YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Cem kızımı öldürdü ama kızımı kimler parçaladı?
Tam 54 gündür cinayetin katil zanlısı Cem Garipoğlu kayıp
Cem kızımı öldürdü ama kızımı kimler parçaladı?
26 Nisan 2009 / 12:45 Güncelleme: 00 0000 / 00:00

Yaklaşık iki aydır kızı Münevver’in katil veya katilleri bulunamayan Süreyya Karabulut: “Evimizi taşıdık, semt değiştirdik çünkü ‘Kızımız gelecek, kızımız şimdi şuradadır’ diye düşünmek istemiyoruz. Sanki evin bir odasından çıkacakmış gibi hayal ediyorduk hep. Ama maalasef çözüm olmadı. Hâlâ birden kapının çalacağını ve onun geri geleceğini sanıyoruz”

Tarih 3 Mart 2009. Henüz 17’sindeki Münevver Karabulut’un başı gövdesinden ayrılmış cesedinin Etiler’deki bir çöp konteynırında bulunduğu gün. Tam 54 gündür cinayetin katil zanlısı kayıp. Münevver’in erkek arkadaşı Cem Garipoğlu hâlâ aranıyor.
Bense Münevver’in babası Süreyya Karabulut ile söyleşi yapmak için haftalardır uğraşıyorum. Şişli’deki evine gidiyorum, mahalle bakkalından cep telefonunu öğreniyorum. Söyleşi sözünü alıyorum. Beşiktaş’taki Bingül Erdem Lisesi önünde kızının katilinin yakalanamamasının protesto edildiği gün buluşmak için randevulaşıyoruz. O gün çok üzgün ve yorgun, “İleri bir tarihe erteleyelim” diyor. Ben de Almanya’dan, Adana’dan, Gaziantep’ten sırf bu protestoya katılmaya gelenlerle birlikte Etiler’e gidiyorum. Münevver’in cesedinin bulunduğu konteynıra çiçek bırakıyoruz...
Karabulut ve karısı, kızlarının ölümünü kaldırabilmek için doktor kontrolünde sakinleştirici ilaçlar alıyorlar. Süreyya Karabulut o ilaçların etkisiyle uyurken kardeşiyle, karısıyla konuşuyorum. “Kendini daha iyi hisseder hissetmez sözünü tutar” diyorlar. Ve tutuyor da. Nihayet geçen çarşamba buluşuyoruz.
Herhalde hayatımın en zor röportajını yapıyorum. Hangi soru onun içini ne kadar acıtır kestiremiyorum. Ama biliyorum ki o ne kadar çok anlatırsa, biz ne kadar çok yazarsak bu konu o kadar uzun süre gündemde kalacak. Ve belki de katil veya katiller yakında yakalanacak...



Kızınızın ölümünün üzerinden neredeyse iki ay geçti. Yetkililere katilin ne zaman bulunacağını sorduğunuzda ne cevap alıyorsunuz?
Bu kadar zaman geçti, katiller hâlâ dışarıda. Yetkililer “Yakalayacağız” diyorlar. Ne zaman yakalayacaklar? Ben Cem Garipoğlu’nu tanımam, muhatabım o değil. Nerede olduğu beni bağlamaz. Benim muhatabım devlet. Suçluyu, suç ortaklarını yakalamalı artık. Delilleri yok etmek suç değil mi? Cesedi biri arabaya taşıyor ve Cem’le birlikte kızımı çöpe atıyor. Bu suç değil mi? Hem Cem’in sitesinin hem de kızımın çöp konteynırına atıldığı Cem’in dedesinin oturduğu sitenin kamera kayıtları silinmiş. Bu suç değil mi? Sanki bu insanların hepsi profesyonelce toplandılar, kızımı öldürdüler ve bu işi kılıfına uydurdular.

“Kınalı kuzumu planlı, programlı bir şekilde katlettiler”

Bu iki ay size yıllar geçmiş gibi gelmiş olmalı. Nasıl sabrediyorsunuz?

Bıçak kemiğe dayandı. Sabrım kalmadı. İlaçlarla ayakta duruyorum. Şekerim var. Habire ilaç alıyorum, iğne oluyorum. Eşim ve ben Balıklı Rum Hastanesi’nde tedavi görüyoruz. Tıbben destek almasam yaşayamam. Benim kızım gitti, katledildi. Hâlâ tek bir suçlu dahi cezaevine girmedi. Polis suçu mahkemeye atıyor, mahkeme “Polis delil arayışı içinde” diyor. Kızımın Facebook’taki grubuna 50 bin kişi kayıtlı, yürüyüşe 2 bin 500 kişi geldi. Halk çok duyarlı, sağ olsunlar. Bu evin, hizmetçisi, şoförü, havuz bakıcısı, komşuları var. Hani neredeler? Onlar bu duruma duyarsız mı kalacak? Ey adalet neredesin? Bul şu katilleri ve artık içeri at.



Siz tek suçlunun Cem Garipoğlu olmadığını, bunun organize bir cinayet olduğunu söylüyorsunuz. Neye dayanarak böyle düşünüyorsunuz?
Burada bir katliam var. Bunu tek kişi yapamaz. Cem’in arkadaşlarıyla da görüştüm, olay yeri inceleme ekibiyle de. Onlarla konuşmalarımdan şuna kanaat getirdim: “Cem bu eylemi tek başına yapabilecek bir kişi değil.” Zaten bu cinayeti tek kişi işlemiş olamaz. Zaman o kadar kısıtlı ki! Cinayetin işlenmesi, kızımın kafasının koparılması, paketlenip çöpe atılması, evdeki kan izlerinin temizlenmesi... Her şey çok kısa süre içinde olmuş bitmiş.

Cem Garipoğlu’nun “Sevgililer Günü Katliamı”, “Testere” gibi insanların arka arkaya vahşice öldürüldüğü filmleri defalarca izlediği anlatılıyor. Hatta “Sevgililer Günü Katliamı”na kızınızla birlikte gitmişler. Bu cinayetin bir tür satanist eylem olduğunu düşünenler var. Aynı fikirde misiniz?
Cem’in ve abisinin üye olduğu internet siteleri arasında satanist siteler, genç kızların öldürülmesi üzerine hazırlanmış siteler var. Burada şu aklıma geliyor. Acaba bu cinayeti abisi ile birlikte mi işledi? Ya da arkadaşlarıyla? Bu cinayet planlıydı, kızım da kurban seçildi. Benim kınalı kuzumu planlı, programlı bir şekilde katlettiler. Eğer bir anda gelişen olaylarla gerçekleşen tesadüfi bir cinayet olsaydı şimdiye kadar aydınlanırdı, suçlular da bulunurdu.
Tamam Cem kızımı öldürdü. Ama kızımı parçalayan kim? Onu konteynıra götürüp atan kim? Evi temizleyen kim? Suçluların yakalanmasına, adaletin ilerlemesine mani olan birilerinin olmasından şüphe ediyorum.

Garipoğlu’nun anne ve babasının üzerinde de kan izlerine rastlandığı biliniyor. Cem’in amcası televizyonda “Kardeşim, Cem’in babası olayı karakolda öğrendi” diyor. İnanıyor musunuz ona?
Bu tip aileler hiçbir zaman eline bir bez alıp toz almış insanlar değildir. Yerdeki kanları da temizlemezler. Cem bakıcılarla büyümüş. Parmağı kesilse yerdeki kanı temizlemez. Düşünün ki kafasını bedeninden ayırıyorlar kızımın. Öyle bir kan... Kan lekesi de kolay kolay çıkmaz. Bence birileri geldi temizledi ya da Cem’in yanında arkadaşları vardı. Amcası yalan söylüyor. Cem cinayeti işledikten sonra ailesine haber verdi. Ailesi de oğullarının yaptığını temizledi. Anne-babanın verdiği ifadelerin hepsi çelişkili. Tutarlı tek tarafı yok.


“Ölüme itirazım yok. İtirazım kızımın canice katledilmesine, kesilip biçilmesine”

Geçtiğimiz günlerde Şişli’den Bahçelievler’e taşındınız. Münevver’in ölümüyle mi ilgiliydi bu?

Aynı ortamda kalmak istemedik. Ölüm hepimizin sonu. Ölüme itiraz etmiyorum. İtirazım kızımın canice katledilmesine, kesilip biçilmesine. Sabahlara kadar uyuyamıyoruz. Semt değiştirdik çünkü “Kızımız gelecek, kızımız şimdi şuradadır” diye düşünmek istemiyoruz. Sanki evin bir odasından çıkacakmış gibi hayal ediyorduk hep. Ama malaasef çözüm olmadı. Hâlâ evde yaşadığını hayal ediyoruz. Birden kapının çalıp onun geri geleceğini düşünüyoruz.

Taşınma sırasında Münevver’in eşyalarını da yanınıza aldınız mı? Yoksa bıraktınız mı?
Özel eşyalarını, kıyafetlerini yanımıza aldık. Ama oda takımını ihtiyaç sahibi ailelere verdik.

Kızınızın en sevdiği şarkıcı hangisiydi? Hangi diziyi izlerdi?
Ferhat Göçer ve Yalın’ı severdi. Yalın konserlerine de gitti. “Aşk-ı Memnu”yu izlerdik birlikte.

Aile arasında bir lakabı var mıydı?
Dedesi “Pamuk kızım” diye severdi onu. Ben de “Pamuğum” derdim. Arkadaşlarının arasındaki lakabı ise “Müno”ydu.

İşten vakit bulup ona yemek yapar mıydınız? En çok ne yemeyi severdi sizin elinizden?
Evde yemeği eşim yapar. Ama ben ramazanda yemek yapardım. Birlikte oruç tutar, orucumuzu benim yaptığım yemeklerle açardık. Münevver en çok kızartmamı severdi.


“Bu aile antrenmanlı bir aile. Suç mekanizmasının tüm dişlilerini çok iyi biliyorlar”


“Cem’i tanısaydım kızıma şunu söylerdim: ‘Bak kızım bu tip çocuklar günübirlik ilişkiler yaşar. Uzun vadeli düşünmez. Ben bu ilişkiye müsaade edemem.’ Zaten kızım da bunları kabul edecek bir çocuk değildi. Beni dinlerdi”

Kızınız İstanbul doğumlu ama mezarı memleketiniz Bolu Mengen’de. Siz Bolu’dan İstanbul’a ne zaman göç ettiniz?
Kızım İstanbul’da doğdu ama ben kızımın memleketimize gömülmesini istedim. 1966’da Bolu’nun Mengen ilçesi Gökçesu beldesine bağlı Kayabaşı köyünde doğdum. 1974’te İstanbul’a geldik ailemle. Ortaokulu bitirdikten sonra 14 yaşımda çalışmaya başladım.

Fener Rum Patrikhanesi’nin başaşçısısınız. Bolu aşçılarıyla, aşçılık okuluyla meşhurdur. Siz aşçılık eğitimi aldınız mı?

Hayır ben çıraklıktan yetişmeyim. Ustalarımdan öğrendim her şeyi. Hilton’da, Sheraton’da, Ramada’da çalıştım.

“En son babalar duyar’ diye bir laf vardır. Benim Cem’den haberim yoktu”

Eşinizle nasıl tanıştınız? Görücü usulü ile mi severek mi evlendiniz?
Aynı memleketteniz. Severek evlendik. Yedi yıl nişanlı kaldık. Ben 1987’de askerden geldikten sonra evlendik. Eşim lise mezunu, bilgisayar programcısı. Şu an çalışmıyor. Çok faal bir kadındır. Resim yapmayı sever. MS hastası olduğu için MS Derneği’ne üye. Oradakilerle toplantılara giderdi. Çocuklarımla, eşimle çok güzel bir hayatım vardı. Çevremizdeki insanlar bize gıpta ile bakardı. Yaşam standartımız da yüksekti. Ama caniler geldi o güzel hayatımızı mahvetti.

“Yaşam standartımız yüksekti” dediniz. Kızınız gazetelerde, televizyonlarda çıkan fotoğraflarında hep çok şık. Üzerindekilerin birçoğu marka. Kıyafete çok mu para harcardı? Yoksa bazıları Cem’in hediyesi miydi?
Hayır, Cem’in hediyesi falan değiller. Nişantaşı’nda ithalat yapan bir tekstil firmasından alırdı birçok kıyafetini. Bir giysi dışarıda 100 TL ise orada 30-40 TL’ydi. Dışarıdan çok büyük bir masraf gibi gözükse de aslında öyle değildi.
Hamdolsun kazancımız da iyi, işimiz de... Benim yatırımım ailemdi. Eğer cebimde bir lira varsa kızımın ve oğlumun cebinde iki lira olmasına dikkat ederdim. İstanbul’a ilk geldiğimde sıkıntılı bir hayatım oldu. Maddi olarak zorlandık. İstedim ki çocuklarım bunları yaşamasın. Eğitimlerine çok önem verdim. Ekonomik boyutu yüksek de olsa altından kalkarım dedim. Münevver’in erkek kardeşi kolejde okuyor. Münevver’i 16 yaşında dil kursu için iki ay Kanada’ya yollamıştım. Keşke Kanada’da kalsaydı da kızım sağ olsaydı. Ölümünü görmeseydim.

“Kızım annesine ilk ve son ilişkisi olacağını söylemiş. Ne yazık ki ölümle bitti”

Münevver ne okumak istiyordu? Hayalindeki meslek neydi?

Uluslararası ilişkiler. Eğer yaşasaydı Bilgi Üniversitesi’ne gitmek istiyordu. Oraya gönderecektim ama ömrü yetmedi ne yazık ki.

Münevver’in adını kim koydu? Siz mi?
Hayır, eşim. Münevver aydınlık, bilgili, kültürlü demekti. İsmine layık bir kız olarak yetiştirmeye çalıştık. Arkadaşları da çevresi de bilir. Çok duyarlı, donanımlı bir kızdı. Çok kitap okurdu.

Siz kızınızın katil zanlısı Cem Garipoğlu ile bir ilişkisi olduğunu biliyor muydunuz?
“En son babalar duyar” diye bir laf vardır. Benim haberim yoktu. Fakat eşim de, oğlum da Cem’le tanışmış.

Kızınızı kaybettikten sonra “Bana niye söylemediniz?” diye onlara sitem ettiniz mi?
Bana söylememelerine üzüldüm. Ben bu yaşa gelmiş biri olarak, Garipoğlu’nun nasıl biri olduğunu anlardım. Ailesini, yaşamını, okul değiştirmelerini öğrenince kızıma şunu söylerdim: “Bak kızım, bu tip çocuklar günübirlik ilişkiler yaşar. Uzun vadeli düşünmez. Bu ilişkiye ben müsaade edemem.” Zaten kızım da bunları kabul edecek bir çocuk değildi. Beni dinlerdi.

Onu ölüme kadar götüren bu ilişki, kızınızın ilk ciddi ilişkisi miydi?
Evet, ilkti. Annesine ve kardeşine ilk ve son olacağını söylemiş. Gerçekten de son oldu. Ne yazık ki ölümle bitti.

Münevver’in ve Cem’in nasıl tanıştıklarını biliyor musunuz?

Detayını bilmiyorum. Arkadaş grubu içerisinde tanıştıklarını duydum.

İlk günlerde tehdit telefonları alıyordunuz. Bu devam ediyor mu?
Hayır. “Kızını öldürdük, seni de aileni de öldüreceğiz” diyen o telefonlar artık kesildi.

“Kızımın katili bulunsun diye kendimi Taksim’de yakmamı mı istiyorlar benden?”

Siz onlara ne cevap veriyordunuz? Onlarla konuşuyor muydunuz?

“Ben zaten ölmüşüm” diyordum. Canlı olduğuma inanmıyorum zaten. Bugünün şartlarıyla direnmeye çalışıyorum sadece. Sokakta afedersin aptal aptal geziyorum. İçim yanıyor. Allah düşmanımın başına vermesin. Sağımda solumda sadece halkı görebiliyorum. Yetkililer bir an önce bulsalar da ben “Oh be kızımın katili cezaevine girdi, cezasını çekecek” diyebileyim. Kafayı yiyeceğim artık. Kızımın katili bulunsun diye bir bidon benzin alıp Taksim Meydanı’nda kendimi yakmamı mı istiyorlar? Beni buna mecbur edecekler. Mahkeme, savcılık, emniyet bana hiçbir açıklama yapmıyor. Şoför ortada yok, hizmetçi ortada yok! Bizim günahımız neydi? Benim kızım, canım gitmiş ya...

Kızınızın günlüğünü polise teslim ettiğinizi söylemiştiniz. Neler vardı o günlükte?
O günlükte yazanlara göre Cem’in babası bazı işlerini oğluna bırakmış. 17 yaşındaki bir çocuk nasıl şirketin başına geçebilir, nasıl imza yetkisi var anlamadım. Ayrıca kızım Cem’in alkol kullandığını yazmış. İlişkisine gelip geçici bir ilişki olarak değil, uzun vadeli olarak baktığını anlatmış. O günlüklerde yazanların da yer aldığı bir kitap çıkarmayı planlıyorum. Yazmaya başladım, Münevver’in hayatını anlatacağım. Benimki benden gitti. İstiyorum ki, başka Münevverler ölmesin. Genç kızlarımız tuzağa düşmesin.

Cem Garipoğlu’nun dedesi emekli hakim. Bu hukuki süreçte ailede bir hakimin olması onlara avantaj sağlıyor mu?
Bu aile antrenmanlı bir aile. Suç mekanizmasının dişlilerini iyi biliyorlar. Hukuki konulara, kanunlara hakimler. Dedenin eski hakim olması bir avantaj. “Biz kanun manun takmayız. Bazı yetkililerin cüzdanlarının arasına para sıkıştırırız, işi hallederiz” dediler. Güzel bir kılıf hazırladılar bu işe. Biraz vicdanları olsaydı -medya kanalıyla dahi olsa- başsağlığı dilerlerdi. Yüreğim biraz ferahlardı belki. Yine biraz vicdanları olsaydı, oğullarının kulağından tutup adalete teslim ederlerdi. Oğullarını saklıyorlar. Kendileri ellerini kollarını sallaya sallaya utanmadan gezerken biz cumartesi günü (dün), Münevver’in Mengen’de yapacağımız mevlidinin hazırlığındayız. Bunlar nasıl insandır, ben bilemedim.


“Ablası öldürüldükten sonra oğlum avukat olmaya karar verdi”

Kızınızı en son ne zaman görmüştünüz? Onunla ne zaman konuştunuz?

Öldürüldüğü günün önceki akşamında kızımla baba-kız sohbet ettik. Dershaneden konuştuk, kardeşinden, annesinin hastalığından bahsettik. Ben kızımla arkadaş gibiydim. Kızım okula giderken ben yatıyordum, uğurlayamadım. Annesi uğurladı. Biz kızımı sabah okula gönderdik, akşam kızımız çöp konteynırında bulundu.

Ölüm haberini nasıl aldınız?
Telefonda. Akşam yemeğine bekliyorduk kızımı. Sofradaydık.

Eşiniz MS hastası. Ona nasıl açıkladınız durumu?
O görev doktorlara düştü. Önce Münevver’i bir kazada kaybettiğimizi söyledik ona. 3-4 gün sonra olayı anlattık. Kızımı bizim aileden kimse görmedi. Kızımın cenazesinin yıkanmasını hiçbirimiz görmedik. Herkes onu son haliyle hatırlasın istedik.

Oğlunuz delikanlı, 17 yaşında. Onun tepkisi ne oldu ablasının öldürülmesi karşısında?
O da bizim gibi suçluların bulunmasını bekliyor. “Türk adaleti er geç tecelli edecek. Suçluları cezaevine koyacak” diyor. Oğlum lise 3’te okuyor. Ablası öldürüldükten sonra bana hukuk okumak istediğini söyledi. Artık avukat olmak istiyor.
Benim de oğlum var. O böyle bir cinayet işlese kulağından tutup adalete teslim ederdim. Onun yaptığını ben temizleyemem, adaletin vereceği cezayla temizlenebilir belki. Onlar kendi çocuklarının yaptıklarını parayla temizlediklerini sanıyor olabilirler. Yanılıyorlar. O paranın içinde boğulurlar. O aile bu kadar zengin olmasaydı, ailede hakim olmasaydı çoktan yakalanırdı Cem.

“3 Mayıs’ta Cem’in evinin kapısına siyah çelenk bırakacağım”

Katilinin hâlâ bulunamamasına dikkat çekmek için Münevver’in okulunun önünde bir buluşma organize ettiniz. Daha sonra cesedinin bırakıldığı çöp konteynırının önünde toplanıldı. Katilin bulunamaması protesto edildi. Bu olayın unutulmaması için başka eylemler düzenleyecek misiniz?
Her ayın 3’ünde protesto etmeyi düşünüyoruz. Mayıs’ın 3’ünde Bahçeşehir’de, Cem’in oturduğu site girişinden evin önüne kadar yürüyüp evin kapısına siyah bir çelenk bırakmak istiyorum. Gerekirse oturma eylemi yapacağım. Gerekirse devletin ayağına kadar yürüyeceğim. Kızımın kanının yerde kalmaması için elimden geleni yapacağım. Başbakan’dan randevu istiyorum. Müge Anlı’nın programında da isteğimi belirttim. Tek dileğim Başbakan’la görüşmek. Derdimi anlatırsam, dermanım olur gibi geliyor. (MİLLİYET)

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler