük.


“Size haksızlık ettik” diyen başka isimler de oldu mu?


Kahramanyol: Ordu içinde bir çok subay, bir çok general, bana telefon edip, “Hocam, geçmiş olsun, biz eminiz ki bu yapılan büyük bir haksızlıktır, tasvip etmiyoruz, ama yapacak bir şey de yoktur” dediler.


Bir de sizin Brüksel'deyken Çevik Bir ile tartışmanızdan söz edilir. Siz tartıştınız mı Çevik Bir'le Brüksel'deyken?


Doğrudur. Ancak, bunun üzerinde durmakta fayda yoktur.


Sizinle ilgili ihraç kararı o tartışmadan kaynaklanmış olabilir mi?


Ben Gülhane'den tek başıma ihraç edilmedim ki… Burada çok önemli bir ayrıntı var. O gün Gülhane'den 15-20 kişi ihraç edildi; o ağustosta.


Bu ihraç edilenlerin görüşleri neydi? Nasıl insanlardı? Belirgin bir görüşe mensup muydular?


Bunlar düzgün, disiplinli, muhafazakar insanlardı. İçlerinde Alevi yoktu. İçlerinde bilinen solcu yoktu, bildiğim kadarıyla.


Bir de eski eşinizden kaynaklanan bir takım problemlerden bahsedilir, sizin ihracınız ile ilgili…


İşte Belçika'dayken Çevik Bir'in hanımı ile bir tartışması olmuş, ben şahit olmadım. Ama biliyorum öyle bir şey olduğunu. Sonra o zamanki tuğgeneral bana sorgu sual eyledi, v.s. Ben de disiplin çerçevesi içerisinde cevap verdim. Kimseye saygısızlık etmedim. Ancak, onların kafasında bir iz kalmış olabilir.


Sonra ikinci eşiniz sizin aleyhinize bazı bilgiler verdi, bildiğim kadarıyla…


O iş çok dikkat edilmesi gereken bir noktadır. Belli bir yere yerleştirmek lazım, o olayı. Bu süreç içerisinde adamlar bir çok kimseyi ihraç ettiler. Bunların belli bir yapısı vardı. Nasıl ihraç ettiler? Sahte belgelerle, sahte raporlarla. Verilmiş sicillerini yırtarak ve yeni sahte sicil uydurarak. Fevkalade vehim bir davranış tarzıdır. Bu hakkı ve yetkiyi kendilerinde gördüler. Kanunu ve Anayasa'yı çiğnediklerinin farkındaydılar mutlaka. Bunun eğitimini görmüşlerdi, ama umurlarında değildi. Hatta öyle arkadaşlarımız var ki, mesela Prof. Ali Hacı Bektaşoğlu gibi arkadaşlarımız, kendilerine teklif edilen rüşvetler mukabilinde iş görmedikleri için Ordu'dan atıldılar. Ali Hacı Bektaşoğlu dosyası da açılmalıdır.


Biraz daha açar mısınız? Nedir o olay?


Ali Hacı Bektaşoğlu, bölüm başkanıydı ve bu adama Türk Silahlı Kuvvetleri'nde kullanılmak üzere AİDS testi malzemesi satılmak istendi. Çevik Bir'in özel mektubu ile geldi adam, onun huzuruna. O bir heyet kurdu, bir incelemede bulunarak malzemenin değerinin sıfıra yakın olduğunu tespit etti. Emir verildi, bir daha tespit yapıldı. Gene aynı neticeye ulaşıldı. Bunun üzerine ilgili şirketin temsilcisi gelip, buna ağız dolusu küfür ederek, “Biz senin icabına bakacağız” dedi. Ama daha önce yüksek rüşvetler teklif ettiler. Sonra ihraç edildi. Bu bir örnek. Başka bir örnek, iki hakim örneğidir. Deniz Kuvvetleri'nde görülmüş olan “Köstebek Davası” vardır, hatırlarsanız. Bu davada hakimlik yapmış, denizci iki tane hakim vardı. Bunlara mahkumiyet kararı vermeleri hususunda ihsasta bulunuldu. Ama bunlar beraat kararı verince, hemen bunları karacı yaptılar. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde olmadığı gibi, karacı subay sıfatıyla da Anadolu'nun başka yerlerine tayin ettiler. Bunlar, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'ne müracaat ettiler. Bu kararları bozdurdular, tekrar Deniz kuvvetleri'ne döndüler ve Denizci Üniforması giydiler. Ama ilk şurada atıldılar. Bu kadar çıplak örnek ancak bizde olur. İşte bu dönemde benim hadisem cereyan etmektedir. Zatı alinizin de çok iyi bildiğiniz gibi, ben sıradan bir subay, sıradan bir hekim değildim. Devletin üst kademeleri ile hasbelkader tanışma imkanı buldum, bana verilmiş olan görevler dolayısıyla. NATO'da çalıştım, oradan takdirnameler aldım. Yabancı diller biliyorum. Tıbbi araştırmalarım var, dünya çapında yayınlarım var, v.s. Beni kulağımdan tutup sokağa koyamazlardı. Şurada da beni çok iyi tanıyan orgeneraller vardı, Genelkurmay Başkanı da başta olmak üzere. Ne yapmaları lazımdı? Çok ikna edici, sözüm ona çok ikna edici deliler koymaları lazımdı.


İşte o aşamada eşiniz mi devreye girdi?


Evet. İşte onu oraya koymak lazım. Kadın, benim açtığım boşanma davasından sonra Hurşit Tolon'un annesine gidiyor, şikayet ediyor. Hurşit Tolon'un annesi, GATA'da yatıyor, o sırada; ağır hasta. Rahmetli ile bizim hukukumuz vardı. “Peki, seni Hurşit Paşa ile konuşturayım” diyor. Hurşit Paşa, o sırada Güneydoğu'da asayiş güçleri kurmay başkanı, tümgeneral. Hurşit Paşa geliyor, durumunu ona anlatıyor, o Akademi Komutanı'na gönderiyor. Akademi Komutanı ile hatta Hurşit Paşa'nın annesinin odasında birkaç defa görüşüyorlar. Adam öncelikle “Bu aile içi bir meseledir” diye bakıyor. Ama, gerek Hurşit Tolon'un, gerek Çevik Bir'in, gerekse Çetin Saner'in etkisi ile İstihbarat Şube Müdürü Hava Albay Recai Bey'i görevlendiriyorlar. Hangi türlü dilekçeler yazılacak, kadına öğretiliyor. Dilekçe yazılıyor. Sonra Fahrettin Paşa o dilekçenin kopyasını verdi, bana.


Ne vardı dilekçede?


Dilekçede “Bu adam irticacılarla işbirliği yapıyor, irticacılarla toplantılara gidiyor, bu adam Türk değildir, bu adam evinde Türkçe'den başka bir çok dil konuşmaktadır” falan… Böyle saçma sapan bir sürü iddia. “Generaller hakkında aleyhte konuşmalar yapmaktadır” v.s. Saçma sapan pek çok iddia. Şahsi hiçbir derdini dile getirmiyor, dilekçede. “Ben bir Türk evladı olarak aşağıdaki bilgileri vermekle kendimi vazifeli hissediyorum” diyor ve sıralıyor, öğretilmiş. Ama bunun dışında, dilekçeden başka ben eminim ki bir çok uydurma evrak konmuştur, benim dosyaya. Çünkü, Genelkurmay Başkanı beni tanıyor. Kıvrıkoğlu beni Sarıkamış'ta emrinde çalıştığım tarihten beri tanıyor.


Yani, ikna olması zordu, diyorsunuz.


Tabi, bu kadın zaten sadece Hurşit Tolon'a değil, Kıvkıroğlu'na da gitmiş, İstanbul'da.


Bir de siz Süleyman Demirel'le de Başbakanlığı döneminde birlikte çalıştınız. O da sizi yakından tanıyor. Ancak, Cumhurbaşkanı sıfatı ile YAŞ kararının altında imzası var. Bunu nasıl izah ediyorsunuz?


Kolay imzalamazdı onu. O günlerde Demirel'e ben ulaşamadım. Cumhurbaşkanlığından ayrıldıktan sonra randevu talep ettim. Gittim, oturduk, dostane konuştuk. “Annen nasıl?” dedi. “Nasılsın” bilmemde dedi… Benim sıkıntım vardı. Çünkü, kızım işe girecekti, “Baban ordudan ihraç edildiği için seni almıyoruz” dediler. Kızım yazılı ve sözlü imtihanları kazanmış, UNESCO Milli Temsilciliği Genel Sekreterliği'ne talip olmuş ve kazanmış. Tayin etmiyorlar. Demirel'le oturduk, sohbet ettik. Hemen telefon açtı Milli Eğitim Bakanı'na. “Bu çocuğun günahı ne? Biz Kahramanyol'u çok takdir ediyoruz, çok beğeniyor ve seviyoruz. Kendisine yapılan bir haksızlık vardır, ama bu konumuz dışıdır. Bu çocuğa konulan tavır yanlıştır. Lütfen bunu düzeltin” dedi. O zaman, DSP'den bir milletvekili arkadaşımızdı Milli Eğitim Bakanı. Hemen yapıldı işi. Ancak ben çok kahırlı idim. “Sayın Cumhurbaşkanım, siz beni tanıyorsunuz. Ne olduğumu da biliyorsunuz. Merak ediyorum, size ne dediler de siz benim kararımın altına imza attınız? Normal şartlarda siz benim ihraç kararımı imzalamazdınız, iade ederdiniz ve bu çirkef iş yarım kalırdı” dedim. Durdu, “Doktor, ne dediklerini hatırlamıyorum, ama unutma ki ben Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanıyken, beni tutup 10 sene 4 duvar arasına koydular. Bana bunu yapabiliyorlarsa, sana az bile yapmışlar, sayılabilir” dedi. Bu, tabi Sayın Demirel'in tarzına, üslubuna uygun çok diplomatik bir ifadedir ve her şeyi içerir. Ben bu ifadeden ötürü kendisine buradan şükranlarımı sunarım. Yani benim kararımı imzalaması çok büyük bir haksızlıktır. Açıkça toplumun önüne çıkıp, savunmaması bir haksızlıktır. Bunlar başka. Ama bu cevap, çok yerinde verilmiş, diplomatik, çok güzel bir cevaptır.


Siz geçenlerde bir de suç duyurusunda bulundunuz. “Şimdi tam zamanı” diye Çevik Bir, Hurşit Tolon ve 8 asker hakkında… Bu suç duyurusundan ne bekliyorsunuz?


Savcıların ilgilenmesini, dava açmasını, benim dosyamı celp etmelerini, açmalarını ve bu adamları yargılamalarını bekliyorum. Benim dosyam vesilesi ile de bütün 28 Şubat süreci içinde ihraç edilmiş bütün subayların dosyalarının açılmasını istiyorum. Böylece 28 Şubat'ın keyfiliği ve karanlığı, bütün çıplaklığı ile ortaya çıkar. O korkunçluk ortaya çıkar. Devletin rütbelerini, imkanlarını kullanarak, orgeneraller nasıl kanunları ve Anayasa'yı çiğnemişler, o ortaya çıkar.


Nihayetinde o dönemde bir darbe mi amaçlanıyordu?


Darbe yapıldı zaten.


Ben bizzat askerin sivillerden görevi devralmasından söz ediyorum.


Gerçek darbedir o. Benim kanaatimce güçleri yetseydi o takım memleketin idaresini eline geçirecekti. İhtilal takımı içindeki bir takım generallerin “200 bin kişi öldürsek ne yazar 65 milyonda” dediklerini duyuyorduk. Elimizde delil yok, ama böyle sözler söylediklerini duyuyorduk. Bunların gözleri kararmıştı.


Bunların Ergenekon Davası ile irtibatları olabilir mi?


Ben onu bilemem. Ama, Ergenekon dediğimiz davada suçlama ne? Devletin meşru güçlerine karşı gizli teşkilat kurmak ve devletin meşru yönetimini devirerek ihtilal idaresi kurmak. Bunlar da o zaman bunu yapmışlardı. O zaman birleştirilmesi lazım, bu dava ile. Aynı işi yapmışlardır.


Mynet


 

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler